İngiliz Üslerinin Kuruluş Hikayesi ve Makarios-Dr.Küçük Dayanışması

(...) Makarios ile Küçük masaya ortak öneri koydular. Bu beklenmedik gelişme İngilizleri şaşkına çevirdi. İki Kıbrıslı lider yollarını Yunanistan ve Türkiye’den ayırarak ortak bir noktada buluşmuşlar, İngilizlerin karşısına birlikte çıkmışlardı.

Niyazi Kızılyürek
niyazi@ucy.ac.cy

Son zamanlarda Kıbrıs’ta İngiliz üslerinin varlığı geçmişte olmadığı kadar tartışmaya açıldı. Kuşkusuz, bu tartışmayı İran Savaşı tetikledi. ABD ve İsrail’in uluslararası hukuk kurallarını çiğneyerek İran’a saldırması ve İran’ın kendini savunması esnasında komşu ülkelere fırlatılan füze ve iHA’laradan birinin Ağrotur üssünü hedef alması, Kıbrıs yurttaşlarının güvenliğini tehlikeye attı. Bunun üzerine, üslerin varlığı sorgulanmaya başlandı. Ayrıca, Britanya hükümetinin tutumu, İHA tehlikesi karşısında üs bölgesindeki İngiliz yurttaşlarının bilgilendirilmesi ama o bölgede yaşayan Kıbrıs yurttaşlarına hiçbir bilgilendirme yapılmaması, Kıbrıs Cumhuriyeti yetkililerine haber vermeden ABD’nin üsleri kullanabileceğini açıklaması, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sert tepkisine yol açtı. Cumhurbaşkanı Hristodoulidis İngiliz üslerinin “kolonyalizm artığı” olduğunu söyledi ve İran savaşının bitmesinden sonra üsler konusunun ele alınacağını açıkladı. Bununla da yetinmedi, Kıbrıs’ın AB Konseyi dönem başkanlığını fırsat bilerek konuyu AB kurumlarına taşıdı. AB Konseyinin de geçtiğimiz haftalarda aldığı bir kararda, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üsler konusunu Britanya hükümeti ile ele alması durumunda, Kıbrıs’ın AB’nin yardımına başvurabileceği belirtildi.

Dünün Tartışmalarına Kısa Bir Bakış

Aslında, geçmişte de üsler konusu Kıbrıslı Rumlar tarafından zaman zaman gündeme getiriliyordu. Hatta, Temsilciler Meclisi 2007 yılında bu konuda bir karar üretmişti ve üslerin “kolonyalizm artığı olduğu” ve “günümüzün uluslararası hukuku ile bağdaşmadığı” vurgulanmıştı. Ayrıca, İngiliz hükümetinin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne kira ve tazminat ödemekle mükellef olduğu ama bunu yerine getirmediği belirtiliyordu.

Aynı yıl, Cumhurbaşkanı Tassos Papadopoullos, yabancı hukukçulardan görüş talep etmişti ve bilirkişilerin hazırladığı raporlarında üslerin “anakronist” olduğu ve “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin konuyu uluslararası kamuoyunun nezdinde tartışmaya açacak yasal dayanaklara sahip olduğu” vurgulanmıştı. Fakat, Tassos Papadopoulos konuyu daha ileriye taşımak istememişti.

2008 yılında Cumhurbaşkanı seçilen Dimitris Hristofyas, İngiliz üslerinin varlığına prensip olarak karşı olduğunu, hatta partisinin üsler yüzünden Zürih-Londra Anlaşmalarına karşı çıktığını söylüyordu ama konunun önceliğinin üslerin varlığını sonlandırmak değil, Kıbrıs Sorunun çözümü olduğunu belirtiyordu. Büyük Krallığın eski Başbakanlarından Gordon Brown ile arasında geçen bir diyaloğu Atina’nın NEA gazetesine şu sözlerle aktarıyordu: “Ben bir komünist olarak, Başbakan Gordon Brown ile buluştuğumuzda kendisine şunları söyledim: üslerin varlığını sonlandırmak benim yüreğimde ve programımda vardır ama önceliğimiz bu değildir. Önceliğimiz, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığı, Kıbrıs halkının bekası, işgal ordularının kovulması ve yurdumuzun yeniden birleşmesidir”.

Hristofyas-Brown görüşmesini The Guardian gazetesine haber yapan gazeteci Ian Traynor ise Hristofyas’ın görüşlerini şu sözlerle aktarmıştı: “The issue of the bases is a proplem that our children of our grandchildren will have to solve.”

Geçmişte Kıbrıs Cumhuriyeti ile İngiliz hükümeti arasında üsler konusunda yapılan tek resmi görüşme 2014 yılında gerçekleşti. Bu görüşmede üslerin varlığı tartışma konusu yapılmadı. Sadece egemen üs bölgelerinin bir kısmının Kıbrıslıların inkişaf ve kalkınma programlarına açılması konuşuldu ve bu yönde bir anlaşma imzalandı.

Bu noktada şunu da belirteyim, Kovid döneminde Londra’da yaşayan Kıbrıslıların girişimiyle Avrupa parlamenteri olarak ben, İngiliz İşçi Partisi eski başkanı solcu Jeremy Corbyn ile yaptığımız online söyleşide kendisine üsler konusundaki görüşlerini de sormuştum. Corbyn net bir yanıt vermekten kaçınmıştı. Kendisinin şahsen üslere karşı olduğunu ama konunun partisini ve ülkesini ilgilendirdiğini belirtmekle yetinmişti.

Tamamlanmamış De-Kolonizasyon

Birleşik Krallığın adanın egemenliğini Kıbrıs Cumhuriyeti’ne devretmesi için Kıbrıs’ta egemen üs bölgelerine sahip olmayı şart olarak ileri sürdüğü tarihsel bir gerçekliktir. Nitekim, İngiliz hükümeti Zürih Antlaşması’nın imzalanmasından sonra (11 Şubat 1959) ve Londra Antlaşması’nın imzalanmasından önce (19 Şubat), 17 Şubat 1959 tarihinde Zürih Antlaşması’nı şartlı olarak kabul edeceğini açıkladı ve şartlarının başında adada egemen İngiliz üslerinin kabul edilmesi geldiğini vurguladı. Türkiye ve Yunanistan Dışişleri Bakanları Londra Antlaşması’nın imzalandığı gün olan 19 Şubatta ayrı ayrı yayınladıkları bildirilerle Britanya’nın Zürih’te yapılan antlaşmalara katılımını ve adada bağımsız üslere sahip olmasını kabul ettiklerini açıkladılar. Benzer biçimde, Dr. Küçük ile Başpiskopos Makarios da 19 Şubatta yayınladıkları bildirilerle bütün anlaşma metinlerini “Kıbrıs Sorununun nihai çözümü için üzerinde antlaşmaya varılmış esaslar” olarak kabul ettiklerini beyan ederek İngiliz üslerini kabul ettiler.

Egemenliğin Birleşik Krallıktan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne devredilmesinden bir kaç dakika önce (15 Ağustos 1960 tarihinin gece yarısına beş kala) imzalanan Kuruluş ve Garanti Antlaşmalarıyla da üslerin kuruluşu teminat altına alındı.

Kuruluş Antlaşması, Ağrotur ve Dikelye üs bölgelerinin egemenliğinin İngiltere’ye ait olduğunu hükme bağladı. Ayrıca, İngiltere ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında teati edilen mektuplarda, İngiltere’nin “egemen üs bölgelerindeki egemenliğinden ve etkin kontrolünden vaz geçmek niyetinde olmadığı ve bu nedenle bunların devri sorununun söz konusu olmadığı” belirtildi. Devamla, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üslerin devrini isteyemeyeceği” kayıt altına alında ama  İngiltere kendi isteğiyle üslerden vaz geçerse, üslerin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne devredilmesi anlayışında olduğu vurgulandı.

Aşağıda da göreceğimiz gibi, gün gele İngilizler üslerden vaz geçerse üslerin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne devredilmesi prensibi hiç de kolay elde edilmedi. Bu konuda Başpiskopos Makarios ile Dr. Küçük birlikte mücadele vermek zorunda kaldılar.

Egemen İngiliz üs bölgeleri sadece Kuruluş Antlaşması ile değil, Garanti Antlaşmasıyla da teminat altına alındı. Anlaşmanın 3. Maddesinde Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve Türkiye İngiltere egemenliğinde kalan bölgelerin bütünlüğüne saygı göstermek yükümünü yüklendiler.  

Üslerin Kuruluş Hikayesinin Arka Planı

Zürih-Londra Antlaşmaları imzalandıktan sonra, Kıbrıs anayasasını hazırlamak üzere kurulan Karma Anayasa Komisyonu’nun yanı sıra, Kuruluş Antlaşması, Garanti Antlaşması, İttifak Antlaşması ve egemen İngiliz üsleri konularına son şeklini vermek üzere Londra’da toplanan Karma Londra Komitesi  kuruldu.

Amaç, üç ay içinde sonuç alarak bağımsızlığın resmen ilan edilmesiydi. Fakat gerek anayasa yazılımının uzaması gerekse üsler konusunda yapılan müzakerelerin çetin geçmesi, bağımsızlığın ilanının sürekli olarak ertelenmesine yol açtı. İlk üç ayda sonuç alınamayınca, bağımsızlığın ilanı altı ay sonrasına ertelendi. Fakat, yine sonuç alınamadı. Ardından erteleme 12 aya ve yine sonuç alınamayınca 18 aya kadar uzadı ve ancak 16 Ağustos 1960’ta mümkün olabildi.

Bu gecikmenin temel nedeni, üsler konusunda tarafların uzlaşma sağlamada zorluklarla karşılaşmalarıydı. Karma Londra Komitesi’ne üç garantör ülke ile iki toplumun temsilcileri katılıyordu. Birleşik Krallık adına toplantılara katılan dış ilişkiler müsteşarı John Profumo bir seks skandalı yüzünden görevinden ayrılmak zorunda kalınca, görevi yardımcısı Sir Knox Helm devraldı.

Yunanistan’ın Londra Büyükelçisi Nobel ödüllü şair Yorgos Seferis ve Türkiye’nin Londra büyükelçisi Nuri Birgi komitede yer alırken, Kıbrıs’tan Makarios’un yakın çalışma arkadaşı Zenon Rossidis ve Kıbrıslı Türkleri temsilen de Osman Örek katılıyorlardı. Örek’in danışmanları Ahmet Zaim ile Mehmet Ertuğruloğlu da toplantılarda hazır bulunuyorlardı.

İlk toplantı 23 Mart 1959 tarihinde Calton House Terrace’ta (Londra) yapıldı. Daha sonra toplantılar York Terrace’ta sürdürüldü. Üslerle ilgili başlıca sorunlar, üslerin kapsayacağı alan, üslerin konumu ve İngilizlerin üsleri terk etmesi halinde üslerin geleceği gibi başlıklarda yoğunlaşıyordu. Yunanistan, Dışişleri Bakanı Averof, üslerin kapsama alanının Büyük Britanya’yı ilgilendiren bir konu olduğunu söylüyordu ve konu hakkında görüş bildirmekten imtina ediyordu. Türk Dışişleri Bakanı Zorlu da aynı görüşteydi ama bir yandan da İngilizleri aşırı taleplerde bulunmamak için uyarıyordu, çünkü böyle bir yaklaşım Kıbrıslıları ürkütebilirdi.

İngiliz Savunma Bakanlığı 7 Mart 1960 tarihli bir bilgi notunda, Egemen Üs Bölgelerinin (EÜB) mevcut askeri tesisleri kapsayacak genişlikte olması, olağanüstü durumlarda ihtiyaç duyulması halinde tesislerin genişletilmesi, yeterli su kaynaklarına sahip olması ve gelecekte yeni askeri tesisler kurulmasına olanak tanınması gerektiğini ileri sürüyordu. 170 mil karelik bir alandan söz ediliyordu ve üs bölgelerinin denize yakın olması isteniyordu. Üs bölgelerinde yaşayacak Kıbrıslıların sayısının 16 bin olacağı öngörülüyordu.

Kıbrıs Rum tarafının temsilcisi Zenon Rossdis ve Makarios bu önerilere sert biçimde karşı çıktılar. Bunun üzerine, İngiliz Savunma Bakanı Duncan Sandys bizzat Kıbrıs’a gelerek Makarios ve Dr. Küçük ile görüştü. Makarios, EÜB’nin kapsayacağı alanın 36 mil kare ile sınırlı olmasını ve bu bölgeler içinde hiçbir Kıbrıs köyünün yer almamasını talep ediyordu. Sandys, bu öneriyi tatminkâr bulmuyordu. Bunun üzerine, İngilizler 20 Mayıs 1959 tarihinde Karma Londra Komitesi’ne bir harita sundular. Buna göre, EÜB’nin kapsayacağı alan 170 mil kareden 152 mil kareye indiriliyordu. Bu oran Kıbrıs toprağının %4.1’ine tekabül ediyordu ve üs bölgelerinde kalacak Kıbrıslıların sayısı 4.400 (3500 Kıbrıslı Rum, 900 Kıbrıslı Türk) olarak gösteriliyordu.

İngilizler Zürih-Londra Antlaşmaları temelinde üs bölgelerinin belirlenmesinin kendilerine ait bir hak olduğunu ileri sürüyorlar ve pazarlık yapmak zorunda olmadıklarını iddia ediyorlardı. Fakat, Makarios ile Dr. Küçük aynı görüşte değildi. Nitekim, Karma Londra Komitesi’nin 8 Haziran 1959 tarihinde yaptığı toplantıda Kıbrıs Rum temsilcisi İngiliz önerilerini kabul edilmez bulduğunu açıkladı.

Kıbrıslıların direnci karşısında İngilizler yeni önerilerde bulunmak zorunda kaldılar. EÜB’nin kapsayacağı alanı 122 mil kareye indirdiler ve bu bölgelerde kalacak Kıbrıslıların sayısını da 1000’e düşürdüler. Dr. Küçük bu önerilerden memnuniyet duyduğunu belirtirken, Makarios içeride karşı karşıya olduğu muhalefeti ileri sürerek önerileri reddetti. İngilizler Averof üzerinden Makarios üzerinde baskı kurmaya çalışmışlarsa da başarılı olamadılar. Makarios, Averof’a konunun Yunan hükümetini değil, Kıbrıslıları ilgilendirdiğini söyledi ve zaten hoşlanmadığı Averof’a karşı sert bir tavır takındı.

İngilizler, 1960 Ocağında Karma Londra Komitesi’ni bir kez daha toplantıya çağırdılar. Zorlu ve Averof’un yanı sıra, Makarios ve Dr. Küçük de (bu sefer Rauf Denktaş ile birlikte) toplantıya katıldılar. Makarios, kendisi için EÜB’nin kapsayacağı alanın son derece önemli olduğunu, ayrıca, üs bölgelerinde sivil idare kurulmasına karşı olduğunu vurguladı. Dr. Küçük, Makarios’un üs bölgelerinde sivil idare olmaması yönündeki görüşünü destekledi ve Kıbrıs yasalarının adanın bütününde geçerli olması gerektiğini belirtti. Toplantı esnasında Zorlu, İngilizlerin anlayış göstererek üs bölgelerinin alanının daraltmalarını takdir etti ama Makarios’u ikna etmek için biraz daha “indirim” yapmalarını önerdi. Makarios ise geri adım atmak bir yana, İngilizlerin önerilerinin adayı “taksim etmek” anlamına geldiğini söylüyordu.  Dr. Küçük ise üs bölgelerinin kapsayacağı alanın belirlenmesinin öncelikle “teknik” bir konu olduğunu belirtiyordu ama İngilizlerin mümkün olan en az oranı kabul etmeleri, ayrıca, mümkün olan en az oranda tarım alanı ile Kıbrıslı nüfusun üs bölgelerinde kalması gerektiğini ileri sürüyordu.

Dr. Küçük ile Makarios Dayanışması

Makarios toplantıların akışı içinde sık sık İngilizlerle karşı karşıya kalıyordu. Bunun üzerine,  Dr. Küçük ile daha fazla istişare etmeye yöneldi. Dr. Küçük bunu memnuniyetle karşıladı. İngiliz Dışişleri Bakanı Lloyd ile baş başa yaptığı görüşmeden sonra Makarios Dr. Küçük ile bir araya geldi ve Kıbrıslı Türk lideri bilgilendirdi. Bu gelişmeden sonra, 23 Ocak 1960 tarihli toplantıda Makarios ile Küçük masaya ortak öneri koydular. Bu beklenmedik gelişme İngilizleri şaşkına çevirdi. İki Kıbrıslı lider yollarını Yunanistan ve Türkiye’den ayırarak ortak bir noktada buluşmuşlar, İngilizlerin karşısına birlikte çıkmışlardı. Bu durum karşısında İngilizler esneklik göstererek bazı toprakların üs bölgelerinin dışında kalmasını kabul etseler de üslerin kapsayacağı alanı küçültmeyi reddediyorlardı. Ayrıca, Kıbrıslılar için çok önemli bir konu olan, gün gele İngilizler üslerden ayrılırlarsa üslerin kime devredileceği konusunda kesin bir şey söylemekten kaçınıyorlardı. Makarios ve Küçük bu konuda tam bir görüş birliği içindeydiler. İngilizler ayrılırsa üslerin Kıbrıs Cumhuriyeti’ne devredilmesinin karara bağlanmasını talep ediyorlardı.

Karma Londra Komitesi’nin 29 Ocak 1960 tarihli toplantısı kesin bir sonuç alınmadan sona erdi. Böylece, bağımsızlığın ilânı bir kez daha ertelendi. Toplantılara bundan böyle Lefkoşa’da devam edilecekti. İngilizler, Yunanistan ve Türkiye’den destek arıyorlardı. Fakat, Atina Makarios’u kontrol edemiyordu, Zorlu da Dr. Küçük’e baskı kurmaktan kaçınıyordu.

Makarios sonunda ortaya yeni öneriler attı. Egemen Üs Bölgelerinin alanının 120 mil karenin altına indirilmesi, İngilizlerin üslerden ayrılmaları durumunda üs bölgelerini Kıbrıs Cumhuriyeti’ne devredeceklerini taahhüt etmeleri, üs bölgelerinde ikamet eden Kıbrıslıların sadece Kıbrıs vatandaşı olmaları (çifte uyruk değil), üslere yabancı askerlerin ancak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin onayıyla gelebilmesi, ayrıca İngilizlerin yapmayı önerdiği ekonomik yardımın 10 Milyon sterlin tutarında olması...

Dr. Küçük de önerilerde bulundu. Üs bölgelerinin 100 mil kareye indirilmesini ve İngilizlerin 20 mil karelik bir alanda Kıbrıs Cumhuriyetiyle birlikte söz sahibi olmasını dile getirdi. Bu arada, Makarios, İngilizlerin önerilerini kabul etmediğini basına açıkladı ve Dr. Küçük Makarios’a tam destek verdi. İngilizler, Dr. Küçük’ün tutumundan çok rahatsız oldular ve Zorlu’ya şikayette bulundular. Zorlu ise Dr. Küçük’ün Ankara’ya danışmadan açıklama yaptığını söyledi ve Doktoru uyaracağını söylemekle yetindi.

Makarios ve Dr. Küçük’ün tam bir işbirliği içinde olması İngilizleri yeni açılımlar yapmaya zorladı. Üs bölgelerinin kapsama alanında 5 veya 10 mil karelik bir küçültmeye gidebileceklerini söyleyerek karşılığında Kıbrıslıların diğer şartları kabul etmelerini önerdiler. Fakat, Makarios bu önerileri de reddetti. İngiliz bir gözlemcinin değerlendirmesiyle, “tam bir Doğu-Pazarlığı” yapılıyordu ve alıcı, satıcının daha fazla indirim yapacağından emindi.”

Dr. Küçük, Zorlu’nun uyarılarına rağmen tavrını değiştirmeyerek Makarios’un yanında durmaya devam ediyordu. Bu durum, İngilizleri fena halde rahatsız ediyordu. Sömürgecilere göre, Kıbrıs’ta “adalı bir mantalite yükselişteydi ve Kıbrıslıların yerel çıkarları uluslararası parametrelerden daha baskın hale gelmişti”. Yıllarca böl-yönet politikaları uygulayan İngilizler, Kıbrıslıların ortak tavrı karşısında adeta neye uğradıklarını şaşırmışlardı.

Dr. Küçük 12 Şubat 1960 tarihinde Makaios’a müzakerelerde olumlu bir tavır takınmasını tavsiye etti. Dr. Küçük’ün uyarısını dikkate alan Makarios, yakında çözüm bulanacağını söyledi ve üs bölgelerinin 80 mil karelik bir alana yayılması, 40 mil karelik bir alanda da İngilizlere kolaylık sağlanmasını önerdi. Öneriyi, Averof ve Zorlu da destekledi.

26 Mart 1960 tarihinde görüşmeler yeniden başladı. Makarios, 80 mil karelik alanın üstüne çıkmayacağını söylüyordu. Sonunda, Dr. Küçük devreye girerek, İngilizlere 100 mil karelik alanı kabul etmelerini önerdi ve Makarios ile İngilizler arasında arabuluculuk yapmaya başladı. İngilizler, 100 mil karelik alanı kabul edebileceklerini ima ederek Dr. Küçük’ün bu yönde bir öneri yapmasını istediler. Bunun üzerine, Dr. Küçük Makarios ile görüştü. Makarios 80 mil karede ısrar ediyordu.

1 Nisan 1960 tarihinde Makarios EOKA’nın silahlı mücadeleye başlamasının beşinci yıldönümü vesilesiyle yaptığı konuşmada gerekirse Zürih-Londra Antlaşmalarını tek taraflı uygulamadan söz ediyordu. Makarios’un konuşması Dr. Küçük’ü rahatsız etti ve ve kendi önerisini yapmaya karar verdi. 2 Nisan 1960 tarihinde önerisini resmen açıkladı. İngiliz üs bölgelerine 100 mil karelik bir alan tanınıyordu. Öneriyi Türkiye ve Yunanistan da destekledi. Makarios önceleri öneriyi reddetmek istemişse de, 8 Nisan’da 90 mil kareyi kabul edebileceğini açıkladı. İngilizler ise 110 mil kareye düşmeyi kabul ediyorlardı.

9 Nisan 1960 tarihinde Makarios ile Küçük’e ortak bir öneride bulunmak üzere istişare ettiler ve 95 mil karelik bir öneri yapmayı karara bağladılar. Sonunda, 25 Nisan 1960 tarihinde bütün taraflar 99 mil kare üstünde anlaştılar. Geriye diğer konular kaldı: İngilizler ayrılırsa üslerin geleceği,  üs bölgelerinde uygulanacak idari modaliteler ve İngilizlere tanınacak kolaylıklar karşısında Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ödeyecekleri miktar...

Nihayet, 1 Temmuz ve 2 Temmuz 1960’ta üsler konusu nihai karara bağlandı. Egemen Üsler Bölgesi 99 mil karelik bir alana yayılacaktı, belirlenen alanlarda üslerin faaliyeti için İngilizlere kolaylıklar sağlanacaktı, bu kolaylıklar karşılığında İngilizler 1965’e kadar 12 Milyon Sterlin ödeyeceklerdi, (Kıbrıslı Türklere evkaf mallarını ifşa etmek ve eğitimde kullanmak için 1.5 Milyon Sterlin ödendi) İngilizler bir gün üslerinden ayrılmak isterlerse, üsler sadece Kıbrıs Cumhuriyeti’ne devredilecekti.

Bu sonucun alınmasında Makarios ile Dr. Küçük arasında ortaya konan işbirliği son derece önemli bir rol oynadı. Makarios’un Atina’yı, Dr. Küçük’ün de bazı hallerde Türkiye’nin uyarılarını dikkate almamaları ve Kıbrıslıların ortak çıkarları doğrultusunda birlikte hareket etmeleri tarihi önemi haiz bir gelişmeydi. Maalesef, bu işbirliği ruhu Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsızlığına kavuştuktan sonra sürdürülemedi. 

KAYNAKÇA

ΑΧΙΛΛΕΥΣ Κ. ΑΙΜΙΛΙΑΝΙΔΙΣ, Ένα Μακρόσυρτο Παιχνίδι Σκακιου, Λευκωσία, 2021.

Η ΚΑΘΗΜΕΡΙΝΗ, Κυριακή 22 Μάρτιου 2026.

Sevin Toluner, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Milletlerarası Hukuk, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 1977.

Dergiler Haberleri