“Çocuklarımız risk altında”

YENİDÜZEN’ konuşan KTOEÖS Başkanı Selma Eylem ve KTÖS Genel Sekreteri Burak Maviş, tam gün eğitime karşı olmadıklarını yineledi ancak mevcut koşullarda sürdürülebilir olmadığını söyledi.

Ödül AŞIK ÜLKER

Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Başkanı Selma Eylem ve Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) Genel Sekreteri Burak Maviş, tam gün eğitime karşı olmadıklarını yineledi ancak mevcut koşullarda tam gün eğitimin sürdürülebilir olmadığını söyledi.

Eğitim Bakanlığı’nın hiç bir sorumluluk almadan “tam gün eğitime” geçtiğini söyleyen Eylem ve Maviş, olası ihmal ve istismarlarla ilgili endişeleri olduğunu kaydetti.

Eylem, ortada büyük bir kaos olduğunu ve bunu yaratanın Eğitim Bakanı ve hükümet olduğunu söyleyerek, “Bakanlık eğitimin niteliği meselesini bir kenara koydu ve tam günü dayatıyor. Çocuklar için gerçekten endişeliyiz. Umarım ve dilerim ki, bu süreçte, tam gün dayatmasından dolayı herhangi bir öğrencimizin başına bir şey gelmez” dedi.

Maviş de, okullarda akran zorbalığı, beslenme problemleri, güvenlik sorunları olduğuna dikkat çekerek, “Verimlilik ve sürdürülebilirlik yok. Bu noktada sendikalar elini taşın altına koyuyor, öğretmenler sorumluluk alıyor ama bakanlık işin içinde yok. Olası ihmal ve istismarlarla ilgili endişelerimiz var. Attığınız adımın doğru bir adım olmadığını fark ettiğinizde, erdemli olup bundan vazgeçmeniz gerekir” diye konuştu.

“Okullarda sağlamlaştırma konusunda hiç bir çalışma yok”

Soru: İlk yağmurlar yağdı ve Erenköy Lisesi’nde konteynerler çamurun ortasında kaldı. Bakan Çavuşoğlu, konteyner kelimesini reddediyor ve dünya standartlarında prefabrik yapılar olduğunu söylüyor. Bu yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eylem: “Dünya standartlarındaki prefabrikleri” su bastı. Altyapısı yok, etrafı toprak. Erenköy Lisesi depreme karşı dayanıksız olduğu tespit edilen, güçlendirilmesi veya yıkılıp yeniden yapılması gereken bir bina. Okul bahçesine konteynerler yerleştirildi. Yağmurdan sonra konteynerlerin etrafına parke taş döşenecekmiş, bunun önceden düşünülmesi gerekirdi.

Maviş: Yağmur sonrasında Erenköy Lisesi’nde ortaya çıkan manzarayı bir programdayken gördüm ve nevrim döndü. Erenköy Lisesi’nin durumu Nisan, Mayıs aylarında biliniyordu. Konteynerler kurulurken, etrafının düzenlenmesi, elektriğinin hazır olması gerekiyordu. Çadır krizinden sonra, konteyner krizi yaşıyorsak, iyi yönetilmiyoruz demektir. Bilinen bir şeye zamanında müdahale ederek yoluna koyamazsak, geri kalan okulları nasıl tamamlayacağız.

Eylem: Okullarda sağlamlaştırma konusunda hiç bir çalışma yok, ilköğretim ve ortaöğretimde toplam 97 konteyner var. Eğer bakanlık için eğitimin niteliği meselesi söz konusuysa, ki olması lazım, böyle bir eğitim ortamında nitelikli eğitimin öngörülmesi mümkün değil. Bu kadar ay geçtikten sonra, yapılması gereken, bütçe ayırıp, bina veya yeni okul yapmaktı. Ancak bunlar yıllardır yapılmıyor. Yeni yapılan bazı okullarda da sorunlar yaşandı. Lefkoşa ve Girne’de, yeni yaptıkları bazı okullar da yağmurda akıttı.

IMO’nun raporuna göre, en riskli okul olarak tespit edilen Dr. Fazıl Küçük Endüstri Meslek Lisesi’ndeki öğrenciler ve öğretmenler geçen sene okuldan çıkarıldı, başka okullara dağıtıldı. Ama bu sene, öğrenciler ve öğretmenler o binalarda ders yapıyor. Sadece ana binada üç sınıfı kapattılar, riskli diye, kendilerince tedbir aldılar.

Canbulat Özgürlük Ortaokulu’nda tavan çöktü, bakan “sıvalar döküldü” diyor. Olay haftasonu olduğu için büyük bir facia yaşanmadı. Canbulat Özgürlük Ortaokulu da depreme dayanıksız olduğu tespit edilen binalardandır. Girne bölgesinde bir okulda bilgisayar odasında sıvaların döküldüğü, demirlerin çürüdüğü ve elle bile üfelendiği görülüyor. 50 yıldır okullara bakım, tadilat, güçlendirme yapılmadı.

Maviş: Bakan olayları sürekli manipüle ediyor. Tavan çöker, “sıva düştü” der. Okullarda çürüyen yerler gösterilir, kullanılmayan yerler olduğunu söyler. Bakan olayları bu şekilde geçiştiriyor, sorun olan yerleri ziyaret etmiyor, sadece odasından konuşuyor.

“50 yılın 41 yılında, Eğitim Bakanlığı’nı yöneten UBP’nin okulları yapması boynunun borcudur”

Soru: Çavuşoğlu, depreme dayanıklılıkla ilgili projelerin iki yılda tamamlanacağını söylüyor. Bu iki yıl nasıl geçecek?

Eylem: Çalışmaların çoktan başlamış olması lazımdı, herhangi bir adım atılmadı, tek bir çivi çakılmadı. Oysa, aylardır, halktan para toplanıyor. İçinde sendika temsilcilerinin de olduğu, Başbakanlık’taki Deprem Komitesi’nden projeleri geçen okullar var, herhangi bir çalışma yapılmadı. İki yılda bitmeyebilir, şu anda başlamış olması gerekirdi. Konteynerlerle çözüm bulma doğru yöntem değildir. Bu süreçte kesinlikle daha sağlıklı, güvenli ortamlar yaratılmalıdır.

Maviş: Eğitim Bakanlığı okulların durumuyla ilgili toplumu neden bilgilendirmiyor. 124 okulun, 345 binası ya güçlendirilecek ya da yeniden yapılacak. Komitede, güçlendirilecek sadece 17 okulun raporlarını gördük ve bunların 5’i için ihaleye çıkıldı ama inşaatlar başlamadı.

İki yıl uzun bir süredir. İstedikten sonra, kısa sürede yeni binalar yapılabilir. 50 yılın 41 yılında Eğitim Bakanlığı’nı yöneten UBP’nin bu okulları yapması boynunun borcudur. Kaynağı bulacak, öncelikli olarak okulların ve hastanelerin güçlendirilmesi gerekiyor. “Kaynak yoktur” bahanesi inandırıcı değil, kaynakların nasıl boşa harcandığını görüyoruz.

“Tam gün aracının kurbanları öğrencilerimizdir”

Soru: Mevcut okulların altyapısı zaten yetersizdi, bazı okullara bir de konteynerler kondu ve “tam gün eğitime” geçme kararı alındı. Yaşanan sıkıntıları gündeme getiriyorsunuz. Öğleden sonra ders yapmama eylemine katılım nasıl?

Eylem: %70-80 katılım var. Hiçbir hazırlık ve organizasyon yapılmadan “tam güne geçtim” dayatması bizim için kabul edilebilir değildir. “Tam gün” sahnede oynanan bir oyundur ve perde gerisinde başka amaçları vardır. Eğitimde bir dönüşüm hedefleniyor. Bunun son zamanlarda artarak geldiğini görüyoruz. Müfredat içeriklerinin değiştirilmesi, ilk defa bu bakan döneminde Kur-an kurslarına yazılı olarak izin verilmesi, TC’den gelen öğretmenlerin sayısının bu sene daha fazla artırılmasının öngörülmesi, ikinci bir ilahiyat kolejinin gündemde olması, basına da yansıdığı şekilde tarikat yurtlarının sayısının artması gibi adımlar, eğitimde dinselleştirme, gericileştirme, muhafazakarlaştırma çalışmalarının dozunun artırıldığını gösteriyor. Türkiye’de Eğitim Bakanlığı, tüm eğitim faaliyetlerini diyanetle birlikte sürdürüyor. Türkiye’de müfredat içeriklerinin değiştirilmesiyle Anadolu liseleri, imam hatip liselerine dönüştürüldü. Şu anda bizde yapılmaya çalışılan da budur. “Tam gün” bir araçtır. Bu araçla bir engeli ortadan kaldırmaya çalışıyorlar, engel öğretmendir ve sendikasıdır. Çünkü çağdaş, laik, bilimsel eğitimin koruyucusu öğretmendir ve sendikasıdır.

Tam gün aracının kurbanları öğrencilerimizdir. Çocuklarımız ciddi derecede risk altındadır. 

Sokaktadırlar, sağlıklı ve yeterli beslenemiyorlar. Bakanlık eğitimin niteliği meselesini bir kenara koydu ve tam günü dayatıyor. Çocuklar için gerçekten endişeliyiz. Umarım ve dilerim ki,  bu süreçte, tam gün dayatmasından dolayı herhangi bir öğrencimizin başına bir şey gelmez. Bu hafta saatler geri alınacak, çocuklar karanlıkta sokaklarda olacak. Ben hem bir anne, hem de bir öğretmen olarak büyük bir endişe duyuyorum. Velilerimiz de hareketleniyor, bir imza kampanyası başlattılar, olayı eylemsel bir boyuta taşımaya çalışıyorlar. Destek vermeye hazırız. Tam gün dayatması büyük bir hatadır, bedelini öğrencilerimiz ödüyor.

Maviş: İlkokullarda öğleden sonra etkinlikler iki güne yayıldı. Verimli ve sürdürülebilir değil, toplumun bunu görmesini istiyoruz. Aileler durumun farkında. İkinci günün verimsizliğini, sürdürülebilir olmadığını, eğitim açısından çocuğun yüksek yararını içeren uygulamaların olmadığını görüyorlar. Veliler bir şekilde bir imza belgesi hazırladılar ve salı günleri öğleden sonra okul olmamasıyla ilgili örgütlendiler. Zaman zaman bizimle de temas ediyorlar. Bakan velilere “biz nöbet sistemi kuracağız, öğretmenler okulda bulunmak zorundadır” diyor. Veliler de Bakan’a , “okul açık kalsa da, tüm öğretmenler çocukların başında dursa da, çocukların güvenliğiyle ve beslenmesiyle ilgili endişelerimiz var” diyor. Bakanın cevabı, “evden sandviç getirip yesinler, sınıfta yesinler, sohbet etsinler, sohbet kültürleri gelişsin.”

Biz öğlen aralarında neden okulların açık olmasını istemiyoruz? Mağusa’da bir ilkokulumuzda, bir hafta önce, bir çocuğun beyin kanaması geçirdiği basına yansıdı. Bu olay, saat 13:30’da, ailelerin okul idaresini dinlemeyip, ısrarla çocukların okulda bırakmak istedikleri bir günde, salıncaktan düşen çocuğun yaşadığı bir travmadır. Bir okulumuzda ise, öğlen arasında topu dama kaçan öğrenciler, depoların üzerine basarak dama çıktı ve tehlike yarattı. Ki bu okulumuzda, öğlen arası, okul idarecileri de bulunuyordu. 12 yaşından küçük çocukların 1.5 saat okulda bekletilmesi mümkün değil, kendilerini idame etmeleri, kontrol etmeler, sorumluluk almaları zor. Nöbet sistemi ile de mümkün değil, mümkün olmadığını okullarda 1-2 saat geçirerek anlayabilirsiniz. Başka bir okulda, öğle arasında, 5. sınıf bir öğrenci, 1. sınıf bir öğrenciği yakındaki bir marketin tuvaletine kilitledi.

“Attığınız adımın doğru olmadığını fark ettiğinizde, erdemli olup bundan vazgeçmeniz gerekir”

Okullarda akran zorbalığı, beslenme problemleri, güvenlik sorunları var. Bir de bunları düşünmeyen bir Eğitim Bakanı... Verimlilik ve sürdürülebilirlik yok. Bu noktada sendikalar elini taşın altına koyuyor, öğretmenler sorumluluk alıyor ama bakanlık işin içinde yok. Olası ihmal ve istismarlarla ilgili endişelerimiz var. Attığınız adımın doğru bir adım olmadığını fark ettiğinizde, erdemli olup bundan vazgeçmeniz gerekir. Eğitim Bakanlığı’nın, ister farklı siyasi hesapları olsun, ister eğitimle ilgili güzel hayalleri olsun, hesaplar ve hayalleri doğru şekilde organize olmadı. Öğretmen sorumluluk alıyor, aileler sorumluluk alıyor. Eğitim Bakanlığı kadroları artırmadı, yatırım yapmadı, beslenme sorununu çözmedi, güvenliği sağlamadı. Bakanlık hiç sorumluluk almadı, hepsini ailelerin ve öğretmenlerin üzerine yıkmaya çalışıyor.

Eylem: Ortada büyük bir kaos var. Bu kaosu yaratan Eğitim Bakanı’dır, bu hükümettir. Çocuklarımız yarattıkları kaosa kurban ediliyor. Gerçekten endişeliyiz, eğitimin niteliği gaileleriyse, tam gün dayatmasından geri adım atacak. Biz bu dayatmaya karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz.

“Bakan nasıl bir eğitim hayal ettiğini anlatsın”

Soru: Bakan “Depremin yarattığı farkındalık ve tam gün zorlamasıyla okullar hayal ettiğimiz seviyeye gelecek” diyor...

Eylem: Bakan öncelikle nasıl bir eğitim hayal ettiğini anlatsın. Bizler nasıl bir eğitim olması gerektiğiyle ilgili cevap vermeye hazırız. 2014’te yapılan Eğitim Şurası’nın sonuçlarını uygulasa, eğitimin niteliği gelişir. Eğitimde nitelikle ilgili olan süre değildir. Öncelikle nasıl bir birey yetiştireceğinizi masaya koymanız lazım. Bununla birlikte, gerekli koşulların ne olduğu üzerinde çalışmamız lazım. Sonra eğitimin süresiyle ilgili konu gündeme gelmeli. Biz tam güne karşı değiliz. Ancak mevcut koşullarda, böyle bir meselenin dayatılmasının eğitimle alakası yoktur. Daha önce de söylediğim gibi, tam gün dayatması bir araçtır, tamamen hedef öğretmendir, sendikalardır.

“Eğitim Bakanı kör bir kuyunun etrafında dolanıyor. İçine düştüğünde, çıkamayacak”

Maviş: Yasa gereği şuraların 5 yılda bir düzenlenmesi gerekir. Eğitim Bakanı bunu düzenlemekten kaçıyor. Eğitim Bakanı, resmi toplantılar haricinde, kamuoyu ile buluşacağımız herhangi bir yerde, panelde, televizyon programında sendikalarla bir araya gelmekten kaçıyor. Yeni bir eğitim şurası düzenlemek yerine, kendi fikirleri, kendi hayalleri noktasında, öğretmeni hedefe koyarak, mesleği itibarsızlaştırarak, okullar ve öğrenciler üzerinden adım atıyor. Tam gün eğitime karşı değiliz ama mevcut koşullarda bu sürdürülebilir değil. Bakan attığı adımların altında kalacak. Eğitim bir bilimdir. Bir planlamanız, öngörünüz yoksa, yapacağınız her şey başınıza yıkılır. Eğitim Bakanı kör bir kuyunun etrafında dolanıyor. İçine düştüğünde, çıkamayacak. Bir ihmal, istismar durumunda, herhangi bir çocuğa bir zarar geldiğinde bunun hesabını kim verecek? Okullarda çözülemeyen bir çok soruna, süreyi uzatarak bir sorun daha eklendi.

Eylem: Okullar açılalı bir ay oldu, öğretmenler, müdür ve müdür muavinleri eksik. Müdür ve muavin nakilleri yapılmamış, münhal açılıp atama yapılmamıştır. Şu anda 3 müdür, 25 civarı müdür muavini eksiktir. İhtiyaç olan kadrolar tamamlanmadığı için dersler boş geçerken, tam günden nasıl bahsedebiliriz.

Bakan çok iyi bir algı uzmanıdır, “öğretmen iş yapmak istemez” algısı yaratmaya çalışıyor. Öğretmeni, okul idarelerini ve okul aile birliklerini kaldırırsanız, eğitim çöker. Çünkü bakanlığın yapmakla yükümlü ve sorumlu olduğu çoğu şeyi okul idareleri, öğretmenler ve okul aile birlikleri üstlenmektedir. Temizlik malzemesinden kırtasiye malzemesine, aç kalan çocuklara yemek sağlanmasından üniforma ve kitap sağlanmasına kadar pek çok konuyu çözen

öğretmenler, okul idareleri ve okul aile birlikleridir. Öğetmenler 24 saat çalışır. Velilerle her zaman temastadır, ders hazırlar, ödev bakar. Şu anda toplumun belli kesimlerine saldırı var. Öğretmenlere, gazetecilere, doktorlara ve eczacılara karşı itibar suikastı yapılıyor. Bunlar kasıtlı ve bilinçli yapılıyor, algı yaratılmaya çalışılıyor. Bunlar kabul edilebilir değildir.

“Nazım Bey’le bu yolun yürünebileceği kanısında değiliz”

Soru: Bakanla “tam gün” konusunu tartışır mısınız?

Eylem: “Ben yaparım, olur” zihniyeti var. Bakan, okul idarelerine, öğretmenlere tehditlere, baskılara devam ediyor. Teknik kurul ve resmi toplantılarda görüşmelerimiz var ama bu konuyla ilgili herhangi bir şekilde görüşme çağrısı veya diyalog çağrısı almadık. Diyaloğa, eğitimle ilgili her türlü çalışmaya hazırız.

Maviş: Eğitim Bakanlığı’nın yol haritası yok, eğitim programı yok. Nerede olduğumuzu bilmiyoruz ve eğitimde nereye gideceğimizi de bilmiyoruz. Vizyon ve misyon yok. Nazım Bey’le bu yolun yürünebileceği kanısında değiliz. Ortada bir güvensizlik var, toplumun ve sendikaların güvensizliği var. Ortada bir çatışma, bir kaos var ve bu kaosu yaratan Eğitim Bakanlığı’dır.

“Geçici öğretmen alma yöntemi siyasidir, rüşvettir”

Soru: İlkokullardaki geçici öğretmen konusu yine gündemde, bu konuda durum nedir?

Maviş: İlkokullarda öğretmen nüfusunun %15i geçici öğretmendir çünkü öğretmenlik mesleği artık cazip gelmiyor. AÖA’nün son sınavına 297 kişi katıldı. 2019 yılında AÖA’ya az öğretmen adayı alındı, bu yıl da yüksek enflasyon nedeniyle öğretmenler emekli olmayı tercih edince, son 20 yılın en büyük öğretmen açığı oluştu. %15lik öğretmen açığı  ancak 2027 yılına kadar doldurulabilir. AÖA’de kapasiteyi artırmazsanız, yeterli sayıda öğretmen adayı almazsanız, ihtiyacı geçici öğretmenlerle sağlamak zorunda kalırsınız. Geçici öğretmenlik dünya üzerinden kalkacak mı? Kalkmayacak. Hastalık, doğum gibi durumlarda birileri çalışacak. Geçici öğretmenler 36 ayın sonunda kadrolanmaktadır ve bu uygulama 2028’de kalkacak. Geçici öğretmen alma uygulaması siyasetin elinde bir oyuncaktır. Geçici öğretmen alırken bir seçim yöntemi yok. Geçici öğretmenlerin seçilmesi konusundaki oyuncağı hükümetin elinden alıp, Kamu Hizmeti Komisyonu’nun atama yapabileceği bir düzene geçmek gerekiyor. Bildiğimiz kadarıyla, mecliste böyle bir hazırlık var, yakın zamanda Öğretmenler Yasası’nın 10A maddesiyle ilgili düzenlemeler talep edilecek. Bu düzenlemeler talep edilince, Eğitim Bakanı’nın samimi olup olmadığını vereceği oy noktasında göreceğiz.

Geçici öğretmenlerin 36 ayda kadrolanması uygulaması, ilkokul öğretmenliği okumanın gerekliliğini ortadan kaldırıyor. Öğretmenlik herkesin yapabileceği bir meslek haline dönüştürülüyor. Çözüm AÖA’dür, AÖA üzerinde oynanan oyunları ortadan kaldırmak için direnmek bizim için önemlidir. Mayıs ayında meclisten geçen yasanın bir boyutu da AÖA’yü ilgilendirirdi. AÖA’nün misyonunu ve vizyonunu ortadan kaldırma konusunda başarılı olamadılar. Bu saldırıların yeniden geleceğini biliyoruz, dikkatli olmamız gerekiyor.

Eylem: Geçici öğretmen konusu bakanlık tarafından rüşvet olarak kullanılmış bir konudur. Alınanların pedagojisi olsa dahi, bu yöntem önceden planlanmıştır, siyasidir, rüşvettir.

“Kitapların yeniden yazılacağını söylemiş olsa da, şu anda bir çalışma yok”

Soru: Kitaplarda yapılan değişiklik konusunda bir gelişme var mı?

Maviş: Kitaplarla ilgili mahkeme süreci devam ediyor. İlkokullarda Türkçe 2. sınıf ve 4. sınıf kitapları kullanılmıyor, sendika tarafından üretilen alternatif materyaller kullanılıyor. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitaplarının kullanılması söz konusu değildir. Duygusal istismar ve kültürel yapıya müdahale, diğer dinleri görmezden gelme, kadının statüsünü aşağılama, Anayasası’nın 23. ve 59. maddelerini ihlal var. Bakan defalarca, komisyonlar oluşturulup bu kitapların yeniden yazılacağını söylemiş olsa da, şu anda bir çalışma yoktur.

Eylem: Kitaplarda yapılan değişiklikler, eğitimde dönüşüm hedefinin dozu artırılmış adımlarından biridir. Komisyonlardan habersiz atılan bu adımla, ilgili ilk etapta 6. sınıf Türkçe kitabı incelenmiştir ve dava açma hazırlıkları tamamlanmıştır. Haftaya dava açılacaktır. 

“Kur-an kurslarıyla ilgili, çocuk haklarının ihlali bağlamında dava açtık”

Soru: Kur-an kursları konusunda KTÖS olarak bakanlığa sorular sordunuz, yanıt almayınca  ombudsmana da yazdınız. Daha sonra başka bazı tespitler de yaptığınızı açıkladınız. Bu konularda bir gelişme oldu mu?

Eylem: KTOEÖS olarak, Kur-an kurslarıyla ilgili, çocuk haklarının ihlali bağlamında dava açtık, konunun takipçisiyiz.

Maviş: Bu yıl Kur-an kurslarına ilk defa izin verildi ama denetim, gözetim yapılmaması ve rapor hazırlanmaması noktasından yola çıkarak, verilen iznin geçerli olmadığı üzerine bir argümanımız oldu. Kur-an kursları uzun süredir devam ediyor. Ocak 2023’te tarikat evlerine ve yurtlarında bu faaliyetlerin yapıldığını tespit ettik. Tüm verileri kaymakamlıktan belediyeye, bakanlıktan polisi, başsavcılıktan ombudsmana, Barolar Birliği, SOS Çocuk Köyü, Evrensel Çocuk Hakları Derneği’ne verdik ve kamuoyu ile paylaştık. Sosyal Hizmetler Dairesi konuyla gerçek anlamda ilgilendi. 18 yaşından küçük çocukların, anne babalarının dışında başka kişilerin gözetimi altında kalması yasalarımıza aykırıdır. Sosyal Hizmetler Dairesi olaya bu açıdan yaklaştı. Geri kalan kurumlar, sorunlarla çok fazla ilgilenmedi. Müdahale edilebilmesi için, Anayasa’nın gözetim ve denetim yetkisini verdiği Eğitim Bakanlığı’nın bizzat şikayetçi olması gerekiyor. Bu şikayet olmadığı için ne başsavcılık, ne de polis harekete geçti.

“Ülkemizde çocuğu korumakla yükümlü anayasal kurumların adım atması gerekiyor”

Bu yurtlarda sorumluluk alan kişilerin kim olduğunu da bilmiyoruz. Açık ihmal ve istismar noktasında “bir şey olmaz” diyemeyiz. Bu derneklerin, Tahsil Çağındaki Talebeler Derneği’nin Türkiye’de uzantıları, Süleymancılar Tarikatı’yla yakın ilişkileri var. Türkiye basınına cinsel istismar, şiddet, yurtlarda çıkan yangında ölen çocukların haberleri yansıyor. Ülkemizde çocuğu korumakla yükümlü anayasal kurumların adım atması gerekiyor. Bakanlığın işaretiyle değil, toplumda infial yaratan bir konuda gerek polisin, gerekse başsavcılığın adım atması lazım. Çocuk koruma politikaları eksik.

“Tek bir öğrencimizin başına bir şey gelse, bunun hesabını veremeyecek”

Soru: Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu’na değil, meslektaşınız Nazım’a ne söylersiniz?

Maviş: Bir ilkokulda, sabah 7:40’dan- 13:00’e kadar oturup gözlemlesin, bizim söylediklerimizden fazlasını söyleyecek.

Eylem: Öğretmene ve sendikalarına saldırmaktan vazgeçsin. Aldığı talimat uyarınca eğitimde ve toplumda hedeflenen dönüşüme çanak tutuyor, çocuklarımıza mağduriyet yaşatıyor. Yarattığı kaosun sorumlusu kendisidir. Tek bir öğrencimizin başına bir şey gelse, bunun hesabını veremeyecektir. Bir an önce çocuklarımız için, toplumumuzun geleceği için talimatı, koltuk sevdasını, “ben yaparım, olur” zihniyetini bir kenara bırakmalı, Anayasa ve Milli Eğitim Yasası’nın öngördüğü gibi, herkese eşit, nitelikli, demokratik, parasız, çağdaş, laik, bilimsel eğitim sistemimiz için sorumluluklarını yerine getirmelidir.

Röportaj Haberleri