YENİDÜZEN
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Burak Maviş, eğitimde yaşanan sorunların yalnızca müfredat değişikliğiyle çözülemeyeceğini belirterek, sosyal devlet, eşitlik ve planlama olmadan nitelikli eğitimin mümkün olmadığını söyledi.
YENİDÜZEN’e konuşan Maviş, Kıbrıs’ın kuzeyinde artan yoksulluk, plansız nüfus artışı, öğretmen eksikliği ve altyapı yetersizliklerinin eğitim sistemini her geçen gün daha kırılgan hale getirdiğini ifade etti.
Maviş, konteyner sınıflar, eksik rehberlik hizmetleri ve ailelerin karşılamak zorunda kaldığı temel ihtiyaçların sistemdeki eşitsizliği derinleştirdiğini kaydetti. “Eğitimi sadece sınıfın içinde değil, hayatın tamamında yeniden kurmak zorundayız” diyen Maviş, eğitimin bir kamu hakkı olduğunu ve piyasanın insafına bırakılamayacağını vurguladı.
Soru: Eğitimde başarılı ülkeler neyi farklı yapıyor?
“Başarılı ülkeler eğitimi yalnızca müfredat ya da sınav sistemi olarak görmüyor. Finlandiya, Estonya ve Kanada gibi örneklerde ortak bir gerçek var: Eğitim, sosyal devletin temel bir parçası olarak ele alınıyor.
Bu ülkelerde öğretmen güçlü, okul destekli, çocuk güvende. Eşitlik temel ilke. Bir çocuğun hangi mahallede doğduğu, nasıl bir eğitim alacağını belirlemiyor.
Bizde ise eğitim hâlâ büyük ölçüde kendi kendini döndürmeye çalışan bir sistem gibi görülüyor.”
Soru: Sadece eğitim politikalarını düzeltmek yeterli olur mu?
“Hayır, kesinlikle yetmez. Eğitim bir sonuçtur. O sonucu belirleyen şey ise çocuğun yaşadığı hayatın tamamıdır.
Bugün Kıbrıs’ın kuzeyinde yoksulluk artıyor, hayat pahalılığı aileleri zorluyor, çocukların beslenme ve barınma koşulları eşitsizleşiyor. Okullarda üniforma dışında gerçek anlamda bir eşitlikten söz etmek zor.
Bu koşullarda sadece müfredatı değiştirerek başarı beklemek gerçekçi değildir.
Başarılı ülkeler bunu çoktan görmüş durumda. Çocuğun sağlığı, beslenmesi, psikolojik durumu ve aile güvencesi eğitim politikasının ayrılmaz bir parçası olarak ele alınıyor.”
Soru: Kıbrıs Türk eğitim sistemi bu tablonun neresinde?
“Ne yazık ki bu bütüncül yaklaşımın oldukça uzağındayız.
Bugün hâlâ, Konteyner sınıflarda eğitim yapılıyor, okulların bir kısmı inşaat halinde,
öğretmen eksiklikleri aylarca giderilemiyor, temel ihtiyaçlar ailelerin desteğiyle karşılanıyor, psikolojik danışmanlık, özel eğitim ve rehberlik hizmetleri yetersiz kalıyor.
Daha da önemlisi planlama eksikliği var. Nüfus politikası ile eğitim politikası arasında hiçbir uyum bulunmuyor.
Plansız nüfus artışı yaşanırken; okul, öğretmen ve altyapı yatırımları aynı hızda yapılmıyor. Bu da sistemi giderek daha kırılgan hale getiriyor.”
Soru: Sendika olarak nasıl bir eğitim modeli savunuyorsunuz?
“Bizim yaklaşımımız çok net: Eğitim bir kamu hakkıdır ve piyasanın insafına bırakılamaz.
Savunduğumuz model üç temel üzerine kuruludur:
birincisi eşit ve kamusal eğitim: Her çocuğun nitelikli eğitime eşit erişimi sağlanmalı. Okullar arasındaki farklar azaltılmalı, fırsat eşitliği güçlendirilmelidir.
2. Güçlü sosyal devlet: Okullarda ücretsiz beslenme programı, psikolojik danışmanlık ve rehberlik hizmetleri,özel eğitime erişim, aile destek mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Eğitim politikası sosyal politikalarla birlikte yürütülmelidir.
3. Planlama ve liyakat: Öğretmen atamaları zamanında yapılmalı, okul altyapısı bilimsel verilerle planlanmalı ve siyasi müdahaleler değil, pedagojik ihtiyaçlar belirleyici olmalıdır.”
Soru: Eğitimin teknolojik ve ideolojik gelişimine baktığımızda, gelecekte sorun yaşamamak için bugün ne yapılabilir?
“Ezber yerine beceri eğitimini öne çıkaracak bir yapılanma gerekiyor. Okullar yalnızca akademik bilgi veren yerler değil, sosyal yapıyı güçlendiren yaşam alanları haline gelmeli.
Öğrencilerin potansiyeline ve yaratıcılığına uygun yönlendirilmesi, teknolojik dönüşümlere uyum açısından büyük önem taşıyor.
Gelecekte sadece teorik bilgi değil; günlük yaşam becerileri, problem çözme, üretme ve uygulama kapasitesi daha belirleyici olacak. Hayatın içinde çözüm üretebilen bireyler yetiştirmek önem kazanacak.”
Soru: Mevcut gidişat için ne söylersiniz?
“Eğitimde yaşanan kriz bir tesadüf değil, bir tercihin sonucudur. Eğer eğitimi bir hak değil yük olarak görürseniz; okulları yatırım alanı değil ihmal alanı haline getirirseniz;
öğretmeni değersizleştirirseniz; okullardaki şiddeti, tükenmişliği ve eşitsizliği görmezden gelirseniz; bugün yaşanan tablo kaçınılmaz olur. Ama bu tablo değiştirilebilir. Bunun için gerekli olan şey kaynak değil, iradedir. Çocukların geleceğini korumak istiyorsak, eğitimi sadece sınıfın içinde değil, hayatın tamamında yeniden kurmak zorundayız.”
Soru: Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
“Eğitimin sürekliliği ve sürdürülebilir gelişimi için sendikaların da tarihsel bir sorumluluğu olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle yalnızca eleştiren değil, alternatif politika üreten bir anlayışla hareket ediyoruz.
Sendikamız, eğitimde tüm sorumluluğun yalnızca Eğitim Bakanlığı’na bırakılması halinde sorunların çözülemeyeceğini deneyimlemiştir. Bu noktada uluslararası örgütümüz Education International ve ETUCE ile dayanışma içerisindeyiz.
Eğitim ve çevre politikaları, iklim adaleti, güvenli okul altyapısı, eğitimde psikososyal riskler, ruh sağlığı, şiddet ve tacizin önlenmesi, yapay zekâ destekli eğitim teknolojileri, göçmen öğrencilerin kamusal eğitimdeki yeri ve öğretmenlik mesleğinin statüsü gibi başlıklarda çalışmalar yürütüyoruz.
Ayrıca iki önemli kampanyamızı daha görünür hale getirmek için hazırlık yapıyoruz:
“Nitelikli Kamusal Eğitim” ve “Eşit İşe Eşit Emeklilik” kampanyaları önümüzdeki dönemin temel mücadele alanlarından biri olacak.”