HANGİ YAŞTA OLURSANIZ OLUN

HANGİ YAŞTA OLURSANIZ OLUN

 

Neriman Cahit

Köyüm Kırnı’dan – Şeher’e geldiğim sekiz yaşımdan bu yana, ailemin, tam anlamıyla ‘huzur düzeni kurma’ konusunda yaşadıkları onca şeyin – sessiz ama çok etkilenen – bir seyircisi oldum hep… Ve, o seyirler içinde, ‘onların yaşamını ve yaşlılığı’ içim burkularak izledim… Onlar, ömürlerinin sonuna dek hep, ellerinden geleni yaptılar… Ve ben, neredeyse onlarda görüp yaşadığım her şeyi belleğime not ettim… Not etme bitip de cümlenin sonuna noktayı koyarken ben hep aynı şeyleri tekrarladım kendi kendime:
“Kendimi, işe yaramaz, bir tarafa atılmış duruma sokmayacağım hiç…” diye…
Aslında, “pek bolluk – hiç bolluk” içinde yaşayamasam da hayatımdan hiç de şikayetçi değildim… (Hala da öyleyim… Şikayet yerine, o soruna çareler üretmeye çalışırım…)

***
Yaşadığım onca şeye karşın – sekiz yaşında geldiğim Şeher’e sevgim hiç azalmadı… Ne kendim ne de Lefkoşa (Şeher) için geleceğimize dair hiçbir ‘aşırı endişe’ duymadım… Duymamaya çalışıp o duyguların dallanıp budaklanmasına izin vermedim…
Zaman zaman, Vasilya’daki evimize gittiğimizde: Denizle, kuşlarla, komşularla öylesine güzel anlar yaşıyorum ki… O kadar olur…
‘Acaba, kaç senem kaldı’ vb. olguları aklıma getirmemeye çalışıyorum… Bunun için de yaşam enerjimi yitirmemek için orada da hep bir şeyler yapıyorum…

VE SEVGİ…
“Seni, hayatta tutan ne?” deseler, hiç düşünmeden: “SEVGİ” derim…
Çok şükür bu sevgiyi sadece insanlara değil… Doğaya ve sokak hayvanlarına da veriyor ve onların sefil olmamasına ‘mek parmak da olsa’, yardım etmeye çalışıyorum…
Bir de…
Evet, bir de gençlerin, hareketli, cesaretli ve becerikli olmalarını yürekten istiyor ve onları çok seviyorum…
Bir kadın isterse – eğer ciddi olarak isterse – her şeyin üstesinden gelebileceğine de inanıyorum…

***
Beni rahatsız eden ve karşı geldiğim şeylerin başında ise: Kadınların, evde oturup sadece  ‘ev işleriyle’  uğraşması… Ve bir tür aymazlık içinde ülkelerindeki   -hangi ülke olursa olsun -  Ve, hangi yaşta olurlarsa olsunlar – SADECE EV İŞLERİYLE UĞRAŞMALARINA KARŞIYIM…
Hangi yaşta olurlarsa olsunlar: Yardım Dernekleri, el işleri, bahçe – vb… Her işle uğraşmalıdırlar…

***
Ölüme gelince…
Ölüm, her canlının başına gelecek bir olaydır…
Bunu kabul ediyorum ama insanların son anlarına kadar, bir şeylerle uğraşmalarını temenni ediyorum…
Hiç kimse, hayatın yakasını bırakmasın…
Çünkü…
Ben inanıyorum ki…
İnsan hangi yaşta olursa olsun…
Bir şeyler yaparak mutlu olur…
Olabilir…

----------------------------------------------------------------------------------


TANRILAR DA GİDER SÜRGÜNE
(Ayseferi, 1995)

Bin yıllık hüzündür yüreğimde
durmadan çoğalan geriye
dönüp bakmalardan
yanılsamalardan...
Bırakıp gidebilirim
yüreğimi
acele atların terkisine binişim bundan...
Güneş, gitti... gidecek... 
Yüreğimde,
kuşatılmış yanıma hep sızım sızım...
kurtulup gelebilirsem birgün en güzel
kuşlarınla karşıla beni
Sonsuzluğunu yaşadım hep yokluğunun
karanlık dehlizlerde vurgun yedi
ayrılık yüklü gemilerim
ki ayrılık, her mevsimde açan
yediveren bir güldü
adını koymaya hep geç kaldığım...
Önce yüreğim soyundu
aklığından
mor telaşından
beklemenin...
En koyu karanlıklarını temizledi zaman
yokluğunun...
Geleceksen gel
inceldi hasretim...

Bir yanık lekesi yüreğimde
dirençli yalnızlığım...
Bir sanadır yüzümü dönüşüm böyle
kendimi seyrelmiş sabahlara
bırakışım..Bir sanadır bu sonsuz
insan sabrım...
Kim beklemenin yüklemidir bu
hep öznesiz...


***


YİTİK KİMLİK
(Konu: Kadın, 1990)

Ve,
Kadın olduğum içindir
çektiğim bunca acı
çocuklarım,
kocam
ve babam adına
utanıyorum...
Doğada,
erkeğimle
bir dişi tay kadar
özgürdüm.
Ne ki,
araya,
mal girdi, mülk girdi
para girdi
ben de metalaştım,
her şeyimi yitirdim.
O gün, bugündür
hep,
YİTİK KİMLİKLE
Yaşıyorum.

Dergiler Haberleri