Nikolaos Stelya
stelgias@gmail.com
14 Ocak’ta hayata veda eden Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üçüncü Cumhurbaşkanı George Vassiliou, ada tarihinin en çetin iki dosyasını—Kıbrıs sorununun çözümü ve Avrupa ailesine katılım—aynı anda omuzlamış bir lider olarak Kıbrıs'ın yakın tarihinde yerini aldı. 1931’de Mağusa’da doğan Vassiliou, hekim bir baba ile diş hekimi bir annenin çocuğu olarak, erken yaşlardan itibaren hem toplumsal duyarlılık hem de disiplinli bir çalışma kültürüyle yetişti. Hayatının ilerleyen dönemlerinde ekonomi eğitimi, akademik üretimi ve kurumsal deneyimi; siyasete girdiğinde onu yalnızca bir “seçim kazanan” değil, aynı zamanda devlet kapasitesi inşa etmeyi bilen bir devlet adamına dönüştürdü.
Vassiliou’nun mirası, yalnızca görev yaptığı yılların bilançosuyla değil; adayı bölünmüşlükten kurtarmaya dönük barış diplomasisiyle ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne uzanan stratejik hattını şekillendiren katkılarıyla okunmalı. Onun hikâyesi, Kıbrıs’ta iç siyaset ile dış politikanın birbirine kilitlendiği bir dönemde, “çözüm” ve “Avrupa” hedeflerini aynı çerçevede birleştirme çabası olarak öne çıkıyor.
Ekonomiden Devlet Yönetimine: Birikimin Siyasete Taşınması
Vassiliou, lise sonrası Cenevre, Viyana ve Budapeşte’de iktisat eğitimi aldı; doktorasını Budapeşte Üniversitesi’nde tamamladı ve ardından Londra’da pazarlama ile piyasa araştırmaları alanında uzmanlaştı. Bir dönem Birleşik Krallık’ta Reed Paper Group bünyesinde ekonomist ve pazar araştırmacısı olarak çalıştı; 1962’de Kıbrıs’a dönerek Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’ni (KEMA) kurdu ve 1988’de cumhurbaşkanı seçilene dek bu kurumun yönetim kurulu başkanlığı ve genel müdürlüğünü yürüttü. 1984’te yönetim eğitimine odaklanan Ortadoğu Merkezi’ni ve bilgisayar eğitimine dönük bir başka kurumu hayata geçirmesi; kamu yönetimiyle özel sektör mantığını buluşturan, kurum inşa etmeye yatkın bir profil ortaya koydu.
Vassiliou, akademik ve entelektüel yönü de güçlü bir isimdi: Cranfield Yönetim Okulu’nda misafir profesör olarak ders verdi, uluslararası konferanslarda konuşmalar yaptı; Orta Doğu’da pazarlama üzerine yazılmış ilk kitabın yazarı olarak anıldı ve bilimsel dergilerde çok sayıda makale yayımladı. Üstelik Kıbrıs Radyo Yayın Kurumu’yla (KRYK, RİK) iş birliği yaparak ekonomi temalı radyo-televizyon programları hazırlaması, onu geniş kitlelerle buluşturan önemli bir iletişim kanalıydı. Bu birikim, Vassiliou’nun siyasette “teknik kapasite” ile “kamusal ikna”yı aynı potada eritebilmesini sağladı.
Cumhurbaşkanlığı ve Kıbrıs Sorununa Çözüm Arayışı
Şubat 1988’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine bağımsız aday olarak katılan Vassiliou, AKEL’in yanı sıra çeşitli bağımsız kesimlerin desteğiyle seçimi kazandı. Cumhurbaşkanı olduğu andan itibaren temel önceliğini “Kıbrıs sorununun âdil çözümü” olarak tanımladı ve bu hedef doğrultusunda yoğun çaba harcadı.
Bu çabanın en görünür sahnesi, Birleşmiş Milletler (BM) gözetimindeki müzakere süreçleriydi. 1988 Ağustos’unda BM Genel Sekreteri Javier Pérez de Cuéllar’ın çağrısıyla taraflar Cenevre’de bir araya geldi; Vassiliou ile Rauf Denktaş, o aşamada taslak çerçeve anlaşmasından vazgeçip 1977 ve 1979 Yüksek Düzey Anlaşmalarına geri dönme konusunda uzlaştı. Ancak görüşmeler, Rum tarafının Avrupa Topluluğu’na sonrasında Avrupa Birliği (AB) üyelik niyetini açıklamasıyla zor bir evreye girdi; Türk tarafı ve Türkiye bu hamleye sert biçimde karşı çıktı ve süreç kırılganlaştı.
Buna rağmen BM arabuluculuğu devam etti. Haziran 1989’da Cuéllar “Fikirler Dizisi”ni iki topluma sundu; Kıbrıs Türk toplumunun lideri Rauf Denktaş ise hem içeriğe itiraz ederek hem de BM Genel Sekreteri’nin resmî öneri sunma yetkisini tartışmaya açarak bu çerçeveyi hızla reddetti. Şubat 1990’da New York’ta yeniden yapılan görüşmeler de kısa sürdü; bu kez Denktaş, Kıbrıs’ta iki halkın varlığının tanınmasını ve Kıbrıslı Türklerin kendi kaderini tayin hakkını temel bir talep olarak öne çıkardı.
Bu tablo, Vassiliou döneminde barış arayışının “diplomatik niyet”ten ibaret olmadığını; aynı zamanda tarafların statü, egemenlik ve temsil gibi temel parametrelerde sert ayrışmalar yaşadığı bir zeminde sürdürüldüğünü gözler önüne seriyor. Nitekim 1991’de Cuéllar’ın BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu son raporda, görüşmelerin başarısızlığında Denktaş’ın “iki toplumun eşit egemenliği ve ayrılma hakkı” talebinin etkili olduğuna işaret edilmesi, sürecin düğüm noktalarını açıkça ortaya koydu. Vassiliou’nun katkısı ise bu zor başlıklara rağmen müzakere kanalını açık tutmaya çalışması; uluslararası arabuluculuk mekanizmalarıyla birlikte, 1977-1979 mutabakatlarına dönme iradesini korumaya çabalamasıydı.
Avrupa Birliği Başvurusu: Stratejik Bir Seçim, Zorlu Bir Denge
Vassiliou’nun mirasının ikinci büyük ekseni, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne uzanan yolunu açan adımlardır. Cumhurbaşkanlığı döneminde Kıbrıs’ın AB’ye üyelik başvurusu yapıldı. Nitekim 4 Temmuz 1990’da Kıbrıs resmen Avrupa Topluluğu’na başvurdu; Kıbrıslı Türkler ve Türkiye bu başvurudan büyük rahatsızlık duydu ve Denktaş, Kıbrıs’ın ancak Türkiye ile aynı anda üye olabileceğini savunarak BM yetkilileriyle yürütülen görüşmeleri kesti. Buna karşın, Eylül 1990’da Avrupa Topluluğu (AT) üye devletleri başvuruyu Komisyon’a oy birliğiyle sevk etti; kısa süre sonra Türkiye ile KKTC arasında pasaport kontrollerinin kaldırıldığı ve gümrük birliği getirildiği ortak bir deklarasyon imzalanması da dönemin jeopolitik gerilimini artırdı.
Yıllar sonra Vassiliou, AB sürecinin “güllük gülistanlık” olmadığını; adadaki siyasi durum nedeniyle Kıbrıs’ın sık sık bir ip üstünde yürür gibi hareket etmek zorunda kaldığını ve Avrupa’daki muhataplarını Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bu ailede yer almayı hak ettiğine ikna etmek için sürekli yoğun çaba gösterildiğini vurgulayacaktı. Ona göre Kıbrıs sorunu, başvurunun yapıldığı andan 1 Mayıs 2004’te üyeliğe kadar tüm aşamalara eşlik eden “gölge dosya”ydı; ancak bu, Avrupa hedefinden vazgeçmek için bir gerekçe değildi.
Vassiliou’nun anlatımında önemli bir detay daha söz konusu: Cumhurbaşkanı seçildiği 1988’den itibaren başvurunun “en uygun anını” kolladığını, Denktaş’ın 1989 yazında BM himayesindeki görüşmelerden çekilmesinin ise başvuruyu fiilen öne aldığını belirtir. Mantığı berraktı: Eğer başvuru, barış görüşmeleri sürerken yapılsaydı Denktaş’ın bunu Rum tarafının çözüm istemediğine dair bir argümana çevirebileceğini, bunun da BM ve Avrupa çevrelerinde olumsuz yankı bulabileceğini düşünüyordu. Başvuru yapıldıktan sonra ise ilk büyük engelin, bu adımın barış çabalarını baltalamadığını kanıtlamak olduğunu; tam tersine çözüm arayışının hız kesmeden sürmesi gerektiğini savundu.
Başmüzakereci Vassiliou: AB Üyeliğinin Mimarlarından Biri
Vassiliou, cumhurbaşkanlığı sonrasında da aktif siyaseti sürdürdü; iç politikada 1993’te Özgür Demokratlar Hareketi’ni kurdu ve 1996-1999 arasında Lefkoşa milletvekilliği yaptı. Fakat Avrupa dosyasındaki asıl ağırlığı, Glafkos Klerides döneminde Kıbrıs’ın AB’ye katılım müzakerelerinde “Başmüzakereci” olarak üstlendiği görevle belirginleşti: uyumlaştırma ve AB müktesebatının uygulanması sürecini yönetti.
2007’deki değerlendirmelerinde, AB yolculuğunda iki dönüm noktasına işaret etti. Birincisi, Klerides’in Kıbrıs Türk toplumunu, Brüksel’le yürütülecek müzakere ekibine kendi temsilcilerini atamaya davet etmesi; Denktaş’ın ise bu daveti, Kıbrıs Cumhuriyeti hükûmetinin meşruiyetini tanımadığı gerekçesiyle reddetmesiydi. İkincisi ise Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi’nde, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin—çözüm olmamasına rağmen—diğer aday ülkelerle birlikte üyeliğini güvenceye almasıydı.
Bu süreçte verdiği hizmetler nedeniyle Ekim 2002’de Kıbrıs Cumhuriyeti’nin en yüksek dereceli nişanı olan “Büyük Liyakat Nişanı” ile ödüllendirilmesi, devletin onun katkısını resmen tescil ettiği bir işaretti. Vassiliou’nun AB sürecindeki rolü, yalnızca müzakere tekniklerine hâkimiyet değil; aynı zamanda Kıbrıs sorununun yarattığı siyasi tartışmaların Avrupa başkentlerinde “üyelik karşıtı bir gerekçeye” dönüşmesini engelleme çabası olarak da okunabilir.
Çok Yönlü Bir Devlet Adamı
George Vassiliou’nun ardında bıraktığı miras, Kıbrıs’ın modern tarihinde iki büyük hedefin—barış ve Avrupa—birbirinden kopuk değil, birbirini etkileyen ve zaman zaman birbirini zorlayan süreçler olduğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı döneminde Kıbrıs sorununun âdil çözümü için müzakere kanallarını açık tutmaya çalışırken, aynı anda Avrupa Topluluğu’na yapılan başvurunun yarattığı siyasi fırtınayı yönetmek zorunda kaldı. Daha sonra başmüzakereci olarak AB müktesebatına uyum ve katılım müzakereleri sürecini yönetmesi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1 Mayıs 2004’te Avrupa Birliği üyesi olmasına giden yolun kritik taşlarından birini döşedi.
Vassiliou’nun yaşam çizgisi; eğitimden kurum inşasına, müzakere masalarından kararlılıkla ikna çabalarına uzanan bir yoldu. Merhum Cumhurbaşkanı yalnızca bir dönem cumhurbaşkanlığı yapmış bir siyasetçiyi değil; Kıbrıs’ta barışın kapısını aralamaya çalışırken ülkesini Avrupa’ya taşıma sorumluluğunu da üstlenmiş, aynı anda iki tarihî dosyada yük alan bir devlet adamı kimliğiyle modern Kıbrıs tarihine adını yazdırdı.