‘İthalata kota değil, ihracata pazar’

YENİDÜZEN, patates ve bulgur ithalatı konusunu masaya yatırdı, konuyu Ticaret Odası, parmak patates ve bulgur ithalatçıları ile irdeledi Ticaret Odası, parmak patates ve bulgur ithalatçıları, parmak patates ve bulgur ithaline konan kotanın sektörü değil

Ticaret Odası Başkan Vekili Vargın Varer: “Gerek parmak patateste, gerekse bulgurda, eğer hammaddeyi burada üretiyorsak ve bunun değerlenmesini istiyorsak, devlet bu kişilerin iç piyasaya değil dış piyasaya açılımını sağlayacak yollar bulmalı”

Varer: “Ticaret Odası ilan verir ve patates üreticilerine ‘ürününüzü yeşil hattan satmayı düşünüyorsanız, satın aldığınız AB sertifikalı tohumu ekim alanı ile birlikte kaydedin’ der ki bahsettiğimiz Kıbrıs patatesi popüler olduğu pazarlara ulaşılabilsin. Bu konuda 15 gün önce ilan verdik ama hala başvuran yok”

Parmak patates ithalatçısı Dağlı Trading Direktörü Ozan Dağlı: “Eğer çiftçimizin para kazanmasını istiyorsak, bu parmak patatesle olmaz, esas büyüme dünyada marka olan Kıbrıs patatesinin dışa satımıyla mümkündür. Şunu da belirtmek isterim ki şu anda patates yoktur. Örneğin geçen yıl dünyada pek çok pazarda patates olmadı ve bizim de Kuzey Kıbrıs olarak verecek patatesimiz yoktu”

Bulgur ithalatçısı Sarıoğulları Ltd. Direktörü Ali Sarıoğlu: “Son uygulama dünyada hiç görülmemiş bir uygulama ve halka hakikaten büyük bir pahalılık getirmiştir. Şu anda Türkiye’de bulgur fiyatının tonu 400 dolar, kilosu 1 TL 20 kuruş. Bizim buradaki üretici fabrikanın çıkış fiyatı 1 TL 85 kuruş. Halkın çektiği pahalılık ortada”

Ödül Aşık ÜLKER

    KTTO Başkan Vekili Vargın Varer, parmak patates ve bulgur ithaline konan kotanın yanlış bir uygulama olduğunu belirterek, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında 2013’te 466 ton, 2012’de 718 ton, 2011’de 127 ton, 2010’da da 370 ton patates ihraç edildiğini kaydetti ve 2014- 2015 yıllarında hiç patates ihracatı yapılmadığını vurguladı. Varer, hiçbir patates üreticisinin, Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Kuzey Kıbrıs’tan Güney Kıbrıs’a patates ticareti yapabilmek amacıyla ikinci üretime yönelik tohumluk patateslerini kayıt altına almaları için Kıbrıs Türk Ticaret Odası’na başvurmadığına dikkat çekti.
   Varer, “Üretici patatesini ‘yeşilhat üzerinden Güney’e ve oradan da Avrupa’ya satacağıma, Türkiye’ye satar daha çok kazanırım’ diyor. Ama yeşil hat kapsamında AB uzmanları tarafından denetlenen ürünlerini Türkiye’ye satsalar bile yine kendilerine katkı sağlar. Madem Türkiye’ye iyi fiyattan satmakta sorun yok, o zaman neden patates sektörünü korumak için bu karar alındı? Amaç korumak değil, patates ve bulgurda iç pazarın %40’ını birkaç kişiye vermektir” diye konuştu.
   Parmak patates ithalatçısı Dağlı Trading Direktörü Ozan Dağlı da çiftçinin parmak patates ile değil dünyada marka olan Kıbrıs patatesinin ihracıyla kazanabileceğini  söyledi. Dağlı, parmak patates ve bulgur ithaline konan kotanın sektörü, ürünü değil, bazı firmaları koruduğunu kaydetti.
   Bulgur ithalatçısı Sarıoğulları Ltd. Direktörü Ali Sarıoğlu da söz konusu kota kararının dünyada hiç görülmemiş bir uygulama olduğunu ve pahalılık getirdiğini belirtti. Bulgur fiyatının şu anda Türkiye’de kilosu 1 TL 20 kuruş, yerli üretici fabrikanın çıkış fiyatının ise 1 TL 85 kuruş olduğunu söyleyen Sarıoğlu, “Devlete sormak lazım, kaç konuda üreticimiz var? Sadece iki alanda mı üretici var, diğer üreticilere neden bu hak verilmiyor? Bu anlamsız bir karar. Halk bizim neden bulgur getirmediğimizi, başka arkadaşların parmak patates ithal etmediğini bilmiyor. Devletin engelleyici olduğunu bilmiyor. İsteğimiz bu yanlış uygulamanın hemen kaldırılmasıdır” diye konuştu.

Varer: “Etik değil”

Soru: Hükümet Mart ayında parmak patates ve bulgur ithalatıyla ilgili bir kota kararı almıştı. KTTO olarak kota kararının yanlış olduğunu savunuyorsunuz. Neden yanlış bulduğunuzu açıklar mısınız?

Varer: Hükümetin kararı 1,5 kilo ithalat yapacakların 1 kilo yerli ürün almasını gerektiriyor. İki piyasadan bahsediyoruz, bulgur ve parmak patates, yerli ürün piyasasında bulgurda bir, parmak patateste iki firma var. Yani hükümet bu sektörlerin  yerli üretim olduğunu söyleyip bunları korumak amacıyla söz konusu kararı aldıklarını söylerken, bu kararlar bulgur piyasasının %40’ını bir firmaya, parmak patates piyasasının %40’ını da iki firmaya vermiş oldu. Hiçbir hükümet toplumun geneli dururken, bir veya iki kişiye menfaat sağlamak için karar alamaz. Bu ilkesel olarak kabul edilebilir olmadığı gibi etik de değildir.
   Amaç tarımsal ürünleri korumaksa, bunun farklı yöntemleri var. Patateste gerçekten sorun varsa, ürettiğimizi satamıyorsak bunun yöntemi bu tür kararlar değildir. Sert buğdayda  sorun varsa, tarımsal üretici desteklenmek isteniyorsa, bunun yolları onu bulgura çevirip piyasada tek başına faaliyet gösteren bir firmaya bir anda piyasanın %40’ını vermek ve tüketiciyi seçeneksiz bırakmak değildir.
   Bir diğer konu da bir taraftan Kıbrıs sorununun çözümü yönünde görüşmeler sürerken, olası bir çözümde ekonominin nasıl olacağının konuşulduğu ortamda, diğer taraftan dünyada örneği görülmeyen bir tür koruma kararı alınıyor. Bu kararlarla birilerine haksız kazanç sağlanıyor.
Dağlı: AB konusu gündemdeyken, Kıbrıs’ta bir anlaşmaya giderken biz nasıl bir karar ürettik. Bir referandum sonrasında çözüm olursa bu karar otomatik olarak ortadan kalkacak.

Soru: Sanayi Odası bu konuyla ilgili yaptığı açıklamada ABD, AB ve Türkiye’de kendi üreticisini korumak adına kota koyduğuna dikkat çekmişti...
Varer:
Dünya Ticaret Örgütü dünya ticaretinin gelişmesi için sınırların kalkması gerektiğini ortaya koydu. 1980’lerde ithal ürünlerde hem sanayi, hem elektronik, hem tarımsal sınırlar, yasaklar ve yüksek vergi duvarları vardı. Büyük ülkeler bu vergi duvarlarının hiçbir ülkeye fayda getirmediğini, dünya ekonomisinin büyüyemediğini farketti ve genel tarife sistemine dahil olan bütün ülkeleri toplantıya çağırıp adına round dedikleri toplantılar yaptılar. Bunların en popüleri Uruguay Round’tur. Uruguay Toplantıları duvarların aşağıya inmesine yönelik atılan en önemli adımdır. Dünya ülkeleri her ülkenin  kaynaklarını kendi uzman/rekabet avantajı olduğu üretim alanlarında  kullanmasıyla toplam üretiminin daha fazla olacağını gördü. Gümrük duvarları inerken ülkeler tarımda daha tutucu davrandı ama zaman içinde tarım sektöründe de kotalar, kısıtlamalar, vergi duvarları kademe kademe inmeye başladı. Dünya ticareti serbestleşmeye doğru gitmektedir. Dolayısıyla Sanayi Odası’nın ortaya koyduğu argümanlar tarımsal ürünlerde belli ülkelerde olabilir. Ancak ,KKTC  de alınan karar tarımsal ürünün değil, tarımsal ürünü sanayi ürününe çeviren kısıtlı sayıda üreticinin korunması şeklinde dönmesidir
   Ama siz Kuzey Kıbrıs’ta kendi yapınızı değerlendireceksiniz. Kuzey Kıbrıs’ta ihracatımız düşük. Kuzey Kıbrıs gibi küçük ekonomilerin ihraç ettiği hizmet sektörüdür. Buraya turist, öğrenci gelecek, onlara hizmet satarak bir anlamda ihracat yapacağız. Bizim mukayeseli üstünlüğümüz o alanlardır. Biz hizmetler sektöründe uzmanlaşması gereken bir ülkeyiz. Kaynaklarımızı bu alanlara yönlendirmezsek, aksine korumalarla belli sektörlerin ayakta kalmasına çalışırsak,  bu ülkeyi görece pahalı hale getirir ve uluslararası turizm ve eğitim alanındaki rekabet gücümüzü kaybederiz..
   1980’lerden sonra dünyadaki bir trend de dünyada duvarlar aşağı inerken, ihraç edecek kapasiteye sahip olan sanayi ürünlerine  yönelimler olmuştur. Buradaki tarım, sanayi ürünlerini dışarıya satabildiğimiz ölçüde o alanlara destek vermeliyiz. Kaynaklarımızı onların dış pazarlara açılmasına katkıda bulunmaya yönlendireceksek sorun yok. Ama onları yurtiçindeki yaşam maliyetini yükseltecek şekilde koruyacaksak bu bizim uzun vadede zararımızadır.
   Kısacası temel itiraz noktamız şudur, Bakanlar Kurulu demokratik bir ülkede bir sektör adına bir kişiye menfaat sağlayacak karar alamaz. Patatesi korumanın veya yurtiçinde tüketilmesini sağlamanın veya yurtdışına ihracını sağlamanın yolu bu değildir. Sert buğday üretiminin artmasını, çiftçinin daha fazla para kazanmasını istiyorsanız, ondan elde edilecek ve tek bir kişinin ürettiği bulguru korumak değildir. Çünkü bu noktada toplumun cebinden bir kişiye menfaat sağlıyorsunuz. Zaman içinde bu piyasasının %40’ını yönlendirdiğiniz firmalar fiyatlarını yavaş yavaş yıkarı çekmeye yönelecek. Devlet yetkilileri tarım ürününü desteklemek adına karar aldığını söylerken, bulgur üreticisi firmanın yetkilisi ülkedeki sert buğdayın pahalı olduğunu, fiyatları aşağıya çekmek için yurtdışından sert buğday getirme konusunda izin verilmesini isteyebiliyor. Piyasanın %40’ını bir kişiye verirseniz, o piyasanın fiyatı yavaş yavaş yukarı çıkar. %40 piyasa payı olan birinin, fiyatı yukarı çekmemesine imkan yok. Sade bir vatandaş olarak düşündüğümde bu karar süistimallere çok açıktır. Örneğin etik biri değilsem, bir ithalatçıya hiç ürün satmadan sanki mal vermişim gibi fatura verip, prim alıp ithalat yapmasını sağlayabilirim. Bunun yapıldığını söylemiyorum ama yapılabilir.

Dağlı: “Esas büyüme marka olan Kıbrıs patatesinin dışa satımıyla mümkün”

Soru: KTTO olarak sınırlı ve doğru seviyede önlemlerle bu tür adımlar atılması gerektiğini de açıklamıştı. Sizce doğru yöntem ne olmalı?

Dağlı: Ben de şahsen yerli üreticiyim, temizlik malzemeleri üretiyorum ama ben teknolojimi yenilemeye çalışıyorum ki dıştan gelen firmalarla rekabet edebileyim. Benim kendi alanımdaki rakiplerim dünya devleridir. Böyle olmasına rağmen biz rekabet edebiliyoruz ve iç piyasada önemli bir pazar payına sahibiz. Peki bu nasıl oldu? koruma mı vardı? hayır yoktur, devletten yardım da almadım. İthal ürünlerde %8’lik bir fon vardır ama olmasa da olur. bu bahsettiğimiz alanlardaki arkadaşlara devlet teknolojik açıdan destek olabilir.

   Patatese gelince, bakanın ifadesine göre yıllık patates üretimi 13 bin tondur, 8 bin ton ihraç edilmiş, 5 bin ton da iç piyasada tüketilmiş. Patates üreticileri de yıllık 20 bin ton üretim olduğunu söylüyor. 13 bin tonu, 50 bin tona çıkaracaksak, bu bir anlam ifade eder. Parmak patates ithalatı da bakanın ifadesine göre 1700 tondur. Rum tarafında da üretim 200 bin ton, ihracat da 130 bin tondur. Rum tarafının üretim rakamlarına çıkalım demiyorum ama eğer çiftçimizin para kazanmasını istiyorsak, bu parmak patatesle olmaz, esas büyüme dünyada marka olan Kıbrıs patatesinin dışa satımıyla mümkündür. Şunu da belirtmek isterim ki şu anda patates yoktur. Örneğin geçen yıl dünyada pek çok pazarda patates olmadı ve bizim de Kuzey Kıbrıs olarak verecek patatesimiz yoktu.
   Endüstriel tipi patatese gelince, o ucuz bir patates, çiftçi açısından da anlamsız. Devlet farkını çiftçiye ödeyecekse o zaman da hepimizin kaynaklarının aktarılması söz konusu olur.
Varer: Yeşil Hat Tüzüğü üzerinden ticareti düzenleyen Ticaret Odası’dır. Oda, patatesle ilgili ekim döneminden önce ilan verir ve patates üreticilerine “ürününüzü yeşil hattan satmayı düşünüyorsanız, satın aldığınız AB sertifikalı tohumu ekim alanı ile birlikte kaydedin der ki bahsettiğimiz Kıbrıs patatesi popüler olduğu pazarlara ulaşılabilsin. Bu konuda 15 gün önce ilan verdik ama hala başvuran yok. Eğer ülkemizde patatesin dış pazarlama sorunu varsa ve bundan dolayı  elde patates kalıyorsa, ithaline de sınır getiriyorsanız, ayrıca de yeşil hat denen imkana  hiçbir üretici başvurmuyorsa, Tarım Bakanlığı olarak üreticileri yeşil hata başvurması için neden teşvik etmiyorsunuz, çağrı yapmıyorsunuz. Son iki yılda patates Türkiye’de daha iyi fiyata satılıyor. 2014 ve 2015’te Yeşilhat Tüzüğü kapsamında yapılan patates ihracatı sıfır. Geçmiş senelerde ise 2013’te 466 ton, 2012’de 718 ton, 2011’de 127 ton, 2010’da da 370 ton. Üretici de patatesini “yeşilhat üzerinden Güney’e ve oradan da Avrupa’ya satacağıma, Türkiye’ye satar daha çok kazanırım” diyor. Ama yeşil hat kapsamında AB uzmanları tarafından denetlenen ürünlerini Türkiye’ye satsalar bile yine kendilerine katkı sağlar. Madem Türkiye’ye iyi fiyattan satmakta sorun yok, o zaman neden patates sektörünü korumak için bu karar alındı? Amaç korumak değil, patates ve bulgurda iç pazarın %40’ını birkaç kişiye vermektir.
   Çözüm sürecine sanayiciyi, üreticiyi hazırlamak lazım. Kıbrıs sorununun çözülmesi durumunda Kuzey Kıbrıs’ta AB muktesebatı askıdan inecektir. AB’de koruma yok. o zaman bu üreticiler ne yapacak? Geçiş sürecinde hangi unsurlar üreticinin rekabetçi olmasını sağlayacaksa devlet bunları sağlasın çünkü böyle bir karar AB’de geçerli olmayacak.

Sarıoğlu: “Kota pahalılık getirdi”

Soru: Bulgurda durum nedir?

Sarıoğlu: Bulgur daha da kötü. Bulgura yaklaşık iki sene önce %15 fon konularak koruma altına alındı. Bulgur fakirin ekmeği, zaten %15lik fon pahalılığa neden oldu. Son uygulama dünyada hiç görülmemiş bir uygulama ve halka hakikaten büyük bir pahalılık getirmiştir. Şu anda Türkiye’de bulgur fiyatının tonu 400 dolar, kilosu 1 TL 20 kuruş. Bizim buradaki üretici fabrikanın çıkış fiyatı 1 TL 85 kuruş. Halkın çektiği pahalılık ortada. En önemli şey tüketicidir. Halk neden kalitesiz ve pahalı ürünü tüketsin? Bulgurun kalitesinden hiçbir tüketici memnun değil, marketçiler gelen iadelerden şikayetçi. Daha pahalı olmasına rağmen kalitesi için pek çok tüketici bulgurunu Güney’den almaya başladı. Bu da ekonomide kaçaklara neden oluyor. Biz üretimin aleyhine değiliz, zaten fon koyarak bir yardım yaptı.

   Buradaki üretici Kıbrıs’ta bulgurun daha pahalı olduğundan, bu yüzden daha pahalıya mal ettiğinden şikayetçi. O zaman devlet ona daha ucuza temin etmesini sağlasın, farklı yönlerden teşvik sağlasın, örneğin elektriğinden, mazotundan... O da kalitesini yükseltsin. Üreticiyi gelişgüzel desteklemek adına tüketici mağdur edilmesin.
Dağlı: Bu günlerde sanayiciye sıfır faiz uygulaması konuşuluyor yani sanayiciye faiz farkını devlet karşılayacak. Bu tip uygulamaları devlet yapabilir.
Varer: Gerek parmak patateste, gerekse bulgurda, eğer hammaddeyi burada üretiyorsak ve bunun değerlenmesini istiyorsak, devlet bu kişilerin iç piyasaya değil dış piyasaya açılımını sağlayacak yollar bulmalı. Örneğin kullanıcılar ve ara toptancılar bulgurun doğal ortamda kurutulduğundan nemi içinde olduğu için paketlendikten sonra çok kısa sürede bozulduğunu söylüyor. Devlet bu üreticinin gelişmiş endüstri ile kurutmasını sağlayacak bir destek verebilir ki bunu ürettiği zaman yurtdışına satabilsin. Yurtdışına satmasını sağlayacak destekler verin, pazarını büyütsün. Patates üreticilerinden bir arkadaş ihracat yapmayı hedeflediğini söyledi, bu çok güzel bir hedef ama o zaman neden iç piyasada böyle bir koruma istiyor, talebi dış pazarlara ulaşma yönünde olsun.
   Zaten hem fiyat hem de kalite iyiyse, ithalatçı da iç piyasadan almayı tercih edecek. İthalatçı örneğin bulguru Türkiye’den alıyor, nakliye ödüyor, fon ödüyor, patates buzluklu konteynerlerle geliyor. İçte üretilen ürün iyiyse, rekabetçiyse bunları kotalarla korumaya ne gerek var.

Soru: Bu konuda temaslar yaptınız, ne tür cevaplar aldınız?
Sarıoğlu:
Bu konuda gitmediğimiz makam ve bakanlık kalmadı. Kime gittiysek, “düşünelim, haklısınız” deyip başlarından savdılar.
Dağlı: Ötesi de oldu, “bu arkadaşları nasıl kurtaracağız” gibi söylemlerle de karşılaştık. Kalkınma Bankası fonlarının yanlış kullanılması da olayın bir başka boyutudur. Kim neye dayanarak Kalkınma Bankası’nın parasını yanlış yatırımlara veya geri dönmeyecek kredilere yöneltiyor. Devlet bunu geri almak için bedelini tüketiciye mi ödetecek?
Varer: Ben bu kararı basından gördüğüm zaman altında birşey aradım. Üniversitede bir hocamız bize “okunacak en iyi gazete resmi gazetedir” derdi. Resmi gazetedeki kararları dikkatli okuduğunuzda kararların altından birşey çıktığını söylerdi. O dönem Demirel dönemiydi. Kararların birinde yurtdışından getirilecek tuğlaya fon konmuştu, ilk okuduğunuzda yurtiçindeki tuğla üretimini destekleyen bir karar olduğunu düşündürürdü. Ama zaman içinde bunu üretenin Demirel’in ailesinden biri olduğunu öğrenirsiniz. Ben bunu okuduğumda, parmak patatesi iki, bulguru da bir firmanın ürettiğini düşündüğümde aklıma hocanın sözleri geldi. Amaç patatesi korumaksa, devlet patates ithalatçılarına “1,5 kilo parmak patates getirecekseniz, Patates Üreticileri Birliği’nden bir kilo patates alacaksınız” diyebilirdi, daha adil olurdu. Bu amaçla alıp almadıklarını bilmiyorum ama sonucu ortadadır ve bu çok etik bir karar değildir. Konuyu yetkililerle görüştük, hükümet değişikliği döneminde Tarım Bakanı Önder Sennaroğlu’na “konuyu bir de bu açıdan bakın” dedik, o da konuyu hükümete yeniden götüreceğini söyledi ancak Bakanlar Kurulu’nda çok tartışılmadığını öğrendik. Sonra Sayın Talat’a gittik, kendisinden ekonomik programı öne çıkaran, değişimde iktisadi konulara eğilerek önayak olacağını söyleyen bir kişi olarak destek istedik. Aldığımız yanıt, bu firmalara yatırım için teşvik verildiğini, sonrasında da Kalkınma Bankası’ndan kredi verildiğini, bunları kollamamız lazım dedi. Kollanması gerekenin ürün ve sektör olduğunu, şirketler olmadığını anlattık. Birine yanlış bir kararla, olmaması gereken bir destek verildiyse bunun cezasını tüketici ödememelidir. Sayın Talat, “bir bakalım” dedi. Sonra yeni hükümetin Başbakanına gittik, konuyu inceleyeceğini söyledi. Daha sonra tekrar gittiğimizde aynı yaklaşımı onda da gördük. Bu da bizi hocanın dediğine getirdi. Hükümet “benim politikam bu ürünün daha fazla üretilmesi ve ihraç edilmesidir” desin. Örneğin 5 yıllık planını ortaya koysun, destek versin, bu sektörlere daha fazla firmanın girmesini sağlasın. Bunu söylediğimizde de “bu sektörlere çok fazla üretici girmesinin rantabıl kılacak kadar büyük olmadığı” yanıtını aldık.

Soru: Son olarak ne eklemek istersiniz?
Sarıoğlu:
Devlete sormak lazım, kaç konuda üreticimiz var? Sadece iki alanda mı üretici var, diğer üreticilere neden bu hak verilmiyor? Bu anlamsız bir karar. Halk bizim neden bulgur getirmediğimizi, başka arkadaşların parmak patates ithal etmediğini bilmiyor. Devletin engelleyici olduğunu bilmiyor. İsteğimiz bu yanlış uygulamanın hemen kaldırılmasıdır.
Dağlı: Bu tür ekonomik kararlar günlük alınan kararlar olmamalı. Hükümetin aldığı kararlara güvenebilmeliyiz. Bu karar sektörü, ürünü değil, firmaları koruyor.
Varer: Kamuoyu “patatesimiz güzeldir”, “bulgurumuz varken neden dışarıdan getirelim” yaklaşımıyla ikna edilmeye çalışılıyor ama konuya bu açıdan da bakmakta fayda var. Rekabet Yasası’nda “herhangi bir şirket piyasada hakim durum yaratacaksa bu tüketicinin aleyhinedir ve hakim durum oluşmaması için rekabet kurulu müdahale eder.”der. Bu kararla hükümet hakim durum yarattı. Rekabet Kurulu’nun çalışma sistemi oyunculardan gelecek şikayet üzerine hareket eder. Biz ithalatçılarla gerek patates gerekse bulgur konusunda şikayet yapılması konusunda görüşüyoruz.

Röportaj Haberleri