Ödül AŞIK ÜLKER
İşitme kaybı tedavileri, koklear implant, beyin sapı implantasyonu, iç kulak anomalileri ve doğumsal işitme kayıplarının tedavilerinde uluslararası düzeyde tanınan Kıbrıslı Türk Prof. Dr. Levent Sennaroğlu, işitme kaybının artık bir engel olmaktan çıktığını kaydederek, erken tespit ve zamanında müdahalenin önemine vurgu yaptı.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Sennaroğlu, işitme kaybında problemin büyük kısmının kulakta olduğuna ancak en fazla etkilenen yerin beyin olduğuna dikkat çekerek, işitme kaybında zamana karşı bir yarış olduğunu belirtti.
Özellikle çocuklarda beyin sapı implantasyonu konusunda dünyadaki öncü ekiplerden birinin liderleri arasında yer alan Prof. Dr. Sennaroğlu, işitme kaybında yapılması gerekenler, koklear implant ve beyin sapı implantı hakkında Yenidüzen’e konuştu.
Prof. Dr. Sennaroğlu’nun, kulağın yapısal bozukluklarını sınıflandırdığı, kendi adıyla anılan “Sennaroğlu Cochleovestibular Malformation Classification” dünya çapında kullanılıyor.
Prof. Dr. Sennaroğlu, şunları söyledi:
“Kıbrıs küçücük bir ada. Savaşlar geçirmiş, ekonomik sıkıntılar yaşıyor. Kimse bizi tanımıyor. Bu şartlar altında beni eğiten ilkokul, ortaokul, lise öğretmenlerimin, üniversitedeki hocalarımın hepsine şükran borçluyum. O zaman eğitim parasızdı, devlet okulunda okuduk. Çok güzel eğitim verdiler. Bu adanın bir çocuğu olmaktan gurur duyuyorum. Önemli olan, insanın içindeki istek, çalışma hevesi, akademik merak.”
Soru: Kıbrıslı bir Türk olarak dünyaca bilinen bir doktorsunuz, sizin adınızla anılan, kulağın yapısal bozukluklarının sınıflandırıldığı ve dünya çapında kullanılan bir sistem var. Öncelikle kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Prof. Dr. Sennaroğlu: Kulak, burun, boğaz çok geniş bir alandır ve ben bunun sadece işitme kısmıyla uğraşmaktayım. İşitmeye, oldum olası, çok büyük ilgim vardı. 1997 yılında, Amerika’da sadece işitme kayıplarıyla ilgilenen bir merkez olan House Ear Institute’de 6 ay çalıştım. O güne kadar yapmadığımız koklear implantasyon ve vestibüler schwannom (akustik nörinom) cerrahilerini orada öğrenme imkanı buldum. Kulak kemiği vücudumuzdaki en karmaşık kemiktir. Onun radyolojisi yani tomografi ve MR incelemeleri de çok özellik gösteriyor. Bunları da orada öğrendim.
1997’de Türkiye’ye döndükten sonra, implant ameliyatlarına başladık. Kulağın değişik yapısal bozukluklarına hep aynı ismin verildiğini ve önceki sınıflandırmanın yetersiz olduğunu gördüm. Yıllarca gördüğüm farklı yapısal bozuklukları, onlarla ilgili cerrahi yaklaşımları ayrı ayrı gruplayıp, yeni bir sınıflama yapıp, bunu uluslararası bir dergiye gönderdim. Sonrasında, o devrin “büyük babaları” diyebileceğimiz en bilinen, en iyi doktorları bana mesaj atıp, yaptığım sınıflandırmanın gördükleri en iyi sınıflandırma olduğunu ve artık onu kullanacaklarını söylediler. İşitme alanındaki bu büyük otorlerin bu sınıflamayı kullanmaya başlaması beni çok onore etti. Daha fazla çalıştım. Bu sınıflandırmayı iki kez güncelledim. Beni en mutlu eden şey, şimdi artık dünyanın her tarafında bu sınıflandırmanın kullanılması. Bu, dil birliği sağladı. Örneğin bir anomaliye IP3 dendiğinde, herkes aynı şeyi anlıyor. Bunlar için ameliyat yöntemleri geliştirdim, elektrotlar dizayn ettim. Şimdi o elektrotlar dünyanın her tarafında kullanılıyor. Sınıflandırma her bir yayında bahsedildiğinde, bana mesaj geliyor. Şu anda, 950 tane yayın, benim sınıflandırmamı kullanarak yapılmış. Bu benim çocuğum gibi, dünyada kullanılıyor olması beni gururlandırıyor.
“Bu adanın bir çocuğu olmaktan gurur duyuyorum”
En önemlisi de ne biliyor musunuz? Kıbrıs küçücük bir ada. Savaşlar geçirmiş, ekonomik sıkıntılar yaşıyor. Kimse bizi tanımıyor. Bu şartlar altında beni eğiten ilkokul, ortaokul, lise öğretmenlerimin, üniversitedeki hocalarımın hepsine şükran borçluyum. O zaman eğitim parasızdı, devlet okulunda okuduk. Çok güzel eğitim verdiler. Bu adanın bir çocuğu olmaktan gurur duyuyorum. Önemli olan, insanın içindeki istek, çalışma hevesi, akademik merak.
Bu adadan çok başarılı kişiler çıkıyor. Örneğin Dr. Ali Niyazi Fikret, kendisine rahmet diliyorum. Kendisi, bu adanın gelmiş geçmiş en saygı duyduğum hekimlerinden birisiydi. Çok uzun yıllar önce bu mesleğe atıldı ve kendini yetiştirmek için, eksik gördüğü konuları gidermek için hep araştırırdı. Zamanında, Ankara’ya bile gelip Hacettepe’de kendini geliştirdi. Kıbrıs’a her geldiğimde görüşürdük. Bana yeni okuduğu yayınlardan bahsederdi. Ben kendisine Ali Amca derdim, rahmetli Ali Amca örnek alınacak bir insandı.
“Yeni doğan işitme taraması, her bebeğin hakkıdır”
Soru: Yeni doğan işitme taramalarının, işitme kaybının tespitinde önemi nedir?
Prof. Dr. Sennaroğlu: İşitme kaybı çok önemlidir. Problemin büyük kısmı kulaktadır, fakat en fazla etkilenen yer beyindir. Kulağımız, gelen sesi, beyinin anlayabileceği bir formata çevirir ve işitme siniri bu bilgiyi beyne gönderilir. Aslında o sinyal beyne ulaştığı zaman sesi duyuyoruz, anlıyoruz, ayırt ediyoruz; buna bağlı olarak konuşmamız, telaffuzumuz gelişiyor. Bunlar aslında hep beyin tarafından yapılıyor ama kulağın önemi çok büyük, çünkü sesi beynin algılayacağı formata kulak çeviriyor.
İşitme anne karnında başlıyor. Doğuştan bir işitme kaybı varsa, bunu ne kadar erken fark edersek, bunu ne kadar erken düzeltirsek ve sesi beyne ne kadar erken ulaştırırsak, işitme kaybının etkisi o kadar az oluyor. Yeni doğan işitme taramasının, her bebeğe yapılması lazım. Bu, her bebeğin hakkıdır, çünkü ömür boyu işitme kaybının sıkıntılarını çekecek olan odur. Bu hakkı onlardan almamamız lazım.
İşitme kaybı ölçümü...
İşitme kaybının ölçümünde iki yöntem var, Otoakustik Emisyon (OAE) ve İşitsel Beyin Sapı Cevabı (ABR/BERA) testleri. İkisinin de yapılması lazım, çünkü bir tanesi yetersiz kalıyor. Bahsettiğim iki ölçüm Kıbrıs’ta da yapılıyor. Sesin beyne kadar gidip gitmediğine bakılıyor. Gidiyorsa bir problem yok. Gitmiyorsa, testler en kısa zamanda tekrarlanır. Gitmediğinden emin olunca çocuklara işitme cihazı verilir. Yeni doğan işitme kayıplarında gerekli testleri yaptıktan sonra, işitme kaybının varlığından eminsek, bebek 3-4 aylıkken işitme cihazı vermeye başlıyoruz. Amacımız, beyin seslerden mahrum kalmasın, körelmesin. Bebek cihazdan fayda görmüyorsa, 1 yaşında koklear implant yaparak, en kısa zamanda beyne sesleri ulaştırmaya çalışıyoruz.
“Zamana karşı bir yarış”
4-5 yıl hiç cihaz kullanmayan, eğitim almayan, konuşması gelişmeyen insanlara ne yaparsanız yapın hiç faydası olmuyor. Beyin uzun süre işitmeden uzak kalmışsa, yapacağımız hiçbir şey bunu düzeltemiyor, anlama, ayırt etme fonksiyonlarını kazandıramıyor. Buna beyin plastisitesi adını veriyoruz. Aslında bu, zamana karşı bir yarış.
Erişkinler için de benzer bir şey var. Mesela, 40 desibellik işitme kaybı olan erişkin bir kişiye cihaz öneriyoruz. Hasta, “ben duyuyorum, idare ederim” diyor ama aslında bazı frekansları duymuyor. Biz, o frekanslardan mahrum kalmasın diye cihaz öneriyoruz. Zaman içerisinde, 10 sene sonra, durum daha da kötüleşince, hasta cihaz alıyor ama cihazdan memnun kalmıyor. Çünkü, beynin o merkezi, sesleri uzun süre duymadığı için, artık anlama ve ayırt etme fonksiyonlarını yeterince yapamıyor.
“Demansın en önemli nedenlerinden birisi de, işitme kaybıdır”
İşitmenin sosyal kısmı da var. Arkadaşlarınızla buluşuyorsunuz, onlar bir şeyler söylüyor. Siz anlamıyorsunuz, tekrarlatıyorsunuz, bir daha tekrarlatıyorsunuz. Giderek onlardan kopuyorsunuz. Bir süre sonra, o toplantılara gitmek istemiyorsunuz. Belirli bir yaştan sonra insanlar, sosyal olarak bu ortamlarda yer almak istemiyor. Ve daha izole oluyor. Demansın en önemli nedenlerinden birisi de, işitme kaybıdır. Beyne, işitmeyle ilgili o sinyalleri gönderdikçe, beynin çalışmasını sağlıyoruz.
“Ailelerin bilinçli olması lazım”
Soru: Çocuklarında işitme kaybından şüphelenen aileler ne yapmalı?
Prof. Dr. Sennaroğlu: Ailelerin bilinçli olması lazım. Aileler, işitmede bir sorun olduğundan şüphe ediyorlarsa, başlangıç noktasının bir KBB hekimi olması gerekiyor. KBB hekimi kulak zarına bakacak, zarda bir delik var mı, arkasında sıvı var mı, yok mu? Ondan sonra bir işitme testi, odyolojik değerlendirme isteyecek. Adamızda odyologlar vardır. Odyolojik değerlendirme sonrasında, yeniden değerlendirme yapıp, işitme cihazı verip vermemeye karar veriliyor.
İşitme kayıpları genel olarak iki kategoriye ayrılıyor. İletim tipi kayıplar dış ve orta kulak patolojilerinde görülür ve ameliyatla düzeltilebilir. Özellikle orta kulaktaki kemikçiklerin çalışması düzeltilerek, işitme yerine getirilebilir. Ancak sensörinöral işitme kayıpları, iç kulak patolojilerinde görülür ve bunlar ameliyatla düzeltilemez, mutlaka işitme cihazı kullanılması gerekir. Bu ayrım hem çocuk, hem de erişkinler için geçerlidir.
Genelde biz, KBB hekimleri, önce işitme cihazıyla hastanın duyması ne olacak diye bakıyoruz. Deneme periyodundan sonra, durumu tekrar değerlendiriyoruz. Çocuklar için dil gelişiminin de değerlendirilmesi lazım. Çocuğun dil gelişimi nasıl? İşitme cihazı, dil gelişimini nasıl etkiledi? Aslında bu, bir ekip işidir. Bu ekipte, KBB hekimi yanında odyolog ve rehabilitatif odyologlar bulunur. Ekip, çocuğu her yönden değerlendirerek, işitmesi ve dil gelişimiyle, en iyi noktaya getirmeye çalışır.
Biz, KBB hekimleri, tarama yapılmamış bir çocuk gördüğümüzde, yaşı ne olursa olsun, mutlaka testlerinin yapılmasını istiyoruz. Mesela, çocuğun bir kulağı duyuyor, bir kulağı duymuyor olabilir. Konuşması gelişmiş olabilir, ama duymayan kulak çok önemli, ona da yapılacak bir şey varsa, yapılması gerekir.
Koklear implant...
Soru: Koklear implant nedir? Herkese yapılabilir mi?
Prof. Dr. Sennaroğlu: İç kulakta, salyangoz şeklinde, içinde tüylü hücrelerin olduğu yapıya koklea deniyor. Ses gelince, kokleadaki tüylü hücreler titreşiyor ve sesi, beynin anlayabileceği bir formatta işitme sinirine aktarıyor. Bu hücreler zedelenince, işitme etkileniyor. Zedelenme derecesine göre (çok hafif, hafif, orta, ileri, çok ileri gibi), tedavi uygulanıyor. İleri derece kayba kadar (yaklaşık %80-90’lık kayıp) işitme cihazı veriyoruz, her iki kulağa da verilmesi lazım. Çok yanlış uygulamalardan birisi de, iki tarafta da kayıp varken, sadece tek cihaz verilmesidir. Bu kabul edilecek bir uygulama değildir. Gözlerimizin ikisi de bozuk olduğunda, tek camlı gözlük mü kullanılır? İşitme kaybı %90’dan fazlaysa, yani o tüylü hücrelerin %10’dan azı kalmışsa, işitme cihazı yeterli olmaz. O zaman, koklear implant yapıyoruz. Kokleanın içerisine, ameliyatla bir elektrot demeti yerleştiriyoruz. Bunun bir de dış kısmı var. Dış kısmı sesi alıyor, bir elektrik enerjisine çeviriyor ve o elektrot demeti, o enerjiyi iç kulağın içerisine aktarıyor, implant direkt sinir uçlarını uyarıyor ve sinyal beyne gidiyor. Koklear implant küçük yaşta yapıldığında, iyi bir ameliyat, iyi bir işitsel eğitim sonrasında konuşmanın netliğinden sorunu hiç fark edemezsiniz. Türkiye’de devlet, bu implantı bir yaşında veriyor. Ancak, 9 aylık yaptığımız bebekler var. Benim yaptığım en küçük hasta, 4 aylıktı. Menenjitli bir çocuktu, acil, 4 aylıkken, iki kulağına da koklear implant yapmıştım.
Beyin sapı implantasyonu
Kokleanın, salyangozun içinde tüylü hücreler zedelenmişse, koklear implant yapıyoruz. Eğer hastanın iç kulağı yoksa, salyangozu yoksa, işitme siniri yoksa yani daha ağır bir yapısal bozukluk varsa, elektrodu beyin sapına yerleştiriyoruz. Bu ameliyatı mutlaka beyin cerrahisiyle birlikte yapıyoruz. Beyin cerrahlarıyla birlikte çalışıp orayı açıyoruz, doğru yeri buluyoruz, elektrodu koyuyoruz. Beyin sapı implantasyonunda başarı, koklear implanta göre biraz daha az olmasına rağmen işitme ve konuşmayı sağlayabilen çok hastamız var. Bunların arasında iyi bir eğitimle 2 dil öğrenen çocuklarımız bile var. Biz Hacettepe Üniversitesi İmplant Ekibi olarak, dünyada bu işlemi en fazla uygulayan merkeziz. İlk çocuk hastamızın 20’inci yılı. O çocuk hastaya, 2006’da beyin sapı implantı yapmıştık. Günümüzde 205 tane çocuk beyin sapı hastamız var.
Koklear implant Kıbrıs’ın kuzeyinde yapılıyor
Soru: Çocuklara koklear implant yaptığınızı anlattınız. Yaş ilerledikçe ameliyatın yenilenmesi gerekir mi?
Prof. Dr. Sennaroğlu: Hayır. Beden büyüyor ama iç kulağın boyutlarında hiçbir değişiklik olmuyor. Sadece, kafatası büyüdüğü için, kulağın arkasında bir boşluk var, o boşluğa elektrodun fazlalığını yerleştiriyoruz. Çocuğun başı büyürken, oradan fazlalığı alıyor. Tekrar ameliyata gerek yok. Ama implantların %1’inde bozulma olabiliyor. Bozulma olursa, o zaman yeniden ameliyat yapıyoruz.
Soru: Koklear implant ve beyin sapı implantı Kıbrıs’ın kuzeyinde yapılabiliyor mu?
Prof. Dr. Sennaroğlu: Beyin sapı implantı yapılmıyor ama koklear implant yapılabiliyor. İlk ameliyatı, 2008’de, ben gelip yapmıştım, buradaki ekibe göstermiştim. Ondan sonra, vaka olunca tekrar geldim, gösterdim, öğrettim. Şimdi burada koklear implant yapılıyor.
İmplantın başarısında en önemli faktörler
Soru: İmplantın başarısında en önemli faktörler nelerdir?
Prof. Dr. Sennaroğlu: Birincisi, erken yapılması. Bebeklerde erken tarama, erken cihaz; fayda görmeyenlere bir yaşında implant. Erişkinler işitme kaybı olduğunda, “benim diğer kulağım duyuyor, idare ederim” diyor, çok yanlış. İşitme kaybı oldu, cihazdan fayda görülmedi. 6 ay, bir yıl içinde, beyin fonksiyonlarını yitirmeden, koklear implant yaparsak, hasta fayda görüyor. İkincisi, implantın iyi yerleştirilmesi. Üçüncüsü, çocuklarda işitsel rehabilitasyon. Gelen sesleri anlamlandırmak, o seslere alışmak. Bu implantın başarısındaki en önemli faktörlerden birisidir. Rehabilitatif odyoloji ve ailenin rolü burada çok önemli. Bunu anlayıp, eğitime önem verenler de var, hiç umursamayanlar da. Burada da, eğitimle ilgili güzel merkezler var, çok güzel eğitimler veriliyor. İçimiz rahat bir şekilde, ameliyat olan hastaları buraya gönderiyoruz. Ayrıca sadece işitme kaybı değil, başka nörolojik, beyinsel bozukluklar da olabiliyor. Başka özürler implantın başarısını azaltabiliyor.
“Yaş ilerledikçe işitme aynı kalmıyor”
Soru: Toplumda, işitmeyle ilgili en yaygın yanlış bilgi, uygulama nedir?
Prof. Dr. Sennaroğlu: En basitinden başlayayım, insanlar kulaklarını pamuklu çöple temizleyeceğini zannediyor. Aslında kulak yolu bir tüp şeklinde, pamuklu çubuğu soktuğunuzda, kiri derine itiyorsunuz. O kulak çöplerinin kullanılmaması gerekiyor. Kulağımızı temizlemeye gerek yoktur, banyodan sonra, bir pamukla nemini almak yeterlidir.
İkincisi, zamanında işitme cihazı kullanmayıp veya koklear implantı yaptırmayıp idare ettiğini düşünmek. İnsanlar 80-90 yaşına kadar yaşıyor. Yaş ilerledikçe işitme aynı kalmıyor. Doğal olarak, işitmemiz yaşlandıkça bir kaybı uğrayacak. Dolayısıyla, gerektiği zamanda gereken yapılmazsa, bir gün, o kaybın telafisi imkansız olacak. Hasta o kulağa çok ihtiyaç duyacak ama ne yapılırsa yapılsın, fayda görmeyecek.
Bir de ani işitme kaybı diye de bir olay var. Burada da gecikmemek çok önemli. İnsanlarda aniden işitmede kayıp olabiliyor, muhtemelen virüslere bağlı. Kısmi veya tam kayıp... Kortizon veriyoruz ama aynı gün hekime gitmek çok önemli, geciktirmeden. Gecikmeden kortizon tedavisi ve diğer tedavilerle işitme geriye dönebilirken, geç kalınırsa o tüyücüklerde kalıcı zedelenme olunca işitme geri döndürülemiyor.
“Erken tespit, zamanında müdahale çok önemli”
Soru: İşitme engelli deniyor, tıbbın, teknolojinin gelişmesiyle işitmeme bir engel olmaktan çıkacak mı?
Prof. Dr. Sennaroğlu: 40 sene önce, biz asistanlığa ilk başladığımızda, sağırlar okulu vardı. Aslında “sağır” kelimesini hiç sevmem ve kullanmam ancak okulların adı bu şekildeydi. O zaman işitme taraması yok, implant yok. Ben asistanken, her Çarşamba, bu okuldan 15 öğrenci gelirdi. Biz kulaklarını temizlerdik, teste gönderirdik. Hepsi cihaz kullanırdı, ama hiç birisi konuşamazdı. Şimdi işitme taraması var, koklear implant var. Artık sağırlar okuluna gidecek insan kalmadı. İşitme taramasıyla tarayıp, 1 yaşında ameliyat edip, iyi bir eğitim alan, rehabilitasyon alan çocuk, normal okula gidiyor. Normal bir hayat sürebiliyor. Gecikme, telaffuz bozukluğu yapıyor, anlama güçlüğü yapıyor. Her şeyin gecikmeden yapılması önemli. İşitme kaybının, artık bir engel olmaktan çıktığını söyleyebilirim. Ama erken tespit, zamanında müdahale çok önemli. Gecikmeden uygun tedavi ve uygun eğitim. Bu uygulama benim kısa tıp hayatımda gördüğüm en önemli değişikliklerden birisidir. Ben de bu alan içinde yer almaktan, ve katkıda bulunmuş olmaktan bir Kıbrıslı olarak büyük bir mutluluk duyuyorum.