Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde (DAÜ) hükümetin Vakıf Yöneticiler Kurulu (VYK) Başkanı Şemi Bora’yı görevden alma hamlesiyle başlayan yönetim krizi, kurumsal iletişim kanalları üzerinden tam anlamıyla bir "sansür ve yetki" savaşına dönüştü.
VYK Başkanı Şemi Bora’nın personelle paylaşmak istediği ‘ifşaatlarla’ dolu metnin engellenmesi ve ardından yetkili sendika DAÜ-SEN’in TİS hakkını kullanarak gönderdiği e-postanın da üyelere ulaşmaması üzerine DAÜ Rektörlüğü yazılı açıklama yapmak zorunda kaldı.
Daha önce YENİDÜZEN’e yapılan açıklamada konudan haberdar olmadığını belirten Rektörlük, yayımladığı resmi metinle e-posta gönderiminin durdurulduğunu teyit etti ve kararı "kurumsal tarafsızlık" gerekçesine dayandırdı.
Rektörlükten "Kurumsal tarafsızlık" savunması: "Kişisel yayın mecrası değil"
DAÜ Rektörlüğü tarafından yapılan açıklamada, basında çıkan haberlerin ardından kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi ihtiyacı doğduğu iddia edilerek, basına konuşmanın engellenmediği ancak kurumsal sistemin kişisel açıklamalar için kullanılamayacağı öne sürüldü.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
"Üniversitenin kurumsal toplu iletişim sistemi, kişisel açıklamaların serbestçe dağıtıldığı genel bir yayın mecrası değildir. E-posta gönderilmesi belirli ilke ve kurallar çerçevesinde yapılmaktadır. Bu sistem üzerinden gönderilen mesajlar, üniversitenin görüşü veya kurumsal olarak onaylanmış bir açıklama şeklinde algılanabilmektedir. Basında yayınlanan söz konusu metin; devam eden idari süreçle birlikte VYK üyelerine, üniversite yönetimine ve üçüncü kişilere yönelik ciddi iddia ve değerlendirmeler içermektedir. Henüz sonuçlanmamış bir süreçte, taraflardan birine ait bu nitelikteki bir metnin üniversitenin resmi toplu iletişim sistemi üzerinden yayımlanması, üniversitemizi tartışmanın tarafı haline getirebilecek ve kurumsal çalışma huzuruna zarar verebilecektir."
Rektörlük, bu tutumun ifade özgürlüğünün kısıtlanması değil, kurumsal tarafsızlığın ve çalışma barışının korunması olduğunu savunarak, süreç tamamlandığında yetkili makamların kararları doğrultusunda kurumsal bilgilendirme yapılacağını kaydetti.
DAÜ-SEN test etti: "TİS hakkımız engellendi, sorumlulara disiplin soruşturması açılsın"
Rektörlüğün bu açıklaması öncesinde, akademik personelin örgütlü olduğu yetkili sendika DAÜ-SEN, engelleme iddialarını teyit etmek için sabah saatlerinde sistemi bizzat test etti. Toplu iş sözleşmesiyle (TİS) güvence altına alınan hakkını kullanarak resmi hesaptan üyelerine e-posta göndermeye çalışan sendika, mesajın çalışanlara ulaşmadığını tespit etti.
Rektör Prof. Dr. Hasan Kılıç’ın YENİDÜZEN’e verdiği "Haberim yok, araştıracağım" beyanına atıfta bulunan DAÜ-SEN, şu sert açıklamayı yaptı:
"Sayın Rektörümüzün, Ertuğrul Senova’nın sorusuna verdiği 'Haberim yok, araştıracağım' yanıtını doğru kabul ediyoruz. Bu doğrultuda, Sayın Rektör’den, DAÜ-SEN’in TİS ile güvence altına alınan hakkını kullanabilmesi için e-posta gönderme olanağının eskiden olduğu gibi derhâl işler hâle getirilmesi talimatını vermesini talep ediyoruz. Bilgi İşlem Müdürü ve BTHK üyesi Aytaç Çerkez’in böyle bir uygulamayı kendi inisiyatifiyle hayata geçirmiş olmasını olası görmüyoruz. Sayın Rektör’den e-posta gönderiminin bir talimatla engellenip engellenmediğinin araştırılmasını ve böyle bir talimat verildiğinin tespiti hâlinde sorumlular hakkında disiplin soruşturması başlatılmasını talep ediyoruz. Rektörün böyle bir engellemeden haberdar olmaması veya bu sorunu bugüne kadar çözememiş olması üniversitemiz için ayrıca üzücü bir tablodur."
Bora’nın ulaştıramadığı mesajda ne vardı?
Krizin merkezindeki VYK Başkanı Şemi Bora’nın çalışanlara iletmek istediği ancak Rektörlük filtresine takılan mesajı, VYK içindeki düğümün perde arkasını gözler önüne seriyordu.
Bora metninde; 29 Temmuz, 12 Ağustos ve 28 Ağustos 2026 tarihli VYK toplantılarının teknik bir aksaklık nedeniyle değil, gayriyasal talepleri kabul edilmeyen bazı üyelerin bilinçli olarak salonu terk edip nisabı düşürmesi sonucu yapılamadığını vurgulamıştı. 19 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın arabuluculuğuyla yapılan toplantıdaki uzlaşının da bu üyelerce çiğnendiğini belirten Bora, hükümetin kendi yerine başkan olarak atamak istediği VYK Üyesi Anıl İmre ile diğer üye Lütfü Oflaz’ın görevden alınması için Cumhurbaşkanlığı ve Eğitim Bakanlığı’na bizzat resmi yazı yazdığını açıklamıştı.
Bora mesajını, "Bu kişiler neyi değiştirmekten, neyin ortaya çıkmasından veya hangi uygulamalarının sorgulanmasından endişe etmektedirler ki VYK Başkanının görevini bağımsız ve şeffaf yürütmesine tahammül edememektedirler?" sorusuyla noktalamıştı.
Süreç nasıl buraya geldi?
Şemi Bora, YENİDÜZEN’e verdiği röportajda "DAÜ iyi idare edilmiyor, ilk değiştirilmesi gereken yönetimdir. İstifamı bekleyenler hayal kırıklığına uğrar" diyerek üniversitedeki usulsüzlüklere ve Rektörlüğün teamül tanımaz uygulamalarına dikkat çekti.
Bu açıklamaların ardından Bakanlar Kurulu, Resmî Gazete’de yayımlanan kararla; Bora’nın "işleyiş ve koordinasyonda aksaklık yaşanması" gerekçesiyle görevden alınarak yerine VYK Üyesi Anıl İmre’nin atanmasını Cumhurbaşkanı'na önerdi.
Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, 7 ay önceki atama sürecinde hükümetin kararlarını 3 kez iade ettiklerini hatırlatarak, "Gelecek önerileri sadece hukukilik değil, liyakat üzerinden de değerlendireceğiz" mesajıyla karara doğrudan onay vermeyeceğinin sinyalini verdi.
Cumhurbaşkanlığı onayı henüz çıkmadan görevini sürdüren Bora’nın personele durumu anlatan e-postası Rektörlük tarafından durduruldu; sendikanın TİS kapsamındaki denemesi de engellemeye takılınca kriz kurumsal sansür boyutuna sıçradı.