Haysiyet Nöbeti

Haysiyet Nöbeti


Tufan Erhürman

21.8.2005’te Radikal’de yayımlanan “Hayatta Kalmanın Haysiyeti” başlıklı muhteşem yazısında, William Blake’den yaptığı bir alıntıya yer verir Yıldırım Türker: “Kimileri sonsuz geceye doğar”. Ve sonra kendi düşüncesini ekler: “Dünyaya haysiyet nöbeti tutmaya gelenler de zifiri karanlığa doğmuş bahtsızlardır”.
Türker’in sözcükleri, insanın doğmacasına, fıtratına ilişkin çağrışımlarla yüklüdür. Birilerinin dünyaya haysiyet nöbeti tutmak için geldiklerini düşünmek bana elbette doğru görünmemektedir. Ancak cümlenin kurgusuyla biraz oynayarak, bazı insanların hayatlarının bir noktasında ömürlerinin geri kalanını haysiyet nöbetinde geçirmeye karar verdiklerine ve bu kararın onları daimi bir karanlığa mahkum ettiğine inanmak konusunda Türker ile hemfikir olduğumu söylemek isterim.
Bununla birlikte, haysiyet nöbetçilerini “hatasız kullar” olarak görmek de yanlıştır. Dünya, hele de günümüzün dünyası, bu nöbetçilere yollarını şaşırtan etkenlerle doludur. Haysiyet nöbetçisini diğerlerinden ayıran, hata yapmaması, insan haysiyetine yönelik hiçbir saldırıyı asla görmezden gelmemesi değil, her gün aynaya bakmaktan ve aynadakini acımasızca yerden yere vurmaktan çekinmemesi ve özellikle hatalarını fark ettiği anda öz eleştiri yapmaktan, kamu önünde özür dilemekten kaçınmamasıdır. Çünkü haysiyet, insanın sosyal hayvan olmasının bir sonucudur ve vicdan içsel bir şey olsa da, onun önündeki nöbet kamunun huzurunda tutulmaktadır.
Bu noktada, Blake’in ve Türker’in altını çizdikleri ikinci unsura, o “sonsuz gece”ye, “zifiri karanlığa”, biraz açarsak, Pessoa’dan mülhem, daimi huzursuzluğa da elbette değinmek gerekir. Kimileri bu unsuru mutsuzluğun ve umutsuzluğun, hatta belki giderek bir tür nihilizmin gerekçesi olarak algılayabilir. Oysa bence bu unsur aslında koskocaman bir vicdana işaret etmektedir. Haysiyet nöbetini tutmaya karar veren için, toplumdaki, ülkedeki, hatta dünyadaki tek bir kişinin haksızlığa uğraması, aşağılanması, gayri insani bir muameleye tabi tutulması dahi, gecenin gündüze dönmesini engelleyecektir. Karanlığın daimi olması umutsuzluktan değil, umut edilenin büyüklüğünden kaynaklanmaktadır. Umut edilen, üç kelimeyle, adil bir dünyadır. Edebiyattan, Adnan Yücel’den ödünç alarak söylersek, haysiyet nöbetçisinin kavgası, bitmeyen, “yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” de bitmeyecek olan bir kavgadır.
Bu kavgada, bireysel, zümresel çıkar peşinde koşanlara, birileri açken tok yatanlara, eşitsizliklere hangi gerekçeyle olursa olsun karşı çıkmayanlara, (Voltaire’den mülhem) kendileri gibi düşünmeyenlerin özgürlükleri için canlarını vermeye hazır olmayanlara, iktidar hırsıyla cayır cayır yananlara yer yoktur.
İşte haysiyet nöbetçilerinin bu kadar tenha olmasının temel sebebi budur. Ama ne kadar tenhaysa haysiyet nöbeti tutanlar, haysiyet de o kadar kalabalıktır. Günyüzü göremeyen tek bir insanın var olduğu yerde, nöbetçi için dünyanın tamamı zifiri karanlıktır.
Kavga tam da bu nedenle büyük ve daimidir.
Ve yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek, bütün haşmetiyle devam edecektir...

Dergiler Haberleri