MÜZİK EĞİTİMİ Mİ, O DA NE ?!

. Suzuki Metodu tüm çocukların müzik yeteneğine sahip olduğunu ve bu yetenek besleyici bir ortam yoluyla geliştirilen ve gelişmiş olabilir ilkesine dayanmaktadır

 

Neriman Soykunt
neriman_s@hotmail.com

 

Yazıma öncelikle başlıkla alakalı okuyucuda yanlış bir izlenim bırakmamak için, kısa bir açıklama ile başlamak isterim. Ülkemizdeki müzik eğitimine yönelik bir yazı yazmam istendiğinde, olmayan bir şey hakkında ne yazabilirim ki diye düşünmüştüm. Çünkü maalesef bizim ülkemizde müzik eğitimine verilen değer çok az. Ve bu derslerin işlene bilirliğinden de emin değilim.

Dünyanın gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerine baktığımızda ise, eğitim sisteminin sanat ve sanat derslerine ne kadar önem verdiğini görebiliriz. Benim aslında bu yazıda sizlerle paylaşmak istediğim de tam olarak bu olacak. Özellikle müzik eğitiminin dünyanın birçok ülkesindeki eğitim sistemi içerisinde kullanımı, bu derse verilen önem ve kazandırdıkları ile ilgili bilgi vermek isterim.

Şu an dünyada müzik eğitimi adına en başarılı olan ülkeler; Almanya, Finlandiya, Kanada, Japonya ve Macaristan’dır. Her ülkenin de kendine ait eğitim sistemi içerisinde müziğe ve diğer sanat dallarına ne kadar önem verdiğini, sanat derslerinin çocukların gelişimine sağladığı katkıyı ve verilen değer sayesinde çocukların gelişimlerindeki olumlu etkileri birçok araştırma sayesinde görebilmekteyiz.

Almanya’daki müzik eğitimine bakıldığında; eğitim sistemi birden fazla müzikal becerinin gelişimine katkı koyabilecek birçok müzikli aktivitenin bir araya gelmesi neticesinde hayat bulmuştur. Almanya’daki müzik eğitiminde yer alan birçok aktivitenin esas amacının müzik üretimi (besteleme, doğaçlama), yorumlama, müzikal eleştiri becerisi kazandırma, diğer sanatlarla ilişkilendirme ve müzik teorisi alanlarında yetkin bireyler yetiştirmek olduğunu görmekteyiz. Eğitim sistemi öğrencilere müzik ile iç içe olma fırsatı tanımaktadır. Denebilir ki Alman müzik eğitimi sisteminde esas amaç öğrencilerin estetik algılarını zenginleştirmek ve de müzikal kimliklerini inşa etmelerinde yardımcı olmaktır.

 

Diğer bir ülke olan Finlandiya’da müzik eğitimi, eğitim sisteminin ayrılmaz bir parçasıdır. 9 yıllık zorunlu ilkokul ve ortaokul dönemi boyunca 7 yaşından itibaren her yaş grubundan çocuğa müzik dersi verilmektedir. Zorunlu eğitimin son aşamasındaki yaklaşık üç yıllık lise ve meslek okulları döneminde de müzik dersleri devam etmektedir. Finlandiya’da çocuklar tercih etmeleri durumunda özel müzik okullarında çalgı çalmayı öğrenmekte, 15 yaşında bu okuldan başarı ile mezun olmaları durumunda ise müzik enstitüsüne gidebilmektedirler.

Ardından başarılı öğrenciler profesyonel anlamda müzik çalışmalarına devam etmek üzere

‘Sibelius Akademi’ye devam edebilmektedirler. Finlandiya müzik eğitimi sisteminde temel amaç müzik eğitimi ile bireylere olumlu davranışlar kazandırmaktır. Bu anlamda öğrencilerde müziğe karşı bir ilgi yaratmak gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Öğrencilere dinlemeyi öğretmek, onlara belirli beceriler kazandırmak ve müzik yolu ile iletişim kurmayı öğretmek müzik eğitiminin diğer temel unsurlarıdır.

 

Kanada müzik eğitimine bakıldığında; eğitim sisteminde göze çarpan en önemli unsur çok kültürlülüğe yapılan vurgudur. Müzik dersi özelinde incelendiği zaman görülmektedir ki

beklentiler, kaynaklar ve de felsefi altyapılar eyaletler arasında farklılık gösterebilmektedirler. Birçok eyalette ilkokul düzeyinde müzik dersi sınıf öğretmeni tarafından verilmektedir. Kodaly yöntemi, kullanılan yöntem olarak ön plana çıkmaktadır. İlkokul düzeyinde müzik dersinin içeriğine bakıldığı zaman görülmektedir ki amaçlanan, genel anlamda hem kendi kültürünü hem de farklı kültürleri yansıtabilmektir. Klasik ve çağdaş besteciler programa dahil edilmiştirler. Her eyaletin kendi geleneği etrafında şekillenen müzik programı son derece renkli olmanın yanı sıra o eyaletin fiziki, coğrafi, ekonomik ve de sosyo-politik dokusundan izler taşımaktadır. Müzik yardımı ile farklılıklar ortaya konmaya çalışılmaktadır.

 

Japonya’daki müzik eğitimine bakıldığında özellikle Dr. Schinichi Suzuki tarafından Anadil yaklaşımı kullanılarak geliştirilen Suzuki metodu, Japonya ve tüm dünya ülkeleri için geliştirilmiş bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Temelde Keman metodu olarak ortaya çıkan Suzuki öğretim metodu daha sonra diğer enstrümanlar için de geliştirilmiştir. Suzuki Metodu tüm çocukların müzik yeteneğine sahip olduğunu ve bu yetenek besleyici bir ortam yoluyla geliştirilen ve gelişmiş olabilir ilkesine dayanmaktadır. Tüm çocuklar göreli kolaylıkla kendi dilini konuşmayı öğrenebilir  ve aynı doğal öğrenme sürecinin diğer becerilerin öğretiminde uygulanması halinde, bu başarıyla elde edilebilir. Öğretim yaptığı yaklaşım artık dünyanın birçok yerinde yayılmıştır ve her yerde giderek daha başarılı olduğunu kanıtlamaktadır. Suzuki Okulu olarak 10 kitaplık kolaydan zora doğru ilerleyen bu öğretim yöntemi, Suzuki Okulu öğretmenleri tarafından ve tüm çevre tarafından öğretilen bir yöntemdir. Suzuki eğitimli öğrencilerden önemli bir kısmı çok beğenilen profesyonel müzisyenler haline gelmiş ve günümüzde önemli virtüözler konumundadırlar.

Macaristan da, Japonya gibi kendi müzik öğretim yöntemine sahip bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün tüm dünyada aynı adla anılan Kodaly Yöntemi, Macaristan’da 1940-1950 yılları arasında besteci Zoltan Kodaly, meslektaşları ve öğrencileri tarafından geliştirilen geniş kapsamlı bir müzik eğitimi sistemidir. ‘’Bir dili konuşup, yazıp, anlayabilen her insan, müziğin dilini de aynı oranda öğrenmeye yeterlidir. Müzik okur-yazarlığı, seçilmiş ufak bir azınlığın becerisi olmamalı, aksine tüm insanlığın genel bilgisinin, kültürünün bir parçası olmalıdır. Eğer müzik dili daha yaygın ve bilinen bir dil olursa, müzikten alınan zevk mutlaka artacak, bununla birlikte elbette yaşama zevki de artacaktır.’’ görüşünü savunan Kodaly, şarkı söylemenin müzisyenlik için en sağlam temel olduğunu söylemektedir. Kodaly ‘’Çocuk müzik eğitiminde ana gereç, herhangi bir çalgı değil, çocuğun kendi sesidir. Çocuklar çok küçükken bile müziği andıran (müzikal) sesler çıkarırlar. Şarkı söylemek, bir çocuk için konuşma kadar doğal bir eylemdir. Bu doğal yeteneği kullanmak, herkesin sahip olduğu bir çalgı olan sesi eğitmek ve geliştirmek, hem etkili hem de kolaydır. Bu yolla edinilen müzik bilgileri daha kalıcı ve değerli olmaktadır.’’ görüşünü savunmaktadır.

 

KKTC’deki müzik eğitimine bakıldığında ise; müzik derslerinin bırakın bu ülkelerdeki gibi olduğundan, yapıldığından bile şüphe duymaktayım. Bilindiği üzere, eğitim sistemimiz müzik ve diğer sanat derslerine yeteri kadar önem vermiyor. Bu dersler haftada bir, 40 dakikalık dersler olarak işleniyor ve yeteri kadar verimli geçmiyor. Tabi bir de eğitim sistemimiz tarafından dayatılan törenler, gösteriler var ki derslerin işlenişini etkiliyor. Bu gibi sebeplerden dolayı da müzik ve diğer sanat dersleri öğrenciler ve veliler tarafından yeteri kadar önemli görülmüyor ve geçiştiriliyor. Bu durumda da müzik öğretmenine gereğinden fazla iş düşüyor. Hem müzik dersini sevdirmek adına, hem de dersi verimli bir şekilde işleyebilmek adına ekstra aktiviteler ile de iş yükünü artırmak durumunda kalıyor. Tabi bu gibi fedakârlıkları tüm müzik öğretmenleri yapıyor mu, ondan da emin değilim.

Ama müzik öğretmenlerinin ortak bazı şikâyetleri var ki, 2 sene önce yüksek lisans tezim için görüşmeye gittiğimde aynı şeyleri defalarca duymuştum. Açıklamaya çalıştığım durumu çok daha anlaşılır bir şekilde sunacağı için sizinle de paylaşmak isterim.

  1. Eğitim sistemi çok kötü
  2. Müzik eğitimine önem verilmiyor
  3. Müzik dersleri haftada 1 ders (40 dakika) ve yetersiz
  4. Müzik dersleri için ayrı sınıf ve uygun ortam yok
  5. Materyal sıkıntısı yaşıyoruz
  6. Müzik öğretmenlerini ve müzik derslerini denetleyecek denetmen yok.

Ve daha nicesi…

Tanık olduğum diyaloglardan ve bire bir konuştuğum öğretmenlerden duyduğum şey sadece şikâyet. Sadece şikâyet edip, suçu başkalarına atıp yerimize oturuyoruz. Bir şeyler yapılsın istiyoruz ama biz elimizi uzatıp olması için yardım etmiyoruz. Dünyanın her yerinde, bütün ülkelerde önem verilen bu ders bizim ülkemizde neden böyle, neden kimse bizimle ilgilenmiyor diye konuşuyoruz ama gidip de belli bir makama isteklerimizi söylemeye korkuyoruz. ‘Söyledik ama yapmadılar’ diyecekseniz, eminim. Ama yine gidip, tekrar tekrar denemenin ne zararı var?

Aslında gözümüzde büyüttüğümüz kadar zor değil her şey. Yeter ki yapmak isteyen olsun, katkı sağlayabilecek, elini taşın altına koyabilecek birileri…

Var mı böyle birileri?

 

Neriman Soykunt

 

 

 

 

Dergiler Haberleri