KKTC ANAYASA DEĞİŞİKLİK PAKETİNE GENEL BİR BAKIŞ

KKTC ANAYASA DEĞİŞİKLİK PAKETİNE GENEL BİR BAKIŞ

 

Can AZER
can.azer@emu.edu.tr


Otuz yıldır adeta tabuya dönüşen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin darbe Anayasası olan 1982 Anayasası’ndan izler taşıyan KKTC Anayasası’nı değiştirme girişiminde bulunulması dahi yeteri kadar övgüyü hak eden bir mesele olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu girişimde bulunulurken, toplumda yaşayan bireylerin, tüm toplumu ilgilendiren bu anayasaya değişikliği paketine ilişkin görüşlerini olabildiğince her platformda dile getirmeleri de en az bu girişim kadar değerli ve önemlidir kanaatimce.

Bu yazı, gerek temel hak ve özgürlükler gerekse de devletin organları (mahkemeler, kamu tüzel kişileri v.s) üzerinde çok ciddi düzenlemeler öngören değişiklik paketinin ilk etapta genel bir değerlendirmesi olarak planlanmıştır. Bu bağlamda belki de yazının sonunda söylenmesi gereken şeyi yazının başında söylemek adına; söz konusu Anayasa değişiklik paketi, eski düzenlemelere nazaran oldukça olumlu değişiklikler barındırmaktadır.  Yine de göze çarpan birkaç noktaya değinmekte fayda olduğu kanısındayım.

Tek tek maddeler özeline geçmeden önce, değişiklik paketinin ruhunun kazuistik (ayrıntıcı) bir ruhla hazırlandığını söylemek yanlış olmayacaktır. Kazuistik yöntemle hazırlanmış olması bir tercih meselesidir ve olumlu yönleri olduğu kadar özellikle anayasayı değiştirme usulü göz önüne alındığında eleştirilebilecek tarafları da ortaya çıkmaktadır.

Madde incelemesine geçilecek olursa; hali hazırda tüm siyasi kesimler tarafından belki de ilk kez Anayasayı değiştirme konusu bu kadar ciddi bir şekilde ele alınmış ve bu yönde irade gösterilmişken, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması konusunu düzenleyen 11. maddede var olan ve yasa koyucuya bu konuda çok geniş bir alan tanıyan genel sınırlama sebeplerinin kaldırılması çok daha yerinde olurdu. Genel sınırlama sebepleri kaldırılırken, temel hak ve özgürlükler özelinde her madde için özel sınırlama sebeplerin öngörülmesi gerek mevcut durum gerekse de değişiklik metnine nazaran özgürlüklerin lehine olurdu kanaatindeyim. Temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren ve 2014 yılında yapılan bir Anayasa değişikliği paketinde, 1982 Anayasası’nın esintilerini taşıyan genel sınırlama sebeplerinin yerinin olmadığını açıkça ifade etmek gerekmektedir. Ancak yine de, tamamen muğlak bir ifade olan ve bir anlamda sonsuz sınırlama yetkisi tanıyan “gibi” kelimesinin kaldırılarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının dikkate alınacağının Anayasa tarafından zikredilmesi oldukça önem taşımaktadır. Yine, sınırlama öngörülürken yasa koyucunun dikkat etmesi gereken yani sınırlamanın sınırlarına da (hakkın özü, ölçülük, demokratik toplum düzeni vs.)  yer verilmiş olması olumlu bir değişiklik olarak telaffuz edilebilir.
Yerel yönetimlerin düzenlendiği 119. madde de kapsamlı bir değişikliğe tabi tutulmuştur. Bu düzenleme genel itibarıyla yerel yönetimler bağlamında olumlu değişiklikler içermekle beraber (özellikle yerel yönetimlerin seçimle iş başına gelmeleri anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.) bir kimsenin en fazla üç kez belediye başkanı seçilebileceği belirtilmiştir. Anayasa koyucunun bu şekilde bir sınır koymasında ve takdir etmesinde hiçbir sakınca yoktur ve bunun çok çeşitli haklı sayılabilecek nedenleri de olabilir. Ancak burada, neden sadece belediye başkanlarına ilişkin böyle bir sınır öngörülmüştür? Bu sınırı koyarkenki gerekçeler acaba milletvekilleri ve cumhurbaşkanlığı için de geçerli olamaz mıydı sorusu akıllara gelmektedir. Bir de ayrıca, hukuka aykırı harcamalar neticesinde yerel yönetimleri belirli oranda zarara sokan organların görevine son verecek olan yargı organlarını devreye sokma yetkisinin, siyasi kimliği olan bir makama tanınmış olması (takdir yetkisiyle donatılmış bir şekilde) ciddi tartışmaların yaşanmasına neden olabilecek bir düzenlemedir. Bunun yerine, bu yetkinin bağımsız ve siyasi kimlikten uzak organlara (örneğin Sayıştay) verilmesi, düzenlemenin amacına daha doğru bir şekilde hizmet edecektir.

Öngörülen değişikliklerin yanı sıra, Anayasanın büyük bölümünün ele alınması gerektiği konusunda tartışmaya yer yoktur. Kısaca, özellikle seçim döneminde çok sık dile getirilen ancak bu Anayasa değişiklik paketinde kendine yer bulamayan konulardan da bahsedecek olursak; anayasanın değiştirilmesine ilişkin usulün de bu kadar ciddi değişikliklerin yapıldığı bir ortamda ele alınması gerekmektedir. Bunun yanı sıra, özellikle seçimlerden önce hemen hemen bütün siyasi partilerin üzerinde uzlaşıp deklare ettikleri geçici 10. maddeye ilişkin birtakım değişiklik tekliflerinin de yine bu pakette olmasının beklenmesi haksız bir beklenti olarak değerlendirilemez.
Ayrıca, özellikle yargı sistemine ilişkin çok ciddi yapısal değişiklikleri öngören bu değişiklik teklifinde, yargı organları ve yargıçlar üzerinde önemli yetkiler barındıran Yüksek Adliye Kurulu kararlarına karşı  başvuru yolunun açık olduğunun belirtilmesi gerekirdi. Bu kurul çoğunlukla yargıçlardan oluşsa dahi, gerek organik gerekse işlevsel açıdan idari bir kuruldur ve işlem ile ihmalleri idari niteliktedir. Bu durumda yargıçların bu işlem ve ihmallere karşı başvurabilecekleri bir yargı yolunun bulunmaması ya da bunun açıkça belirtilmemesi yargı kısıntısı yaratma eğiliminin yüksek olduğu ülkemizde adil yargılanma hakkı ve hak arama özgürlüğü açısından sakınca yaratabilecek bir durumdur.

Belki de bu aşamada yapılması gereken, ilk kez gerçekleştirilen bu Anayasa değişikliklerinin hem daha kapsamlı hem de toplum nezdinde daha tartışılabilir ve hazmedilebilir olmasının sağlanması adına, sırf yerel seçimlere yetiştirmek uğruna çok da aceleye getirilmemesidir. Bunun yerine önümüzdeki sene yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile birlikte çok daha kapsamlı (günümüz koşullarında 25 maddeden çok daha fazla maddenin değiştirilmesi gerektiği gerçeği apaçık ortada duruyorken) ve toplumdaki bütün paydaşların katılımı ile hazırlanacak bir Anayasa değişikliğini referanduma sunmak çok daha yerinde olur kanaatindeyim.

Dergiler Haberleri