“Kanser korkuları geçirir”

52 yaşındaki, İran doğumlu Katy Kobat bir doktor....İki çocuk annesi. 5 sene önce, tam da hayatındaki her şeyi yoluna koyduğunu düşündüğü bir anda meme kanser oldu

52 yaşındaki, İran doğumlu Katy Kobat bir doktor. Üniversitede tanıştığı, kendisi gibi doktor olan Kıbrıslı eşiyle üniversite sonrasında Kıbrıs’a yerleşti. İki çocuk annesi. 5 sene önce, tam da hayatındaki her şeyi yoluna koyduğunu düşündüğü bir anda meme kanser oldu

 

Ödül AŞIK ÜLKER

52 yaşındaki, İran doğumlu Katy Kobat bir doktor, anestezist. Üniversitede tanıştığı, kendisi gibi doktor olan Kıbrıslı eşiyle üniversite sonrasında Kıbrıs’a yerleşmiş. İki çocuk annesi. 5 sene önce, tam da hayatındaki her şeyi yoluna koyduğunu düşündüğü bir anda meme kanser oldu. O dönemde oğlu 16, kızı 6 yaşında. Kobat, memesindeki kitlenin tespit edilmesiyle çok büyük bir şok yaşadığını ancak sonrasında total mastektomi konusunda kesin kararını verdiğini söyledi.

   Katy Kobat, o günlerde yaşadıklarını “Kimseyle konuşamıyordum. Kızım ne olduğunu anlamıyordu, sadece evde bir gariplik olduğunu hissediyordu. Ona bir şey anlatmaya hazır değildim, yaşı küçüktü... Kızımın doğum gününde kızımın yüzüne bakıyordum, ağlayamıyordum ama ‘kızım için yaşayacağım’ diyordum. Oğlum 16 yaşındaydı, büyümüştü ama kızımın bana ihtiyacı vardı” sözleriyle anlattı.

   Kobat, ameliyattan iki gün sonra eve döndüğünde, kızına hastalığını “ben hastayım, istemeden hasta oldum. Bu meme biraz hasta oldu, beni üzdü, tedavi olması lazım. Bu tedavi bir sene sürecek ve sen birinci sınıfa başlayınca geçecek. Bana yardım etmeni istiyorum. Bana destek ver, bazı günlerde biraz hasta olacağım, ilaçlardan dolayı da saçlarım dökülecek. Ben kel oğlanın arkadaşı kel kız olacağım” sözleriyle açıkladığını kaydetti.

   Kuzey Kıbrıs’ta tedavi olma konusunda hiç şüphe etmediğini vurgulayan Katy Kobat, kemoterapi döneminde saçının döküldüğünü ancak kendisinin öyle gezmekten çekinmediğini belirtti.

   Kanserden sonra hayatında ciddi değişiklikler olduğunu kaydeden Kobat, “Ben kanserin beni olgunlaştırdığını düşünüyorum. Hayata bakış açım %100 değişti. Daha sakin, hayata karşı daha olumlu bakabiliyorum. Bütün korkularım geçti, kanser korkuları geçirir çünkü siz önünüzde ölümü görüyorsunuz. Ondan daha büyük ne olabilir ki?” diye konuştu.

   Doktoru Özlem Gürkut’un “kendin için ne yapıyorsun” sorusu üzerine DAÜ Eczacılık Fakültesi’ne kaydolan Kobat, bunu hayatının önemli bir dönüm noktası olarak tanımladı. Kobat, daha sonra oğlunun da Eczacılık Fakültesi’nde okumaya başladığını, kendisinin de bu süreçte okulu tamamladığını söyledi.

   Sağlık Bakanlığı’nda daire müdürlüğü yapan ve şimdi müşavir olan Kobat, “Geleceğe yönelik çok planlarım var , daha gencim. Daha çalışacağım. Müşavirlik sistemine karşıyım, bu çok yanlış bir sistem... Bu kadar tecrübe ile bu yaşta evde oturmamam gerekir. Ben çalışmak istiyorum. Bizim gibi tecrübeli kişiler yasa çalışmalarında görev alabilir, komitelerde yer alalım, denetleme yapalım. Bunları yapmamız gerekir. Gün doğmadan neler doğar, beni göreve çağırırlarsa her zaman çalışmaya hazırım” diye konuştu. Katy Kobat, “Bundan sonra yazmak istiyorum, belki yazarım, aklımda yazacak çok şey var” dedi.

Kobat, hastaların umut etmekten ve hayal kurmaktan asla vazgeçmemeleri gerektiğini söyledi.

  • Soru: Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
  • Kobat: 1965 yılında İran’da doğdum. Üç kardeşiz, en büyük benim. Babam Türk, anne tarafından da dedem Türk. Lise sona kadar İran’da okudum. İran İslam devrimi sonrasıydı ve üniversiteler kapanmıştı, üniversiteye girişlerde sorunlar vardı. İslam devrimi nedeniyle vatandaşlara verilen kontenjan çok sınırlıydı. Riski göze alamadım. Ben çok çalışkan bir öğrenciydim, liseyi de dereceyle bitirmiştim. İran’da üniversite sınavına girdim, sonuçlar henüz açıklanmamıştı, babamın arkadaşlarının çocuklarıyla birlikte üniversite sınavı için Türkiye’ye gittik. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandım, babam da gönderdi. Babam asker kökenli biri olarak aslında çok sert biriydi, hayret etmiştim Türkiye’ye okumaya gönderdiğine. Okula başladım, 15 gün sonra İran’daki üniversite sınav sonuçları açıklandı, orada da ilk tercihimi, en iyi üniversitede tıp fakültesini kazanmıştım. Annem arayıp bana haber verdi ve “dön” dedi. Ben “dönmem, başka bir dünya kurmak için oradan çıktım, dönmeyeceğim” dedim. Annem günlerce ağladı, beni aradı, ısrar etti, “ben burada devam etmek istiyorum, sonrasında da ya buradan giderim, ya da Türkiye’de kalırım” dedim ve kabullendiler. Annem hiçbir zaman kabullenmedi aslında ama yapacak bir şeyi yoktu, hala “keşke o zaman dönseydin” diyor.
     6 yıl çok zor bir süreç geçirdim, tüm sorunlarla kendim baş etmek zorundaydım. Babam Türk olduğu için Türkçe biliyordum ama Türkiye’nin Türkçesi farklı gelmişti. İlk zamanlarda dersleri anlamıyordum ama dillere karşı bir eğilimim var, çok kolay öğreniyorum. O yüzden kısa sürede adapte oldum, arkadaşlar edindim. Okul hayatım çok yoğundu, geceleri de sabaha kadar ders çalışıyordum. Tıp Fakültesi öyle bir şeydi, insan hayatı söz konusu, öyle olmak durumunda. Hatta şimdi tıp fakülteleri çok gevşedi, az hasta görüyorlar, az ders var diye kızıyorum. 6 yıl zor geçti ama üniversiteyi başarıyla bitirdim.

“Hayatta tek dileğim deniz kenarında bir yerde yaşamaktı”

  • Soru: Yolunuz Kıbrıs’a nasıl düştü?
  • Kobat: Üniversite 5’nci sınıftayken grupta çok Kıbrıslı vardı. Eşim İbrahim de Kıbrıslı, o da tıp fakültesindeydi, arkadaşlarıyla bize sürekli şaka yaparlardı.  Birlikte ders çalışmaya, sinemaya gitmeye başladık, birbirimizle yakınlaştık, çıkmaya başladık. 3.5 sene çıktık, sonra nişanlandık. Sonrasında düğün dernek, Kıbrıs’ta evlendik. Hayatta istediğim tek şey, tek dileğim ileride deniz kenarında bir yerde yaşamaktı. Demek ki insan bir şeyi çok isteyince oluyor, oldu ve 1994’te evlendik. O dönemde ben Hacettepe Üniversitesi’nde anestezi, eşim de Ankara Tıp Fakültesi’nde patoloji İhtisası yapıyordu. 1997’de okul bitti, o dönemde askerlik 2 yıldı. Eşim bana 7 sene yurtdışında kalırsak askerliği bedelli yapabileceğini anlatmıştı. Ben de “gel bir yere gidelim” dedim, hatta o dönemde önümüze Azerbaycan’da ciddi bir kapı açılmıştı. Eşimin hocası arkadaşlarıyla Bakü’de bir hastane kurmuşlardı, açılma aşamasındaydı. İkimizi de alabileceklerini söylediler, hatta maaşlar bile belirlenmişti ama İbrahim “ben Kıbrıs’ı görmezsem ölürüm, Kıbrıs’ın toprağına taparım” dedi ve o iş olmadı.
    Kıbrıs’a geldik, eşim mecburen askere gitti. 22 ay, çok kötü, zor bir süreçti. O dönemde oğlumuz 1.5 yaşındaydı, ehliyetim vardı ama araba kullanmıyordum çünkü burada yolları bilmiyordum. Ya İbrahim’in arkadaşları bizi götürüp getiriyordu ya da taksiye biniyordum, bir gün canıma tak etti, arabaya bindim ve yola çıktım.

“Adaya umutlarla gelmiştik ama umduğumuz gibi olmadı”

  • Soru: Hemen işe mi girdiniz?
  • Kobat: Hemen işe girmedim. Ülkede ciddi anestezist eksikliği vardı ama beni işe almadılar. İbrahim’in arkadaşları Mağusa Tıp Merkezi Hastanesi’ni kurmuşlardı, bize de teklifte bulunmuşlardı. O dönemde Mağusa’da yaşı büyük, Girne’de oturan ve oradan Mağusa bölgesine gelip giden anestezist bir abimiz vardı. Arkadaşlar benim de bölgedeki klinikleri ve hastaneyi idare edebileceğimi söylemişlerdi ama gelince istediğimiz gibi olmadı. Tıp Merkezi ile çalışıyoruz diye diğer özeller bizimle çalışmak istemedi. Anestezist abimiz de benim devlete girmemi istemedi, ciddi engel koydu. Ama çok ihtiyaç vardı, bir gün beni o dönemin Sağlık Bakanı Ertuğrul Hasipoğlu aradı ve görüşmeye çağırdı. Görüştük, ben düşünmek istedim, bana “düşün, akşama beni ara” dedi. Ben bir sene sonra aradım. Bir yıl dayandım. Bir sene sonra aradım ve istediğimi söyledim.
    Ben öncelikle fırsat vermek istedim. Benim anestezi, eşimin patoloji seçmesinin nedeni Kıbrıs’ta bu branşlarda uzmana ihtiyaç olmasıydı. Adaya umutlarla gelmiştik ama umduğumuz gibi olmadı ama gördük ki herkes birbirine engel koyuyor. Ama onların umduğu gibi olmadı. Hasipoğlu ile konuştuktan sonra kadro açıldı, sınava girdim, zaten benden başka kimse yoktu. İşe başladım, 7.5 yıl gece gündüz, 365 gün on-call olarak çalıştım. Benim geldiğim dönemde durum kötüydü, son 20 yıl içinde Kuzey Kıbrıs’ta tıp ciddi şekilde ilerledi. Tıp fakültelerini bahsetmiyorum, ülkeye değişik alanlarda uzmanlar geldi, hemşirelikte büyük gelişmeler oldu. Türkiye’de kullandığımız anestezi ilaçlarının çoğu yoktu, bazılarını çok büyük zorluklarla ülkeye getirttim. Önceleri büyük hayal kırıklığı yaşamıştım.

 

“Artık bir düzen kurmuştuk, hayatımız oturmuştu. İkinci çocuğum olmuştu, çok istediğim kızım vardı. O dönemde oğlum 16, kızım 6 yaşındaydı. Her şey yolundaydı, meslek hayatımda çok başarılıydım... ‘Hayatımız düzene girdi, artık böyle gider’ diye düşünüyorduk ama hayat sürprizlerle dolu, hiç bir zaman beklediğiniz gibi olmuyor”

“Hayat sürprizlerle dolu”

  • Soru: Bir şekilde Kıbrıs’ta hayatınızı kurdunuz, ikinci çocuğunuz da dünyaya geldi. Her şey yoluna girmiş gibi görünürken kanser hayatınıza nasıl girdi? Vücudunuzda ters giden bir şeyler olduğunu nasıl fark ettiniz?
  • Kobat: Aslında hayatımın en güzel senesiydi, 2011-2012 yılları arasında... Artık bir düzen kurmuştuk, hayatımız oturmuştu. İkinci çocuğum olmuştu, çok istediğim kızım vardı. O dönemde oğlum 16, kızım 6 yaşındaydı. Her şey yolundaydı, meslek hayatımda çok başarılıydım. Mağusa Hastanesi’nde ameliyathanenin sorumlu hekimiydim. Hatta o sene üst üste üç tatile gitmiştik. “Hayatımız düzene girdi, artık böyle gider” diye düşünüyorduk ama hayat sürprizlerle dolu, hiç bir zaman beklediğiniz gibi olmuyor. Bir tatil sonrasında, şubat ayında doktor arkadaşım, anestezist Dr. Pınar Toygar Midem’e bir sıkıntım olduğunu, meme başımda farklılık olduğunu söyledim. Pınar bir anda irkildi. Ailemde de kanser var, annem de, teyzem de yumurtalık kanseri. Teyzemi kaybettik, annem hayatta. Annemin teyzesi de yumurtalık kanseriydi. Benim fibrokistik hastalığım da vardı ki bu çoğu zaman meme kanserinin zeminini de oluşturur. Ben de kontrollerimi sürekli yaptırıyordum. Pınar, “abla hemen baktıralım” dedi. Genel Cerrah Dr. Mustafa Kalfaoğlu ile konuştuk, beni muayene etti, eline tam olarak bir şey gelmedi. Ben kendimi muayene ettiğimde de elime bir şey gelmemişti.

“Kararım kesindi, total mastektomi”

Dr. Osman Cancuri ultrasonla baktığında kitleyi gördü, kitle arka taraftaydı ve ele gelmiyordu. Önce kendimi kaybettim, çok büyük bir şok yaşadım. 3-4 günde 5 kilo verdim, ne yiyordum, ne içiyordum. Sadece soda içiyordum. Dr. Mustafa Kalfaoğlu, “abla ameliyat yapalım” dedi, hiç tereddüt etmedim, “kemoterapi verelim, kitleyi küçültelim, parça çıkaralım öyle kalsın” diye düşünmedim. Kararım kesindi, total mastektomi. Bunun mastektomi ile biteceğine çok inandım. Ameliyattan sonra hastanede iki gün kaldım, ziyaretçilerimle konuştum, güldüm ameliyattan sonra psikolojim tamamen düzeldi.

“Kızım için yaşayacağım”

  • Soru: Mastektomi öncesinde, ilk öğrendiğinizde ne yaptınız?
  • Kobat: Kimseyle konuşamıyordum. Kızım ne olduğunu anlamıyordu, sadece evde bir gariplik olduğunu hissediyordu. Ona bir şey anlatmaya hazır değildim, yaşı küçüktü. Çarşamba biyopsi yapıldı, cumartesi kızımın doğum günüydü. Her şey önceden ayarlanmıştı, davetliler çağrılmıştı. Kızım da o doğum gününü heyecanla bekliyordu. Eşim ve kayınvalidem iptal etmek istedi, ben “hayır” dedim ve cumartesi kızımın doğum gününü yaptık. Kızımı fotoğrafçıya da götürdüm, fotoğraflarını çektirdik. Kızıma kırmızı giydirdim, ben de en sevdiğim renk olan kırmızı giydim. Tüm görevlerimi yerine getirdim ve ertesi gün de ameliyat oldum. Kızımın doğum gününde kızımın yüzüne bakıyordum, ağlayamıyordum ama “kızım için yaşayacağım” diyordum. Oğlum 16 yaşındaydı, büyümüştü ama kızımın bana ihtiyacı vardı.

 

“Kemoterapi süreci çok farklıdır, ne kadar güçlü olsanız da sizi güçsüz kılar. İlaçların etkisiyle ciddi halsizlik yaşarsınız, saçlarınız dökülür. Ben saçlarım dökülmeden gidip kazıttım. O gün çok ağladım. O dönemde şapka taktım, başörtü taktım ama sonra ‘hiç gerek yok’ dedim ve kel gezmeye başladım”

 

“Kemoterapiyi Kuzey Kıbrıs’ta alma konusunda hiç şüphe etmedim”

  • Soru: Ameliyat sonrasında kemoterapi gördünüz. O süreçte neler yaşadınız?
  • Kobat: Ameliyat sonrasında omuzlarımdaki yükün yarısı kalkmıştı. Kemoterapiyi Kuzey Kıbrıs’ta alma konusunda hiç şüphe etmedim. Yurtdışını hiç düşünmedim ki o dönemde Onkoloji Hastanesi yoktu. Dr. Özlem Gürkut ile tanıştım, kendisine “sen ne dersen dinlerim” dedim. Sanırım uyumlu bir hastaydım. 
    Kemoterapi süreci çok farklıdır, ne kadar güçlü olsanız da sizi güçsüz kılar. İlaçların etkisiyle ciddi halsizlik yaşarsınız, saçlarınız dökülür. Ben saçlarım dökülmeden gidip kazıttım. O gün çok ağladım. O dönemde şapka taktım, başörtü taktım ama sonra “hiç gerek yok” dedim ve kel gezmeye başladım. O dönemde Türkiye’de iki sanatçı da meme kanseri olmuştu ve onlar da saçları kazınmış şekilde geziyordu. Bundan güç aldım. Ben, genelde medyadan, reklamlardan çok etkilenmeyen birisi olarak o dönemde o haberlerden etkilendim. Şehrin en kalabalık mağazasını kel olarak gezdim, herkes takdirle karşılıyordu, bunu bakışlarda görebiliyordum. 

 

“Ameliyattan iki gün sonra eve geldik. Kızım başını göğsüme dayamayı çok severdi. Ona ‘ben hastayım, istemeden hasta oldum. Bu meme biraz hasta oldu, beni üzdü, tedavi olması lazım. Bu tedavi bir sene sürecek ve sen birinci sınıfa başlayınca geçecek. Bana yardım etmeni istiyorum. Bana destek ver, bazı günlerde biraz hasta olacağım, ilaçlardan dolayı da saçlarım dökülecek. Ben keloğlanın arkadaşı kel kız olacağım’ dedim”

Keloğlanın arkadaşı kel kız...

  • Soru: Evde 6 yaşında bir çocuk var. Anne kanser tedavisi görüyor. O dönemde durumu kızınıza nasıl anlattınız?
  • Kobat: Ameliyattan iki gün sonra eve geldik, sonrasında kemoterapiye başlayacağım için ziyaretçi kabul etmedik. Bir gün kızımı ve evdeki yardımcımızı yanıma çağırdım ve onlarla konuştum. Kızım başını göğsüme dayamayı çok severdi. Ona “ben hastayım, istemeden hasta oldum. Bu meme biraz hasta oldu, beni üzdü, tedavi olması lazım. Bu tedavi bir sene sürecek ve sen birinci sınıfa başlayınca geçecek. Bana yardım etmeni istiyorum. Bana destek ver, bazı günlerde biraz hasta olacağım, ilaçlardan dolayı da saçlarım dökülecek. Ben keloğlanın arkadaşı kel kız olacağım” dedim. Evdeki yardımcımız yabancı, ne olduğunu anlayamamıştı, evde ters giden bir şey olduğunun farkındaydı, ona da anlattım. Kemoterapi, radyoterapi sürecinde en büyük desteğim kızımdı. Kemoterapi aldığım zaman birkaç gün ciddi halsizlik yaşamıştım. Meğerse kızım o dönemlerde ana okuldan verilen ödevlerini başucumda, komodinin üstünde yaparmış. Ben genelde uyurdum, kızımın orada çalıştığını bir defa gördüm ve çok duygulandım. Ayakta kalmamın en önemli nedeni belki de kızımdı. “Kızımın yanında olmam lazım, ona öğretecek çok şey var, kızımla birlikte hayallerim var” diye düşünüyordum.
    Oğlum o dönemde bana çok kötü davrandı, meğerse o “ eğer anneme sert davranırsam, onun sinirlenmesi ona güç verecek, onun ayakta durmasını sağlayacak” diye düşünmüş. Babasına “ben farklı bir şey yapmayacağım, annemi eskisi gibi hatta daha çok sinirlendireceğim ki mecburen benimle didişsin ve hastalığını unutsun” demiş. Daha sonra bunu bana anlattılar. O da öyle bir yöntem bulmuş.  
    Bana destek olan çok iyi arkadaşlarım var. Filiz, Aylan, Gülsün, Sülay, Fatma ve adını şu anda sayamadığım çok iyi dostlarım var. Yanımda otururlardı, kızıma bakarlardı. O dönemde annem, babam, kız kardeşim gelip yanımda kaldı. Kokuya dayanamıyordum, annem kokusuz yiyecekler pişirmeye çalışıyordu. O dönemde hastanın yemesi gerekir ama pek iştah kalmıyor. Bunların hepsi insanı güçlü kılıyor.

“Mezarın soğukluğunu düşündüm”

  • Soru: Hiç karamsarlığa kapıldığınız, ölümü düşündüğünüz oldu mu?
  • Kobat: Düşündüm, çok düşündüm. Mezarın soğukluğunu düşündüm ama kendi kendime “orası benim yerim değil” dedim. Önce bir süre “neden ben” diye sordum, kendimi kahrettim. Bu düşünceden kurtulunca gerçek mücadeleyi verebiliyorsunuz. Herhangi birisi olabilir, nedeni belli değil. Tabi ki düşündüğümde ailede kanser var ama bütün hayatım stresle geçti. Tıp Fakültesi başlı başına bir stres, uzmanlık stres, anestezi stres ve 7.5 sene tek başına Mağusa bölgesini idare etmek ayrı bir stres.

“Belki de kanseri biraz ben davet ettim”

  • Soru: Ailenizde kanser vakaları olduğu için daha önceleri “acaba ben de olur muyum” diye aklınızda var mıydı?
  • Kobat: Vardı. Belki de kanseri biraz ben davet ettim, insanın bazı şeyleri çok düşünmemesi, kafasından atması gerekir. Aklımda vardı, düşünmüştüm...

“Başaracağımı biliyordum, annem de başarmıştı”

  • Soru: Sizi o dönemde rahatsız eden tepkiler, sorular oldu mu?
  • Kobat: Ben zaten insanların tepkilerini çok takmam, çok gerçekçiyim, kimsenin dediğini kafaya takmam, bakışlarını önemsemem, böyle şeylerden çok etkilenmem. Yapım bu. Beni görüp de gözyaşı döken veya “çok üzüldüm” diyenlere, “negatif enerji aşılamayın, benim için üzülmeyin” diyordum. Beni rahatsız eden tek düşünce “eğer başaramazsam kızım yalnız kalacak” düşüncesiydi. Ama başaracağımı biliyordum, neden başaramayayım ki. O zamana kadar hayatta her istediğini kendi çabasıyla elde etmiş birisiydim, “bunu neden atlatamayayım ki” diye düşünüyordum. Annem de başarmıştı. Teyzem neden vefat etti? Çünkü mücadele etmemişti, ne ameliyat olmuştu, ne de tedavi almıştı, hastalığını kimseye söylememişti...

“Hayata bakış açım %100 değişti”

  • Soru: Kanserden sonra hayata bakışınızda değişiklik oldu mu?
  • Kobat: Oldu tabi ki, ciddi değişiklik oldu. Ben kanserin beni olgunlaştırdığını düşünüyorum. Hayata bakış açım %100 değişti. Daha sakin, hayata karşı daha olumlu bakabiliyorum. Bütün korkularım geçti, kanser korkuları geçirir çünkü siz önünüzde ölümü görüyorsunuz. Ondan daha büyük ne olabilir ki? Benim denize, derinliğe karşı korkularım vardı, tamamen geçti. Eskiden gece evde yalnız kalmak beni tedirgin ederdi, tüm ışıkları açardım, kapıları kilitlerdim. Şimdi hiç biri yok. Önünüzde en büyük korkuyu gördüğünüz için diğer korkular kalmadı. Eskiden kedi, köpeklere karşı ürkektim, bu annemden gelen bir şey, tümü geçti, tüm hayvanlar şimdi benim dostlarım. Bakış açım değişti...

Yeniden üniversite...

  • Soru: Siz meslek sahibi biri olarak, bir doktor olarak tedavi devam ederken yeniden üniversiteye gittiniz. O nasıl oldu?
  • Kobat: O çok ilginç oldu. Kemoterapiler başlayınca ciddi bir halsizlik yaşarsınız, aynaya çok bakmak istemezsiniz çünkü renginiz toprak rengindedir. Pek bir şey yapmıyordum, zaten gücüm de yoktu, tableti elime alır, biraz karıştırır bırakırdım. Kendime hiç üzülmedim, kızıma çok üzülürdüm, ne olacak diye... Bir gün Dr. Özlem Gürkut bana “kendin için ne yapıyorsun” diye sordu. Düşündüm, “kendim için bir şey yapmıyorum” dedim. Bana “bir şey yapmamakla  çok iyi yapıyorsun” diye kızdı ve “git kendin için bir şey yap” dedi. Eve geldiğimde biraz da bozuldum. “Doktor neden bana böyle dedi” diye düşündüm. Ama fiziksel güç sıfır, yüzemiyordum, bastonla yürünüyordum, yeni doğmuş bir bebek gibi yürümeyi yeniden öğrendim. Annem, kız kardeşim ya da arkadaşlarımla yürürdüm. İki olay beni kendime getirdi. Biri düzenli yürüyüşlerdi, adım adım, az az başladım, süreyi bir saate kadar çıkardım, deniz sahilinde zaman zaman yürüyüşler yapıyordum. Özlem’in bana o soruyu sorması üzerine yıllardır çok yoğun çalıştığım şeyi yapamadığım şeyi yapmaya karar verdim, okumaya... Yine tıpla alakalı bir bölüm daha okumak istiyordum. Eylül’ün sonu gelmişti, DAÜ açılalı bir hafta olmuştu. İnternetten bölümlere baktım, arkadaşım da olan öğrenci işleri müdürü ile konuştum, “sınav zamanı geçti” dediler, ancak İran pasaportumla yabancı öğrenci statüsünde eczacılık bölümüne kayıt yaptırdım. İçimi inanılmaz bir mutluluk doldurdu. Ertesi gün radyoterapim vardı ama artık daha fazla evde oturamazdım ve okula başladım. O gün de hayatımda başka bir dönüm noktasıydı, artık ne radyoterapiyi düşündüm, ne de başka bir şeyi. Ders çalışmaya başladım, çok da başarılı oldum.

Bakanlıkta müdürlük...

Radyoterapi bitti, okulda bir dönem bitti, bir süre daha raporum vardı. Bu arada bir arkadaşım aradı ve bana sağlık bakanlığına müdür olacağımı duyduğunu söyledi. inanmadım, “şaka yapıyorsun” dedim çünkü bana hiç böyle bir şey gelmemişti ve böyle bir talebim de olmamıştı. İki gün sonra bakanlıktan aradılar, o dönemin Sağlık Bakanı benimle görüşmek istedi. Kendisini hiç tanımazdım, ilk defa o gün tanıştık, beni tavsiye etmişler, bana Sağlık Bakanlığı’nda müdürlük teklif etti, ben de kabul ettim. Bakanlığa girerken birkaç amacım vardı, sadece konumuzla ilgili olandan bahsetmek isterim, Onkoloji Hastanesi’ni bitirmek. Ben başladığım zaman proje vardı, ihaleye çıkma aşamasındaydı. İhaleye çıkıldı, başlandı. Devlette biri bireye sahip çıkmazsa inanın ki olmaz. Ben üç yıl bakanlıkta çalıştım, üç bakan gördüm. Kanser olduğum için, çoğu zaman kemoterapiyi sedye üzerinde alırdım, serviste çoğu zaman yatak yoktu. Arasından geçen derenin kötü kokusu servise gelirdi ve hastaları mahvederdi. Hükümet değişti, Sağlık Bakanı Faiz Sucuoğlu olduğunda Onkoloji Hastanesi bitiyordu, bitene kadar beni görevden almamasını, bunu tamamlamayı arzu ettiğimi söyledim. Sayın Bakan “memnuniyetle” dedi. Ben onkoloji hastanesinde bir odaya taşındım, müdürlük yaptım, başhekim gibi, teknisyen gibi, işçi gibi, idari amir gibi çalıştım. Eşya taşıdım. 4 ay gibi kısa bir sürede Onkoloji Hastanesi tamamlandı. Bakanlıktan bazı çalışanlar da yapabileceğime inanmadı, bitiremeyeceğimi söyleyip dalga geçiyordu. Hastane bitti, açılış yapıldı, ben de işten ayrıldım.
Bu arada daha az sayıda ders alabiliyordum, üç yıl boyunca yaz okuluna gittim. Oğlum o süreçte üniversiteye başladı, o da eczacılık seçti. Oğlum hala okuyor, ben mezun oldum.

“Müşavirim, çalışmak istiyorum”

  • Soru: Geleceğe yönelik planlarınız nedir?
  • Kobat: Geleceğe yönelik çok planlarım var, daha gencim. Daha çalışacağım. Müşavirlik sistemine karşıyım, bu çok yanlış bir sistem. Kıbrıs o kadar politize bir ülke ki, insanların hepsi politize, herkes kendi adamıyla çalışmak istiyor. Böyle olsa bile belli noktalar tekniktir, oralara dokunmamak lazım. Bu kadar tecrübe ile bu yaşta evde oturmamam gerekir. Ben çalışmak istiyorum. Bizim gibi tecrübeli kişiler yasa çalışmalarında görev alabilir, komitelerde yer alalım, denetleme yapalım. Bunları yapmamız gerekir. Gün doğmadan neler doğar, beni göreve çağırırlarsa her zaman çalışmaya hazırım.

“Umut etmekten ve hayal kurmaktan asla vazgeçmeyin”

Eczacılıkla ilgili çalışmayı düşünmüyorum, ileride oğlum çalışırsa ona destek olmak isterim. Bundan sonra yazmak istiyorum, belki yazarım, aklımda yazacak çok şey var. Son olarak hastalara şunu söylemek isterim, umut etmekten ve hayal kurmaktan asla vazgeçmesinler.

 

Röportaj Haberleri