“Ortak mücadele zemini yaratılmazsa bölünme büyüyecek”

Akademisyenler Doç. Dr. Sertaç Sonan, Ebru Küçükşener ve Enis Porat, “Kıbrıslı Türklerle Türkiye’den gelen göçmenler arasındaki ayrışmanın nedenlerini ve neler yapılması gerektiğini Yenidüzen’e değerlendirdi

Kamuoyunda ses getiren “Kıbrıs, Siyaset, Toplum Araştırması”nın mimarları konuştu

Akademisyenler Doç. Dr. Sertaç Sonan, Ebru Küçükşener ve Enis Porat, “Kuzey Kıbrıs'ta Siyaset ve Toplum” çalışmasında ortaya konan Kıbrıslı Türklerle Türkiye’den gelen göçmenler arasındaki ayrışmanın var olduğunu, kendilerinin sadece bunun fotoğrafını çekip yansıttıklarını söyledi.


Friedrich-Ebert-Vakfı (FES) Kıbrıs Ofisi tarafından finanse edilip, Lipa Danışmanlık tarafından uygulanan anketin sonuçlarını, Kıbrıslı Türklerle Türkiye’den gelen göçmenler arasındaki ayrışmanın nedenlerini ve bundan sonra neler yapılması gerektiğini YENİDÜZEN’e değerlendiren Doç. Dr. Sonan, Küçükşener ve Porat, birlikte bir mücadele zemini oluşturulmasının önemine vurgu yaptı.

Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi (UKÜ), Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Kıbrıs ve Akdeniz Çalışmaları Merkezi Direktörü Doç. Dr. Sertaç Sonan, “Kimseyi ötekileştirmeden, birlikte bir mücadele zemini oluşturmak lazım. Yoksa zamanla bu bölünme daha da derinleşecek, daha da içinden çıkılmaz bir hal alacak” dedi.

Kıbrıs’ın kuzeyinde bir entegrasyon politikası olmadığını kaydeden UKÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora öğrencisi Ebru Küçükşener, anne ve babasının 8 yaşında Kıbrıs’a geldiğini ve kendisinin “üçüncü nesil göçmen” olduğunu söyledi.

Küçükşener, “Ben göçmen kimliğimi hiç bir zaman ön planda tutmam, hep Kıbrıslı derim ama toplumun sorduğu sorulardan göçmenlik ön plana çıkıyor ve maalesef  bu soru da toplumu bölen ve entegre olamadığımızı gösteren bir sorudur” dedi.

UKÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora öğrencisi Enis Porat da farklı ülkelerin, farklı entegrasyon politikaları olduğunu belirterek, Türkiye ile ilişkiler doğru bir zemine oturmasıyla, Kıbrıslılarla Türkiye’den gelen göçmenlerin ilişkilerini de rayına oturabileceğini kaydetti.

“Anket bilimsel bir çalışmanın parçası”

  • Soru: Gazetemiz YENİDÜZEN anketin sonuçlarını ve araştırma raporunu yayınladı. Bu anket nasıl ortaya çıktı. Bir de anket 2018’de yapıldı, neden şimdi paylaşıldı?
  • Doç. Dr. Sonan: Yayınlanan anket bilimsel bir çalışmanın parçasıdır. Birlikte çalıştığımız Enis Porat ve Ebru Küçükşener, Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde doktora öğrencisidir ve doktorayı bitirebilmek için bilimsel dergilerde yayın yapma mecburiyetleri vardır. Yola böyle çıktık. Ebru da, Enis de master tezlerinde benzer konular çalıştılar. Kamuoyuyla paylaştığımız anket birbirini tamamlayacak bu iki bilimsel çalışmaya veri sağlamaya yönelik daha geniş bir çalışmanın parçasıdır. Bu çalışmaların pilot anketlere dayanan ilk bulgularını 2017’de Friedrich Ebert Vakfı (FES) ve PRIO’nun düzenlediği bir konferansta paylaştık. Yaptığımız sunumlar ilgiyle karşılandı. Hatta FES saha çalışması için bize fon sağlamayı bu noktadan sonra önerdi.
    Bizim birincil önceliğimiz tamamen akademiktir. Ama aynı zamanda FES’e karşı da bir yükümlülüğümüz olduğundan bunu bir raporla kamuoyuyla da paylaşmamız gerekiyordu. Çalışmamızı yayınlanmaya değer bulan Yenidüzen gazetesine de bu vesileyle tekrardan teşekkür ederim.
    Anketin yapılmasıyla sonuçların açıklanması arasında geçen zaman bulguların güncelliği konusunda soruları da gündeme getirdi. Şunu söyleyebilirim: Bu bir kamuoyu yoklaması değildir, daha çok yönelimleri, değerleri ölçen bir çalışmadır. Bunlar da akşamdan sabaha, kısa zamanda değişen şeyler değildir. Bu tür çalışmalar zaten 5-6 yılda bir yapılır.



“Kıbrıslı ya da Türkiyeli göçmen” diye nasıl belirlediniz?

“Bu ayrışmayı biz yaratmadık, sadece var olanı yansıttık” 

“Köken sorusu toplumu bölen ve entegre olamadığımızı gösteren bir soru”

  • Soru: Ankette örneklemi iki ayrı gruba ayırdınız. Öncelikle Türkiyeli göçmeni ve Kıbrıslıyı hangi kriterlere göre belirlediniz?
  • Küçükşener: En az bir ebeveyni 1974’ten önce Kıbrıs’ta doğmuş olanları Kıbrıslı, kendileri veya her iki ebeveyni Türkiye’den gelenleri göçmen olarak aldık.
    Çalışmamıza özellikle sosyal medyada “ırkçılık” olarak yaklaşanlar oldu; toplumu daha da bölme amacını taşıdığı yönünde tepkiler de var ancak bu çalışma var olan bir sorunu ortaya çıkaran bilimsel bir çalışmadır. Bu arada, belirtmek isterim ki ben de üçüncü nesil göçmenim. Annem ve babam 8 yaşında Kıbrıs’a geldi. Aslında gündelik yaşamımda kendimi göçmen olarak tanıtma sebebim, toplumun tutumundandır. Ben 1990 Kıbrıs doğumluyum, “Kıbrıslıyım” dediğim zaman “ama kökenin neresi?” sorusuyla karşılaştığımdan “göçmen” diyorum. Yani toplum beni, bizi göçmen olduğumuzu söylemeye itiyor. Ben göçmen kimliğimi hiç bir zaman ön planda tutmam, hep Kıbrıslı derim ama toplumun sorduğu sorulardan göçmenlik ön plana çıkıyor. Maalesef  bu soru da toplumu bölen ve entegre olamadığımızı gösteren bir sorudur.
  • Doç. Dr. Sonan: Aslında göçmenler bunu her yerde yaşıyor. Sadece bize özgü bir durum değil. Örneğin, hep söylenir, Almanya’daki Türkler, Türkiye’de “Almancı”, Almanya’da da “yabancı”dır.
  • Porat: Şunu da eklemek lazım. Akademik literatür doğum yerine bakmaksızın, kendisinin ya da ailesinin göç geçmişi olanları farklı deneyimlerinden dolayı göçmen olarak kategorize edip inceliyor. Bizim yaptığımız da bundan farklı bir şey değil.

“Bütün dünyada entegrasyona dair araştırmalar yapılır”

  • Soru: Hem sağdan, hem de soldan çalışmanıza tepkiler geldi. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
  • Doç. Dr. Sonan: Takdir edersiniz ki toplumdaki bu ayrışmayı biz yaratmadık. Biz sadece var olanı yansıttık. 1974’ten, göçmenlerin gelmesinden itibaren, hatta belki ondan da önce Türkiye'den memurların, komutanların gelmeye başladığı TMT zamanında başlayan bir süreç var. 70’lerde Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen 30 bin kişiyle, buradaki 70-80 bin kişilik toplumu bir araya koyduğunuzda, birbirleriyle hemen kaynaşmayacakları gün gibi ortadaydı.
    Bizim çalışmamız Türkiye kökenlilerle Kıbrıslıların ne hissettiğini değerlendiren ilk çalışma değil, ama bunu kantitatif olarak, bir anket temelinde yapan ilk çalışmadır. Biz olanı gösterdik diye suçlanıyorsak, diyecek bir şeyimiz yok. Bu gördüğümüz fotoğrafın bence çok da beğenilecek bir taraf yok. Özellikle “ilişkiyi nasıl tanımlarsınız” sorusunun yanıtını gördükten sonra “acaba veri girişinde bir yanlışlık mı oldu” diye düşünüp cevapların üstünden tekrardan gittik ve bir yanlışlık olmadığını gördük. Her iki gruptaki çoğunluk iki grup arasındaki ilişkiyi “kötü” ya da “çok kötü” olarak tanımladı. Bu sanırım bizi en şaşırtan sonuçtu.
  • Küçükşener: Her iki gruba diğer grubu nasıl tanımladıklarını da sorduk. Her iki grubun diğerine “dost canlısı” gibi olumlu özellikler atfettiklerini de gördük. Aslında birbirlerini kötü görmüyorlar ama aralarındaki ilişkiyi iyi bulmuyorlar.
  • Doç. Dr. Sonan: Kıbrıslı Türkler önce kendilerini Yunan milliyetçiliği karşısında “Türk” olarak tanımladılar ama 74’ten sonra sürekli “siz Türksünüz” denmesi, Kıbrıs merkezci bir reaksiyon doğurdu.
     
  • Soru: Çalışmanızla ilgili, ekipte bir sosyolog olması gerektiğine dair de yaklaşımlar oldu...
  • Porat: Aslında var, ben masterimi İrlanda’da sosyoloji üzerine yaptım, özellikle ırk, etnik köken ve çatışma üzerine yoğunlaşan bir master programıydı.
     
  • Soru: Anketteki sorularla ilgili de eleştiriler oldu...
  • Doç. Dr. Sonan: Bu anketin sorularını biz uydurmadık. Dünyada ya da benzer ülkelerde kullanılan sorulardan faydalandık. Örneğin bazı soruları Dünya Değerler Araştırması’ndan aynen aldık.
  • Küçükşener: Bu sorulardan bazıları zaten daha önce Kıbrıs üzerine yapılan araştırmalarda sorulmuştu. Bizim farkımız soruları iki gruba ayrı ayrı sormuş olmamızdır. Özellikle belirtmekte fayda vardır ki aidiyet, kimlikle ilgili sorular diğer de facto devletlerde, bu konular üzerine yapılan çalışmalardan alınmıştır.
  • Porat: Bütün dünyada göçmenlerle entegrasyonu ve göç edilen ülkenin yerlileriyle benzer değerlere sahip olup olmadıklarına dair araştırmalar hep yapılır. Almanya’da yaşayan göçmenlerle ilgili, Türkler de dahil, bu tarz akademik araştırmalar vardır. Bizimki de onların bir benzeridir.
  • Doç. Dr. Sonan: Bizim gailemiz bilimsel bir şey yapmak, durumu tespit etmektir. İnsanlar fotoğrafa baktıklarında gördüklerini beğenmiyorlarsa, o zaman neden bu noktaya geldiğimizi düşünmeleri lazım.  
     

“Bu insanları entegre edelim, bir araya getirelim, kaynaşsınlar” gibi bir düşünce, politika hiç olmadı

  • Soru: Neden bu noktaya geldik? Sizce Kıbrıs’ta doğru bir göçmen politikası uygulanmadı mı?
  • Doç. Dr. Sonan: Olayı tarihsel bir çerçeveye koyarsak, 1974’te Kıbrıslı Rumların bıraktığı evlere ve işyerlerine, özellikle “tarımsal işgücü” adı altında alelacele Türkiye’den göçmenler getirildiğini görüyoruz. O dönemde hakim olan resmi söylem, gelenlerle buradakiler arasında bir fark olmadığı dolayısıyla bir entegrasyon politikasına gerek olmadığı şeklindeydi. Dolayısıyla burada göçmen politikası olmadı, göçmenler adanın kuzeyini “Türkleştirme” politikasının bir parçasıydı.
    O dönemde, getirilen göçmenlerin de şikayetleri vardı. Hemen aklıma gelen bir örnek var; daha 1975 yılında Milliyet gazetesinde yayınlanan bir yazı dizisi için yapılan röportajda, Türkiye’de balıkçılık yaparak geçimini sağlayan bir kişi Kıbrıs’ta bir dağ kasabasına yerleştirildiği için şikayet ediyordu. O dönemde hem gazetelere hem de Meclis tartışmalarına yansıdığı gibi iskan politikası iyi yapılmadı. İskan politikası derken güneyden gelenlerden de bahsediyorum. Ne adanın güneyinden göçenler ne de Türkiye’den gelenler durumlarından memnundu. “Bu insanları entegre edelim, bir araya getirelim, kaynaşsınlar” gibi bir düşünce, politika hiç olmadı. 1970’li yıllarda organize bir şekilde başlayan göç, sonrasında plansız bir şekilde günümüze kadar devam etti. Geçen zaman içerisinde bu Türkiyeli göçmenlerin çoğuna da KKTC vatandaşlığı da verildi. Hatta ilk dalgada gelenlere, vatandaşlık gemide gelirken verildi.
  • Porat: Farklı ülkelerin, farklı entegrasyon politikaları vardır. Örneğin Almanya ve Hollanda’nın entegrasyon politikalarının kıyaslamaları yapılır.  İki ülkedeki göçmenler incelenip, entegre olup olmadıklarına bakılır. Örneğin Hollanda’da vatandaşlık almak Almanya’ya göre çok daha kolay. Çünkü Hollanda göçmenlerin ülkede kalıcı olduğuna ve bu insanların bir şekilde topluma entegre edilmesine ve vatandaşlığın da bunun için önemli bir adım olduğuna çok daha önceden karar verdi, vatandaşlık sürecini kolaylaştırdı. Diğer taraftan Almanya bunu çok zor seviyelerde tuttu. Dolayısıyla değerler olarak, göçmenlerin Hollanda’da daha fazla uyum sağladığını, siyasal alana da daha rahat katılım gösterdiklerini, Almanya’da ise Türk göçmenlerin daha az entegre olduğunu görürüz.

“Bir entegrasyon politikası olmadı ve günün sonunda ortaya bölünmüş bir toplum çıktı”

  • Soru: Kıbrıs’ın kuzeyinde çok fazla vatandaşlık verilmesi tepkilere de neden oluyor. Bunu göçün devam ediyor olmasına bağlayabilir miyiz?
  • Doç. Dr. Sonan: Tabii ki. Enis’in verdiği örnekten hareket edersek. Bizdeki durumun Almanya’dakinden çok farklı olduğunu görürüz. Orada 1960’larda yoğun bir göç yaşandı. Sonra bu göç durdu. Göçmenlik tartışmaları 1960’larda gelenler ve onların çocukları ve torunları üzerinden şekillendi. Bizdeyse göç hiçbir zaman durmadı. 

Küçükşener: “Ben göçmen kimliğimi hiç bir zaman ön planda tutmam ama toplumun sorduğu sorulardan göçmenlik ön plana çıkıyor. Maalesef  bu soru da toplumu bölen ve entegre olamadığımızı gösteren bir sorudur”

  • Küçükşener: Burada bir entegrasyon politikası olmadı ve günün sonunda ortaya bölünmüş bir toplum çıktı. Aslında bu toplumsal olarak sürdürülebilirliği ve bütünlüğü tehlikeye atıyor. Denktaş’ın söylemlerinde amaçlanan bütünlüktü ama  bu çalışma da gösteriyor ki maalesef istenilen amaca ulaşılamadı. Daha da kötüsü Türkiye’den uzaklaşma, yabancılaşma oldu. Çünkü Kıbrıslılar göçmenler gelmeye devam edince korkmaya başladı.

“Azınlık olma endişesi hep aynı ülkeden göçmen gelmesinden dolayıdır”

Doç. Dr. Sonan: “Türkiye’nin ya da buradaki liderliğin izlediği politikayı beğenip beğenmemek ayrı bir şey, bu politikanın bir yerde ‘kurbanı’ olan insanları ötekileştirmek başka bir şeydir.”

  • Porat: Bu tepkilerde önemli bir faktör de göçmenlerin aynı yerden geliyor olması olabilir. Başka ülkelerde göçmen grupları birçok farklı ülkeden gelir. Son zamanlarda bize de farklı ülkelerden gelenler var ama yıllarca sadece Türkiye’den göçmenler geldi. Azınlık olma endişesi de zaten hep aynı ülkeden göçmen gelmesinden dolayıdır.
  • Doç. Dr. Sonan: Şunu da vurgulamak isterim, Türkiye’den gelenler yeknesak değildir. Güneyden bakıldığında “emirle hareket edecek bir grup” algısı olabilir ama anketimiz de bunun aslında öyle olmadığını gösteriyor. İdeolojik olarak, Kıbrıslı Türklerin genel olarak sola, Türkiye kökenlilerin genel eğiliminin sağa doğru olduğunu görüyoruz ama genelleme yapmak son derece yanlıştır. Türkiye’nin ya da buradaki liderliğin izlediği politikayı beğenip beğenmemek ayrı bir şey, bu politikanın, bir yerde, “kurbanı” olan insanları ötekileştirmek başka bir şeydir. Muhtemelen 1970’lerde Türkiye’den belli bir sayıda göçmen getirildikten sonra bu dalga devam etmeseydi, toplum şimdi böyle olmayacaktı.
  • Küçükşener: Göçmenler arasında da ayrışma var. 1970’lerde gelenlerle sonradan gelenler birbirinden çok farklıdır.

“Ötekileştirip daha da mı böleceğiz?”

“Kimseyi ötekileştirmeden, birlikte bir mücadele zemini oluşturmak şarttır. Yoksa zamanla bu bölünme daha da derinleşecek, daha da içinden çıkılmaz bir hal alacak”

  • Soru: Bundan sonra neler yapılmalı?
  • Doç. Dr. Sonan: Göç konusu çok hassas ve kolayca politize edilebilen bir konudur. Son zamanlarda yükselen popülist dalga büyük ölçüde göçle ilişkilendirilmektedir. Trump’ın seçilmesinde de Brexit sürecinde de bunu fazlasıyla gördük. Buna başka bir örnek de Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılardır. Konunun insani bir tarafı da vardır. İzlenen politikalar ya da bu konudaki politikasızlık sonucunda bir bölünmüşlüğün ortaya çıkması son derece doğaldır. Bu noktada önemli olan bundan sonra ne yapacağımızdır. Ötekileştirip daha da mı böleceğiz? Yoksa bunu gidermek için bir şeyler mi yapacağız? Daha fazla vatandaşlık verip durumu daha da mı çetrefilli hale getireceğiz? Yoksa akılcı bir göç ya da vatandaşlık politikası mı geliştireceğiz?
    Kıbrıslılar ve bugüne kadar gelmiş göçmenler için bir şeyler yapılmalı. Sosyal demokratların, sol kültürden bakanların yapması gereken bir müşterek yaratmak ve anlamaya çalışmak, karşılıklı empati göstermek olmalı. Ortak sorunlarımız var zaten; bunları çözmek için ortak mücadele zemini yaratılmalı. Örneğin dezavantajlı kesimleri, kadınları, engellileri, yoksulları, çocukları koruyacak daha sosyal bir devlet yaratmak ya da yolsuzluğa karşı mücadelede birleşebiliriz. Ortak mücadele zemininin bunlar üzerinden kurulması lazım. Kimlik siyaseti, duygulara çok fazla hitap ettiği için insanları kolayca etkiler; bunu kırmak da çok zordur. Ama ne olursa olsun, kimseyi ötekileştirmeden, birlikte bir mücadele zemini oluşturmamız lazım. Yoksa zamanla bu bölünme daha da derinleşecek, daha da içinden çıkılmaz bir hal alacak.

“Siyasi durumu, de factoluğu, Türkiye ile ilişkileri göz ardı etmemek gerekir”

Porat: “Ortak bir noktada buluşulacaksa, siyasi durumu ve Türkiye ile ilişkileri göz ardı etmemek gerekir. Bence kritik nokta budur. TC ile ilişkiler düzelirse, doğru düzgün bir zemine oturursa, göçmen-yerli ilişkilerinin potansiyeli de artar.”

  • Porat: Ortak bir noktada buluşulacaksa, siyasi durumu, de factoluğu, Türkiye ile ilişkileri göz ardı etmemek gerekir. Bence kritik nokta budur. TC ile ilişkiler düzelirse, doğru düzgün bir zemine oturursa, göçmen yerli ilişkilerinin potansiyeli de artacak. İstediğimiz kadar sosyalleştirelim, entegrasyon politikaları da uygulayalım, Türkiye'nin burada kontrolü ve Kuzey Kıbrıs’ın kendi iradesi konusunda fikir ayrılıkları devam ederse, iki grubu ortak bir noktada buluşturamayız. Türkiye ile ilişkilerin rayına oturması, Kıbrıslılarla Türkiye’den gelen göçmenlerin ilişkilerini rayına oturtacak. Bence kritik nokta politik durumdur.
     
  • Soru: Toplumdaki bu ayrışma kime yarıyor?
  • Doç. Dr. Sonan: Kimlik siyaseti yapanlara yarıyor.

İlgili Haberler

Röportaj Haberleri