DOĞU KARADENİZ’İN EKOLOJİK TAHRİBATININ SOSYO-KÜLTÜREL/EKONOMİK ZEMİNİ

DOĞU KARADENİZ’İN EKOLOJİK TAHRİBATININ SOSYO-KÜLTÜREL/EKONOMİK ZEMİNİ

 

Emek Yıldırım
emekyildirim@gmail.com

“Beton makinesinin sesi bu ülkede hiç eksik olmasın. Bu beton makinası – ben inşaat mühendisiyim – çok keyif alırım onun sesinden böyle pat pat pat vurdukça. Türkiye kalkınıyor, kalkınacak gelişecek. 2023 ve 2071 hedeflerine gidiyor. O beton pompa vurmaya başlayacak. Türkiye birilerine rağmen kalkınacak. Bu beton pompaları hiç durmasın. Rabbim bu ülkeyi hep böyle kalkındırsın. Silah seslerinin yerine, terörün yerine insanların birbirine acımasızlığı yerine beton santrallerinden beton çıksın ve o beton pompaları insanlara güzel güzel evler, yollar, otobanlar, havaalanları yapsın. Rabbim bunu hep nasip etsin.” (i)


El değmemiş doğası, yeşilinin tonları, ormanı, ağacı, nehri, deresi, yaylası, çayı, mısırı, finduğu, ayısı, arısı, sis basmış dağ yamaçları, hırçın gri/lacivert denizi, yali yali giden takalari, hamsisi, baluğu, dalgası, poyrazı, fırtınası ile bilinen Doğu Karadeniz coğrafyası her gün, geri dönüşü olmayan bir dönüşüm içinde, temel karakteristiklerini kaybediyor. Ormanları kesiliyor, dereleri kuruyor, denizi dağından kopartılmış kayalarla dolduruluyor, yaylaları asfaltlanıyor ve her şey büyük bir hızla metalaşıyor. Doğu Karadeniz’i Doğu Karadeniz yapan ne varsa fiyatlandırılıyor ve satışa sunuluyor. Herkesin olan çitleniyor ve pazarlanıyor, satılıyor, tüketiliyor. Diğer taraftan ise, Doğu Karadeniz, aynı zamanda ulusal ve uluslararası kamuoyu nezdinde son 10 yıldır bölgede yerel halkın bizzat katılımının vücuda getirdiği çevre hareketleri ile anılır oldu. Özellikle her yaştan kadınların aktif rol aldığı bu toplumsal hareketlenmeler, hem yurt çağında hem de bölgede bir yandan ekolojik bilinci ciddi bir biçimde arttırırken diğer yandan da insanların -80’li yıllardan beri ilk defa bu denli yüksek oranda- politize olmasını ve kendi iradeleri ile eylemliliklere girişmelerine sebebiyet verdi. Çünkü esasında mücadelesini yürüttükleri meseleler sadece onların yaşam alanını yokedecek sorunlar olmasının yanısıra, bölge halkının geçmişini, kültürünü, belleğini de tarumar edecek hususlardır. Doğu Karadeniz’e ruhunu veren belli başlı hafıza mekânları vardır. Yöreye özgü olan bu alanlar, bölgenin maddi ve manevi olarak en değerli olgularıdır aynı zamanda. Sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik olarak, yerel halkın geçmişi ile bugününü, geleceğini birbirine bağlayan bir hat oluşturur her bir mekân. Fakat bu alanların geleceği tehlike altında. Son dönemde, merkezi hükümetin kalkınma şiarıyla oluşturduğu neo-liberal ajandası doğrultusunda, bölgede hayata geçirilen projelerin sonucunda, her bir hafıza mekânı hem öz niteliklerini kaybetmekle karşı karşıya kalmış hem de yerel halkın mülksüzleştirilmesinin hatta yersiz-yurtsuzlaştırılmasının yanısıra -kalkınma adı altında- doğanın ve -istihdam adı altında- insan emeğinin metalaştırılmasının önü açılmış durumda.

İlk olarak; Karadeniz denilince ilk akla gelen şey belki de deniz oluyor. Ve anlattığımız bu hikâyenin başlangıç noktası da tam burada durmakta. İlk olarak projelendirilmesi 1960’lı yıllarda yapılan fakat yeterli kaynağın bulunamaması ile ancak 1987 yılında -başka bir kalkınma hikâyesi anlatıcısı olan- dönemin Başbakanı Turgut Özal ile temeli atılabilen Karadeniz Sahil Yolu, uzun bir sürecin sonunda 2007 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile bitirildi. (ii)  AKP dönemine kadar 226 km’lik kısmı yapılırken, AKP iktidarı sonrası, özellikle Doğu Karadeniz’de hayata geçirilen veya geçirilecek olan çeşitli büyük inşaat/rant projelerinde adı sıkça duyulur hale gelen Cengiz İnşaat tarafından hafriyat ve yapımı sürdürülen Karadeniz Sahil Yolu'nun geri kalanı da tamamlanır. (iii)  Samsun’dan başlayıp Sarp Sınır Kapısı’na kadar giden, üzerinde kısalı uzunlu birçok tüneli de barındıran, 542 km’lik uluslararası bir otoban olan Karadeniz Sahil Yolu, esas olarak iç kesimlerden -dağlardaki, ormanlardaki doğal yaşam alanları göz ardı edilerek- dağlardan, tepelerden koparılıp da getirilen toprak, taş, kaya hafriyatı ile -denizdeki doğal yaşam alanları ve kıyıdaki yerel halkın yaşam standartları hiçe sayılarak- denizin doldurulmasıyla inşa edilmiştir. (iv) Oysaki böylece hem denizdeki canlı yaşamına büyük bir darbe vurulmuş, hem yörenin geçim kaynaklarından biri olan balıkçılığa ciddi sekte vurulmuş, hem de bölge halkının denizle olan bağı -denizle yerleşim yerleri arasından geçen uluslararası otoban yüzünden- kesilmiştir. Karadeniz’in ruhunu vücuda getiren mekânlardan biri olan denize ait hafıza ise her geçen gün adım adım yitirilmektedir.

İkinci olarak; Doğu Karadeniz’in başka bir hafıza mekânı olan dereler yine uzunca bir süredir Hidro Elektrik Santralları (HES) tarafından tehdit altındadır. Doğu Karadeniz, coğrafi ve iklimsel yapısı sonucunda doğadaki mevcut su kaynaklarının sayısının çokluğu ve su miktarının bolluğu nedeniyle, muhtelif büyüklüklerde 271 adet HES barındırmaktadır. (v) Hâlbuki bahsi geçen tüm bu HES çalışmaları ile nehirler, dereler bir yandan metalaştırılıyorken diğer yandan su bir çeşit çitleme ile kamusal kullanımdan çıkıp özel mülkiyet altına alınıyor. Bir yandan, suyun ve enerjinin kamusal yönünü baltalayan bir uygulama olarak ele alınabilir; HES’ler, barajlar ve akarsulara yapılacak her tür müdahale. Diğer yandan da, gelecekte vuku bulabilecek bir kıtlık, kuraklık döneminde söz konusu olacak herhangi bir su ihtiyacı/arzı durumu halinde kârlı bir rant kapısı için uygun bir zemin de hazırlanıyor aynı zamanda. Doğal, tarihi ve yerel sosyo-kültürel yapının yok sayılmasına, hafriyatın ormanlık alanlara ya da akarsulara boşaltılması ve yeterince cansuyunun bırakılmaması nedeniyle derelerde, göllerde ve suların çevresinde bulunan canlıların doğal yaşam alanlarının tahribatı sonucunda hayati tehlike ile karşı karşıya kalmasına sebebiyet veren HES’lerin 49 yıllığına özel sektörün kullanımına bırakılması aynı zamanda geri dönüşü olmayan bir süreci de başlatmaktadır. (vi)

Üçüncü olarak; geleneksel olarak yazları kullanılmasının yanısıra, hayvancılık faaliyetinin halen sürmesini sağlayan ve bölgeye özgü festivallere, şenliklere, kutlamalar da evsahipliği yapan yaylalar da bölgenin hem sosyo-kültürel hem de sosyo-ekonomik önemli mekânlarından biridir. Lakin Doğu Karadeniz hattında Ordu’dan Rize’ye (Ordu-Giresun-Gümüşhane-Trabzon-Rize) kadarki yaylaları dağlardan geçecek ve yaklaşık 1000 km uzunluğunda bir yol ile birbirine bağlayıp da yaylaları turizme açacak olan  “Yeşil Yol”  (vii) projesi ile Doğu Karadeniz yerel kültürüne son yıllarda –özellikle televizyon dizileri başta olmak üzere çeşitli tanıtım stratejileri aracılığıyla- art(tırıl)an sempati ve ilgiyi ranta ve kâra çevirme imkânı yaratılmaya çalışılmaktadır. Esas olarak, bir tür yerel halkı mülksüzleştirme ve yayla arazilerini turizme açarak bölgenin soylulaştırılması hedeflenmekte, bu proje ile. Bu düzenlemelerden de anlaşılacağı gibi, Doğu Karadeniz insanın kültürünün vazgeçilmez bir öğesi olan ve herkesin yararlanabildiği, hiç kimsenin bireysel mülkü olmayan, bir kamusal mekân olan yaylalara bürokratik ve yasal engellemelerin minimize edilmeye çalışılması ile yerli ya da yabancı büyük sermayeye uzunca seneler rant sağlayacak bir biçimde el konulmaya çalışılıyor, “Yeşil Yol” projesi adı altında. Devlet eliyle özel sektöre ait bir çeşit çitleme yapılmaya çalışılıyor, Doğu Karadeniz yaylalarında. Bu arada, yerel halk ise yaylalarını ve bu yerlere ait olan toplumsal ve kültürel hafızaları ile ekonomik imkânlarını da kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmış durumda.

Nihai olarak da; yüzyıllık ağaçların meydana getirdiği ve dünya üzerindeki nadideliği nedeniyle korunmaya alınması gereken ormanlar da Karadeniz’in diğer bir hafıza mekânıdır. Fakat ormanlar, milli parklar, meralar ve çeşitli tabiat alanlarının oluşturduğu yerüstü kaynaklarının metalaştırılması süreci ise başka bir hayati sorundur. Özellikle yasal düzenlemeler ile yerüstü ve yeraltı kaynakların kullanımında kamu yararı göz ardı edilerek, piyasa aktörleri ve özel sektör tarafından bu kaynakların fütursuzca kullanımının önü açılmıştır. Mesela, Orman Kanuna ilave edilen bir ek madde ile 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nda milli park ve tabiat alanı/parkı olarak belirtilen mekânlar ve bu alanların üstünde yer alan bina ve tesislerin 29 seneliğine kiraya verilebilmesinin yolu açılmıştır. (viii)  “2004 yılında çıkarılan 5192 sayılı yasayla Orman Kanunu’nun bu kez 17. maddesi olmak üzere çeşitli değiştirilmiş, ayrıca bir yeni ek madde ve bir de geçici madde getirilerek “devlet ormanı” sayılan alanlarda 49 yıllığına izin verilebilecek ormancılık dışı uygulamaların kapsamı genişletilmiştir. Bu kapsamda; 16. maddede yapılan değişiklikle “orman” sayılan yerlerde yapılacak madencilik etkinlikleri büyük ölçüde kolaylaştırılmış; bu etkinlikler için zorunlu görülen “[…] tesis, yol, enerji, su, haberleşme ve alt yapı tesislerine […]” de izin verilmesi sağlanmıştır.”  (ix)

Ayrıca, yine 17. maddede yapılan düzenlemeler ile “devlet ormanı” olarak kabul edilen yerlerin “gerçek ve tüzel kişilere bedel mukabilinde” ormancılık dışı faaliyetler için hudutsuzca kullanılması imkânını vermiştir.  (x) Bu bağlamda da, tüm Doğu Karadeniz hattında faaliyet gösteren, başta madencilik olmak üzere, bütün yeraltı ve yerüstü endüstriyel çalışmalar da ivme kazanmış durumdadır.

Tablo 1: O. Bektaş, “İklim Değişimi Nasıl Tehdit Ediyor”, 15.09.2010. http://www.haber61.net/iklim-degisimi-nasil-tehdit-ediyor-806yy.htm

Sonuç olarak da, Doğu Karadeniz de genel olarak içinde bulunduğu değişim ve dönüşümün tezahürleri sonucu mevcut toplumsal ilişkiler de değiştirmekte, dönüştürmektedir. Ülke çapında özellikle de son 15 yıldır ivedi bir biçimde ve fütursuzca uygulamaya konan neoliberal ajandaya ait hegemonyaya kapitalizmin kendini yeniden inşa süreci üzerinden bölgede sistemin yeri sağlamlaştırılmaya çalışılmaktadır. Velakin, bu çabanın getirisi olarak, doğanın kendi varoluş imkânları üzerinde geri dönüşü olmayan bir yıkıma da neden olmaktadır, kalkınma şiarıyla hareket eden tüm bu faaliyetler. Ayrıca, tüm bu projeler sonucunda bölge halkı hem geçim kaynaklarını hem de yaşam alanlarını kaybedecek.(xi)  Bunun getirisi olarak, da yoksullaşacak. Bundan dolayı da, ya göç etmek zorundaysalar ki gittiği kentteki hayata hem çok yabancı hem de kentlerin ucuz işgücü haline gelecek çünkü emek piyasası için yeterli donanıma sahip değil. Ya da kalıp emeğini gelecek olan özel sektöre satacak ve bölgedeki işsizliğin yüksekliğinden dolayı da yine ucuz işgücü olarak emek piyasasında yer alacak. Tüm bu ihtimallere karşı ise, özellikle, rant piyasasının gözde mekanlarından biri haline gelen bölgede yerleşik olan halk yaşanan değişime, dönüşümün kendi ortak yararları veya ortak kamusal fayda namına değil de, yerli ve yabancı sermayenin daha fazla kazanç elde etmesini sağladığını görüp, fark ettikçe kurulmaya çalışılan bu sisteme karşı çıkışlarını sesli bir biçimde dile getirir hale de gelmiştir. Ve belki de, bu hayat memat meselesine dair verilebilecek en emin yol da, yöre halkının yurttaşlık hakları çerçevesinde oluşturacakları bir mücadele hattı üzerinden kurulacak bir direnme odağı ile yaşamlarını, geçmişlerini, geleceklerini savunmaları olacaktır.

 

--------------------

 

(i) “Çevre Bakanı Güllüce: Beton Makinesinden Keyif Alırım, Sesi Bu Ülkeden Hiç Eksik Olmasın”, Birgün Gazetesi, 07.10.2015. http://www.birgun.net/haber-detay/cevre-bakani-gulluce-beton-makinesinden-keyif-alirim-sesi-bu-ulkeden-hic-eksik-olmasin-91593.html
(ii)  Önay Yılmaz, “Karadeniz Sahil Yolu Daha Çok Tartışılacak,” Milliyet, 06.02.2012. http://www.milliyet.com.tr/karadeniz-sahil-yolu-daha-cok-tartisilacak/gundem/gundemdetay/06.02.2012/1498434/default.htm
(iii)  Ö. Yılmaz, a.g.e., 2012. Mustafa Sütlaş, “Karadeniz Sahil Yolu Karadeniz’i Yokedecek,” Bianet, 27.12.2004. http://bianet.org/biamag/cevre/51522-karadeniz-sahil-yolu-karadenizi-yokedecek
(iv)  Cevdet Yılmaz, “Karadeniz Sahil Yolunun Kıyı Kentleri Üzerine Etkileri,” 5. Ulusal Coğrafya Sempozyumu, Ankara, 16-17 Ekim 2008, s. 147-157, 150. http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2015/08/semp5_15.pdf
(v)  “Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP) Eylem Planı (2014-2018)”, s. 40.
(vi)  “Doğu Karadeniz Bölgesi HES Teknik Gezisi Raporu: 29-31 Ekim 2010”, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), EMO Yayın No: GY/2011/10, Ankara, Ağustos 2011, s. 5. http://www.emo.org.tr/ekler/45a43a1706a8faf_ek.pdf
(vii)  “Doğu Karadeniz Turizm Master Planı,” Barlas İmar Planlama Müşavirlik LTD. ŞTİ, Ankara, 2010, s. 1-2. http://tonyalilardernegi.com/dogu-karadeniz-turizm-masterplani.pdf
(viii)  Yücel Çağlar, “AKP Döneminde Ormancılık Düzeninde Dönüşüm,” AKP Kitabı, der. İlhan Uzgel & Bülent Duru, Phoenix, Ankara, 2013, s. 758.
(ix)  Çağlar, a.g.e., s. 758.
(x)  Çağlar, a.g.e., s. 758-759.
(xi) Mahmut Hamsici, Dereler ve İsyanlar, Notabene Yayınları, Ankara, 2012, s. 275.

Dergiler Haberleri