“Emekli olunca saati çıkardım, bir daha kullanmadım”

Lurucina’da başlayan, Akdoğan’da biten öğretmenlik yıllarının 30 yıl sonrasında Gökçen Karaca ile sohbet

Sayfamız için yolumuz bu kez Akdoğan’a (Lisi) düştü. 28 yıl öğretmenlik yapan, emeklilikte 30 yılını dolduran Gökçen Karaca ile evinde sohbet ettik. Sağolsunlar her gittiğimiz yerde ikramımız hazır. Bu kez sıcacık pilavunalar ve karanfilli, zencefilli çaylar zor geçen 28 yılın anlatımından sonra içimizi ısıttı. Neredeyse adanın dört bir yanını gezen bir öğretmenlik dönemi… Oradan oraya gezerken yine sorunlu yıllar… Çocukların doğumu, en son durak Akdoğan ve emeklilik… Sohbete başlıyoruz; 

Önce nerelisiniz, nerede doğdunuz, nerede büyüdünüz, öğrenebilir miyiz?

Ben Lurucinalıyım, 1 Aralık 41’de doğdum.

Nerelerde okudunuz?

Ben köyümde bitirdim ilkokulu, ortaokul da açıldı, ortaokulu da orada okudum, ondan sonra Victorya Türk Kız Lisesine geçtim 4. sınıfta... 3 sene de Viktorya’da okudum. Tabii ondan sonra ismi değişti Adnan Menderes oldu. Ben 27 – 28 Ocak hadiselerini yaşadım. 58 olaylarını.

Viktorya’dan sonra, Öğretmen Koleji mi?

Evet, bir sene geçici öğretmenlik yaptım, muvaggak derlerdi o zaman. Ondan sonra sınavlarda Öğretmen Koleji’ne girdim. O zaman 60 kişi alırlardı. 2 sınıftan, A B şubesindeydim ben.

YATILI OKUL AVANTAJI

Nasıl geçti o yıllar?

O yılları hayatımda çok güzel geçmiş yıllar olarak sayarım çünkü o zaman Genel Müdür Fedi Selen’di. Bize “Lefkoşalı da olsanız yatılı okuyacaksınız” diyordu ve biz yatılı yurtta kaldık 2 sene. İlk sene Köşklüçiftlik’teydi binamız; ikinci sene de ordaydı ve orada yatılı kalırdık. Hafta sonları çıkardık evimize. Erkeklerin de Kaymaklı’da idi yurtları. Ama daha güzel hazırlardık derslerimizi. Aparatlarımızı, özel saatlerimiz vardı, orada yapardık. O zaman 5 lira verirlerdi bize ayda, çünkü orada yer içerdik, yeme içme onlara ait; 5 lira da bize harçlık verirlerdi. 2 sene böyle geçti. Ama Haziran tatilinde mesela 19 lira verirlerdi bize.

Şimdi Akademi’de olanlara verilir mi acaba bilmiyorum. (Bu konuyu Akademi YK Başkanı Ahmet Güneyli’ye sordum. Öyle bir şey şimdi için yok. Burs var, 4 üzerinden 3.75’i alan da başarı bursu alabiliyor. TÇ)

Ben de bilmiyorum. O zaman bir tek yüksek okul Öğretmen Koleji’ydi; İngiliz devrinden kalmaydı. Yani oraya da girerken çok şeyler isterlerdi. Şimdiki gibi değil yani. O zaman İngiliz Dönemiydi, GC isterdi; English lover isterdi falan… Şimdi kalktı tabii bunlar.

AİLE

İsterseniz biraz da aileyi konuşalım; kaç kardeşsiniz, anneniz babanız nerelidirler?

Biz küçük bir aileydik, 2 kardeştik. Annem babam Lurucinalı’ydı. Orda doğup büyüdüler, babam sanatkârdı.

Kardeşiniz…

Benim kardeşim 22 yaşından beridir Avustralya’dadır.

Peki sizde çoluk çocuk?

Benim 3 tane çocuğum var, bir oğlum iki tane de kızım.  Oğlum da kızlarım da şu anda Kıbrıs’talar. 

Çocuklar ne iş yaparlar?

1965 doğumlu kızım fizyoterapisttir. 67 doğumlu kızım çocuk doktorudur.  Ve Mağusa’da sözleşmeli çalışır doktor olan kızım. Oğlum 3 tane üniversite bitirdi ama işsizdir.  Turizm İşletmecilik Balıkesir’i bitirdi, ondan sonra gitti master yapacak diye, oradan geçti Avustralya’ya;  Avustralya’da 17 dersi turizmle ilgili verdi, çünkü dediler ki orada, biz bu Türk diplomayı tanımayık; Balıkesir Turizm İşletmeciliğin. Onu da verdi, orda evlendi. Başarısız bir sonuçla geldi Kıbrıs’a. İki sene de Hanımının yerinde (İngiltere’de)  muhasebe bitirdi, geldi Kıbrıs’a. Gelinimiz çok beğendi burayı, burada kaldılar. İş kurmak istedik oğluma; iş kurduk.  Şimdi Lapta’da yaşıyorlar. Gelinimin orda İngilizlere hitap eden bir kafesi var. Az önce dediğim gibi oğlumuza da burda iş kurduk; parke fabrikası açtık, güzel çalışırken, tam o zaman güneyden bir kriz geldi da hep işçiler durdu; bizim işimiz de geriledi; çocuk da Lapta’dan gelirdi her gün buraya, kendi çocukları da İngiliz okuluna (Bellapais) giderlerdi; oradan ayrılamazdı; burada olsaydı direnip de işini yürütebilirdi belki. Torunum mezun oldu İngiliz okulundan şimdi üniversitededir Londra’da; başarısından dolayı aldılar oraya. 2000, Milenyum doğumludur. Küçük kızı da oğlumun daha devam eder İngiliz okuluna; 2 senesi var bitirmeye. Oğlum İngilizlere hitap eden bazı işler var, onları yapar.  Küçük çapta müteahhitlik falan.

Lapta’da zaten yabancılar çok; onlarla iş yaparsanız tamamdır.

İngilizler var evet, gelinimi de desteklerler orada, çünkü çocukların tahsili falan var bilirler bunu, dolayısı ile devamlı uğrarlar.

ÖĞRETMENLİK YILLARI

Peki Gökçen Hanım öğretmenlik yıllarınıza geçelim, Öğretmen Kolejinden sonra nerede öğretmenliğe başladınız, nasıl devam etti?

Öğretmen Koleji’nden sonra ilk tayinim, Lurucina’ya oldu. Orada çalıştım. Doğduğum yerde. Ondan sonra Peristerona’ya (Cengizköy) geçtik. Peristerona’da tam 3. ayda, Aralık ayında zaten hadiseler çıktı ve ordan döndük tekrar köyümüze gerisin geri. Göçmen olmamak için kendi köyüme gittim. Çünkü Peristerona o zaman yer değiştirmişti. Ayrini’ye (Akdeniz) gidecektiler ama Lefkoşa’ya gittiler; biz istemedik gitmeyi ve geçtik köyümüze. Ondan sonra orda 1 sene öğretmenlik yaptım. Daha sonra Ramadan Bey (Gökçen hanımın eşi) mücahitlere tanınan bir hakkı almak istedi, terhis olan bir mücahidin ilk isteği olarak Londra’ya gitmek istedi ‘educational administration’ kursuna gitti bir sene.

Yani eşiniz de öğretmenlik yapıyordu?

Evet öğretmendi ama araya şu girdi; Biz 63’te geldiğimiz zaman Lurucina’ya  kalmadık orda, 64 Eylül’ünde Aya’ya geçtik. Diğer adıyla Dilekkaya’ya, Ayakebir. Ayrıca Ramadan Bey’in köyüdür orası. Orda o mücahitti, ben de öğretmendim. O zaman öyle idare ederdik.

KÖY KÖY ÖĞRETMENLİK

Ramadan Bey öğretmenlik yapmaz mıydı o zaman?

Hayır, bölge komutanıydı, o köylerin idarecisiydi yani, ben de 7 sene Dikekkaya’da çalıştım. Bir öğretmen arkadaş daha vardı tabii bayan olarak, iki bayanla idare ettik.

Daha sonra…

Daha sonra işte, hatırımdan çıktı; Piskobu’ya geçtik. Bir sene de orada çalıştık.

Ayakebir’den sonra Piskobu’ya…

Evet, ama çok olaylı oldu bizim bu işimiz; mücahit veya bir komutan terhis olduğunda ilk önce hakkı neyidi; istediği ilk yere tayini çıkacaktı ve bizim istemediğimiz yere verildi o tayin. Biz Aya’dan Piskobu’ya, Leymosun’a verildik. O zaman mükâfat olarak değil de ceza olarak verdiler bizi. Çünkü Dilekkaya’da o zaman oyların çoğunu muhalifler almış da onun için Ramadan suçluydu komutan olarak. Mücahitlikten de terhis oldu, ilk isteği de olmadı. Bir mücahit bitirdiğinde ilk isteği olur; bizim ilk isteğimiz olmadı. Epeyi dalgalanmalar oldu hayatımızda.

EŞİ LONDRA’DA, KENDİ LURUCİNA’DA

Peki ne zaman öğretmenlik, müdürlük yaptı eşiniz… Çünkü biliyoruz müdürlüğü de var!

İşte ne zaman ki Piskobu’ya geçti, orda bir mücahit kendi kariyerini yükseltmek için müracaat edebilirdi okul bulduğunda gerek eğitim için, gerek okul için; biz Eğitim Dairesine müracaat ettik ve Londra’da okul buldu Educatinal Administration kursuna gitmek için. Yani Müfettiş olmak için veyahut müdür olmak için, bir yerde kendini yenilemek için. Ve o zaman Piskobu’dan çok çetin, uğraş vererek aldık bu kursu. Gitti bir sene orda ödenekli, yani maaşını alır ve okurdu. Ben de o zaman Lurucina’daydım çocuklarımla beraber.

Evet… Daha sonra…

Daha sonra; geldi ya Londra’dan, elindeki diplomayla ancak karma bir yerde Müdürlük verdiler gene. O zaman da Dağyolu’nda (Fota) çalıştık.

Beraber mi gittiniz oraya? Yani aynı okulda siz de eşiniz de öğretmendiniz…

Evet beraber gittik tabii ama öğretmen evi yoktu. Bir hanay, bir hanay altı. O diplomayı gösteren müfettiş olabilirdi dairede ama bizimki müdür oldu.

MÜDÜR VE ÖĞRETMEN

Yani Fota’ya Müdür olarak mı gitti?

Evet 2 – 3 öğretmenliydi. 3 öğretmenli. Orda 3 öğretmen vardı.

Fota’ya siz öğretmen eşiniz Müdür olarak mı gittiniz?

Evet ve orda öğretmen evi de olmadığı halde eski bir evde kaldık işte, idare ettik. Ondan sonra 74’de harekât oldu ya biz hala ordayız, o zaman evler boşanınca göçmen evlerine geçtik ve ev durumundan biraz daha rahat olduk. Ondan sonra, artık çocuklar büyüdü, biraz şehire enmek istedik, tayinimizi istedik ve Eksomedoş yani Düzova’yı verdiler bize.

Yani nerden nereye; Lurucina’ydı, Dilekkaya’ydı, Piskobu’ydu, Fota’ydı…

Aynen işte böyle sürünen öğretmenler de vardı.

Düzova derken, ve devamı…

Eksomedoş dediğimiz Abohor’un yanında. Ve orda 3 sene öğretmenlik yaptık. Bir arkadaş daha; güya etkili olarak, 3 öğretmenli yerde müdürlük yaptı.

Şehire geçtik derken Düzova mıydı orası.

Şehire geçmek istedik ama oraya tayinimiz olmadı, biz de geçtik oraya ki yakın olsun, çocuklar her gün gidip gelirdi çünkü.

Orda mı bitti, yoksa devam ettiniz mi?

Ordan sonra 78’de, o zaman Akdoğan’da yer açıldı ve geldik Akdoğan’a. Yani Lisi’ye geldik. O zaman en küçük kızım son sınıfıdı ilkokulda. Burda okudu. Oğlum ve diğer kızım Lefkoşa’ya gidip gelirlerdi. Daha sonra tahsillerini bitirip yüksek tahsile gittiler. Ve ben öğretmen olarak Akdoğan’da 13 sene çalıştım ve emekli oldum.

EMEKLİLİK GÜNLERİ

13 seneden sonra burda Akdoğan’da emekli oldunuz.

Evet, burdan emekli oldum.

Peki o zaman emeklilik günleri nasıl geçiyor diye soralım.

Emekli olduğumda en büyük mutluluğum, saata bakarak çalışma yapmadığım için çok mutluydum. Çünkü hep saatla; okula girecen, çıkacan, teneffüse vs...

Saat mevhumu kalmadı…

Aynen. Ben saatı çıkardım ve o gün bugündür kullanmıyorum. Çünkü çok sıkıntı verdi bana.  Artık saatılan hiçbir iş yapmazdım.

Kaç yıl oldu emekli olalı?

89’dan beri.

30 yıl…

Evet.

Öğretmenlik kaç yıl sürdü?

28 yıl da öğretmenlik yaptım ve yıpranma payı olarak 30 yıl üzerinden emekli oldum. Yani 25 yılını dolduran 5 yıl da yıpranma payı alarak 30 yıl üzerinden emekli olabilirdi. Ben 28 yıl çalıştım, 2 de yıpranma payı verildi. 30 yıl üzerinden emekli oldum. Ondan sonra da hiçbir yerde öğretmenlik veya özel ders falan vermedim. Yalnız çok sevdiğim bir arkadaşım vardı şimdi rahmetlik oldu; nur içinde yatsın, anaokulu açmıştı ve orda ona böyle bir altı ay yardımcı oldum o olmadığında ama devamlı bir yerde çalışmadım.

Mutlusunuz emeklilik yıllarından öyle değil mi?

Mutluyum çünkü, öğretmen enerjisini kaybetmemesi lazım, yani yaş itibarıyle bazı şeyleri insan yapamaz. İstemedim ben tekrardan öğretmen olayım. Yapabilirdim yani, enerjim vardı çünkü.

“EMEKLİLİK YAŞI BİLİNMELİ”

Çocuklara bir şeyler öğretebilmek için enerji lazım. Ama belli bir yaştan sonra durmak lazım diyorsunuz.

Evet. Ben emekli olduktan sonra hiçbir okulda çalışmadım. Birçok özel okullar vardı. Oralara da hiç gitmedim ben. Daha doğrusu annem babam yaşlandı ve ben onlara baktım. Annem babam duvar aşırıydı burda.  Hep onlarla ilgilendim, onların ilaçlarını, onların yemeğini, devamlı onlarılan uğraşır hep yanlarında olurdum.

Peki son olarak, eskiden eğitim sistemiyle şimdiki eğitim sistemini bir mukayese edecek olursanız neler söylersiniz?

Şimdi tabii öğretmenler çok mutlu olması lazım. Çünkü…

Bütün emekli öğretmenler aynı şeyi söylüyorlar biliyor musunuz…

Öyle çünkü, biz sınıfa girdiğimizde 35 dersten aşağa ders yapmazdık. Karma sınıf okutmak ne demek söyleyemem, yani tarif edemem.

Yani anlatılmaz diyorsunuz...

1 – 2 – 3 bir arada ders verecen.  4- 5- 6 bir arada ders verecen.  1 ve 2 bir arada sen ders verecen. Ben tek sınıfı sadece Akdoğan’da okuttum, bir sene de Lurucina’da o kadar. Diğer seneler hep karma okuttum ve müzikte öğretmenimiz yoğudu bizim. İngilizce öğretmenimiz yoğudu branş öğretmeni olarak. Beden eğitimini biz yapardık. Yoktu bizim ayrı branş öğretmenimiz. Şimdi o hakları almak için sendika olarak biz mücadele ettik. Gençliğimizde sendikamızdan bu gibi şeyleri istedik yani; bu olanakları verelim. Çok güzel bu olanaklar, bunları bulduğu için lazım çok mutlu olsunlar. Biz o şartlar altında çalıştık ve ben öğretmen olarak bunu belirteyim; Nikâh gıymıştık biz, nikâh gıyınca eski usule göre kadının hayat pahalılığı verilmezdi ve ben o zaman Dilekkaya’da öğretmen iken bütün öğretmenler 30’ar lira alırlardı, karı koca olarak bir eve 30 + 30 olmaz. Yarı yarıya düşerdi yani 15 – 15 olarak alırdık.

SENDİKAL MÜCADELE

Yani nikâh kıymak ceza gibi bir şeydi...

Evet… O zaman sendikamız bu şartları da öne koydu.

Yani o zaman bunlar kesilmesin diye ayrıca bir mücadele verdiniz.

Evet, ayrıca emzirme hakkını da verdiler. Ne demek ben çocuğumu emzirirken tam 8’de okuldaydım. Şimdi bir saat geç gidebilir, bir saat da erken çıkabilir. Bu hakları biz mücadele ederek aldık. O hayat pahalılığı, İngiliz devrinden kalma birşeydir. Tabii onu da yavaş yavaş kabul ettirdik.

Ve benim maaşıma o zaman Dilekkaya’da, Aya’da iken 15 yerine 13 verirlerdi bana. Neden çünkü hayat pahalılığı vedikleri için her ay 2 lira da ondan keserlerdi. Yani hesabını kitabını biliyorlar ama her zaman için lazım bilsinler. Bak ben o zaman fazla ödenek aldım kestiler, benim itirazım yok. Amma ve lakin ondan sonra sendikamız bütün o kesintileri, grevler filan oldu, öğretmenine peyder pey, az az ödedi.

Yani şimdiki öğretmenlerin rahat olmasının sebebi eskiden verdiğiniz mücadeleler.

Evet, ama bunlar da şimdi lazım daha değişik şeyler de versinler ve güç birliği yapsınlar, dirensinler. Yani bir lafılan sendikaların şeyine laf söyletmemeleri lazım. Tabii yönlendirmek lazım, be kardeşim ben bunu isterim, bu dileğim var. Bu uygundur diyebilirler, önerebilirler mesela. Tabi şimdi gençlerin ne yaptığını pek bilmem, gitmem da. Arada bir sendikaya giderim ama onları sormam…

Peki Gökçen Hanım, çok teşekkür ederim.   

Dergiler Haberleri