Ödül AŞIK ÜLKER
Eczacılar Birliği Başkanı Umut Öksüz, ilaç eksikliğine dikkat çekerek, ilaç üretimi yapılmadığı sürece, ilaç sorununun çözülmeyeceğini söyledi.
“Çözüm yerli üretim” diyen Öksüz, Kıbrıs’ın kuzeyinde kronik bir ilaç problemi olduğunu belirtti.
Umut Öksüz, Kıbrıs’ın güneyinde son 5 sene içerisinde ilaç üretim tesislerinin sayısının sekize ulaştığını ve hellimden sonra en yüksek ihracat kaleminin ilaç olduğunu vurguladı.
Dünyanın, global ve kapitalist düzenin en büyük gücünün ilaç olduğunu kaydeden Umut Öksüz, doğru bir sağlık politikası ile üretilen ilaçların, Türkiye’ye ve Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Avrupa’ya ihraç edilebileceğini söyledi.
Öksüz, şu ifadeleri kullandı:
“Dünyada bu güç varken, biz neden hala daha ihalelerle uğraşıyoruz. Kuzeyde de şartlar oluşturulabilir. İç piyasa için ilaç üretilebilir, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde güneye ilaç gidebilir. Türkiye daha da büyük bir kapı... Bu kapıları açacak olan siyasettir.”
“Pek çok ilaç yok”
Soru: İlaç eksikliği her zaman konuşulan bir konu, Zaman zaman Eczacılar Birliği ve bazı sağlık örgütleri, hasta örgütleri “ilaç yok” derken, Sağlık Bakanlığı “depolarımız doludur” açıklaması yaptı. Şu anda durum nedir?
Öksüz: Eczane rafında olan ilaçlar, devlette de var. Eczane rafında çok eksik ilaç var. Örneğin göz damlalarının çoğu şu anda eksik. Uzun bir süredir keza, şeker ilaçları, tansiyon ilaçları, kan sulandırıcı gibi ürünler aynı şekilde. Alışılmış, yıllarca hekimlerimizin yazdığı belli başlı ilaçlar başta olmak üzere, pek çok ilaç yok. Bunun olmama sebebi, sadece buradaki politikalar değildir. Ama günün sonunda, buradaki politikalara bağlanır.
Spesifik bir firmanın ilaçlarının bu ülkede olmamasının en büyük sebebi, Rum tarafının lobisidir. Firmanın güneydeki distribitörü, “Adadaki bayi benim. Türkiye’deki şirket Kuzey Kıbrıs’a ilaç ihraç ediyor” deyip, Türkiye’yi Amerika’daki firmaya şikayet etti. Amerika, Türkiye’deki distribütöre ihtar verdi ve firma Kıbrıs’ın kuzeyine ilaç göndermeyi kesti. Rum bu lobiyi yaptı diye el kol bağlamak mı lazım? Hayır. Burada Sağlık Bakanı, yüz yüze görüştüğümüzde, bu konuda geçmişte adım atıldığını ama bir yere kadar atılabileceğini söyledi. Mesela bu firmanın ilaçları, bugün raflarda en fazla eksik olan ilaçlardır. Türkiye, bu konuda bir adım attı ve o firmanın ürettiği ilaçların, başka marka tarafından aynı formatlarda ülkemize sevkiyatı başladı. Bunun çözümünü KKTC mi yaptı? Hayır.
“Bu ülkenin, kronik bir ilaç problemi vardır”
Soru: İlaç eksikliğinin en temel çözümü nedir?
Öksüz: Bu ülkede, bu ülke nüfusuna yetecek şekilde kendi ilacımızı neden üretemiyoruz? En azından kronik hastalıkların ilaçlarını... Neden devlet politikası ısrarla bu yöne evrilmiyor da, ısrarla ihale yöntemleri üzerine evriliyor. Geçen hafta, bir tansiyon ilacından 90 bin 20 adet “çok acil” ihaleye çıkıldı. Ne oldu aniden? Bu ilaçlar eczane raflarında zaten var ve sigorta kapsamında. Yani bir hasta gelip eczaneden sigortalı olarak alabiliyor. O zaman devlet neden 90 bin ilaca acil ihaleye çıkıyor? İhaleye Cuma gün mesai saatinden sonra çıkıldı, Pazartesi gününe ilaçlar çok acil şekilde getirilsin isteniyor.
Direkt alımlar da var. Bu ülkenin, kronik bir ilaç problemi vardır. En temel şey, bu ülke kendi vatandaşına yetecek şekilde ilaç üretmiyor. Güneyde komşumuzun son 5 sene içerisinde ilaç üretim tesisleri 8’e ulaştı. Ve şu anda, Rum tarafının hellimden sonraki en yüksek ihracat kalemi ilaçtır. Peki bu insanlar bu ilacı nereye satıyor? Orta Doğu’ya. Dünyadaki ilaç firmaları, Kıbrıs’ı jeopolitik öneminden dolayı hedef belledi, Güney Kıbrıs hükümeti de teşvik verdi. Şu anda Güney Kıbrıs kendi vatandaşına yetecek olan ilacın çok daha fazlasını üretebiliyor. Hem vatandaşına veriyor, hem de ihraç ediyor, ülkeye katma değer katıyor.
Pandemi bize aslında neyi gösterdi? Eskiden silah sanayisiydi, şimdi ilaç sanayisi... Artık bu dünyanın, global ve kapitalist düzenin en büyük gücü ilaçtır. Dünyada bu güç varken, biz neden hala daha ihalelerle uğraşıyoruz.
“Bu ülke kendi ilacını üretmediği sürece, ilaç sorunu çözülmeyecek”
Kuzeyde de şartlar oluşturulabilir. Bu konuyu aslında Sanayi Odası ilerletebilir, ki 3 sene önce bu konuyla ilgili ben kendilerine iki buçuk saatlik bir sunum yapmıştım. İç piyasa için üretilebilir, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde güneye ilaç gidebilir. Türkiye daha da büyük bir kapı... Bu kapıları açacak olan siyasettir. Devlet politikası oluşturulursa, yapılabilir. Şu anda tek bir firma vardır, ama çok kısıtlı imkanlar sunuluyor. Ama tek bir firmayla bu iş olmaz. Bu ülke
kendi ilacını üretmediği sürece, ilaç sorunu çözülmeyecek. Çözüm yerli üretimdir. Yerli üretime teşviktir. Doğru bir sağlık politikası ile ilaç Türkiye’ye ve Yeşil Hat Tüzüğü kapsamından Güney Kıbrıs üzerinden ihraç edilebilir. Doğru bir ilaç politikası yapılırsa, ülkeye çok faydası olacak ve bizim en büyük ilaç sorunumuz o zaman çözülecektir.
İlaç Takip Sistemi...
Soru: İlaç takip sisteminin önemine hep vurgu yapıyorsunuz, bunun olmamasının eczacı ve hastaya bedeli nedir?
Öksüz: Devletin yazılımını yapan Fonet firması bir şey yapmaya çalışıyor. Ama hangi aşamadadırlar çok net bilgi sahibi değilim.
İlaç Takip Sistemi sayesinde ilaç, gümrükten hastaya ulaşıncaya kadar takip edilebilir. Gümrüğe kaç tane geldi? Gümrükten hangi depoya gitti? O depodan hangi eczaneye gitti? Hangi eczaneden, hangi doktor reçetesiyle hangi hastaya verildi? Kutunun üstündeki karekod ilacın kimliğidir. “Devletin yazılımı var, yapıldı” diyorlar ama ihalelere çıkılıyor ama direkt alım da yapılıyor. Demek ki, ya ihale rakamları eksik, ya da zamanında ihaleye çıkılmıyor. Bunun başka bir açıklaması var mı? Arada belli alanlarda acil bir ihtiyaç doğabilir, acil direkt alımına çıkılabilir. Ama geçen gün, çok miktarda tansiyon ilacı için direkt alıma çıkıldı. Kronik bir tansiyon hastalığının ilacı için neden direkt alım yapılıyor? Bu ilaçlar kime gitti? Bilen yok. İlaç Takip Sistemi olsaydı, bunun önüne geçilecekti.
İlaç Takip Sistemi’nin bir başka önemi, tarih kontrolü. Rafların arkasında dizili olanlara elde yapılan hiçbir denetim, doğru denetim değildir. Bugün İlaç Takip Sistemi tam randımanlı çalışsa, hangi hastanede, eczanede, poliklinikte spesifik bir ilacın tarihinin bitmesine 6 ay kalan kaç kutu olduğu bilinir, onlar öne çekilir ve devlet zarardan kurtulur. İlaç kayıt sistemi sayesinde hangi hastaya, kaç doz verildiği bilinir, hastanın doğru ilaç kullanımı sağlanır.
Bir diğer konu; örneğin Türkiye’de, belli aralıklarda toplatılan ilaçlar vardır. Toplatılan ilaçları Türkiye yayınlar. Eğer o bilgi, İlaç ve Eczacılık Dairesi’ne ulaşırsa, o da bize yayınlar. Son zamanlarda bizde yayınlanan bir şey yok. Ama bizim sistemimiz var. Oradan takip ederiz, yeri geldiğinde harekete geçeriz ancak bize İlaç ve Eczacılık Dairesi’nden bilgi gelmesi lazım. İlaç takim sistemi olmadığı için Türkiye’den gelen geri toplatılma bildirimlerinde söz konusu ilaçların hangi hastalarda olduğunu bilemiyoruz. Kimse bilemiyor ve geri çağıramıyor. Şu anda polikliniklere bildiriliyor, herhangi bir kamu çalışanının bakıp o ilaçları tespit etmesi ve toplaması bekleniyor. Bu da insan sağlığını çok ciddi riske atıyor. Bu konuda Sağlık Bakanlığı yetkilileriyle görüştük, işbirliğine hazırız, geçmişte de yaptık, gene yaparız çünkü zaten bu bizim işimiz...
“Devlet eczacılık yapmamalı”
Devlet eczacılık yapmamalı. Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir sistem yok. Sistem net olmalı, hasta hastane köşelerinde beklememeli, kendine en yakın eczaneye gidip, sigorta kapsamındaki ilacını alabilmeli. O sistem kendi kendini günceller, tekrarları bloke eder. Bugün Türkiye’de Kars’ta bir antibiyotik alın, üç gün sonra o antibiyotiği Edirne’den almaya kalksanız alamazsınız, sistem izin vermez. Bu sistem, kamu kasasını da korur, kamu sağlığını da korur. Bu kadar zor mu? Kesinlikle değil. Neden bugüne kadar geçilmedi? Sorsanız, “eczacılar istemez” derler. Ama bu ülkede İlaç Takip Sistemi’ni ilk tanıtan biziz.
“Kaçak ilaç, doğrudan halk sağlığını tehdit eder”
Soru: Kaçak ilaç konusu da son dönemde dikkat çekiyor...
Öksüz: 22 Ağustos - 22 Eylül arasında basına yansıyan yeşil reçeteli ilaçların ele geçirildiği 5 ayrı olayda polisimiz toplam 8 kişi tutukladı. 3 bin 8 yüzü aşkın hap ve ayrıca 16 gram toz halinde ilaç emare olarak alındı. Kaçak ve yasa dışı ilaç dolaşımına karşı, kararlılıkla çalışan polis teşkilatımızı tebrik ediyoruz. Yalnızca geçen hafta Ledra Palas’ta ele geçirilen 2 bin 8 yüz hap, tehdidin boyutunu ortaya koyuyor. Kaçak ilaç, doğrudan halk sağlığını tehdit eder. Kaynağı ve saklama koşulları denetlenemeyen ürünlerde kalite ve güvenlik güvencesi zayıflar, ancak sahte veya standart dışı ilaçlar zehirlenmeye, tedavinin başarısız olmasına ve yaşam kaybına kadar uzanan sonuçlara yol açabilir.
İlaçların yasa dışı dolaşımını önlemek için, tüm ilgili kurumlarla işbirliği yapmaya hazırız. Ancak halk sağlığını korumanın yükü yalnızca polisimizin ve eczacılarımızın omuzlarına bırakılamaz. Sağlık sistemini düzenleyen ve denetleyen otoriteler, günümüzün teknolojisine uygun elektronik denetim altyapısını kurmakla sorumludur.
Elektronik yeşil reçete, reçetenin doğrulanmasını ve mükerrer ilaç temininin izlenmesini; İlaç Takip Sistemi ise her kutunun ithalattan hastaya teslimine kadar takip edilmesini sağlamalıdır. Bu sistemler, sınır kontrolleri ve kurumlar arası bilgi paylaşımıyla birlikte hayata geçirilmelidir. Polisimizin ve eczacılarımızın emeğini güçlü bir sistemle desteklemenin zamanı çoktan gelmiştir.
Gümrük kapılarında soğuk zincir düzenlemeleri...
Soru: İlacın muhafazası da son dönemde gündeme gelen bir konu. “Saklama koşulları denetlenemeyen ürünlerde kalite ve güvenlik güvencesi zayıflar” dediniz. Bir ilacın soğuk zinciri nasıl takip edilmeli?
Öksüz: Soğuk zincirde, 2-8 santigrat derece arası bir muhafaza gerekiyor. Avrupa Birliği’nde genel anlamda bu yönde düzenleme var. Sıcaklık haritalaması, risk esası rota planlaması yapılır. Kutu, araç ve taşıma cihazlarının, en az yılda bir defa merkezi sisteme kalibrasyonu yapılır. Soğuk ürünün bir aktarma merkezinde tutulması, süre ne kadar kısa olursa olsun, yetkilendirilmiş tesis şartına bağlanır. Kanada’da rota, iklim, taşıma türü, olası gecikme, mevsim değişiklikleriyle birlikte ayrı ayrı değerlendirilir. Sapmalar, yalnızca ürün stabilite verisiyle kabul edilir. Taşıma ve sapma kayıtları ürünün son kullanma tarihinin sonuna kadar en az bir yıl korunur. Çok detaycıdırlar.
Bunun en sağlamı Singapur’dur. GDP diye bir uygulama vardır orada. Bu GDP denetim mekanizmasıdır. İlaç ithalatçıları ve toptancıları bu denetim mekanizmasının içinde olmak zorundadır. Sürekli kayıt, alarm, yedek enerji, araç kutu validasyonu, yazılı sözleşme, personel her yıl GDP tarafından denetlenir.
Ercan Havalimanı’nda, gümrük kapılarında bu uygulamayı başlatabilmemiz lazım. Oralarda, soğuk zincir ilaçlar için ön bildirimle hızlı gümrük hattı kurulmalı, 2-8 santigrat derece donmuş ve gerekiyorsa ultra düşük sıcaklık için ayrı geçici muhafaza alanları bulundurulmalıdır, gerekirse depolar oraları devletten kiralamalıdır. Oranın dataları anlık, İlaç ve Eczacılık Dairesi’ne ve ilgili gümrük birimine bilgilendirme yapmalı. En ufak bir ısı düşüşünde, yükselişinde acil uygulama tepliği devreye girmeli. O acil uygulama tepliğinin de ne olması gerektiği, KKTC Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanmalı ve 7/24 orada hazır olmalıdır. Her ithal soğuk zincir sevkiyatında kalibre edilmiş elektronik dataloggerlar zorunlu olmalıdır. Datalogger kaydı görülmeden, ürün hiçbir zaman İlaç Takip Sistemi’ne satılabilir stok olarak aktarılmamalıdır. Sıcaklık sapması olan ürün elektronik ve fiziksel olarak karantinaya alınmalı. Burada karantina koşulları da belirlenmeli ve o ilaçlar karantinaya gittikten sonra nasıl imha edilebileceği de devlet tarafından net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Ecza depoları, İlaç ve Eczacılık Dairesi’nde de korunma şartları düzenlenmelidir.
Devletin ecza deposunun soğuk zincir yeri vardır. Ama ikinci bir jeneratör var mı? İlla ki vardır, olmalıdır. İlla ki 7/24 alarm sistemi olmalıdır. İlla ki uzaktan bildirim sistemi olmalıdır. Ama var mıdır? Bilmiyoruz. Sanırım 4 sene önce bir elektrik kesintisi sırasında jeneratör devreye girmemiş ve depolardan buz kalıpları istenmişti. Depolar ilaçları alıp kendi soğuk odalarına götürmüştü. Gerekli düzenlemeler bu dönemde yapılmadıysa, bu sadece Sağlık Bakanlığı’nın değil, bütün kurumların ayıbıdır. Çünkü konu, insan sağlığıdır, kamu sağlığıdır.
“Ülke sağlığına çok büyük bir kara leke sürüldü”
Soru: Bir itibar suikastı yaşadınız ve o süreç hala tamamlanmadı. Son durum nedir?
Öksüz: Geçen aya kadar, hala hastaları aranan eczacılar vardı. Bu süreci tamamlamak çok zor, 2023’e dönüp bütün hastalar aranacak, reçeteler eldengeçecek. Olan polise oluyor; bitirse vay, bitirmese vay...
Meslektaşlarımdan hala teminata bağlı yaşayanlar var. Pandemide alkışlanan bu insanlar, kodeste 2 aylık bebeğini emzirdi. Bunun ötesi yok. Biz, bu sürecin en sağlıklı, en adaletli bir şekilde noktalanmasından başka bir şey istemiyoruz. Buna da yargı karar verecek artık. Polis bitirecek, ne zaman bitirir bitirmez bilmiyoruz, ama ülke sağlığına çok büyük bir kara leke sürüldü. Bu yapılanlar, özellikle o 62 meslektaşım tarafından asla unutulmayacak ve cevabını verecekler.
Soru: Eczacılar sağlık sisteminin bir parçası, Sağlık Bakanı Dinçyürek ile en son ne zaman görüştünüz?
Öksüz: Biz göreve geldikten sonra, ilk bir ay içerisinde kendisinden randevu talep ettik, geri dönüş olmadı. Akabinde Maliye Bakanı ve Başbakan’dan randevu taleplerimiz oldu. Onlarla görüştük. Sayın Başbakan, sektörle ilgili planlarımızı, sorunlarımızı sordu. Hepsini anlattık. Akabinde, Başbakanlık Müsteşarı, Sağlık Bakanlığı’na telefon açtı, anlattıklarımızı kendisine sordu. Ertesi gün, Sayın Bakan, meclis kürsüsünden “Eczacılar Birliği bizi şikayet etti” dedi. Bu konuşmalardan sonra, 14 Mayıs Eczacılık Günü’nden bir gün önce, bakanın sekreteri aradı, “Sayın Bakan yarın sizi bekliyor” dedi. Ben de ertesi gün üniversitede etkinliğimiz olduğunu, gelemeyeceğimizi söyledim. Sonraki günler için programımıza baktık, bakanlığa bilgi verdik, bize rendevu verildi, gittik. Bir buçuk saatlik bir görüşme yaptık, her şeyi belgelerle, rakamlarla önlerine koyduk. Devletin ihale rakamları ve eczanelerin rafında bulunan ilaçlarla ilgili çalışma yaptık. Bir sonraki toplantının gündemini “devletin eczanelerin rafındaki ilaçlara vereceği parayı neden diğer hastalıklara vermiyor ve neden eczacılık yapmaya çalışıyor?” olarak belirledik. Bakan, “en erken zamanda, bir haftaya kalmadan buluşalım” dedi ancak akabinde üç defa toplantı talebimiz oldu. Hiç birine geri dönüş almadık ve bir daha Sayın Bakan’la görüşemedik.
“Dünyanın her yerinde eczacılar, sağlık politikalarının merkezi haline geldi”
Soru: Görmezden gelme, bu meslek grubunun söylediklerini göz ardı etme durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öksüz: Dünyanın her yerinde eczacılar, artık sağlık politikalarının merkezi haline geldi. Dünyada eczacının yetkisi ve çalışma alanları genişlerken, biz hâlâ eczacının değerini anlatmaya çalışıyoruz. İngiltere’de eczacı, belirlenmiş klinik kurallarla yedi yaygın sağlık sorununda değerlendirme yapıp tedavi sunuyor. Kanada’nın Ontario eyaletinde belirli hafif rahatsızlıklar için ilaç reçete edebiliyor. Avustralya’da eczacı, hastanın evine gidip ilaçlarını değerlendiriyor, hekimiyle birlikte güvenli tedaviye katkı sağlıyor. Fransa’da gerekli koşulları sağlayan eczacılar, 11 yaş ve üzerindekilere aşı takvimi kapsamında aşı reçete edip uygulayabiliyor. ABD’de ise uzay eczacılığı… NASA’da eczacılık uzmanlığı, astronotların kullanacağı ilaçların hazırlanmasından uzay koşullarında dayanıklılığının ve etkinliğinin araştırılmasına kadar uzanıyor. Dünyada eczacılık uzay görevlerine katkı sağlarken, biz yıllardır verilmeyen meslek hakkımız için mücadele ediyoruz. Bilgimizin, danışmanlığımızın ve üstlendiğimiz sorumluluğun bir karşılığı olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.
“Saygıyı göstermeyen, bizden asla saygı beklemesin”
Eczanelerimizde bulunan, Sosyal Sigortalar üzerinden erişilebilen bir tansiyon ilacı için neden 90 bin 20 adetlik “çok acil” alım talep edildiğini soruyoruz. Mevcut eczane hizmetini güçlendirmek varken neden başka yollar arandığını sorguluyoruz.
İlaç Takip Sistemi ve elektronik yeşil reçete için çağrı yapıyoruz. İlaç güvenliğinin yükünün yalnızca eczacıya ve polise bırakılamayacağını, sağlık otoritelerinin de sorumluluk alması gerektiğini tekrar tekrar söylüyoruz. Eczacı ilacı bulundursun, maliyetini üstlensin, gece nöbet tutsun, hastasına sahip çıksın… Ama karar alınırken görüşü, hizmeti ve emeği geri planda kalsın. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bizim bilgimiz de emeğimiz de başka ülkelerdeki meslektaşlarımızınkinden daha az kıymetli değildir. Biz de mesleğimizin geleceğini, yeni yetkinlikleri ve halkımıza sunabileceğimiz yeni sağlık hizmetlerini konuşmak istiyoruz. Enerjimizi yıllardır aynı temel hakları anlatmaya harcamak istemiyoruz.
Her şeye rağmen, kim olursa olsun, işbirliğine hazırız çünkü bu bizim asli görevimiz, kimseye küsüp kaçamayız. Ama eczacıyı görmezden geleni, biz de görmezden geliriz. Zahra Sokak’ta adresimiz bellidir. Gelmek isteyen gelsin...
Eczacıya değer vermek, eczacının bilgisine güvenmekle, karar süreçlerine katmakla, emeğinin karşılığını vermekle ve eczanesini ayakta tutacak koşulları sağlamakla olur. Bu ülkenin eczacısı hak ettiği saygıyı ve değeri görmelidir. O saygıyı göstermeyen de bizden asla saygı beklemesin…