“İngiliz Okulu” (2)

“İngiliz Okulu” (2)

ÇOCUK GÖZÜMDE KIBRIS VE ANILAR -9-

 

Erdinç Gündüz

Çok güzel yıllardı İngiliz Okulu’ndaki öğrencilik yıllarım. Bir yandan dersler, bir yandan sporun her türü, bir yanda da müziğin en iyisi vardı.
Cuma dışındaki günlerde dersler öğleye kadardı. Genelde her gün, öğleden sonraları aktiviteler olurdu. Benim, öğleden sonraları, haftada bir gün spor, bir gün de müzik çalışmalarım vardı. Galiba çok yönlü bir öğrenciydim. Dersler bir yana, hem sporun çeşitli dallarında hem de müzikte bayağı aktiftim.
Cuma günleri dersler 11.30’da sona ererdi. Müslüman öğrenciler içindi bu. Camiye gidebilsinler diye. Ama kaç kişi giderdi hiç merak etmedim. Ama, benim çevremden camiye giden hiç kimse yoktu, bunu biliyorum. Genelde de öyleydi herhalde. Çünkü bir ara okul müdürlüğü, kaptanlar (Prefect) görevlendirmişti Selimiye Camii’nde. Gitmeyen öğrencileri saptamak için. Ceza tehdidinde de bulunuldu. Ama bu önlem de işe yaramamıştı anlaşılan. Çünkü bir süre sonra ‘izleme’ son buldu. Ama Cuma 11.30 uygulaması hep devam etti.

***
İkinci sınıfın ilk ders gününde, geçmiş yıllarda olduğu gibi, takımımız Wolseley’de futbol, softbol, basketbol, voleybol ve atletizm dalları için kaptanlık seçimi yapılmıştı yine. Ve ben, Futbol ve Atletizm dalları kaptanı seçilmiştim.  Bu nedenle de, örneğin her hafta oynanan okul-kulüpleri arası futbol karşılaşmaları için takımı ben kuruyordum.  Takımı oluşturmam sırasında mümkün olduğunca tarafsız davranmaya çalışıyor, Rum-Türk-Ermeni v.s. ayırımı yapmıyordum. Buna karşın bazen, çok büyümese de, tatsız olaylar olmuyor değildi.

***

Raif (Denktaş) de İngiliz Okulu’nu kazanmıştı. O da orta öğrenimini, babasının da mezun olduğu okulda yapmayı seçmişti. (Daha sonraki yıllarda bu seçimi, çok fazla olmasa da,  babasının muhalefetine karşın yaptığını anlatmıştı bana.) Rastlantı sonucu o da benim takımımdaydı, yani Wolseley’de. Mahalleden arkadaşım olan Raif iyi futbolcuydu. Biliyordum. Bu nedenle daha birinci sınıftayken takıma almaya başlamıştım onu.

  Geleneksel Seven A’Side (Yedişer kişilik takımlarla) Futbol turnuvası başlamak üzereydi. Ben yedi kişilik takımı oluşturup ilan tahtasına astığım gün, iki Rum öğrenci benimle görüşmek istedi. Şikayetleri vardı. Ne olduğunu sorduğumda, bir tanesi bana, Raif’in adını verdi.  Mahallemden tanıdığımı, iyi futbolcu olduğunu anlatmaya çalıştım. Ama onlar Raif’i,  Rauf Denktaş’ın oğlu olduğu için takıma aldığımı iddia ediyorlardı. Öyle olmadığını ısrarla anlatmaya çalıştımsa da anlamak istemedikleri açıkça belliydi. Sonunda “İsterseniz şikayet edebilirsiniz” deyip konuyu kapatmaya çalıştım. Wolseley takımının sorumlu öğretmeni Rum bir hocaydı. Şikayetlerini ona yaptılar. Hoca beni çağırdığında, aynı şeyleri ona da anlattım. Anlayışla karşıladı ve “Doğru bildiğini yap. Sana tavsiyem kararını da sakın değiştirme” diyerek gönderdi beni.
O yıl, Juniorlar’da turnuva şampiyonu olduk. Raif de turnuvada iki gol atanlardan biriydi.

***

Küçük yaşta başladığım keman derslerine de devam ediyordum. Okula kaydolduğum ilk günlerden itibaren İngiliz Okulu’nun Büyük Orkestrası’nda, ‘ikinci kemanlar’ grubunda yer almaktaydım. Okul dışındaki keman eğitimimi Mr.Bedelian’dan aldığımı öğrendiği andan itibaren müzik hocamız Mr.Anastas özel ilgi göstermişti bana. Yahut da bana öyle gelmişti.
O güne kadar hayal bile edemediğim büyüklükte bir orkestraydı. Hatırladığım kadarıyla 20-25 kişiydik orkestrada. 30 küsur kişilik bir de koromuz vardı. İki Noel’de, Orkestra ve Koro olarak Noel Konserleri vermiştik okulda. Benim için inanılmaz bir olay ve büyük bir deneyimdi bu orkestra ile çalışmalar.

Dergiler Haberleri