Halil Yüksel: Direnişin Ana Hattı mı, Düzenin Yedeği mi?

Ve en önemlisi, sendikalar yalnızca reaksiyon veren değil, bilgi üreten, araştıran, topluma yeni bir dil sunan organik yapılara dönüşmeden karşı hegemonya kurulamaz.

Halil Yüksel

Kuzey Kıbrıs’ta sendikalar üzerine konuşurken en büyük hata, meseleyi klasik bir işçi-işveren pazarlığı çerçevesinde ele almaktır. Çünkü burada sorun sadece maaş, ek mesai ya da toplu sözleşme değildir. Sorun çok daha derindedir: Sendikalar, tanınmamış, egemenlik kapasitesi sınırlı, kritik kararlarında Ankara’nın belirleyici olduğu ve emek piyasası yurttaş-yabancı ekseninde sert biçimde bölünmüş olan bir yapıda var olmaya çalışıyor. Dolayısıyla kuzeyde sendikaların rolü de, krizi de, sınırları da kendine özgüdür.

Gramsci’nin diliyle söylersek, sendikalar yalnızca “ekonomik örgütler” değildir; hegemonya mücadelesinin parçasıdır. Mesele sadece ücret kavgası değil, toplumun hangi değerler, hangi kurumlar ve hangi güç ilişkileri üzerinden yönetileceği meselesidir. Kuzey Kıbrıs’ta öğretmen sendikalarının laik eğitim konusunda gösterdiği refleks, elektrik alanında EL-SEN’in kamu çıkarı adına ortaya koyduğu tutum ya da hayat pahalılığı karşısında sergilenen kolektif direnç bu yüzden önemlidir. Bunlar salt sendikal tepkiler değil; toplumsal yönelim kavgasıdır.

Tam da burada acı gerçekle yüzleşmek gerekir. Kuzey Kıbrıs’ta sendikalar çoğu zaman düzenin karşısında duran kurumlar gibi görünse de, aynı zamanda düzenin bir parçası haline de gelmişlerdir. Althusser’e göre devletin ideolojik aygıtlarına direnmeye çalışırken bazen onların içine yerleşmiş, onlarla uyumlu çalışan yapılara dönüşebilmektedirler. Bunun temel nedeni, sendikal hareketin esas ağırlığının kamu sektöründe toplanmış olmasıdır. Aidat yapısından üyelik tabanına, görünürlükten siyasal etkiye kadar sendikacılık büyük ölçüde kamusal istihdamın sınırları içinde şekillenmekte; daha çok örgütlü kamu emekçisinin sesi haline gelmiştir.

Sorunun en can alıcı kısmı da budur. Çünkü kuzeydeki emek piyasası artık eskisi gibi değildir. İşgücü yapısı ciddi biçimde değişmiştir. Yabancı işgücünün ağırlığı fazlasıyla artmış, özel sektör daha da konsolide olmuş, inşaat, turizm, hizmetler ve yükseköğretim etrafında parçalı ve kırılgan emek rejimi oluşmuştur. Yerli çalışanların toplam işgücü içindeki ağırlığı gerilemiş, Türkiye’den ve üçüncü ülkelerden gelen emekçilerin payının gerisine düşmüştür. Fakat sendikalar bu yeni sınıf kompozisyonunu örgütleyebilmiş değildir

Oysa tam burada ‘sınıf’ meselesi en çıplak haliyle duruyor. Yabancı işçinin sorunu yalnızca düşük ücret değildir. Çalışma izni statüsü, işverene bağımlılık, sınır dışı edilme korkusu, kayıt dışılık, dil sorunu, barınma sorunu ve hukuki güvencesizlik gibi başlıklar, onu yalnızca sömürülen değil aynı zamanda susturulan bir emek biçimine dönüştürmektedir. Böyle bir yapıda klasik sendikal repertuar, yani grev çağrısı, basın açıklaması, toplu pazarlık dili tek başına yetmez. Bir işçi patronuna karşı çıkarsa sadece işini değil, ülkedeki yasal varlığını da riske atıyorsa, orada emek mücadelesinin biçimi de değişmek zorundadır.

Burada kuzeyin tanınmamış yapısı belirleyici hale geliyor. Çünkü emek mücadelesi sağlıklı bir siyasal zeminde yürümüyor. Bir yanda yerel hükümetler var, ama mali ve siyasal yön belirleme kapasitesinin önemli bir kısmı Ankara’da. Bir yanda hukuken askıda kalmış bir uluslararası statü var, öte yanda günlük hayatı belirleyen çok somut bir ekonomik bağımlılık ilişkisi. Böyle bir ortamda sendika, yalnızca yerel iktidara değil, bazen yerel olanı da aşan bir güç ilişkisine karşı durmak zorunda kalıyor. Bu da mücadeleyi zorlaştırıyor. Çünkü muhatap dağınık; karar merkezi çok katmanlı; hesap verme mekanizması zayıftır.

Bu nedenle kuzeyde sendikaların bugünkü en büyük başarısı iktidarların her istediğini rahatça yapmasını engellemektir. Bu küçümsenmemelidir. Hayat pahalılığı düzenlemelerinde, laik eğitim tartışmalarında, kamu kurumlarının çökertilmesine yönelik girişimlerde ya da çalışma yaşamına ilişkin keyfi kararlar karşısında sendikalar önemli bir fren mekanizmasıdır. Fakat bu, dönüştürücü bir güç oldukları anlamına gelmez. Daha çok savunma hattı kuruyorlar; yeni bir toplumsal düzen tahayyülü değil.

Asıl sorun da burada başlıyor. Çünkü küresel düzeyde işçi hareketleri zaten gerileme, parçalanma ve biçim değiştirme döneminden geçiyor. Sendikalaşma oranları birçok yerde düşüyor, toplu pazarlık kapsamı daralıyor, platform emeği ve güvencesiz çalışma klasik örgütlenme modellerini aşındırıyor. Kuzey Kıbrıs bu küresel krize bir de izolasyon ekleyerek yaşıyor. Yani sadece dünya ölçeğinde zayıflayan bir emek hareketinin parçası değil; aynı zamanda siyasal tanınmama ve kurumsal dışlanma nedeniyle o küresel ağlara tam eklemlenemeyen bir vaka. Bu, kuzeyde sendikacılığı daha da içine kapalı hale getirebiliyor.

Peki çıkış nerede? Bana göre cevap, klasik kamu sendikacılığının ötesine geçen toplumsal sendikacılıktadır. Sendika yalnızca maaş artışı isteyen değil; kira krizine, ulaşım maliyetine, yabancı işçinin sömürülmesine, kadın emeğinin görünmezliğine, barınma krizine ve gençlerin güvencesizliğine müdahale eden bir yapı haline gelmelidir. Göçmen işçi örgütlenmeden sınıf siyaseti kurulamaz. Özel sektör örgütlenmeden emek hareketi büyüyemez. Ada çapında iki toplumlu temaslar güçlenmeden kuzeyin izolasyonu aşılamaz. Ve en önemlisi, sendikalar yalnızca reaksiyon veren değil, bilgi üreten, araştıran, topluma yeni bir dil sunan organik yapılara dönüşmeden karşı hegemonya kurulamaz.

Kuzey Kıbrıs’ta sendikalar gereklidir. Hatta birçok durumda kamusal çürümenin önündeki son setlerden biridir. Ama yeterli değillerdir. Çünkü bugünkü halleriyle çoğu zaman bütün emeği temsil etmiyor, daha çok örgütlü kamunun sınırları içinde konuşuyorlar. Eğer bu sınırı aşamazlarsa, tarihsel rollerini ahlaki itirazla sınırlı bırakırlar. Ama yurttaş-yabancı, kamu-özel, yerli-göçmen ayrımlarını aşan yeni bir emek bloğu kurabilirlerse, o zaman kuzeyde gerçek anlamda dönüştürücü bir toplumsal güçten söz etmek mümkün olabilir.

Görsel:Floating Heads’, Sophie Cave, sanat yerleştirmesi, Kelvingrove Art Gallery and Museum. Kaynak: TES Magazine.

Dergiler Haberleri