Kıbrıslı Sanatçı ve Siyasetçi İlişkisi

Kıbrıslı Sanatçı ve Siyasetçi İlişkisi


Ersin Kaşif

Sanatçısıyla siyasetçisinin bu kadar birbirinden kopuk ve habersiz olduğu bir başka toplum örneği, sanırım yoktur. Evet bildiniz, Kıbrıs’ın Kuzeyi’nden bahsediyorum. Bu hafta bu konuyu kaleme almak istememin nedeni, henüz yeni biten genel seçimlerin ardından, meclisteki yeni yüzleri görerek ümitlenmemdir. Geçtiğimiz UBP Hükümeti döneminde yaşanan talihsizliklerin, bir daha yaşanmayacağı ümidiyle umutlanıyorum yine de. Sanatla uğraşan insanlar olarak, UBP Hükümeti’nden ve atadığı bürokratlarından hiçbir beklentimiz de olamazdı zaten. Bu insanlar, profesyonel - akademik sanat dünyasından tamamen uzakta, amatör ve alaylı kafa yapılarıyla memleketin sanat dünyasına verdikleri zararın farkına bile varamadılar. Kıbrıslı Türk sanatçıların siyasetçilerle bir bağ kuramamasındaki etkenlerden biri de buydu. Sanatla uğraşanların hiç mi suçu yok? Dediğinizi duyar gibiyim. Evet tabii ki var! olmaz mı? Kıbrıslı Türk sanatçı kabuğuna çoktan çekildi. Sanat eğitimcisini motive edecek hiçbir oluşum olmayınca, sanat eğitimcisi kendini geliştirmek istemedi. Yaşanan onca rezilliği, (birkaç ferdi çıkış dışında) sindiren Kıbrıslı Türk sanatçısı, siyasetten de tamamen elini ayağını çekti.  Oysa, birbirlerinden ayrılmaması gereken bu ikili, ayrı düşünülemezdi bile. Sanatı anlatırken, bir başkaldırı olduğunu da bilerek anlatmalıydık. Yazarlarımız,  müzisyenlerimiz ve ressamlarımız vb. konformist olmayı mı tercih ettiler acaba?
Kabare Kıbrıs örneği
Yani standartlara, kurallara uyan, itaat eden bireyler mi oluverdiler? Oysa şahane bir başlangıç ve cesaretlendirici adımı “Kabare Kıbrıs” adıyla yalnızca Lefkoşa Türk Belediye Tiyatrosu oyuncuları atabilmişlerdi. Sanatçının iktidarı eleştirdiği, yolunda gitmeyeni üzerine basa basa gösterdiği ve bunu toplumla paylaşabildiği bir adımdı bu. Türkiye’den bir örnek paylaşmak istiyorum; İstanbul Beyoğlu’nda açılan bir resim sergisi, Türkiye gündemini uzun süreden beridir meşgul eden darbe yargılanmalarını konu aldı mesela. Bu yargılamalar, sanatsal anlamda da ürünlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Serginin amacı ise, 12 Eylül öncesi kültür üretimi ve 1976-1980 yıllarındaki devlet kültür politikaları hakkında yeni bir tartışmayı başlatmaktı. 8-11 Eylül tarihleri arasında Kuşadası Kültür ve Sanat Şenliği'nde toplanan sanatçılara duvar resimlerinin yapılmasının engellenmesine bir tepki olarak hazırlanan ve 'Duvar resminden korkuyorlar' yazılı pankart. Sergi; duvar resimleri, siyaset ve kitlesellik projeleriyle birlikte sanatçı hakları, sansür, sanatın siyasi yönü gibi alt başlıkları da bünyesinde barındırıyordu. Peki Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde neler oldu? Kıbrıslı Türk ressam; petrol dolum tesisi projesine, batırılan hava yollarına, dini duygularımızın istismar edilmesine, kadın ticaretine, rüşvete, yolsuzluğa, satılan değerlere ve yaşadığımız hertürlü rezilliğe karşı konformist bir role mi büründü? Sanatçı’nın siyasetçiyle olan kopukluğunun, aynı sanatçının toplumla olan ilişkisiyle de bağlantılı olduğu gerçeği unutulmamalı. Marx’a göre, yaratıcı eylem yani sanat, insan ve doğanın etkileşiminin sonucudur ve içinde toplumsal bir endişe taşımalıdır. Tolstoy ise, sanatın bir işlevi olduğunu savunur; sanatın, yaratı ve yaratıyı algılayan ile mutlak bir bağ kurması sorumluluğu taşıması gerektiğini söyler.
Tanımlanamayan sanat
Özetle, toplum için sanat, ancak “gösteren”dir ve karşısında bir muhatabı yok ise tanımlanamaz bile. Kuzey Kıbrıs’ın sanatının bir türlü tanımlanamamasının sebebi de budur işte. Kıbrıslı Türk Sanatçısı ve sanatı,  karşısında bir muhatap bulamamakta ve bu durumda da yenilenememekte, üretmemekte, bir değer olamamaktadır. Eski siyasetçinin sanat diye bir derdi yoktur ama yeni genç siyasetçinin mutlaka olmalıdır. Kıbrıslı Türk Sanatçı, siyasetçisiyle artık tanışmalıdır. Bu tanışmanın ilk ürünü, Lefkoşa Belediyesi Tiyatrosu’nun ve her sanatsal amaca da hizmet edecek olan yarım kalmış salonunun tamamlanmasıyla olmalıdır. Açılışı ise, Kuzey Kıbrıslı tüm sanatçıların orda olarak onurlandırılmalarıyla olmalıdır. Ressamından, şairine, tiyatrocusundan, müzisyenine, heykeltraşından dansçısına kadar tüm sanatçıları orda ağırlamak büyük bir hayal olmasa gerek. Meclise giren genç siyasetçileri kutluyorum ve güvenmek istiyorum. Modern insanın hayat anlayışını ve duygusunu dile getiren Hümanist bir anlayışla sanatçı ve siyasetçi bir araya gelebilmelidir artık.

Dergiler Haberleri