Gözündeki Merteği Görememek

Gözündeki Merteği Görememek

 

Tufan Erhürman

 

Türk edebiyatının devlerinden Ahmet Cemal son derece önemli bir iş yaptı ve dünya edebiyatının devlerinden Hermann Broch’un “Vergilius’un Ölümü” adlı eserini Türkçeye kazandırdı. Broch’u kendi dilinden okuyamayan benim gibi insanlar Cemal’e ne kadar teşekkür etse az gelir.
Ahmet Cemal bununla da yetinmedi ve yazdığı yazılar aracılığıyla çeviri serüvenini okurlarıyla paylaştı. Kitap-lık dergisinin 165. sayısının dosya konusu “Vergilius’un Ölümü - Bir Roman, Bir Çevirmen”. Dosyada, Cemal’in sözünü ettiğim yazıları da var. Bu yazılardan biri olan “Vergilius’un Ölümü’nden Bende Kalanlar Üzerine” de şunları söylüyor çevirmen: “Eleştirel düşüncenin belki de birincil diye nitelendirilebilecek uygulama alanının insanın kendi hayatı olması gerektiğini, başka deyişle önce kendi hayatının seyircisi olabilmeyi öğrenememiş birinin başkalarını -ve hele toplumu!- sağlıklı eleştiremeyeceğini ancak bu son on yılda yeterince kavrayabildim”.
Bence son derece önemlidir Cemal’in tespiti. Yalnızca “öteki”nin eleştirisine odaklanmış bir düşünceyi eleştirel düşünce olarak nitelendirmekte zorlanırım her zaman. İnsanın, “öteki”ndeki, kendinden tamamen soyutladığındaki “hataları”, “eksikleri” görmesi, onlar üzerinde düşünmesi, onları anlatması, hatta çoğu zaman abartması marifet olmasa gerektir. Bunu herkes yapabilir ve genellikle yapar. Marifet, kendinize ya da dahil olduğunuz, parçasını oluşturduğunuz bütüne (örneğin partinize, sendikanıza, derneğinize, vb.) eleştirel yaklaşabilmektir. Bunun için kendinize ya da o bütüne belli bir mesafeden bakmanız, bir anlamda Cemal’in dediği gibi kendinizin ya da o bütünün seyircisi olmanız gerekir. Bu da sıkıntılı bir durumdur çünkü aradaki mesafe ya da o seyirci konumu sizi, ister istemez “yabancı”laştıracak, hatta kimi durumda “öteki”leştirecektir.
İnsanın kendinin ya da dahil olduğu bütünün yabancısı veya ötekisi olması elbette kolay bir iş değildir! Ama galiba eleştirel düşünmenin başka yolu da yoktur. Bunu beceremediğimiz ya da buna cesaret edemediğimiz için değil midir ki zaman zaman gözümüzdeki merteğe bakmadan başkasının gözündeki çöpe takılırız. Partisinden kendi kızı/oğlu için iş isteyenin partizanlıktan, seçimlerde oy satın alanın milletvekili transferinden, kuzey göçmeni Rumların arazileri üzerine havuzlu villa inşa edenlerin eşdeğer dağıtımındaki adaletsizlikten şikâyetçi olması başka nasıl açıklanabilir? İnsan, kendi arzularını, taleplerini, eylem ve kararlarını meşru zemine oturtmak konusunda son derece mahirdir. Ama aynı arzu, talep, eylem ve kararlar başkasına ait olursa, zemin kayacak, bunların meşru görülmesi mümkün olmayacaktır.
Sanırım tam da bu sebeple, öz eleştiriye uzak duran birinin eleştirel düşünmeyi asla beceremeyeceğini söylemek yanlış olmayacaktır. Başkalarını, hele de toplumu sağlıklı bir biçimde eleştirmek istiyorsanız, önce kendinizin seyircisi olmayı öğreneceksiniz diyor Ahmet Cemal. Yani önce aynaya bakacaksınız. Hem de öyle kendinizi süsleyip püslemek, güzellemek, “ayna ayna söyle bana, benden güzeli var mı dünyada” demek için değil, başkalarına gözünün üzerinde kaşın var demeden önce gözünüzün ve kaşınızın sandığınız kadar yerli yerinde olmadığını görmek için yapacaksınız bunu. Kendi hatalarınızla, eksiklerinizle yüzleşecek, tamiri mümkünse bunları tamire yönelecek, öz eleştiriden nasibinizi almadan eleştiriye soyunmayacaksınız. Çünkü aksi son derece komik durumlara düşürebilir sizi. Sinemada, kulağınızda telefon, bir yandan konuşup bir yandan film izlerken, ekrandaki gösteri salonunda telefonla konuştuğunu gördüğünüz aktöre gülebilirsiniz mesela. “Yahu niye gülüyorsun, aynı şeyi şu anda sen de yapmıyor musun” diye sorsalar, mutlaka, “ama benimki son derece önemli bir telefon görüşmesi” dersiniz. Dedim ya, sizin davranışlarınız her zaman meşru zeminler üzerinde cereyan etmektedir; başkalarınınkiler asla!
Hülasa zor iştir eleştirel düşünmeyi başarabilmek. Ahmet Cemal, “bu tedirginliği yansıtabilecek ve tedirginliğin temelinde yatan eleştirel düşünceyi Türkçede Broch’un yaptığı gibi okura iletebilecek bir üslubu, ancak çeviri çalışmamın son on yılında kurgulayabildim” diyor.  Çünkü (muhtemelen tevazu gösteriyor ama) dediğine göre, kendi hayatının seyircisi olmayı ancak son on yılda öğrenebilmiş büyük usta. Biz de elimizi çabuk tutsak hiç fena olmayacak aslında. Çünkü bütün enerjimizi başkalarının gözlerindeki çöpleri görebilmek için harcayıp da, gözlerimizdeki merteklerden tedirgin dahi olmamaya devam edersek, o mertekler yakın zamanda yalnızca gözlerimizi değil, beyinlerimizi de delip geçecek galiba...  

 

---- 
    
   
Ahmet Cemal, “Vergilius’un Ölümü’nden Bende Kalanlar Üzerine”, kitap-lık, Sayı: 165, Ocak-Şubat 2013, s. 7.
  Cemal, “Vergilius’un Ölümü’nden Bende Kalanlar Üzerine”, s. 7

Dergiler Haberleri