Neden feminist tarih yazımına ihtiyacımız var?

Neden feminist tarih yazımına ihtiyacımız var?

 

Fatma Türkoğlu (FEMA Aktivisti)
(tarihseldusunus@gmail.com)

Tarihin tarihi antik çağlara dek uzanır. Fakat bugün kullandığımız tarih araştırma yöntemlerini 19. yy’da Ranke ile temelleri atılan klasik historisizmden geriye götüremeyiz. 19.yy’da tarih yazımı üniversitelerin, üniversiteler ise devletin kontrolünde olduğundan tarih yazımının esas konusu devlet, diplomasi ve savaşlardı. Sadece Ranke’nin ülkesi Almanya’da değil; tüm Avrupa ve ABD’de 20. yy’ın ortalarına kadar devlet merkezli tarih anlayışı varlığını korumuştu. Öte yandan “aşağıdan tarih” adını verdiğimiz, merkezine halkları, kültürleri, kimlikleri ve sınıfları alan tarih anlayışı 20. yy ile birlikte yükselmiş ve bugünün akademilerinde siyasi tarihten daha prestijli bir yere oturmuştur denebilir. Almanya’da çoğunlukla Marks, Fransa’da ise Annales ekolü çizgisinden ilerleyen aşağıdan tarihin önemli bir öğesi de “ikinci sınıf” veya “kadınlara özgü” bir seçenek olarak değerlendirilmeye devam etse de kadın tarihi oluyor hiç kuşkusuz. Bugün pek çok üniversitede kadın tarihi sadece tarih bölümlerinde araştırılmıyor; ayrıca kadın tarihi bölümleri de bulunuyor.
Ne yazık ki Türk Kıbrıslı  kadınların tarihi henüz yeterince dokunulmamış bir alan olarak varlığını koruyor tıpkı Kıbrıs tarihinin pek çok alanı gibi. Bunun bana göre en önemli sebeplerinden birisi Kıbrıs’ın kuzeyinde hiçbir üniversitenin tarih doktora programı bulunmaması ve bunun yanında siyasi koşulların akademisyenlere daha ziyade milliyetçilik, diplomasi ve siyasi tarih gibi alanları çekici kılmasında yatıyor. Bu kısa makale Türk Kıbrıslı kadınların tarihini yazmanın neden önemli olduğu sorusunu yanıtlamak ve okuyucusunu alanla ilgilenmeye teşvik etmek için kaleme alındı.

Neden Aşağıdan Tarihi?
Neden kadın tarihi çalışmak önemlidir sorusuna verilecek yanıtlar da aslında neden emek tarihi veya örneğin azınlıkların tarihini çalışmak önemlidir sorularına verilecek yanıtlardan çok farklı değil.  Bilindiği gibi resmi tarih yazımı savaşlar, antlaşmalar, kronolojiler ve “büyük adamlar” dışında çok az şeyi kapsıyor. Belki kültüre veya sosyal hayata dâhil kimi konular zaman zaman müfredata alınıyor; fakat hem çok kısıtlı hem de diğer her şey gibi resmi devlet ideolojisine hizmet edecek şekilde düzenleniyorlar. Tarih aslında hegemonik düşüncelerin kendini en iyi tekrarladığı disiplin olmanın yanında yeni kuşakların zihniyet dünyasını etkilemenin en etkili araçlarından biri. Resmi ideoloji elbette sadece tarihle değil, milli eğitim bünyesindeki tüm eğitimle yeni nesillere ulaşıyor ama tarihin en önemli görevi üstlendiğinin altını çizmek önemli. Tarih matematik veya edebiyat gibi dolaylı olarak propaganda unsuru değil; doğrudan propaganda yöntemi ve özellikle doğal olarak eril olan milliyetçi düşünce ile tarihin ilişkisi çok yaygın olarak bilindiği gibi son derece samimi olmaya devam ediyor.
19. yy tarihin neden milliyetçilikle bu kadar samimi olduğunu anlamak için kilit bir noktada duruyor. Bilindiği gibi milliyetçilik akımı Almanya’da romantiklerin izinde ilerledi ve Fransa ile İngiltere’den çok daha geç bir tarihte 19 yy’da oluşmaya başladı. Tarihin “bilimsel” bir disiplin haline gelmesinin de aynı yüzyılda Ranke ile başladığından söz edilmişti. Bir yandan arşivler “tarihsel gerçekliğe” ulaşılacak araştırma mekânları oldular ve tarihsel araştırmanın bugün de kullanılan yöntemlerinin temeli atılmış oldu. Diğer yandan ise tarih o dönemde yükselen ulus devlete hizmet etti ve uzun süre Avrupa’da da tarihçiler milliyetçiliğin üreticileri ve milliyetçilerin izinden yürüdüğü önemli entelektüeller oldular. Avrupa’da günümüzde değişime uğrayan bu olgu diğer yandan Türkiye ve dolaylı olarak Kıbrıs’ın kuzeyinde hala aşılamadı.
Ayrıca belirtmek gerekir ki resmi tarih sadece devlete ait kurumlarda, ilkokullar, ortaokullar ve liselerde hâkim değil; resmi ideolojinin militarist, eril, milliyetçi ve liberal dilinin tekrarlandığı her alanda kendisini üretiyor. İşte bu nedenle tarihi aşağıdan yazmak, resmi ideolojinin hâkimiyetini kırmak için iyi bir yöntem.  Yani tarihi aşağıdan yazmak resmi ideolojinin en etkili ve köklü silahlarından birini kendisine doğrultmak anlamına geliyor.

Türk Kıbrıslı Kadınların Tarihini Yazmak
Resmi ideolojinin ürettiği tarih anlayışında kadın çoğunlukla yer almıyor; kendisine yer bulduğunda ise “siyasete karışarak devleti batıran kötü, şirret” bir kişi oluyor.  Kadınların tarihini yazmak bu nedenle kadını geçmişte görünür kılmak ve ona çizilen imajları yıkmak için önemli. 
Kadın tarihi aslında kendi başına çok geniş bir alanı kapsıyor. Buna hukuki hakların tarihi, kadın hareketi tarihi, kadın seks kölelerinin/ işçilerinin tarihi, kadın emeğinin tarihi, evliliklerin, boşanmaların ve daha pek çok konunun tarihi dâhil edilebilir.  Maalesef Türk Kıbrıslı kadınların Araplara satılması ve kadın hareketi haricinde hiçbir konu üzerine henüz araştırma yapılmadı.  Belki bu nedenle halen Türk Kıbrıslı kadınların toplum içerisindeki konumlarına dair pek çok önyargı varlığını koruyor. Türk Kıbrıslı kadınların tarihte görünür olmaları demek onlara dair sorunların, acıların ve değişimin de görünür olması anlamına geliyor. Özellikle değişimi gözlemlemek ve sahip olunan hakların hangi süreçlerle edinildiği, toplumsal cinsiyet algısının nasıl bir değişişimden geçtiğini gözlemleme imkânı sunacaktır.
Elbette bunu başarmak için kadın tarihini feminist kaygılarla yazmak büyük önem taşıyor. Çünkü kadın tarihi eril bir üslupla da yazılabilir ve kadın mağduriyeti, erkek tahakkümü doğallaştırılarak, övülerek veya sorunsallaştırılmayarak da tarih anlatılabilir. Ya da “objektif” olmak adına feminist metodoloji kullanılmaktan kaçınılabilir.  Günümüzde bunun pek çok örneğine de rastlıyoruz.  Özellikle bundan kaçınmak ve kadın tarihini sözde tarafsız ataerki savunucularının eline bırakmamak feminist mücadele için önemli bir uğraş olmalı.

Sonuç:
Kıbrıs’ın kuzeyinde de artık feminist bir tarih anlayışını geliştirmek gerekiyor. Kıbrıs tarihinin üzerine çok çalışılmış, çok kafa yorulmuş konularından kafamızı kaldırıp henüz dokunulmamış alanlar hakkında araştırmaya başlamamız gerekiyor. Bunlardan en önemlilerinden biri de elbette ki kadın tarihi. Diğer yandan diğer her konuda olduğu gibi kadın tarihinde de feminist bir metodoloji kullanmak çok büyük önem taşıyor. Tahakkümün sorunsallaştırılmadığı ve kadınların “er kadın” olmalarıyla yüceltildikleri bir tarih anlayışı alternatif bir tarih olmak yerine resmi ideolojinin kendisini yeniden üretmesine yardım edecektir.

Dergiler Haberleri