Mustafa Akıncı: "Kazansa da orada kalmayacak dediler”

“Benden sonra sıra UBP'ye geldi. Genel Başkan'ın kim olacağına karar verildi. Ve Başbakan o şekilde tayin edildi. Yani artık atama yöntemiyle işler yapılmaya başlandı.”

“MİT, Özel Kalem Müdürümü Türkiye’ye davet etti, gitmeyince, onlar buraya geldi. Benim bilgim dâhilinde görüştüler.”

“Bütün enerjisini, iktidarını kaybetmeme üzerine odaklamış bir AKP-MHP iktidarı var ve 2023'de yeniden seçilmek için Kıbrıs üzerinden milliyetçiliğin daha da körükleneceğini anlıyorum.”

“Gidin söyleyin, seçimden çekilmesi kendisi ve ailesi için iyi olur, zaten kazanamayacak, kazanamaması için tedbirler alınmıştır ama kazansa da orada kalamayacak dediler.”


“Benden sonra sıra UBP'ye geldi. Genel Başkan'ın kim olacağına karar verildi. Ve Başbakan o şekilde tayin edildi. Yani artık atama yöntemiyle işler yapılmaya başlandı.”

“Beyaz Ev’de UBP’li küs vekillerle yapılan toplantıda Büyükelçi’nin yanı sıra Kolordu Komutanı ve MİT görevlisi de vardı.”


‘Çözümsüzlük Sürecinde Vilayetleşme Artıyor, Murat Edilen İlhak’
 

Aysu Basri Akter
 

Demokrasi tarihimize Türkiye kaynaklı açık müdahale ile damgasını vuran ‘2020 Cumhurbaşkanlığı’ seçiminin ardından Mustafa Akıncı, TC Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’in müdahale sürecini anlattı, çözümsüzlük sürecinde “vilayetleşme” adımlarının öne çıktığını belirtti. Akıncı,“Murat edilen ilhaktır” dedi.
4’üncü Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, “Demokrasi, İrade, Müdahale” yazı dizimiz için sorularımızı yanıtladı.

Mustafa Akıncı, çözümsüzlük sürecinde giderek öne çıkan bir vilayetleşmenin yaşandığının altını çizerken, bağımlılığın daha da arttığını belirtiyor.
Türkiye yönetimiyle yaşanan anlaşmazlığın ayrıntıda değil temelde olduğunu söyleyen Akıncı, “Anlaşmazlık ayrıntıda değil, özlüdür, temeldedir" ifadelerini kullanıyor.

Akıncı, Kırım örneğinin KKTC ile karşılaştırılarak kuzeyin ilhak edilip edilemeyeceğinin sorulması üzerine verdiği felaket senaryosu tanımının çok ağır saldırılara neden olduğunu da hatırlatarak, "aslında murat edilen, beyinlerin arkasındaki hedef budur" diyor.

4’üncü Cumhurbaşkanı Akıncı, son 20 yıllık AKP iktidarına bakıldığında, başlangıçta Kıbrıs ile ilgili “çözümsüzlük çözümdür” siyasetinin terk edilmek istendiğini anlatıyor.
“Liberal ve daha demokratik bir yönetimden belli bir dönem sonra tek adamlığa giden bir süreç yaşandı” diyen Akıncı, Türkiye’de demokratik süreçlerin de askıya alındığını, hapishanelerin yazarlar ve siyasetçilerle dolduğunu, Kıbrıs'a müdahalelerin de çok daha arttığı farklı bir AKP dönemi yaşandığını vurguluyor.

İki Kilit Nokta; Annan Planı ve Crans Montana

Kıbrıs sorunuyla ilgili iki kilit noktanın Annan Planı ile Crans Montana olduğuna vurgu yapan Akıncı, "Burada çözüme destek verildi. Bunu inkâr etmek doğru değil. Türkiye garantiler bağlamında esneklik gösterebileceği mesajı da verdi. Bu bir taktikti de denilebilir. Referandumda plana destek verildi ama aslında iş işten geçmiş ve Kıbrıs Cumhuriyeti, referandum öncesi AB üyesi olmuştu" şeklinde konuşuyor.

Kıbrıs'ta çözüm ihtiyacının ortadan kalkmadığının altını çizen Mustafa Akıncı, Doğu Akdeniz'deki gerginliğin yerinde durduğunu ifade ediyor ve çözümün sadece Kıbrıs için değil Türkiye için de bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor. "Demokrasiye, adalete, insan haklarına saygı, hoşgörü ortamının yeniden sağlanması Türkiye'nin de ihtiyacıdır" diyen Akıncı, “Türkiye bölgede önemli bir ülke. Türkiye'de yaşayan insanlar bu coğrafyadan uzakta değiller ve Kıbrıs'ın sadece kuzeyi değil, güneyi ile de bir dostluk ilişkisi içinde olması Türkiye'nin yararınadır. Yunanistan ve AB ile olan ilişkilerin gelişmesi çok fayda sağlar ama şu anda ne yazık ki bunları anlayabilecek bir yönetim yok. Bütün enerjisini, iktidarını kaybetmeme üzerine odaklamış bir AKP-MHP iktidarı var ve 2023'de yeniden seçilmek için Kıbrıs üzerinden milliyetçiliğin daha da körükleneceğini anlıyorum. Bu yapı içinde farklı seslere tahammülü yok. Bir yanımızla mason komünist, bir yanımızla akelci-eokacı ilan edip, Kıbrıslı Türkleri aşağılama, tahkir etme ve üzme pahasına açıklamalar yapabiliyor. Oysa ben sadece kendimi temsil etmiyorum. Halk bunu görüyor ve halk antidemokratik müdahalelerle elde edilmiş bu sonucu hala kabullenebilmiş değil” ifadelerini kullanıyor.

UBP’yi Bu Seçimde Taşeron Olarak Kullandılar

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin demokratik olmayan yollarla kazanıldığına işaret eden Mustafa Akıncı şunları söylüyor:
“Seçim sonucu Türkiye'nin asker sivil bürokrasisiyle, iktidar partileriyle, parası, tehditleri ve vaatleriyle, özetle her türlü müdahale ile elde edilmiş bir sonuçtur. Türkiye iktidarının kurumları UBP'yi bu seçimde taşeron olarak kullandılar. Esas müteahhit kendileri oldu.”
Tarihsel süreçte Türkiye'nin buradaki seçimlere çeşitli şekillerde müdahale ettiğini de hatırlatan Mustafa Akıncı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hakim Zeka Bey'den, Dr Küçük'e, Eroğlu'ndan Berberoğlu'na kadar Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türkiye'nin bir şekilde müdahalesi oldu. Müdahaleler o dönem istenmeyen adaylıkları engelledi. Ama burada her şeye rağmen ailesiyle, kendiyle yakın çevresiyle tehdit edilmiş olsa da adaylıktan çekilmeyen biri vardı" diyor ve ekliyor, "bu müdahalenin biçimi de enteresandır. Bunu çok açık şekilde yaptılar. Gidin söyleyin, seçimden çekilmesi kendisi ve ailesi için iyi olur, zaten kazanamayacak, kazanamaması için tedbirler alınmıştır ama kazansa da orada kalamayacak dediler.”

Akıncı Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında UBP kurultayına yönelik yapılan müdahale ile ilgili ise şöyle konuşuyor;

"Benden sonra sıra UBP'ye geldi. Genel Başkan'ın kim olacağına karar verildi. Ve Başbakan o şekilde tayin edildi. Yani artık atama yöntemiyle işler yapılmaya başlandı.”

“MİT özel kalemimi önce Türkiye’ye davet etti”

Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde tehditler aldığına ilişkin daha sonra raporlaştırılan ifadelerini de bir kez daha soruyorum, Mustafa Akıncı'ya.

Anlattıkları oldukça çarpıcı;

"İlk olarak Özel Kalem Müdürüm, MİT tarafından Türkiye'ye davet edildi. Özel Kalem Müdürüm Cenk Gürçağ da ben de bu ziyarete karşı çıktık. Bunun üzerine onlar geldiler ve bu görüşme benim bilgim dahilinde gerçekleşti. MİT'in buradaki temsilcisi bilinen biridir. Davet O'nun üzerinden yapıldı. Görüşmeye de onunla gidildi ama kendisi, bu toplantıda hiç konuşmayarak dinleyici pozisyonunda oldu. Konuşan kendisinin üstü konumunda olan MİT Dış Operasyonlar Şefiydi. Bunu çok açıktan yaptılar, gizlemediler. Ama bu kişiler benimle doğrudan konuşmaya hiç cüret etmediler."

Beyaz Ev’de Sadece Büyükelçi Yoktu

Akıncı, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği'nin gerçekleştirdiği medyaya da yansıyan “Ulusal Birlik Partili küsleri barıştırmaya yönelik” Beyaz Ev buluşmasını da şöyle açıklıyor;

"Türkiye'nin buradaki yetkili Büyükelçisi, Ağustos ayında Türkiye'ye gidip geldikten sonra, Beyaz Ev'de kolordu komutanı ve MİT'in buradaki yetkilisi ile birlikte bu toplantı gerçekleşti. Basına yansıyan kısmı sadece Büyükelçi'nin bu toplantıyı yaptığıdır, oysa o toplantıda Kolordu Komutanı ve MİT görevlisi de vardı. Bu toplantıda UBP'de Ersin Tatar'a muhalif görülen milletvekilleriyle konuşularak şu net mesaj verildi. Size konuşan elçi değil, Türkiye Cumhuriyeti devletidir ve Türkiye Cumhuriyeti devleti hükümetiyle, askeri ve MİT'iyle bu seçimde sonuna kadar Tatar'ın arkasındadır, Tatar Cumhurbaşkanı olacak. Bunun gerekleri için her şey yapılacaktır, o nedenle siz de ayağınızı denk alın mesajı verildi, milletvekillerine. Ben bunu öğrendiğim zaman, Büyükelçi'yi çağırdım ve uyardım.”

“Uyardım; sen federasyon istiyorsun, bizim bakış açımız bu değildir dediler”

Büyükelçiyi "Siz bu şekilde davranarak Kıbrıs ile Türkiye arasında çok ciddi yaralar açıyorsunuz” diye uyardığını belirten Mustafa Akıncı, şu yanıtı aldığını anlatıyor:
“Sen federasyon istiyorsun ve Kıbrıs Türk kimliğinden bahsediyorsun ama bizim bakış açımız bu değildir, burada Türkler yaşıyor.”
Akıncı bu konuda Türkiye ile bakış açılarının farklı olduğunun altını çizerek, şöyle devam ediyor;

“Ben uyarılarımı yazılı olarak da verdim ancak 3 saat sonra bu mektupta çeşitli örgütleri çağırarak görüştüklerini söylemem üzerine bunu bahane göstererek reddettiler ve mektubu geri gönderdiler.”
MİT ile yaşanan olay sonrasında da Büyükelçi'yi çağırdığını ifade eden Akıncı, "Ankara'nın talimatı bu yöndedir diyerek, gelmedi" şeklinde konuşuyor.

Akıncı, bunun üzerine Güvenlik Kuvvetleri Komutanı'nı çağırdığını ve kendisine aynı şeyleri söylediğini ifade ederek, komutanla arasındaki diyaloğu şöyle anlatıyor:
“Normal şartlarda bir ülke olsak güvenliğimizden sorumlu makam olarak bunları yapanları sizin tutuklamanız gerekirdi dedim ama kendisi sadece dinledi çok az konuştu ve seçime müdahil olmadığını söyledi. İşin gerçeği tabii ki bambaşkadır. Emir komuta zincirinde verilen emirleri hepsi uyguladı. Emri veren de biliniyor."

Artık Türkiye’de Tek Adamlık Var

"Artık Türkiye'de tek emir mercii var. Tek adamlık var. Her şey iki dudak arasında. Bu çok yanlış ve bu sadece buradakiler için değil Türkiye için de çok zarar verici. Sadece burada yaşayan insanların değil, Türkiye'de yaşayan insanların da layık olduğu bir düzen değil. Bu düzene karşı ses yükseltmek, insani ve vicdani bir şeydir. Ben görüşlerimi o yüzden söylüyorum" diyor.

"Hiçbir antidemokratik, tek adam rejimi sonsuza kadar gitmemiştir. Bu da gitmeyecek. Tabii ki Türkiye'deki rejimi değiştirecek olan Türkiyelilerdir. Demokratik hukuk devleti olma yolunda, çoğulcu demokrasi çerçevesinde insanca bir düzene kavuşma yolunda kendilerine başarılar diliyorum"

Kıbrıs Türkü ise, siyasi partileriyle, bireyleriyle ve en çok da sivil toplum örgütleriyle yeniden bir silkinişe geçmelidir. Rum tarafında da benzeri davranış sergilenmelidir. Bu adada bölünme her geçen gün kalıcı hale geliyor. Halbuki bizim bu adayı cennet haline getirmemiz mümkündür. Yalnız kağıt üstünde askıya alınmış bir Avrupalılık değil, her şeyiyle bir Avrupa adası yapmak mümkündür. Siyasi eşitlik, adalet ve özgürlük içinde, geçmişte cefası paylaşıldığı gibi bu defa nimetlerini paylaşmak mümkündür.

Yapılabilecek Çok Şey Var

Her şeye rağmen yapılabilecek çok şey olduğuna vurgu yapan, Mustafa Akıncı," bir insanın inandığı değerler uğruna mücadele etmesi için makama ihtiyacı yok. Ben bu inançla yola devam ediyorum. Rastladığım gördüğüm binlerce insanda bu duyguyu görüyor ve hissediyorum. Bize layık olmayan gelişmeler yaşandığının herkes farkında ama daha güzel bir gelecek mümkün. Bu can bu bedende olduğu sürece de ben kendi payıma düşenleri yapmaya devam ederken elbette bu toplumun örgütlerine daha da büyük görevler düşmektedir." diyor ve bundan sonraki süreçte çok daha fazla çalışılması, vatandaşlık konularının daha fazla sorgulanması gerektiğini, söylüyor.

Mustafa Akıncı, "müdahalelere karşı beni sokmayan yılan bin yaşasın demeden, gidişatı görerek daha uyanık, daha dayanışma içinde el ele vermeli. Güneydeki toplum da bölünmenin kalıcılaşması için artık son çivilerin çakıldığını görmeli. Ben bu yüzden bu uyarıları yaptım" şeklinde konuşuyor.

Dışarıdan kimsenin Kıbrıs'ın derdine derman olamayacağını da söyleyen Akıncı, toplumların hareketlenerek daha diyalog içinde gelecek için birlikte çalışması gerekliliğine vurgu yaparak, uluslararası toplumun ancak burada çözüm yönünde bir kıvılcım parlaması durumunda harekete geçeceğini anlatıyor.

Türkiye’ye Giriş Yasağı

Cumhurbaşkanlığı Basın Danışmanı Ali Bizden'in Türkiye'ye girişinin yasaklanmasıyla ilgili olarak bu konudaki tepkisini koyduğunu, kendisi ile ilgili ise bir soru sormaya gerek görmediğini bu dönemde herhangi bir seyahat planının olmadığını anlatıyor.

 

Röportaj Haberleri