Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekili Ürün Solyalı, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, UBP-DP-YDP hükümetinin ceza infaz sistemine ilişkin son düzenlemelerini eleştirerek, yasama ve yargı yetkilerine müdahalenin kalıcı hale getirildiğine dikkat çekti.
Solyalı, "Yasama yetkisine sürekli müdahaleyi alışkanlık haline getiren UBP-DP-YDP, yargı kararlarına müdahaleyi genişleten yetkileri de kalıcı hale getiriyor" ifadelerini kullandı.
Ceza yargılaması ve infaz sisteminin temel amacının hükümlüden intikam almak olmadığını vurgulayan Solyalı, sistemin; hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmeyi, mağduru korumayı, kamu vicdanını rahatlatmayı, toplumu suça karşı korumayı ve hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik ederek üretken ve uyumlu bir birey olmasını sağlayacak koşulları oluşturmayı hedeflemesi gerektiğini belirtti. Bu sistem içerisinde ödül ve teşvik mekanizmalarının bulunmasının doğal olduğunu kaydeden Solyalı, "Bu sistemde zaten vardı" dedi.
Hükümetin ceza infaz sistemini hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda güçlendirmek yerine tüzüklerle ceza rejimini sürekli değiştirmeyi tercih ettiğini belirtti. Solyalı, Şartlı Tahliye Tüzüğü'nde bugüne kadar art arda dokuz değişiklik yapıldığını ve cezanın yarısını çekme oranının üçte bire düşürüldüğünü hatırlattı. Bunun da yeterli görülmediğini ifade eden Solyalı, şimdi ise Cezaevi Disiplin Tüzüğü üzerinden, Mart 2026'da Cezaevi Müdürü'nün af yetkisini genişleten düzenlemenin ardından, "mahkeme kararlarının sonuçlarını değiştirecek yeni bir mekanizmanın kalıcı olarak yaratıldığını" kaydetti.
Yasa'nın bu konuda tüzük çıkarma yetkisini sınırsız bırakmasının da ayrı bir sakınca oluşturduğunu dile getiren Solyalı, "Bu yaklaşım, istikrarlı ve güven veren bir ceza ve ıslah politikası değil, günübirlik siyasi tercihlerle şekillenen bir infaz rejimi anlayışıdır. Bunun ne hükümlüye ne de topluma faydası vardır" ifadelerini kullandı.
Yeni düzenlemeyle Cezaevi Müdürü'ne iki yıl ve üzerindeki hapis cezalarında hükümlünün "iyi hali ve çalışkanlığı" gerekçe gösterilerek cezanın üçte birine kadar bağışlanmasına karar verme yetkisinin kalıcı olarak verildiğini belirten Solyalı, bunun sıradan bir idari işlem olmadığını söyledi. Söz konusu yetkinin, "doğrudan doğruya mahkemenin verdiği cezanın infaz süresini değiştiren ve kişi özgürlüğünü, mahkemenin kararını ve değerlendirmesini etkileyen bir kamu gücü" olduğunu kaydetti.
Adalet sisteminin birbirini dengeleyen kurumlardan oluştuğunu ve bir süreç gerektirdiğini ifade eden Solyalı, yapılan değişiklikle hükümetin tek bir tüzük değişikliğiyle bu dengenin ve sürecin üzerine idari takdiri yerleştirdiğini savundu. Bunun kuvvetler ayrılığı anlayışını zedeleyen son derece tehlikeli bir yaklaşım olduğunu belirten Solyalı, "Tüzükte öngörülen bu kadar yüksek bir bağışlama–af kararında kendisini mahkeme yerine koyan şahsın kararında, mahkemenin hiçbir denetimi olamayışı da sistemi yerle bir etmektedir" dedi.
Cezaevi kapasitesinin tartışıldığı her dönemde sınırsız yetkilerle cezaevlerini boşaltmayı hedefleyen anlayışın, suçu önleme, denetim ve suçla mücadelede sistem kurma iddiasından vazgeçtiğini vurgulayan Solyalı, "Nüfus, güvenlik, denetim politikalarının olmayışının karşılığı bu olamaz. Siyasi yetersizliğin, plansızlığın karşılığı bu olmamalı" ifadelerini kullandı.
Belli koşullarda bağışlama rejiminin kaçınılmaz olduğunu ve uygulamada da bulunduğunu belirten Solyalı, ancak bunun "birilerine ayrıcalık sağlayacak siyasi tasarrufların alanı" olmaması gerektiğini söyledi. Özellikle kamu vicdanını derinden yaralayan veya son dönemlerde ciddi artış gösteren suçlar karşısında toplumun devletten beklentisinin infaz rejimini sürekli gevşeten tüzükler değil; öngörülebilir, şeffaf, eşitlikçi ve hukuka bağlı bir ceza infaz sistemi olduğunu ifade eden Solyalı, bu sistem içerisinde kurallı ödül ve teşvik mekanizmalarının elbette yer alacağını dile getirdi.
"Hukuk devleti, kişilere göre değil kurallara göre yönetilmeyi gerektirir" diyen Solyalı, "Mahkemenin yerine idareyi koyan, yasama organının düzenlemesi gereken alanı tüzüklerle dolduran ve tek bir idari makama yargısal sonuç doğuracak ölçüde geniş takdir yetkisi veren bu anlayış kabul edilemez" değerlendirmesinde bulundu.
Açıklamasının sonunda bağışlama kriterleri ve şartlı tahliye sisteminin yeniden ele alınması gerektiğini belirten Solyalı, böyle bir düzenleme yapılacaksa mevcut değişikliğin geri çekilmesini istedi. Ceza infaz sisteminin, Anayasa'nın öngördüğü hukuk devleti, yasallık ve kuvvetler ayrılığı ilkelerine uygun, siyasi atamayla göreve gelen idari makamların karar verici olmasını engelleyen ve mahkeme denetimini de içeren bir yapıyla yeniden düzenlenmesi gerektiğini kaydetti.