GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE “KADIN KISMI”

Kıbrıs'ın kuzeyinde yaşayan kadınların tarihine göz attığımızda çok az sayıda yazılı kaynak buluruz. Kadınlar geçmişten silinmişçesine…

 

Hare Yakula
yakulahare@gmail.com

Günümüzden yaklaşık 6000 yıl geriye gidersek bugün sömürülen, betonlaştırılan; beyaz, batılı heteroseksüel erkek iktidarın iradesindeki "dünya düzeninden" farklı; yönlendirici, bereket ve üretkenliğin temsilcisi ana tanrıçalar vardı. Anadolu’da Kybele olarak bilinen Ana Tanrıçanın Hitit’te adı Arinna, Mısır’da İsis, Efes’te Artemis, Sümer’de İnanna, Orta Doğu’da İştar’dır. Onlara “ana” olma yetilerinden dolayı saygı duyulmuyordu; onlar ölümü yeniden doğuşa dönüştürebilme üstünlüğüne ve büyüsüne sahip kimselerdi, yaşamın sonsuz olarak yenilenmesinin garantisiydiler. Anaerkil düzende ne ruhsal ve entelektüel ne de siyasi olarak birbirini sömüren insanlar yani “ötekiler” vardı henüz. Adem ve Havva’dan kalma “cennetten çıkış/suçlu kadın” mitosu da icat edilmemişti. Ne yazıktır ki bu mitos toplumların bilinçaltına halen yerleştirilmeye devam ediliyor.

Toplayıcılıktan tarımsal üretime geçişle birlikte “siyasal iktidar” ve “mülkiyet” olguları ortaya çıkar. Tarımsal üretimin keşfedilmesiyle birlikte temel üretim aracı insan olmaktan çıkmış ve onun yerini toprak almıştır. Başlangıçta toplumsal ihtiyaçları karşılayacak kadar, daha sonra ise zenginlik kaynağı olarak bereketli topraklara sahip olma güdüsü, toprak mülkiyeti olgusunu yaratmış ve bu mülkiyet olgusu beraberinde kaçınılmaz olarak siyasal iktidarın ortaya çıkışını doğurmuştur.

Erkek doğa karşısında edilgen olmaktan çıkmış; doğanın üzerinde egemenlik kuran, toplumsal yapılanmayı ve yaşamın kurallarını tayin eden kişi rolünü üstlenerek, kadını sadece üretime katkıda bulunan ve bu yüzden mal gibi savunulması, korunması gereken cinsel bir varlığa dönüştürmeye başlamıştı. Bundan sonraki yüzyıllar boyu insan bilimsel, düşünsel, ekonomik ve siyasal olarak hangi mesafeyi kat ederse etsin tarihi süreç kadınlar için çok yavaş ilerleyecekti.

Neolitik Çağ ile birlikte kadın imgesi Antik Yunan ve Roma medeniyetleri döneminde, İbrani toplumunda, Hristiyanlıkta, İslam’da “Üreten Tanrıça” rolüne kavuşamamış, tarih sayfalarında Meryem ya da fahişe, melek ya da öldüren cazibe olarak ikili zıtlıklar biçiminde temsil edilmiş, çoğu zaman ise yok sayılmıştır.

Hangi dönemde, inançta ya da kültürde olduğu fark etmeksizin kadınlar tarih boyunca üretmiş ve mücadele etmekten vazgeçmemiştir.

 Antik Çağ’da felsefe ve retorik alanında kendini geliştirmiş ve Sokrates’e öğretmenlik yapmış filozof Aspasia Platon’un diyaloglarına girmeyi başarmıştır.

İskenderunlu Hypatia, dünyanın güneş sistemindeki yörüngesinin “Elips” şeklinde olduğu bulgusuna ulaşmış, oldukça zeki ve donanımlı bir bilim kadınıdır. Kadınlar kafalarının içinde beyin değil şeytan taşıdıkları için iyi fikirler üretemeyecekleri gibi bir bağnaz düşünce yüzünden kilisede vahşice katledilmişlerdir.

Olympe de Gouges ise Fransız Devrimi’nden sonra yazılan Erkek ve Yurttaş Hakları Bildirgesi'ne feminist bir eleştiri kaleme almıştı. Bu eleştiri ne yazık ki hayatına mal oldu. Giyotine mahkum edildi. Gouges kadın haklarına dair mücadele azmi ile bizlere örnek olmaya devam ederken, onu giyotine mahkûm eden erk zihniyet birçok sanatsal ürünün, kitabın, mucidin ortaya çıkmasını engellemiştir.

18. Yüzyıldaki Fransız İhtilali’nden 21. Yüzyıla kadınlar açısından değişen bir şey yok! Giyotine mahkûm edilen Gouges’ten İran’da 19 yaşındayken tecavüzcüsünü bıçaklayan Reyhaneh Jabbari’nin 2014 yılında idam edilmesine kadar, binlerce yıllık uygarlığın canavarlaştırdığı bu akıl erkek tekelindedir.

1840’larda Flora Tristan, kapitalizm altındaki işçilerin yaşam koşullarını araştırıp yazılar yazmasına rağmen Marx ve Engels kadar ciddiye alınmamış, otorite haline gelmemiştir.

Birçok alanda başarıya imza atmış kadınlar bulmak mümkün. Mozart’ın kız kardeşi Maria Anna, en az Mozart kadar yetenekli ve üretkendi fakat kardeşinin gölgesinde kaldı. Sinemada ise ilk kadın film yapımcısı Guy Blache 1000’den fazla film yapmıştır. Matematikçi Ada Lovelace buluşuyla birlikte dünyanın ilk bilgisayar programcısı olmuştur. Kimyager ve fizikçi Marie Curie radyoaktivite üzerine yaptığı çalışmalarda iki farklı alanda Nobel Kimya ve Nobel Fizik Ödülü’nü almıştır.

Tarihin tozlu sayfalarını karıştırdığımız zaman birçok kadının başarı hikâyesini okuruz. Yeni kaynakların bulunması, sözlü tarih görüşmelerine dayanan çalışmaların yapılması kadınların görünürlüğünü artıracaktır. Bunun için feminist perspektifle tarihin tekrardan okunup yazılması şarttır.

Kıbrıs'ın kuzeyinde yaşayan kadınların tarihine göz attığımızda çok az sayıda yazılı kaynak buluruz. Kadınlar geçmişten silinmişçesine…

Toplumsal cinsiyet merceğinden baktığımızda, Kıbrıs’ta kadınların dünyadaki gibi siyasal, ekonomik, sanatsal ve benzeri alanlarda sömürüldüğünü görürüz. Öncelikle Rum ve Türk kadınlar dışında Kıbrıs’ta yaşayan Maronit, Latin, Ermeni kadınlardan hiç söz edilmez. Onlarla ilgili kaynak bulmak oldukça güçtür. Arşivlemekle ilgili ciddi sıkıntılarımız ve eksikliklerimiz olduğu da aşikâr.

1878’de başlayan Britanya idaresi dönemi koloni yönetimi, işleri idare etmesi için yerel bir grup oluşturmuştu. Toprak sahibi ve vergi ödeyen 9 Kıbrıslı Rum, 3 Kıbrıslı Türk ve Britanya tarafından atanmış 6 üyeden oluşuyordu. Yalnızca erkekler oy kullanabiliyordu. 1906’da kadınların eğitim komitelerinde oy kullanmalarına karar verildi ancak ada halkı kadınların oy kullanmasına karşı çıktı. 1930’ da Kıbrıslı Rum Kyriakos Rossides tarafından tekrardan gündeme getirilen oy hakkı yine yerli halk tarafından engellendi. Kadınlar tam olarak oy kullanabilmesi ancak 1960 yılında oldu.

Kıbrıs’ta ilk özel üniversitenin kurucusu olan Servet Sami Dedeçay (1985), sosyoloji, hukuk, ekonomi ve Kıbrıs folkloru üzerine yüzlerce makale ve 24 kitap yayınlamıştır. 1902’de Viktorya Kız Okulu’nun kuruluşunu, gelişimini anlattığı kitabında iletişim eksikliği ve politik dengesizliklerin varlığından dolayı kadınların gecikmiş olan haklarını kazanmada okulun etkilerini anlatır.

Fatma Azgın, bir Kıbrıslı Türk öğretmen ile Türkiye’de tanışıp evlenen ve Kıbrıs’ta yaşamaya başlayan entelektüel Ulviye Mithat(Tecelli)’ın 1935-1940 yılları arasında dergi ve gazetelerde kadınlar hakkında yazdığı yazıları derleyerek geçmişimize ışık tutar. Osmanlı kadınlarının yenilikçi ve aydın ruhunu taşıyan Tecelli, kadınların politikaya katılımı için cinsiyet kotasını yazılarında konu etmiştir. 17 Ekim 1935 tarihli Ses Gazetesi’nde geçen Tecelli’nin “Kadınlar neden erkeklerin ardında kaldılar?” adlı makalesinden bir alıntı:

“(Erkekler) savunma veya saldırı zamanlarında toplanıp savaş komisyonuna benzeyen bir şey kurar ve bir lider seçerler. Bu savaş zamanı toplantıları günümüz parlamentosu için bir model oluşturarak bu liderler de günümüz iktidarları için bir model oluşturur. (…) Kadınların bu mahkumiyeti asırlar önce başlamış ve kadınları tüm vatandaşlık haklarından mahrum etmiştir.”

Bir başka biyografik çalışma ilk Kıbrıslı Türk Sanat öğretmeni Mevhibe Şefik üstüne 2003 yılında Netice Yıldız tarafından yazılmıştır.

Yaşar Ersoy’un “Kıbrıs’ta Türk Tiyatro Hareketi” kitabında 1921’de Kardeş Ocağı’nda oynanan Shakespeare’in “Venedik Taciri” oyununda rol alan Kıbrıslı Türk kadınlardan öğretmen Fahriye Hanım ve anaokul öğretmeni Dervişe İrfan ilk Kıbrıslı kadın oyuncular olarak kaydedilmiştir. Daha sonraları Vedia Barut, Kamuran Aziz, Süheyla Küçük ve Fevziye Hulusi de sahne alır. Bu kadınlar erkeklerle fotoğraf çektirmekten imtina eder ayrı fotoğraf çektirirlerdi.

1921’de Baf, Mağusa ve Peristona kadınları Anadolu’da başlayan Kurtuluş Savaşı’ndaki Kuvay-i Milliye’ye parasal yardım amacıyla tiyatro ve müsamere düzenledi.

18 Şubat 1932 tarihli “Söz” gazetesinden,1932 yılının başında kurulan ve ilk kadın örgütü olan “Lefkoşa Türk Hanımlar Cemiyeti” yardımlaşma amaçlı tiyatro ve müsamereler düzenlerdi.

1946’ya kadar Britanya’nın diğer Müslüman sömürgelerine gelin olarak satılmış ya da fuhuşa sürüklenmiş kadınlarımızı tarihin derinliklerinden çıkarıp belgeleyen Neriman Cahit 2010 yılında “Araplara Satılan Kızlarımız” kitabını basar.

Kıbrıslıların henüz yüzleşemediği diğer bir konu ise çatışma dönemlerinde (1963-1974) tecavüze uğrayan kadınların olduğudur. O yüzdendir ki 1974’te ilk kez kilise kürtajı serbest bırakmıştır.

Kıbrıslı Türk kadınlar ancak 1950 yıllarında yüksek tahsil için üniversiteye gidebildi.

1974’ten sonra artan iş gücü talebi nedeniyle, iş gücüne dahil edilmeye başlandı.

1975’te her sivil toplum örgütünden bir temsilcinin kurucu mecliste yer alması için çağrı yapıldığında, kadın örgütlerinin üyeleri buna dahil edilmedi.

1977 yılına kadar kadın öğretmenler erkek öğretmenlerin maaşının yarısını alıyordu.1984’te KTÖS öncülüğünde “eşdeğer iş için eşit ücret” ilkesiyle Öğretmenler Yasası tadil edildi.

1931 ve 1994 yılları arasında faaliyet gösteren kadın örgütlerinin tarihine dair kitaplar yazılmıştır. Kıbrıs Türk Kadınlar Derneği’nin iki ciltlik çalışması bulunmaktadır. Kitaplarda Britanya, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kıbrıs Otonom Türk Yönetimi Dönemi’ne dair dönemsel analizler bulunmaktadır.

Kıbrıs’taki kayıp şahıslar, toplu mezarlar üzerine yazılar yazan araştırmacı, gazeteci Sevgül Uludağ öncülüğünde 2002 yılında ilk iki toplumlu kadın örgütü, Hands across the Divide, cinsiyet eşitliği, feminist değerler ve silahsızlanma misyonuyla kurulur. Bu derneğin çalışmalarını, fikirlerini ve Kıbrıs sorununun cinsiyetçi analizini belgeleyen Cynthia Cockburn, Kıbrıs’ta Kadınlar, Taksim ve Toplumsal Cinsiyet Düzeni isimli kitabı yazmıştır.

1974’ten sonra ilerici kadın dernekleri kurulmaya başlandı fakat bugün dahil kadın dernekleri birer yardım kuruluymuş gibi ulusal söylemleri tekrarlayarak, kadın hak temelli çalışmaları merkeze almadan faaliyetler gerçekleştiren yapıdadır. Eğer ruhlarımızın, bedenlerimizin ve kimliklerimizin sömürgeci zihniyetler tarafından işgal edilmesini istemiyorsak yabancılaştığımız öz doğamızı ve özgürlüğümüzü kazanmak için bilinçlenerek, örgütlenerek mücadeleyi devam ettirmeliyiz. Sizi ikili cinsiyet kalıplarından uzaklaşarak tarihte hayatlarıyla bedel ödemiş Hypatia, Olympe de Gouges, Rosa Luxemburg ve birçokları anısına bizleri nesneleştiren, vitrin olarak kullanan, kuluçka makinesi olarak gören, “kadın aklı”, “kadın kısmı” diye aşağılayıp, ötekileştiren erk zihniyete karşı mücadeleye davet ederim.

Hayatıyla bedel ödemiş kız kardeşlerimize VİCDAN DEĞİL MÜCADELE BORCUMUZ VAR!

 

 

 

 

 

 

Dergiler Haberleri