Dipkarpaz’ın bir köşesi… Oasis

Dipkarpaz’ın bir köşesi… Oasis

Stella Aciman

Akdeniz’in engin sularının kenarında, tarihle iç içe geçmiş bir restoran, Dipkarpaz’da… Sol tarafında Ayios Philon Kilise’si, girişinde göğe uzanmış 70-80 yıllık üç tane ulu hurma ağacı. Zemin, tarihin dokusuna uysun diye mozaiklerle döşenmiş. Bir tarafta caretta, diğer tarafta bir pusula figürü. Her şey tarihi dokuya uyum sağlamış. Günbatımının en muhteşem görüntüsünü bir kadeh şarap veya rakı eşliğinde izlemek… Hele yanında ızgara lağos balığı varsa… O gecenin tadına doyum olmaz. Nereden mi söz ediyorum? Dipkarpaz’da, Ayios Philon Kilisesi’nin yanındaki Oasis Restoran’dan. 1934 yılından beri var olan, Rumlardan kalan taş binaları aslına uygun olarak turizmin hizmetine kazandıran Maşallah Erkan’nın konuğuydum geçen hafta. Öyle bir ortamda sohbet olmaz mı?

Yatırım-Sit alanı tartışması

Bu iş nasıl başladı?
Aslen Muşlu’yum… 1976’da yerleştik buraya. 4 yaşındaydım buraya geldiğimde. Ailem tarım ve hayvancılık yapıyordu. Ben 16 yaşında Girne’de çalışmaya başladım. Garsonluk yapıyordum. Askerden sonra Girne’ye gitmek zor geldi. Burada da iş kaynakları kısıtlıydı. Bir arayış içerisine girdim. Burada kilise vardı… Hayvanlarımızı gezdirirken turistlerin kiliseye geldiklerini görüyordum. İnsanlar buraya geliyor, yiyecek içecek yeri yok. Bir restoran olursa çalışır diye düşündüm. O zamanlar keçi-koyun mandırasıydı buralar. Kazma kürekle başladık bir şeyler yapmaya. Daha sonra burasının Vakıflara ait olduğunu öğrendik. Gittik Vakıflardan kiraladık.

Bu yan taraftaki binalar var mıydı?
Evet, vardı. Restoranı yoluna koyduktan sonra yavaş yavaş müşteri artmaya başladı. Oda talebinde bulunmaya başladı insanlar. Mevcut olan binaların tadilatını yaptık ve dokuz odamız oldu. Rum zamanında bu yerler yine konaklama olarak kullanılıyordu. Ama bir türlü eski eserlerden geçemedik. Bize bir fırsat tanımadılar.

Gerekçeleri neydi?
Burasının sit alanı olduğunu söylüyorlardı. Sit alanlarında hiçbir şey yapılmaz diyorlardı.

Ama siz zaten var olanı yeniliyorsunuz…
Tabii ki bu görüşe ben de katılıyorum, sit alanlarında betondan yapılmış yeni yapılar olmaz ama var olan binanın da yıkılıp gitmesine izin vermek bana göre doğru değil. Onlara kalsaydı bize bu restoran için de izin vermezlerdi. Bu binaya bir şey demiyorlar ama diğer dökülen ve var olan iki odayı yapmayacaksın diyorlar.


“Anlamsız işler”

Yani yıkılmasına razılar…
Evet, yılkısın, dozer getirir kaldırırız diyorlar. Burada vatandaş tarlasını sürerken eski eserler buluyor. Eski eserlerden gelenler malzemeyi topluyor Lefkoşa’da müzeye koyuyor. Orayı da dozerle kapatıyorlar. Aslında o bölgeyi telle çevirse, korumaya alsa ve “şurada şu eski eserler bulundu, filan yerdedir, gidip görebilirsiniz” dese veya köy içinde bir müze açılsa… Dipkarpaz’da çıkan bu gibi eski eserleri burada muhafaza edersen en azından turist de gelir görür.

Müşteri kitleniz nedir?
Biz yaz-kış açığız. Kış aylarında Rum tarafında çalışan diplomatlar, Birleşmiş Milletlerde çalışanlar ve oraya yerleşmiş yabancılar gelir genelde. Bu bölgeyi bilenler ve göçmen kuş geçişlerini gözlemleyenler gelir, çünkü burası göçmen kuşların geçiş yeridir. 

Şahin zamanı!

Siz bir yaralı şahine de bakmışsınız…
Göç zamanı şahinler geçiş yaparken bir tanesi, Dipkarpaz Belediye binasına çarpmış ve düşmüştü. Kanadı kırılmıştı. Biz o şahini buraya getirdik, sekiz ay baktık ona. 1.10m kanatları vardı. Kuş o kadar alışmıştı ki bize, acıktığı zaman mutfağa girer, et, balık ve meze dolaplarının arasından et dolabını tanır ve önünde beklerdi. Öterdi, usta bir pirzola çıkarır, verirdi. Kuş dışarı çıkar ve onu yerdi. Sekiz ay sonra güçlendi, kanatlandı ve diğer şahinlerin geçiş zamanında onlara karıştı, gitti.

Mekânınız kaç kişilik?
Dışarısı 40, içerisi ise 20 kişi alır. Kış aylarında yazlık kısmı da kapayabiliyoruz.

Kaç yılında açtınız burasını?
1994’de başladım, 1996’da restoran olarak faaliyete başladım. 2000 yılında da odaların tadilatını yaptım.

Beş tane çalışan personeliniz var, devletin onların sigortasına bir katkısı var mı?
Yok, hiçbir katkısı yok. Örneğin ben, kışın personelimi işten çıkarmıyorum. Çünkü yazın bu insanlar burada iş imkânı buluyorlar, kışın nereye göndereceksin? Yazın kazandıklarımızı kışın elemanlarımızla paylaşıyoruz.

Kenarda duran iki büyük taş var, kilisenin mi?
Bu taşları burayı yapmaya başladığımda denizin içinden çıkardım. Ya depremden, ya da birileri yuvarladı denize. Burada koruyoruz bunları. Gördüğünüz gibi su kolonların bir kısmını eritmiş.

“Bize elektrik yok ama koruma alanına var!”

Bu taşlardan daha var mı denizde?
Evet, birkaç tane daha var.

Kiliseye de siz mi bakıyorsunuz?
Evet, kilisenin temizliğini biz yapıyoruz. Eski Eserler Dairesi otları temizleseler de, etrafa atılan çöpleri biz temizliyoruz.


AB ‘nin yardımlarından faydalanıyor musunuz?
Öyle bir yardım yok ama biz bir proje yaptık. Bizim elektriğimiz yok hala. Sebebi ise; sit alanıdır diyorlar. Ama sit alanının içinde kalan 24 kilometreye 22 bin volt elektrik götürdüler. Önce 11 bin volt götürdüler yetmez dediler, 22 bin volta çıkardılar. Böyle bir mantık var mı?

Tepedeki tadilatını yaptığınız küçük ev kaç odalı?
İki oda vardı, tadilatını yaptık. Orası yıkılmış, fare yuvasıydı. Birinin başına yukarıdan bir taş düşse hesabını kim verecek?

Enerjiyi nasıl sağlıyorsunuz?
Biz güneş enerjisi kurduk. Elektrik için jeneratör çalıştırıyoruz. TC. Elçiliğinin yaptığı 20 bin liralık yardıma ben de 30 bin TL ekledim ve küçük bir yenilebilir enerji sistemi kurduk. O zaman Bekir Bey vardı. Şimdi AB’ye verdik bir proje. Bu sistemin üç katı büyüklüğünde… Proje onaylandı ama henüz bir şey çıkmadı.

Siz eko turizm kapsamında mısınız?
Dipkarpaz’ da eko turizmi ben yapıyorum, çünkü benim tüm döngüm Dipkarpaz içerisindedir. Tüm yiyeceklerimi köydeki belli ailelerden alırım. Çalışanlarım yine köyden. Etlerim doğal beslenen hayvanlardan, balıklarım bu denizden… Dolayısıyla köylüye de faydamız oluyor.

Fanatik Rumlar…

Burada toplanan çöpleri ne yapıyorsunuz?
Çöpü, çöp kutularımızda topluyoruz. Belediye gelip, alıyor.

Çok turist geliyor mu?
Karpaz Bölgesi’ne gelenlerin çoğunluğu buraya geliyor. Çünkü Ayios Philon Kilisesi tarih kitaplarında geçiyor. Kilise 3-4. yüzyılda yapılmış ama ondan önce burada manastır varmış. Burası tarihi bir limandır. Karşıdaki kayalıkların arasında kral mezarları var mesela ama giden bulamıyor çünkü ne bir tabela ne de temizlik var. Defalarca Eski Eserler Dairesinden Emine Hanım’a ve Hasan Tekin’e de söyledik. Tarihimiz var, doğamız var ama satamadıktan sonra neye yarar?

Yurtdışından gelen müşterileriniz güneyden mi geliyor?
Bizim yurtdışından gelen müşterilerimizin çoğu güneydeki havaalanını kullanıyor. Dün gelen bir müşterim söyledi; Artık Larnaka Havaalanı’nı kullandırmak yerine Baf Havaalanını kullandıracaklarmış ki orası daha uzak kalıyor buraya. Maksat turistlerin bu tarafa geçişlerini zora sokmak…

Rumlar geliyor mu?
Fanatik olmayanlar geliyor. Fanatik olanları şu kilisenin avlusunda oturup piknik yapıyor. Kaç defa yanlarına gitmişimdir; etrafa saçtıkları çöpleri toplayıp ellerine vermişimdir. “Şurada çöp tenekesi var, oraya atmayacaksan, arabana köy ve geri götür” demişimdir. Bu kiliseye madem ki ibadet etmeye geldin o zaman saygını da göstereceksin.

Son sözünüz…
Benim Turizm Bakanlığı’ndan istediğim; biraz bu küçük ölçekli iş yapan insanlara eğilmelerini istiyorum. Şu anda burada turizm dendiğinde akla sadece kumar turizmi geliyor. Artık bu söylemden vazgeçilmesi ve bu adanın tarihi, doğası tanıtılmalı diye düşünüyorum.

Dergiler Haberleri