Çok Mu Zor Mutluluk?

Çok Mu Zor Mutluluk?


Seda Argün
sedaargun@hotmail.co.uk


Hayat zor...Hayat her şeyiyle zor... Ama peki ya biz kolaylaştırmak için ne yapıyoruz bu hayatı? Bence kocaman bir hiç. Stres ise stres, mutsuzluk ise mutsuzluk, yalnızlaşma desek o da var. Hep bir hayattan uzaklaşarak, bencilleşip kendi kabuğumuza dönerek, biraz da ‘kaçarsam bana bir şey olmaz’ mantığıyla hayatımızı şekillendiriyoruz.

Gel görelim ki her şey o kadar kolay değil. Hiç bir kaçış sonsuz değil. Ne zaman bir şeyden kaçtık da ondan tamamen kurtulduk. Asla. Ne kadar bir şeyden kaçarsak o kadar bizi bulmaz mı? Bu denli zor hayatlar yaşarken, sorunlarla boğuşup kendi içimizde savaşırken, mutluluğu da bir yandan itelemeye çalışmak hep mantıksız gelmiştir bana. Dünyanın en mutlu ya da en Pollyanna kişisi olduğumdan değil ama yine de hayat bizi bu kadar zorlarken mutluluk ışığını gördük mü üzerine bir deniz anası edasında sarılmamız gerektiğini düşünmüşümdür hep.

İlk mutluluğumu hatırlamıyorum ama her gün bana biraz dahi olsa mutluluk verenleri bir kağıda yazar gibi yazıyorum beynime. Mutluluk denilince karşımıza genelden özele ulaşabileceğimiz bir tablo çıkıveriyor. Genel anlamda bulunduğumuz çevredeki mutluluğun bize yaşattığı his ile özelde kendi ruhumuzda barındırdığımız mutluluğun bir biriyle bağlantısı inkar edilemez kadar da fazla. Mutsuz insanlarla dolu bir yerde çalıştığınızı düşünün ya da mutsuzluğa sarmalanmış arkadaşlarınız olduğunu. Bunun insan üzerinde özellikle de sağlık üzerinde etkisi hani o stres dedikleri her taşın altından çıkan sorun yaratıcı ile eşdeğer. Sürekli sinir bozucu gülümseme ile dolaşıp, mutluymuşçasına davranmanın doğru olmadığı aşikar ama bir yerden de başlamak lazım. Konuşmak, paylaşmak lazım. Kendimizi o kaptıracağımız mutsuzluk ve hüzün girdabı bizi hiç bir yere götürmeyecek. Hayat yeterince zor demiştim ya gerçekten de dış etkilerle yeterince hırpalanıyoruz. Ölümler, savaşlar, haksızlıklar, iş stresi, hayat gayesi, ailevi sorunlar vs.; bu liste uzar da gider. Etrafımızda bu kadar mutsuzluk varken, kendimizi ayakta tutacak olan o mutluluğu bulmaya çalışma çabasına sarılmalıyız.

Anı yaşamak ifadesi her ne kadar klişe olsa da, minik mutluluk anlarında bizi biraz daha neşe ile doldurabilecek bir ifadedir. Anı yaşayalım, ne kaybederiz ki. Hep planlar yaparak, stratejiler düşünerek, sürekli beynimizde bin bir tilki dolandırarak hayatın bize nasıl güzel davranmasını bekliyoruz ki?! Şikayet etmek çok kolay ama bizler daha minik mutluluklarımızın keyfini çıkarmıyoruz. Hep bir daha fazlasını isteme, daha fazlasını isterken onun da fazlasını düşünmeyle debeleniyoruz. Elimizde kalan ise bir hiç. Gel görelim ki, yolda yürürken uzun süredir görmediğimiz biriyle konuşmanın verdiği mutluluk veya özlediğiniz sevgilinin kokusunu içinize çekerken duyduğunuz mutluluğun verdiği o hazzın kıymetini bilmiyoruz. Tüm koşuşturmalarımız ve bencilliğimiz içerisinde, daha hızlı yaşamaya alışmış insanlar olarak savrulup gidiyoruz. Mutluluk ta içimizde. Çoğumuzun sakladığı gülümsemelerin arkasında bir yerlerde kaldı.

Dünyanın bir çok yerindeki toplumların yaşadığı bu kötü dönemde gülümsemek ve mutlu olmanın utanılacak bir şey olduğunu düşünen insanlar var. Tam tersine, gülümsemenin verdiği pozitiflik ve kötünün içindeki iyiyi görebilme algısını yaymalıyız. Olumsuzluk ve mutsuzluk bir hırsız gibidir, içinizdeki gerçek sizi sizden uzaklaştırır. Hayat yeterince kısayken, niye kendimizi bu kadar yoruyoruz, inanın bunun nedenini bilmiyorum.

Kendi toplumumuzun yıllardır içinde bulunduğu umutsuzluk ve bıkkınlık herkesin hayatına yansımış durumda ki bundan dolayı da yarını göremeyen, gelecekten beklentisi olmayan gençlerin yetiştiği çevremizde neler yapabiliriz olgusuna odaklanmalıyız. Kolayı seçip kendimizi o umutsuzluğa bıraktığımız anda kaybediyoruz, işte tam da kendimizden vazgeçtiğimiz anda mutluluktan on adım birden uzaklaşıyoruz. Bireysel olarak aynayı kendimize çevirip, biraz da durup düşünerek birleştireceğimiz yap bozun parçalarını bulabiliriz. Mutluluğun şans olduğuna inanarak kendi içimizdeki mutluluğu göz ardı etmemeyi öğrenebiliriz. Barındırdığımız iyilik, mutluluk ve umut duygularını bir araya getirince, ihtiyacımız olan inanç, gülümseme ve iyilik duygularını ortaya çıkarabiliriz. Kendimize inanmaz ve kendi içimizde mutluluğun kaynağını bulamazsak, bir bütün olarak toplumsal mutluluğa ulaşmamız hayal olmanın ötesine geçemeyecektir.

Mutluluğun formülü sofistike bileşenler barındırmaz. Tek yapmamız gereken istemek. İsteyince mutluluk da sevgi de huzur da karşımıza çıkacaktır. Dik durmak ve ne istediğimiz şekilde hayata yaklaşınca hayat da bize kendi elindeki mutluluk tozlarından üstümüze serpecektir. Mutluluk çalışarak kazanılmaz ama mutluluk her hak edenin yanındadır. Mutluluğu elde etmek zor değil, mutlu olmak için ne yapılması gerektiği de aşikar fakat mutluluk denilen hazineyi elde edince şikayet etmekten vaz geçmeliyiz. Mutluluk ne başkasının işinde, aşında, aşkında, yanındadır. Mutluluk ta içimizde en düşünmediğimiz ininde saklıdır. Üzerimizdeki ağırlıklardan silkelenip de bir şeylerin ve hırsların peşinden koşmayı bıraktığımız zaman, içimizdeki mutluluk da gün yüzüne çıkacaktır.

Hayat tabii ki de mutluluktan ibaret değildir, hepimiz isyan ediyor, mutsuzluğun kapısını çalıyor, kimimiz de yalnızlığa sığınarak gülümsemelerden vaz geçiyor. Ne olursa olsun, sahip olduğumuz anların, insanların, hayatın kıymetini bilmemiz lazım. Günümüzde sağlıklı olmanın neredeyse şanslı olmayla eşdeğer olduğunu düşünürsek, elimizde bizi mutlu eden her bir şeye sıkıca sarılıp, daha nasıl mutlu olabilmenin yollarını bulmalıyız. Kendimiz için bir iyilik yapacaksak o da bizi mutlu eden ne varsa yanımızda tutmaktır. ‘Ama’, ‘Olmaz’, ‘Peki ya sonra’ gibi ifadelerin ve belki de yaşamadan göremeyeceğimiz mutluluk veya mutsuzlukları önceden bilmeye çalışarak, var olmayan şeylerle savaşarak hiç bir yere varamayacağımızı anlamalıyız. Hayat bir tane o da şu an ve hayat hiç adil değil. Hayat hep mutluluğa karşı bir savaş içerisinde. Değişikliklerden korkarak, pişmanlıklar ve mutsuzluklara kapıyı açmamalıyız. İnsanlar içerisinde yalnızlaşmayı seçerek mutsuzluk adımlarını atmak yerine, mutluluklarımıza sahip çıkmalı ve kalbimizdeki korkuları elimizin tersiyle itmeliyiz. Ancak o zaman hayatın sadece acı verip bizi yoran bir mekanizma olduğunu düşünmek yerine, kelimenin tam anlamıyla iyisiyle kötüsüyle üzüntü ve mutluluğuyla bir hayat tüneli olduğunu anlarız.

Mutluluk bulaşıcı, mutluluk çok güzel, mutluluk paylaşınca daha da güzel. Kendinize bugün bir iyilik yapın, yüzünüze o gülümsemeyi koyun, en azından koymayı deneyin, anın keyfini çıkarmaya bakın çünkü inanın mutluluk da büyüsünü gerçekleştirip sizi uzun vadede mutluluğa boğacaktır.

Dergiler Haberleri