“İngiliz Okulu”

“İngiliz Okulu”

ÇOCUK GÖZÜMDE KIBRIS VE ANILAR -8-

 

Erdinç Gündüz

Köşklüçiftlik İlkokulu’nun son sınıfındayken en büyük idealim, orta öğrenimimi, İngiliz Okulu’nda yapmaktı. Konu her açıldığında bunu açıkça da dile getirirdim. Çok sevdiğimiz öğretmenlerimizden biri olan Ahmet Yusuf Hoca (Atamsoy)  bir gün, teker teker,  gelecekle ilgili düşüncelerimizi sormuştu. Arkadaşlarımın çoğu  “Lefkoşa Türk Lisesi” veya “Lefkoşa Türk Kız Lisesi” cevabını verdiler.  İngiliz Okulu’na gitmeyi düşünenler çok azdı. Sıra bana geldiğinde tereddütsüz “İngiliz Okulu” dedim. “Neden?” diye sordu hemen. Kendimce açıklamalar yapmaya çalıştım. Abimin İngiliz Okulu’nda okuduğunu, okul hakkında anlattıklarının beni çok etkilediğini, bu nedenle böyle bir karar aldığımı söyledim.
Hocanın uzun konuşmasıyla sona erdi o gün ders saatimiz.
- Çocuklar... Ben tümünüzün bir Türk okuluna gitmenizi öneririm. İngiliz Okulu’nun adı üzerinde. Bir ‘İngiliz’ okulu. Orada Türk tarihini öğrenemeyeceksiniz, doğru dürüst Türkiye coğrafyasını öğrenemeyeceksiniz, doğru dürüst kendi edebiyatınızı öğrenemeyeceksiniz. İngiliz Okulu’nda İngiliz Edebiyatı, İngiliz Tarihi, İngiliz Coğrafyası okutulur. Halbuki bizler Türküz. Kendi okullarımızda okumalı, kendi tarihimizi, kendi edebiyatımızı öğrenmeliyiz. Ve bütün bunları Türk Bayrağı asılı okullarımızda İstiklal Marşı’mızı, Dağ Başını Duman Almış marşı’mızı söyleyerek öğrenmeliyiz. Ben ileride her birinizi cesur, vatanını seven, vatanı için ölmeye hazır birer Türk genci olarak görmek istiyorum. İstiklal Marşı’nı bilmeyen, İngiliz bayrağı altında esas duruşta duran Türk gençleri olarak değil.

Ben dahil, İngiliz Okulu’na gitmeyi düşünenler için şok etkisi yaratan bir  konuşmaydı bu.  Etkilenenler ve karar değiştirenler de olmuştu muhakkak. Ama ben kararımı değiştirmedim. Sınavları kazandım ve İngiliz Okulu’na kaydımı yaptırdım.

     ***

Okulun ilk gününde, yeni kayıt yaptıran seksen-seksenbeş kadar öğrenci vardı. Bunların altmış kadarı Türk ve Rum öğrencilerdi. Geriye kalanların çoğunluğu İngiliz veya Ermeniydi. Birkaç da değişik ulustan öğrenci vardı. Çinli, Fransız falan... Ama Köşklüçiftlik İlkokulu’ndan gelen sadece iki erkek öğrenciydik. İlkokuldaki sınıfımızdan İngiliz okuluna gelmeyi düşünenler ya sınavı kazanamamışlar yahut da kazanmışlarsa bile, hocanın o günkü konuşması sonrasında fikir değiştirmişlerdi.


İNGİLİZ OKULU’NDA İLK GÜN

Üçüncü sınıf ve daha büyükler, isimlerinin okunmasından sonra değişik yönlere gitmişlerdi. İkinci sınıflar ve biz yeniler kalmıştık sadece okulun geniş bahçesinde. Türk öğretmenlerin çevirisi ile dört gruba ayrıldığımız duyuruldu önce. Yeni kayıt yaptıranların isimleri okundu ve dört gruba bölündük. Milliyet farkı gözetmeksizin oluşturulmuş gruplardı bunlar. Sonra, birer Rum birer de Türk hoca bu grupların başına geçti ve yürümeye başladık. Ulu  efkaliptus ağaçları arasındaki  küçük açık hava tiyatrosuna götürüldük. Bu grup, İngiliz Okulu’nu bitirinceye kadar mensubu olacağımız dört spor kulübünden biri olan Wolseley takımı “Juniors” (küçükler) grubuydu. Tüm spor müsabakalarında giyeceğimiz forma ‘kırmızı’ olacaktı. Çünkü Wolseley’nin forma renkleri kırmızıydı. Ve şimdi, Junior’lar (küçükler) arası çeşitli spor branşlarının takım kaptanları seçilecekti.
Seçim için hazırlıklar yapılırken öğrenciler arasında yoğun bir kulis faaliyeti başlamıştı bile. Biz yeniler, ne yapacağımızı bilmez bir şekilde ne olup bittiğini anlamaya çalışırken bir üst sınıftan birkaç Türk öğrenci yaklaştı yanımıza. Hangi takıma kimi başkan seçeceğimizi söylüyorlardı.
- Futbol takım kaptanı Ahmet olsun....
- Basketbol takım kaptanı için oyunuzu Mehmet’e verin...
- Softbol takım kaptanı adayımız Kemal’dır ha, haberiniz olsun...
- Atletizm kaptanı Cemal olacak...
- Genel Kaptan için oylarınızı Hüseyin’e vereceksiniz...

Benzeri bir kulis faaliyeti de Rum öğrenciler arasında yürütülüyordu. Onlar da tüm
Kaptanlıkları Rumların kazanması için çaba gösteriyorlardı.
Çok ilginç bir durumdu bu? Organize bir olay mıydı? Yoksa kendiliğinden mi oluşmuştu? Belki de geçmiş yıllardan kalma deneyimlerin meyveleriydi... Ama her nasıl isterse olsun, demek ki İngiliz Okulu da olsa, Rumlarla Türkler hemen birbirlerinden ayrılabiliyor, birbirlerine rakip olabiliyorlardı.
İki büyük, bir de küçük küme oluşmuştu. İki büyük kümede Türk ve Rum öğrenciler, üçüncü küçük kümede ise Ermeniler, İngilizler ve diğer milletlerden çocuklar vardı. Onlar ne olup bittiğinin hiç farkında bile değildi.
Seçim, ‘açık oylama’ yöntemi ile gerçekleştirildi.  Sonuçta da takım kaptanlıklarının çoğunu Türk öğrenciler kazandı. Biz yenilerin hiç tanımadığı Ahmetler, Hüseyinler, Kemaller takımların kaptanları olmuşlardı. Türkler zafer (!) kazanmıştı.
Bu zaferler,  benim İngiliz Okulu’nda bulunduğum sürece, ilerki yıllarda da kazanılmaya devam edecekti. Türkler ve Rumlar, okulun açılış günündeki her seçimde kulislerini yapacaklar ve kendilerinden birilerini takımların başına getirmek için çaba göstereceklerdi.

Dergiler Haberleri