Osman Balıkçıoğlu; “ALİKO İLE CAHER DAYATILAN TÜRKİYE KÜLTÜRÜNE DUR DİYORDU”

Bu oyun öncesinde insanlar Türkiye’ye özenerek işler yapıyordu. O şekilde oyunlar sahneliyordu. Halk oyunlarımız Türkiye halk oyunlarıydı. Bize Türkiye kültürünün dayatılması söz konusuydu. Alikko ile Caher bize dayatılan bu kültüre dur dedi.

Simge Çerkezoğlu

Osman Balıkçıoğlu hayatı boyunca Kıbrıs kültürü ve sanatı için mücadele eden, Kıbrıs Türk tiyatrosuna emek veren önemli isimlerden. Tam bir Kıbrıs sevdalısı… “Yaşım 73” diyor ama ürettikleriyle delikanlılara taş çıkardığını bilmiyor. Kırk beş yılıdır Londra’da Kıbrıs özlemiyle yaşıyor, sıklıkla gelerek bu hasreti biraz dindirdiğini söylese de bu topraklara gömülmek istediğini hemen ekliyor. Oysa Caher karakteriyle bizim için ölümsüz olduğunu unutuyor.

Henüz 17 yaşında ilk sahne deneyimini yaşayan Osman Balıkçıoğlu, o yıllarda tiyatronun nasıl olduğunu anlatırken, nereden nereye geldiğimizi fark etmemize de olanak yaratıyor.

“Haklısınız ilk sahneye çıkışım 1961 yılında oldu. Henüz 17 yaşındaydım ve o yıllarda ne devlet ne de belediye tiyatrosu vardı. Sanatla ilgilenen tek kurum Güzel Sanatlar Derneği’ydi. Ben de bu dernekte tiyatroya başladım. Böylece ilk kez sahneye çıktım. Tiyatroda Üner Ulutuğ, Kemal Tunç, Hakan Demircioğlu gibi arkadaşlarım vardı, onlarla birlikte ‘Bir İlan Hatası’ isimli oyunla kendimi sahnede buldum. Sanata ilgi duymam dedem sayesinde oldu. Dedem Ahmet Burhan Bey ressamdı. Amatör olarak tiyatrolara dekorlar çizerdi.  Tiyatroya çok meraklıydı. Ondan aldığım kültürle tiyatroya merak sardım. Bir de ağabeyim vardı 19 yaşında kendisini kaybettik. O da o günlerde Güzel Sanatlar Derneği’nde tiyatroda oynamaya başlamıştı. Ondan mı kıskandım ne onun peşinden gittim… Biraz da yeteneğimin olduğunu gördüler. O yıllarda karakter yaratmaktan çok düzgün Türkçe konuşabiliyorsanız tiyatrocu olurdunuz. Benim  Türkçem düzgündü çünkü dedem İstanbulluydu. Bize İstanbul Türkçesi ile konuşmayı öğretmişti. Tabii bunun altında biraz da Kıbrıslı Türklerin Türkçesini değiştirme girişimi saklıydı.”

“ŞANS ESERİ CAHER OLDUM”

Devlet Tiyatrolarının kuruluşuna da şahitlik eden Balıkçoğlu, Güner Ulutuğ ve Kemal Tunç’un çabalarıyla hayat bulan kurumu tiyatroyu anlatıyor…

“Güzel Sanatlar Derneği’nde iki oyunla sahneye çıktım. Zaten ardından 1963’teki olaylar patlak verdi. 1965 yılında ise Güner Ulutuğ ve Kemal Tunç ilk sahneyi kurdu. Onlar bu yeni oluşumlarına oyuncu arıyordu ve ben de aralarına katıldım. İlk sahne, ardından Devlet Tiyatrosu ekibine dönüştü. Hiç unutmam her oyun için 20 Kıbrıs Lirası prim alırdık. Daha sonra tamamen Devlet Tiyatrolarına dahil oldum ve orada çalışmaya başladım.”

Kuşkusuz Balıkçıoğlu’nun parlamasını sağlayan, onu tüm Kıbrıslı Türkler için unutulmaz kılan oyun, bir radyo tiyatrosu olarak başlayan, Alikko ve Caher  hikâyesiydi…    

 “Beni en çok halka tanıtan oyun Alikko ve Caher oldu. Bu rol şans eseri bana geldi. Benden önce Caher rolünü Dinçer İsmail Aktuğ diye bir arkadaşımız canlandırıyordu. Ancak çocuğunun kaza geçirip ölmesinin ardından dayanamadı ve Ada’dan ayrıldı. Amerika’ya gitti. Kendisi çok iyi bir radyocuydu. Kemal Tunç da bana gelip Caher bulmamız lazım diyerek, sen ol dedi. Ben de bir deneyelim diyerek 1967 yılında Caher oldum. Hala Caher’liği taşıyorum. Bana çok keyif veren, beni insanlara sevdiren bir rol oldu ve 1972 yılına kadar Caher rolünü oynamaya devam ettim.”

OYUN ÖNCESİ-SONRASI

Metinlerini Kemal Tunç’un yazdığı, Alikko ile Caher’i bugün hangi Kıbrıslıya sorsanız bilir. Bu kadar  çok sevilmesinin nedeni belki bizim gibi konuşan karakterler olmaları, belki de bizden birisi tarafından kaleme alınmalarıydı …

“Bence her ikisi de Alikko ile Caher’i insanlarımıza çok sevdirdi. Kıbrıs ağzı ile yazılan ve oynanan ilk tiyatrodur. Bu oyun öncesinde insanlar Türkiye’ye özenerek işler yapıyordu. O şekilde oyunlar sahneliyordu. Halk oyunlarımız Türkiye halk oyunlarıydı. Bize Türkiye kültürünün dayatılması söz konusuydu. Alikko ile Caher bize dayatılan bu kültüre dur dedi. Adeta set çekti. İnsanlar kültürlerini hatırladı. Toplumun kendinden bir parçaydı. Aynı zamanda güncel olayları da işliyor, halkın dillendiremediği konuları da gündeme getiriyordu. Eleştirel yönü de vardı. Karpaz’da Ali’ye Alikko denirdi, Cafer’e de Caher ve bu iki karakter de Büyükkonuk köyünde yaşamış insanlardı. Birbirini seven sürekli çekişen, köylünün hep anlattığı insanlardı. Kemal Tunç’un da annesi Büyükkonuk köyündendi ve hep onların öykülerini duyarak büyüdü. Daha sonra da bu öyküleri güncelleyip, bu karakterleri yarattı.”

“BİAT EDEREK YAŞAMAKTANSA GÖÇ ETMEYİ TERCİH ETTİM”

Biliyoruz ki 1972 yılında çok sevilen Alikko ile Caher karakteri sona erdi. Bunun neden ve nasıl olduğunu Osman Balıkçıoğlu, aradan geçen kırk beş yıla rağmen, hüzünlenerek anlatıyor.

“Rauf  Denktaş Alikko ile Caher’i hiç sevmedi çünkü o Kıbrıs kelimesini ortadan kaldırmak ve sadece Türk ismini Ada’da yaşatmak istiyordu. O yıllar Türkiye’den buraya kültür ihracı ve dayatma vardı. Bugün hala var ancak başlangıcı o yıllara dayanır. Halk o zaman henüz olanların farkında değildi. Türk milliyetçiği beynimize ve yüreğimize adeta vura vura işleniyordu. Bizden beklenen Kıbrıs Türk kültürünü unutmamızdı. Oysa Alikko ile Caher bu kültürün en önemli simgesiydi ve toplum onlara sıkı sıkı sarılıyordu. Biz Rauf Denktaş’ın yok etmeye çalıştığı şeyi yaşatıyorduk.  Oyunu çok sevildiği için radyodan çıkarıp sahneye de taşımak istedik. Tabii bu arada eşim ve ben devlet tiyatrolarında çalışıyorduk. Fakat oyunu oynarsak Denktaş bey haber göndererek, bizi işten atacağını söyledi. Biz de istifa ederek üç ay, Alikko ile Caher’i farklı yerlerde oynadık. Neredeyse on beş bin kişi bizi izledi. Fakat işsiz kalmıştık.  Denktaş bey çalışmak istersem, onu görmeye gitmemi, ne söylerse onları yapmamı şart koştu. Ben de eşimi alarak İngiltere’ye göç ettim. Biat ederek yaşamaktansa göç etmeyi tercih ettim. Hep Kıbrıs hasretiyle yaşadım ama Londra’da da Kıbrıs Türk tiyatrosunu başlattım. Oradaki Kıbrıslılara tiyatromuzu taşıdım.”

“TÜRK DÜNYASININ PARÇASIYIZ AMA KIBRISLI TÜRKLERİN KENDİ KÜLTÜRLERİ VAR”

İngiltere’de Ada’da yaşayandan fazla Kıbrıslı Türk olduğunu düşünecek olursak, Osman Balıkçıoğlu önemli bir misyon üstlenerek, burada yaşatmasına izin vermedikleri Kıbrıs Türk kültürünü Londra’ya taşıdı.   

“Londra’da başlattığım tiyatro da çok sevildi. Ben de oyunlar yazmaya başladım, bu oyunları oynadım. Hala da oynuyorum. Sadece Kıbrıslı Türkler değil, Türkler de oyunlarımı seviyor. Londra’da da radyo programı yaptım, gazetede yazılar yazdım. Ancak ne yaparsam yapayım Kıbrıs ile ilgili şeyler yaptım. Ben Kıbrıs insanıyım. Kıbrıs insanını da Kıbrıs’ı da çok severim. Ölene kadar da öyle olacak. Biz Türk dünyasının parçasıyız ama Kıbrıslı Türklerin de kendi kültürleri var. Bu kültür Rum, Türk, İngiliz, Maronit ve Ermeniler’den etkilenerek oluştu. Bunu neden inkâr edelim. Çok renkli kültürümüz var, her yöremiz de farklıdır, özeldir.”   

“KIBRIS ÇOK DEĞİŞTİ”

Kıbrıs’a dair gözlemlerini de anlatan Balıkçoğlu, her şeye rağmen sanatsal anlamda iyi şeyler olduğuna vurgu yapıyor.

“Kıbrıs çok değişti. Benim gençliğim, çocukluğum artık yok. Pek çok şeyi tanıyamıyorum. Her şeye rağmen tiyatro kültürü çok gelişti. Bizim zamanımızda kadınların sahneye çıkması bile hoş karşılanmazdı. Şimdi sahnede pırıl pırıl gençlerimiz var, çok güzel. Halkımızın tiyatro sevgisi de arttı. Herkes tiyatroya gidiyor, seviyor ve takip ediyor. Tüm bunlar çok güzel.”

Sadece sahneye çıkmakla, oyun yazmakla yetinmeyen Balıkçıoğlu’nun Kıbrıs ve Kıbrıs’ı anlatan kitapları da bulunuyor.

“Kitaplarımı yazarken de hep Kıbrıs teması üzerinden çalışıyorum. İlk kitabım Bizim Lefkoşa’mız kitabımdır. Bir dönem Lefkoşa’da yaşayan insanları, kültürlerini anlatan kitaptır. Burada da Londra’da da çok ilgi gördü. Daha sonra Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türkleri anlattığım kitabım var. Ayrıca bir başka kitabımda da Alikko ile Caher’i, Kıbrıs Türk tiyatrosunun gelişmesi çerçevesinde anlattım. Son kitabımda ise Londra’da yaşayan yetmiş iki Kıbrıslı Türk ile yaptığım röportajlarım var. Sağlığım elverdiği sürece çalışmak, üretmek ve sahnede olmak istiyorum. Bunları para veya şöhret kazanmak için de yapmıyorum. Tüm bunlar benim sevgimin ürünü…”       

    

 

 

 

 

Dergiler Haberleri