Kötülüğü İdealize Etmek

Kötülüğü İdealize Etmek

 

Tufan Erhürman

Kin, nefret, hınç, haset, ihtiras gibi hemen hemen tüm dinler ve ahlak anlayışları tarafından kötü ilan edilmiş duyguları açık etmek, davranışlarımızı bu duyguların belirlediğinin herkesçe bilindiği bir ortamda eylemek “akıllı” insan işi değildir. “Akıllı” insan, bu şartlarda, o duyguları hissetmesi kendince ne kadar meşru olsa da, davranışlarının toplum tarafından kınanacağını bilir. Dahası, insan bu duyguların esiri olduğu, onlarla başının döndüğü durumlarda bile, türlü akıl oyunlarıyla kendi kendini de davranışlarının o duygular tarafından değil, yüksek idealler tarafından yönlendirildiğine inandırmak ister. Çünkü, büyük haksızlıklara, adaletsizliklere maruz kaldığı kanaatinde olduğu için meşru görse de o kötü duygulara sahip olmayı, davranışlarının temelinde onların bulunduğunu düşünmek kırk gün bir gün mutsuz eder insanı. Hem toplum tarafından kınanmaktan, hem de içsel mutsuzluktan korunmak için başka bir yöntem bulmak gerekir.

İnsan denilen yaratığın kötü yanlarını ortaya çıkarıp en sarsıcı biçimde faş etmenin edebiyattaki ustalarından Céline, bu yöntemlerden birinin kötülüğü idealize etmek olduğunu iddia eder. Yirminci yüzyıl romanının köşe taşlarından biri olan Gecenin Sonuna Yolculuk adlı eserinde yazar, “kahraman”ı Bardamu’ya şunları söyletir: “Musyne benden kaçtığı için, ben de kendimi idealist sanmaya başlamıştım, süslü laflarla giydirilmiş içgüdülerimize verilen ad budur”. (Louis-Ferdinand Céline, Gecenin Sonuna Yolculuk, çev. Yiğit Bener, İstanbul, YKY, 2012, s. 103).

Sevgilisi Musyne Bardamu’yu terk etmiş, Bardamu kendisinin haksızlığa uğradığını düşünmüş, Céline’in odaklandığı kötülüğe yatkın iç güdüler devreye girmiş ama Bardamu bu iç güdülerin devreye girmesiyle ortaya çıkan yeni akıl ve ruh haline “idealizm” adını vermeyi tercih etmiştir. Bununla birlikte Céline, bu noktada Bardamu tarafından dillendirilen cümlenin içine sızarak okuyucusuna bir mesaj vermeyi ihmal etmemektedir. Ona göre “idealizm”, süslü laflarla giydirilmiş iç güdülere verilen addır.

İşte kötülük sıklıkla böyle giydirilmiş, özenle süslenip püslenmiş halleriyle çıkar karşımıza. Buna devletlerin ve tek tek kişilerin hayatlarından çok sayıda örnek vermek mümkündür. En basitinden, karısını kıskandığı için öldüren bir erkek bile bunu kıskançlıkla değil, namus bekçisi olmakla açıklamayı yeğler. Çünkü böylesi, hem onun toplumun en azından belli kesimleri tarafından kınanmasını, hem de kendisini daha da kötü hissetmesini önler.

Elbette Celine’in yukarıya aktardığım cümlesi de bütün cümleler gibi bağlamından koparılmaksızın değerlendirilmelidir. Söz konusu alıntı, Gecenin Sonuna Yolculuk’ta Birinci Dünya Savaşı’nın anlatıldığı bölümde yer almaktadır. Bana göre savaş çığırtkanlarının “idealizm”idir yazarın konu ettiği. Dolayısıyla bu cümleden hareketle, bütün ideallerin ve idealizmin bütün türlerinin süslü laflarla giydirilmiş iç güdülerden ibaret olduğunu söylemek doğru değildir. Kaldı ki, Celine böyle düşünmüş olsa bile, ben kendi adıma bu görüşe katılmak konusunda son derece isteksiz olduğumu belirtmek isterim.

Bununla birlikte, neyi ima etmiş olursa olsun, Céline, bazı durumlarda insanın, davranışlarının kötü duygular değil, yüksek idealler, örneğin dini, ahlaki, siyasi veya ideolojik inanç veya düşünceler tarafından yönlendirildiğine inanmak ve herkesi buna inandırmak istediği konusunda önemli bir tespitte bulunmuştur bana göre. Yalnızca insanın karanlık yanlarının ortaya çıkarılması açısından değil, tarihte ve bugün olan biten pek çok şeyin açıklanabilmesi açısından da son derece parlak bir tespittir bu.

Céline’in bu tespitinden haberdar olmak, siyaset sahnesinde, (başta sosyal medya olmak üzere) medyada, aile ilişkilerinde ve kişisel ilişkilerde kin, nefret, hınç, haset, ihtiras gibi kötü duyguları kendilerine giydirilmiş süslü püslü laflardan arındırmayı, soyup çıplak biçimde ortaya çıkarmayı, bazı davranışların hakiki sebeplerini fark etmeyi ve kara gerçekle yüzleşmeyi sağlamak açısından son derece yararlı olabilir.

Dergiler Haberleri