“İki devlet ve KKTC’nin tanınması mümkün değil”

İngiliz Yüksek Komiseri Irfan Siddiq, Kıbrıs Türk liderliğine seslendi, “ne istendiğinin iyi bilinmesi” gerektiğine vurgu yaptı.

Ödül AŞIK ÜLKER

İngiliz Yüksek Komiseri Irfan Siddiq, BM Genel Sekreteri’nin kişisel temsilcisi Maria Angela Holguin Cuellar’ın atanmasının önemli bir gelişme olduğunu söyleyerek, liderlerin, uzun süredir bölünmüşlüğün acısını çeken Kıbrıs halkına karşı sorumlulukları olduğunu akılda tutarak, çözüm bulmaya çalışmaları gerektiğini belirtti.

Siddiq, “Bekledikçe, zaman geçtikçe, sahadaki gerçekler, demografik yapı, ekonomik yapılar değiştikçe, Türkiye ile entegrasyon ilerledikçe, olay daha da zorlaşır. Adanın iki kesimi arasındaki bölünme daha da artar. İşte bu yüzden şimdi, aciliyeti görmek lazım” diye konuştu.

İki taraf arasındaki farklılıkların çoğunun önceki başarısızlıklarında ortaya çıkan güven eksikliğinin sonucu olduğunu belirten Siddiq, “Geriye dönüp tarihe bakarsak, her iki taraf da, geçmişte iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde bir anlaşmaya varmakla ilgilendiklerini göstermişlerdi. Dolayısıyla temel çıkarların değiştiğini düşünmüyorum” dedi.

Irfan Siddiq, iki tarafın temel çıkarlarının değişmediğini, kişisel temsilcinin atanmasının bir şeyleri keşfetme, test etme imkanı olacağını ifade ederek, müzakerelere geri dönmek için bir yol bulmanun mümkün olmasını umduğunu kaydetti.

“Asıl mesele, taraflar arasındaki uçurumun kapatılmasıdır” diyen Siddiq, insanların istediklerini ortaya koymalarının liderler üstünde baskı yaratacağına da vurgu yaptı.

Soru: Bu göreve geleli bir buçuk yıl oldu. Ne umdunuz, ne buldunuz?

Siddiq: Birleşik Krallık’ın Kıbrıs’la derin ve uzun tarihi yanında, devam etmekte olan önemli ve çok yönlü bir rolü de var. Ada genelinde tüm halklar ve temsilcilerle önemli ilişkilerimiz var, üslerimiz var, garantörüz, eski koloni yönetimiyiz. BM Güvenlik Konseyi’nde önemli görevlerimiz var. Geçen yıl, vatandaşlarımızın Sudan’dan tahliyesi, Gazze’deki kriz, insani yardım koridorları gibi pek çok unsurun devam etmesiyle birlikte, rolümüzü daha da zorlaştıran pek çok bölgesel gelişme gördük. Dolayısıyla yoğun ve ilginç bir deneyim oluyor.

“Temel çıkarların değiştiğini düşünmüyorum”

Soru: Uzun bir süredir, Kıbrıs sorunuyla ilgili hiçbir gelişme olmadı ve geçtiğimiz günlerde kişisel temsilci atandı. Bu atamadan ne bekliyorsunuz ve farklılıklar arasında köprü kurmak ya da müzakereleri yeniden başlatmak mümkün olacak mı?

Siddiq: Kişisel temsilcinin görevi, görüşmelerin yeniden başlaması için ortak bir zemin olup olmadığını araştırmak. Bence, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını isteyen herkes bunun mümkün olmasını istiyor. Kişisel olarak ben, bunun mümkün olduğunu düşünüyorum. Açıkçası, iki taraf arasında büyük farklılıklar var ve bunun çoğu önceki başarısızlıklarında ortaya çıkan güven eksikliğinin sonucudur. Ancak bana göre, geriye dönüp tarihe bakarsak, her iki taraf da, geçmişte iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde bir anlaşmaya varmakla ilgilendiklerini göstermişlerdi. Dolayısıyla temel çıkarların değiştiğini düşünmüyorum. Nihayetinde müzakerelerden bahsettiğinizde, önemli olan sadece ne söylendiği değil, aynı zamanda buluşmak gereken temel çıkarların ne olduğudur. Bence her iki tarafın da temel çıkarları değişmedi. Gerçek çıkar, adanın birleşmesini sağlayacak bir çözüm bulunmasıdır.

“Elbette zor olacak”

Dolayısıyla kişisel temsilcinin görevinin, temel çıkarları birbirine bağlayacak bir yol bulmaya çalışmak olacağını düşünüyorum, resmi pozisyonlar farklı olsa bile bu uçurumun kapatılıp kapatılamayacağını görmek... Elbette bu zor olacak. 2017’den beri ciddi müzakereler yapılmadı. Kıbrıs Türk liderliğinin bu atamayı sadece belirli koşullar altında kabul ettiği açık ve sanırım, onlardan duyduklarıma göre, muhtemelen bu atamayı ortak bir zemin olmadığını göstermek için kullanmak istiyorlar, tercihleri bu gibi görünüyor. Dolayısıyla, bunun zorlu bir görev olduğunu düşünüyorum. Ancak dünyadaki istikrarsızlık ve çatışmalara bakarsak, iki taraf için de çözüm bulma konusunda daha büyük bir itici güç ve teşvik anlamına geleceğini umuyorum. Çünkü donmuş ya da hareketsiz olarak görülen çatışmaların her zaman öyle kalmadığını gördük. Dağlık Karabağ’da tüm düzeni değiştiren bir askeri saldırı oldu. Şimdi İsrail ve Gazze’nin, insanların beklemediği bir şekilde patladığını görüyoruz. Adada benzer bir şey olmasını beklemiyorum ama bence dinamikler kolaylıkla değişebilir ve yeni unsurlar gelişebilir. Rehavete kapılmamak önemli. Kişisel temsilcinin atanması da bu yüzden çok önemli çünkü bu sayede bir şeyleri keşfetme, test etme imkanı olacak ve umarım müzakerelere geri dönmek için bir yol bulmak mümkün olur.

“Türkiye’yi müzakerelere yeniden başlamaya değeceğine ikna etmek gerekecek”

Soru: Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkiler bir süre önce düzelmeye başladı. Peki bu gelişmelerin Kıbrıs’a yansımaları ne olur?

Siddiq: Türkiye ve Yunanistan arasında gelişen olumlu dinamiğin, özellikle Türkiye’deki depremlerden ve her iki taraftaki seçimlerden sonra, Kıbrıs için de olumlu olması gerektiğini düşünüyorum. Ama bu tek başına yeterli değil. Adada, olumlu bir gelişme görebilmemiz için, tüm kilit aktörlerin iyi niyetini görmemiz gerekiyor, yani Kıbrıs Rum liderliğinden, Kıbrıs Türk liderliğine ve aynı zamanda Türkiye’den. Daha önceki başarısızlıklardan sonra Türkiye, Kıbrıs Rum tarafının çözüm bulma konusundaki ciddiyetine olan güvenini kaybetti, ”Biz onlara inanmıyoruz. Her seferinde denedik, sonuç alamadık “ şeklinde bir algıları var. Dolayısıyla Türkiye’yi müzakerelere yeniden başlamaya değeceğine ikna etmek için bir şeyler yapılması gerekecek.

Pile’de yaşayan Kıbrıs Türk toplumuna sağlanan ayrıcalıklar...

Soru: Brexit’ten sonra, Pile’de yaşayan Kıbrıs Türk toplumuna sağlanan bazı ayrıcalıklar sona erdi. Olumsuz yöndeki bu değişikliğin nedeni nedir?

Siddiq: Aslında çok basit, Brexit’ten önce, tüm AB ülkeleri içinde serbest dolaşım vardı, bu nedenle Kıbrıs Cumhuriyeti ile Birleşik Krallık arasında gerçek bir sınır yoktu. AB’den çıkış müzakerelerimizin bir parçası olarak, yeni sınırlar oluşturuldu. Daha sonra, AB ile bu sınırların nasıl yönetileceğini müzakere ettik. Dolayısıyla egemen üs bölgeleri ile Kıbrıs arasındaki sınır, artık AB için bir dış sınırdır. Dolayısıyla daha önce insanların serbestçe hareket edebileceği bu sınırı nasıl kontrol edeceğimizi AB ile müzakere etmek durumunda kaldık. Bu nedenle yeni kısıtlamalar getirildi.

Rusya’nın KKTC ile ilişkileri...

Soru: Rusların Kıbrıs’ın kuzeyindeki durumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Moskova ve Ercan arasındaki uçuşlar ve kuzeyde bir konsolosluk ofisi açılması konusu var...

Siddiq: Elimde çok kesin rakamlar yok ama, Rusya’nın Ukrayna’yı yasadışı işgali ve İngiltere, ABD ve AB’nin yaptırımlarının uygulanmasından sonra, tabii ki, özellikle Rus rejimiyle bağlantılı olanlar için, Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki ortam yaşaması daha zor hal aldı. Görünen o ki, geçmişte güneyde bulunmuş ve kuzeye taşınmış olanlar ve Kıbrıs’ta kuzeye gelmeyi tercih edenler var, çünkü kuzey onlar için “daha rahat”. Dolayısıyla yatırım yapan, mülk satın alan Rus nüfusun varlığında bir artış olduğunu ve bunun da bu tartışmalara bir etkisi olduğunu, konsolosluk faaliyetlerinden bahsedilmesinin ve hatta doğrudan uçuşlarla ilgili önerilerin nedeninin de bu olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar doğrudan uçuşlar Chicago Konvansiyonu’nun uygulanması açısından, uluslararası ve hukuki nedenlerle çok karmaşık olsa da… Kuzeyde biz de konsolosluk hizmetleri sunuyoruz. Bu, “KKTC’yi tanıyan” bir ofisimiz olduğu anlamına gelmiyor, tanımıyoruz. Yani tanıma olmadan da konsolosluk hizmeti verebilirsiniz, ki sanırım Ruslar da bunu yapmayı planlıyor. Bunun doğal bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Tabii ki, bazı insanlar bunun “Rusya’nın KKTC’ye yaklaştığı ve Cumhuriyet’ten uzaklaştığı” anlamına gelmesinden endişe ediyor. Bu doğal bir endişe, ancak Rusya’nın KKTC ile resmi ilişkilerinde herhangi bir değişiklik olacağını gösteren somut bir şey olduğunu sanmıyorum.

“Çözüm bulmaya yönelik tüm çabaları destekleyeceğiz”

Soru: Uzun bir sure, dünyadan Kıbrıs sorununa herhangi bir ilgi olmadı. Dünyada dramatik çatışmalar var ve uluslararası toplum bunlara odaklanmış durumda. Ancak statüko durağan değil ve Kıbrıs’taki gelişmeler, adanın kalıcı bir bölünmeye doğru gittiğini gösteriyor. Bir garantör ülke olarak İngiltere, buna karşı ne yapmayı planlıyor?

Siddiq: Dünyanın dikkatinin bir süredir Kıbrıs sorunu üzerinde olmadığı doğrudur ve bunun nedeni, genel olarak, herhangi bir anlaşmazlıkta taraflar hevesli ya da istekli değilse, onları dışarıdan zorlamanın çok zor olmasıdır. Son yıllarda taraflardan ilerleme kaydetmek için çok fazla istek görmedik. Geçen yıl Cumhuriyet’te yeni bir lider seçildi ve bu da görüşmeleri yeniden başlatmak için itici bir güç oldu ve şimdi de bir temsilci atandı. Bunu memnuniyetle karşılıyoruz, soruna bir çözüm bulmaya yönelik tüm çabaları destekleyeceğiz.

“Tarafların iradesine ihtiyaç var, zorlayamazsınız”

Önceki yıllarda, 2021’de Birleşik Krallık olarak görüşmeleri yeniden başlatmak için bir girişimde bulunduk, Cenevre’ye gittik, tarafları bir araya getirdik, ancak hiçbir sonuç elde edemedik. Tarafların iradesine ihtiyaç var, zorlayamazsınız. BM’nin de bu yönde yatırım yapma konusunda isteksiz olduğunu düşünüyorum. İlerleme kaydetme ihtimali pek olumlu görünmüyor. Şimdi, en azından bir temsilci atandı. Dünyadaki tüm istikrarsızlıkların ve çözülmemiş çatışmaların istenmeyen şekillerde gelişebileceğini dikkate alarak, çözüm bulma konusunda aciliyet olmalı. Ancak asıl mesele, taraflar arasındaki uçurumun kapatılmasıdır. İlgili BM Güvenlik Konseyi kararı kapsamındaki uluslararası çerçeve uzun bir süredir iki bölgeli, iki toplumlu federasyondur. Crans Montana’daki başarısızlığın ardından ve mevcut Kıbrıs Türk liderliğinin seçilmesinden sonra, Kıbrıs Türk tarafının pozisyonu iki bölgeli, iki toplumlu federasyondan yana olmadı, egemen eşitlikten, eşit uluslararası statüden ve potansiyel olarak iki devletten bahsediyorlar. Bunun arkasında ne olduğunu anlamamız gerekiyor. Bu sadece ilerleme kaydedilememesinin yarattığı hayal kırıklığı ve hüsrana karşı bir tepki mi? Taktiksel mi? Yoksa ne yapılırsa yapılsın daha fazla ilerlemeyeceklerine dair esaslı bir değişim mi? İlk mesele bu. Benim kişisel görüşüm, eğer daha önce bir şeyi destekliyorsanız, o zaman bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorsanız, tekrar desteklemenin bir yolu olmalıdır.

“Aciliyeti görmek lazım”

Eğer önceki Kıbrıslı Türk liderlik iki bölgeli, iki toplumlu federasyonun Kıbrıslı Türkler için iyi olduğunu düşünüyorsaydı, neden buna geri dönülmesin? Bekledikçe, zaman geçtikçe, sahadaki gerçekler, demografik yapı, ekonomik yapılar değiştikçe, Türkiye ile entegrasyon ilerledikçe, olay daha da zorlaşır. Adanın iki kesimi arasındaki bölünme daha da artar. İşte bu yüzden şimdi, aciliyeti görmek lazım.

Biz, Birleşik Krallık olarak, garantör güç olarak, bunu desteklemek için elimizden geleni yapacağız. Sorunla ilgili uluslararası çerçeveyi belirleyen karar ortada. Temsilci atandı, bunu memnuniyetle karşılıyoruz. Temsilci geldiğinde kendisiyle temas kuracağız. Muhtemelen bir noktada, garantör ülkelerin başkentlerini ziyaret etmek niyetinde olacağını düşünüyorum, kendisini Londra’da da karşılayacağız ve yapıcı bir şekilde iletişim kurarak, görevinin başarılı olması ve müzakerelerin yeniden başlaması için bir yol bulmaya çalışacağız.

“Kilit nokta, esnek ve yaratıcı olmak”

Soru: Liderlere ve Kıbrıslılara ne mesaj vermek istersiniz?

Siddiq: Bence kilit nokta, esnek ve yaratıcı olmak. Liderler, uzun süredir bölünmüşlüğün acısını çeken Kıbrıs halkına karşı bir sorumlulukları olduğunu akılda tutarak, bir çözüm bulmaya çalışmalıdır. Çözümsüzlüğün ve dünyanın geri kalanıyla ilişkilerinizin normalleşmemesinin Kıbrıslı Türklere ne gibi ek maliyetleri olduğunu biliyorsunuz. Çözüm AB vatandaşlığı, dolaşım özgürlüğü, ticaret özgürlüğü verecek, hayatlarınızı diğer herkesin sahip olduğu şekilde normalleştirecek. Elbette bu, arzu edilen bir durumdur ve her lider kendi halkı için bunu sağlamaya çalışmalıdır. Bence ilginç olan şu ki, geçmişte Kıbrıslı Rumların ciddi olmadığına dair bir algı vardı, “AB üyesidirler, ekonomileri iyi gidiyor. Buna gerçekten ihtiyaçları yok”. Bence durum bu değil. Bence Rumlar da dünyadaki tüm gelişmeleri, adada bölünmenin derinleştiğini görüyorlar ve yakında bir çözüm bulunmazsa bölünmenin kalıcı hale geleceğinden ve kuzeyin kaybedileceğinden, nihayetinde Türkiye’nin bir uzantısı olabileceğinden endişe ediyorlar. Bu da, 30 bin Türk askeri ve adanın bölünmüşlüğünün kalıcı hale gelmesi anlamına geliyor. Kıbrıslı Rumların bunu istediklerini sanmıyorum. Bu yüzden onların (Rum) tarafında esneklik görmek için bile bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bence Kıbrıslı Türkler de onların esnek davrandığını görecekler. Bir temsilcinin atanması konusunda anlaşmaya varılamamasının nedeni öncelikle görev tanımıyla alakalıydı. Nihayetinde Kıbrıslı Rumlar görev tanımını kabul ettiler, görevin iki bölgeli, iki toplumlu federasyona odaklanması gerektiğine inanıyor olsalar da, Kıbrıs Türk tarafının kabul etmesi için bunu açıkça görev tanımına koymadılar. Elbette iki bölgeli, iki toplumlu federasyona geri dönmek istiyorlar ancak bu esnekliği gösterdiler ve temsilci gelince güven arttırıcı önlemler konusunda da daha fazla esneklik göreceğimizi umuyorum. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Kıbrıslı Türkler için bir önlemler paketinden bahsetti. Temsilci geldiğinde, bunu da göreceğimizi düşünüyorum. Bu gibi adımlar umarım havayı değiştirir.

“Kıbrıs Türk liderliğinin de çok net olması lazım”

Kıbrıs Türk liderliğinin de çok net olması lazım. Ne istiyor? Eğer pozisyonları ”egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü istiyoruz” ise, bunun verilmesi mümkün değil. Peki o zaman halkınıza ne sunacaksınız? “KKTC’nin tanınması” mı? O da olası değil. İki devletin kabul edilmesini sağlayamayacaksınız. Bunu sırf söylüyorlar ve istiyorlar diye bu gerçekleşecek anlamına gelmiyor. Çünkü uluslararası normlar ve uluslararası hukuk var. Bunu ne zaman söylesem, Kıbrıs Türk liderliğinden bazıları bana çok kızıyor ama gerçek bu. Eğer inandığınız şey buysa, herkese, bunun bir alternatifi olmadığını göstermek için ne yapacaksınız? Sürece dahil olmayarak mı bunu göstereceksiniz? Kıbrıslı Rumların ciddi olmadığını göstermek, bizim inanmadığımız, iki devletten başka bir alternatif olmadığı yönündeki görüşlerine daha fazla destek sağlamak için umarım sürece dahil olurlar. “Diğer tarafın ciddi olduğuna inanmıyoruz, görüşmelere katılmayacağız çünkü ne söyleyeceklerini zaten biliyoruz, bu yüzden anlamı yok” demek yetmez, bunu kanıtlamak, göstermek, test etmek gerekiyor.

İnsanlar ne istiyor?

Annan Planı öncesindeki Kıbrıs Türk liderliği de çok istekli değildi, ancak halk ne istediğini açıkça ortaya koydu, gösterilerde, protestolarda, referandum öncesindeki tüm faaliyetlerde ve tabii ki referandumun kendisinde. Kıbrıslı Türklerin şimdi neden daha fazla hayal kırıklığına uğradığını, morallerinin bozulduğunu ve belki de buna değmeyeceğini düşündüklerini anlıyorum. Kıbrıs Türk liderliği “halkımız iki devlet istiyor” diyor. Eğer durum böyle değilse, o zaman halk bunu söylemeli, liderliğe “Hayır, biz çözüm istiyoruz. Şimdi müzakerelere geri dönmenin yolunu bulmak için bir fırsat var. Bizi dinle” demeli, eğer Kıbrıs Türk halkının istediği buysa. İnsanlar ne istediklerini açıkça belirtmek için aktif olmalı. Aynı şey Kıbrıslı Rumlar için de geçerli. Bence her iki toplumda da çözüm ve birleşme yanlısı insanlar var, vazgeçmiş insanlar da var. Oranlarının ne olduğu belli değil. Benim varsayımım, hala birleşmeyi isteyenlerin istemeyenlerden daha fazla olduğu yönünde. Yanılıyor olabilirim ama bu insanların seslerini yükselttiklerini ve bunu açıkça ifade ettiklerini görmek iyi olacaktır. Çünkü bu, liderler üzerinde yapılması gerekeni yapmaları ve insanların istediklerini yerine getirmek için çalışmaları yönünde baskı yaratacaktır.

(Fotoğraflar: Burçin AYBARS)

Röportaj Haberleri