Çamlıbel (Mirtu) ile çevresinin tarihi geçmişi…

Çamlıbel (Mirtu) ile çevresinin tarihi geçmişi…

 

Tuncer Bağışkan

1974 yılı sonrasında çoğunlukla Baf kazasına bağlı Androliku (Gündoğdu) ile Faslı köylüleri tarafından iskan edilen Çamlıbel ile çevresinin tarihi geçmişi günümüzden yaklaşık 3600 yıl öncesine uzanmaktadır. Bu köyü ilkin 1990 yılında iki ayrı zamanda ziyaret etmiştim. Yol kenarındaki bir mezarı incelemek ve gerekmesi halinde orada bir kazı yapmak üzere Eski Eserler ve Müzeler Dairesi tarafından görevlendirilmiştim.  Köyü ikinci ziyaretimde, köy girişinde çöken başka bir mezarın arkeolojik kazısını 7-17 Ağustos.1990 tarihleri arasında ekibimle gerçekleştirmiştim.
Geçtiğimiz gün köyü ziyaret ettiğimde ise burada Kıbrıs’ın son kadısı Ali Rifat Efendi’nin oğlu ve eski Şeriye Mahkeme hakimi Ahmet Burhanettin Kadızade’nin (Burhan beyin) bir yazlığının olduğunu köyün eski muhtarı Seyfi Tünelci’den öğrenince orasını da ziyaret etmiştim. Şimdilerde Balıkçıoğlu ailesine ait olan evde Burhan beyin bastonları, yazıhanesi, tekerlekli koltuğu, sandalyeleri, üzerinde resim yaptığı ‘şövalle’ ve masaları vardı. Ve oradan ayrılırken değerli bir kişilik olan Burhan beyin eşyalarının bir etnoğrafya müzemizde sergilenmesi gerektiğini düşünmeden edemiyorum.
Köy 1974 yılından önce Myrtou (Mirtu) adıyla bilinmekteydi. Bu adın da “myrtle” olarak telaffuz edilen mersin ağacından gelme olduğu bilgileri edinilmektedir. Antik Yunan’da Olimpos tanrıları arasında yer Apollon’a “myrtos” (veya ‘myrtia’) adıyla adanan mersin, Kıbrıslı Rumlar tarafından “mersinia” adıyla bilinmektedir. Bu nedenle köyün kuzeybatısındaki ‘Mersinia’ mevkiinde bulunan bol miktarda mersin ağacına dayanılarak burada Apollon’un adını taşıyan bir tapınağın, hatta Myrtos adında küçük bir köyün bulunma olasılığı üzerinde durulmuştur. 
Mirtu (Çamlıbel) ile Karpasha (Karpaşa) köyleri civarında gerçekleştirilen yüzey araştırma çalışmaları sonucu, bölgenin Neolitik çağdan (M.Ö 8200 – 3900) başlayarak Erken Hıristiyanlık dönemine kadar sürekli olarak iskan edildiği tespitinde bulunulmuştur. Köyün yaklaşık bir mil doğusundaki yamaçlarda bulunan Margi harabelerinin ise Bizans devrine ait bir Maronit köyü olduğu tahmin edilmektedir. Çamlıbel civarındaki diğer iki eski yerleşim yerinden biri Stephania mevkiinde, diğeri ise Pighades mevkiinde bulunmaktadır. “Kaçak/firari” anlamına gelen Stephania (Havuzlu köşk) yerleşim biriminin köyün kuzey batısındaki Ayios Nektarios Manastırı yanında yer aldığı bilgilerine rastlanmaktadır. İlkin 1952 yılında Avustralya Sydney Üniversitesi adına Prof. Dr. Basil Hennessy tarafından kazılan bu yer Orta-Geç Tunç Devirlerine (M.Ö 1990 – 1050) tarihlendirilmiştir.
1881 yılı sayımında köyün nüfusu 280 kişi iken, 1960 yılında nüfusu 710 kişiye, 1974 yılında ise 717’ye ulaşmıştır. Uzun yıllar nüfusu çok azdı. Nedeniyse Aziz Panteleimon Manastırı’nın Girne Metropolitine bağlı olmasıydı.  Zaman süresinde manastırın arazileri büyümeye başlayınca , çevre köylülerine işveren Kıbrıs’ın en zengin manastırlarından biri durumuna gelir. Manastırın ekime uygun çok sayıda arazisi ve koyun, keçi ve inek sürüleri vardı. Manastır arazilerinde işlemeye gelen insanların ailelerini de beraberlerinde getirmeleri, ayrıca Aziz’in sağlığa kavuşturduğu insanların da burada kalmaları sonucu, manastırın çevresine Mirtu köyünün ilk temelleri atılmış olur.  Daha sonraları büyük olan kilise arazilerinin küçük parçalara bölünüp köylülere satılması köylülerin kentlere göçünü durdururken, köye yeni yerleşenler de nüfusunu daha da artırmış olurlar.

MİRTU PİGADES AÇIK HAVA TAPINAĞI
Mirtu Pigades Açık Hava Tapınağı Çamlıbel köyünün yaklaşık 1 ½ mil güney-doğusundaki bir düzlükte yer almaktadır. Kısmi kazısı 1951-1952 yıllarında Oxford Ashmolean Üniversitesi Sanat ve Arkeoloji Müzesi ile Avustralya Sydney Üniversitesi adına Joan du Plat Taylor ile Seton Williams başkanlığında gerçekleştirilmiştir. Kazılar sırasında alanda saptanan sunak ise 1969 yılında yeniden inşa edilmiştir.  Geç Tunç Devrine (M.Ö 1600-1050) tarihlendirilen kazı alanında ele geçen buluntulara dayanılarak, bu bölgede oturan insanların Yunan adaları, özellikle de Girit adasıyla dini temele dayalı politik ve ticari ilişkiler içinde olduğu görüşüne varılmıştır.
Kazıda açığa çıkarılan yapı kalıntılarına dayanılarak bu alanın toplam VII yapı evresi geçirdiği ve yıkıldıktan sonra bir daha da kullanılmadığı anlaşılmıştır. En alttaki I ve II'inci yapı evrelerine ait kalıntılar çok az olmaklar birlikte, daha sonraki yapı evrelerine ait yeterli kalıntılara rastlanmıştır. Kazı sonuçları; bu alanın yaygın olarak IV-VI'ıncı yapı evrelerinde (Geç Kıbrıs III A - M.Ö 1230-1190) kullanıldığını, daha sonraki VII'inci yapı evresinde (M.Ö 1190-1150) ise tamamen tahrip olduğu doğrultusundadır. Ancak bu alanın çok az bir kısmı kazılmıştır. Bu nedenle çoğu kalıntılar toprak altında bulunduğundan hakkında detaylı bilgi sağlanması mümkün olamamıştır.
Yerleşim yerinin en eski kısmı, düzgün kesilmiş taşlarla yapılan ve bir platform üzerine oturan sunağın bulunduğu batıdaki orta alanın III’üncü yapı evresidir. Çevresindeki odaların alt kısımları moloz taşlarla, üs kısımları ise güneşte kurutulmuş kerpiçle inşa edilmiştir. Daha sonraki V’inci ve VI’ıncı yapı evrelerinde, biri batıda, diğeri ise doğuda olmak üzere orta avluya iki ayrı yapı bloğu inşa edilmiştir.
Doğu bloğu bir yol ile sınırlandırılmıştır. Bu yolun her iki yanındaki duvarların önünde çakıldan yapılmış sekiler vardır. Bu sekilerin önündeki taş dizisi, buraya oturanların ayaklarını koydukları ayaklık kısmı olduğu izlenimi vermektedir. Doğu bloğunun ortasındaki avlunun çevresinde bulunan küçük odaların dini amaçlarla kullanıldığı tahmininde bulunulmuştur. Doğu bloğunun güneyinin halkın oturduğu bir bölge olduğu teşhisinde bulunulmuştur. Bu bloğunun güneyinde tabanı sert çamurla döşenmiş olan odanın hamam olabileceği öne sürülmüş olmasına karşın, burasının bir zeytinyağı imalathanesi olması daha olası görülmektedir. Bu odada, zeytinyağı imalatında kullanılan araç gereçlere rastlanıştır. Odadaki seki üzerinde hafif eğimli taştan yapılmış emzikli bir tekne, emziğin altındaki çukurun içinde taştan yapılmış büyük bir küpe ait kalıntılar, ayrıca ocak, ağırlık taşları ve havanelleri bulunmuştur. Tunç çağından itibaren zeytinyağının kutsal sayılması itibarıyla tapınakların birer zeytinyağı imalathanesi olarak kullanıldığı bilinmektedir,
Batı bloğunun ortasındaki avluda ise kare planlı ve kademeli prizma şekilli bir sunak bulunmaktadır. Bir yüzeyi boynuz şeklinde, diğer yüzeyi ise kare motifleriyle süslenmiş blok taşlarla yapılmıştır. Avlunun doğusunda büyük taş plakalarla kısmen örtülmüş bir kanal, kanalın doğusunda da kanal boyunca uzanan bir seki bulunmaktadır. Buradaki duvarda yer alan delikli taşların hayvan bağlamak amacıyla, sekinin ise hayvanların yemliği olarak kullanılmış olabileceği tahmininde bulunulmuştur. Batı bloğunun güneybatısında ise yaklaşık şişe şekilli bir su kuyusu da bulunmaktadır.

ÇAMLIBEL PANTELEİMON MANASTIRI
Çamlıbel’in en önemli yapılarından biri olan Manastır, köyün kuzeyinden geçen ana yol üzerinde bulunmaktadır. 1974 yılından önce köyün ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağladığı kaydedilmektedir.  Eskiden her yıl 27 Temmuz günü manastırın avlusunda çok büyük bir panayır düzenlenirdi. Aziz Panteleimon’a duyulan saygıyı ifade etmek için bu günde Kıbrıs’ın birçok yerinden gelen insanlar manastırı ziyaret ederlerken, 1922 yılından önce Anadolu’da oturan Ortodoks Hıristiyanların da Kıbrıs’a gelip Manastırı ziyaret etmeleri adettendi. Panayıra çevredeki Türk köylüleri de katılırlardı. Köylüler bir yandan ihtiyaçlarını karşılarlarken, bir yandan da ürünlerini pazarlama olanağı bulurlardı. Anlatıldığına göre, Osmanlı dönemindeki ağır vergiler nedeniyle 1765 yılında Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar işbirliğine girerek Osmanlı İdaresi’ne karşı büyük bir ayaklanma başlatırlar. 27.Temmuz.1765 tarihinde Mirtu’da gerçekleştirilen panayırda ise kendilerine Girne Kale komutanı Dizdar Halil Ağa’yı başkan olarak seçerler. Ancak bir yıl süren ayaklanma, diğer ayaklanmalar gibi yenilgiyle sonuçlanır.
Aziz Panteleimon’un kimliğine ilişkin bilgilerimiz dini kaynaklara dayanmaktadır. Bithynia’daki Nicomedia’da (İzmit’in tarihi şehir merkezinde) putperest bir baba ile Hıristiyan bir anneden doğan aziz, zamanla Roma İmparatoru Galerius Maximianus’un (M.S 305 – 311) gözde hekimi durumuna gelir. İmparatorun sarayında ikamet ederken, Hermolaus adında yaşlı bir rahip Hıristiyanlığı kabul etmesine neden olur. Hıristiyanlara karşı baskıların bir sonucu yakalanır ve bir zeytin ağacına başlandıktan sonra başı kesilmek suretiyle öldürülür. Doktorların koruyucusu olarak bilinen azize Venedik’te adanmış bir kilise bulunmaktadır. Kilisenin sunağındaki Paolo Veronese’nin yaptığı resimde Aziz Panteleimon bir oğlan çocuğunu iyileştirirken görülmektedir.
Manastırın inşa edilişiyle ilgili günümüze yazılı herhangi bir belge ulaşmadığından kuruluşuna ilişkin bilgilerimiz yaşlıların anlattıkları rivayetlere dayanmaktadır. Rivayete göre, Lapta köyünde oturan Dorotheos ve Dositheos adında iki keşiş, Yunanistan’daki Agios Oros’ta bulunan Aziz Panteleimon Manastırı’nı terk ederek yeni bir manastır kurmak için Kıbrıs’a gelmişler. Gelirlerken beraberlerinde Aziz Panteleimon’un kutsal kemik parçalarını da getirmişler. Bir manastır inşa etmek için önce Lapta ile Karava bölgelerinde sakin bir yer bulmaya çalışmışlar, ancak bulamamışlar. Daha sonra şimdilerde AERAS (Rüzgarlı) olarak bilinen ve bol yabani ot bulunan yere gelmişler. Çok yorulup susadıklarından oturmuşlar ve kendilerine yardımcı olması için Aziz Pantelimon’a dua etmeye başlamışlar. Tam o sırada yanlarındaki mermerden su akmaya başlamış. O sudan içmişler ve yardımlarından dolayı Aziz’e teşekkür etmişler. Bunun üzerine iki keşiş bu noktaya bir manastır inşa etmeye karar vermişler. Oraya önce küçük bir kilise, kendileri için de iki oda inşa etmişler. Kiliseye Aziz Panteleimon’un bir ikonunu ve kutsal kemiklerini koymuşlar. Şu anda ayni yerde, bir zamanlar Aziz Panteleimon’a ait kutsal suyun (Ayazma) aktığı bir çeşme bulunmaktadır. Çeşmenin güneybatısındaki iki ayrı mermer yazıtta, Girne metropoliti Lambusalı Laurentius zamanında (1812-1821) yapıldığı kaydı bulunmaktadır.
1735 yılında Kıbrıs’ı ziyaret eden Barsky, manastırın M.S XVIII. Yüzyılın başında inşa edilmiş olabileceğini yazar. Kilisenin çevresindeki manastır odaları ise Girne Metropoliti Chriysanthus’un zamanında (1765-1783) tamamlanır. Bir başka rivayette göre, 1571-1921 yılları arasında Girne Piskoposu’nun bir ikametgahı Omorfo’da bulunurken, bir diğer ikametgahı da bu manastırda idi.
Kıbrıs’ın en önemli ziyaret yerlerinden biri sayıldığından, M.S XX. Yüzyılın ilk yarısına kadar Anadolu’daki Antakya ile Alanya’da oturan Hıristiyanlar tarafından ziyaret edilirdi.  1878 yılının sonbaharında ülkemize gelen İngiliz fotoğrafçı John Thomson, eski dönemlerde seyahat eden kervanların geceleri konaklayabilecekleri hanlar bulunmadığından, bu manastırın da Kıbrıs’taki diğer manastır (ve tekkeler) gibi han olarak kullanıldığını yazmıştır.
Avlunun ortasındaki büyük kilisenin bulunduğu yerde önceleri küçük bir kilise (şapel) vardı. Ancak bu kilise 1710 yılında yıkıldığından yerine şimdiki kilise inşa edilmiş. 1914 yıllarında ise kilisenin restore edildiği izlenimi edinilmektedir. Çan kulesi, Osmanlı döneminde yapılan ilk çan kuleleri arasında yer almakta olup 1839 yılına tarihlenmektedir.
Manastır, değişik zamanlarda yapılan binalardan oluşmaktadır. Ana giriş kısmı ile misafir bölümü 1917 yılından birkaç yıl önce inşa edilmiştir. Alışılmış bir stilde yapılmış olmasına karşın, bazı kısımlarında Lüzinyan dönemine ait Gotik kemerler bulunmaktadır. Tonoz üst örtülü olan kilise muhtemelen M.S XVII-XVIII. Yüzyıl’da genişletilmiştir. Orijinal merkezi sahının güney bitişiğinde bulunan sivri kemerli güney revağının (loggia) 1914 yılında inşa edilmiş olduğu tahmin edilmektedir. Bu revağı yaptıran kişinin ünlü bir hekim olduğu ve sunak şeklindeki yazıtsız mezarının ise 1974 yılından önce merkezi kemerin altında bulunduğu kaydedilmektedir. Bir zamanlar kilisenin içinde çok güzel ahşap oymaları olan 1743 tarihli bir ikonostasis vardı.  Bu ikonostasis üzerindeki 1770 tarihli Aziz Panteleimon ikonunda ise manastırın restore edildiğine ilişkin uzun bir kayıt bulunmaktaydı.   1974 yılı öncesinde kilisede 61 ikon ve dini ayinlerde kullanılan çok eski kapların bulunduğu bilgileri edinilmektedir.

ÇAMLIBEL HELENİSTİK-ROMA DEVRİ MEZARLIK ALANI
1990 yılına kadar Çamlıbel ile yakın çevresi eski eser yönünden pek incelenmemişti. Ancak 6.8.1990 tarihinde köyün girişindeki Katriye Ahmet Keresteciye ait evin avlusunda kuyu kazılırken oluşan çöküntüyü incelemek ve gerekmesi halinde orada bir kazı yapmak üzere görevlendirilince bölgenin eski eserlerini etüt etme olanağı bulabilmiştim. Mezarın çevresinde saptadığımız çanak-çömlek kırıkları, burasının fakir kişilerin gömüldükleri bir mezarlık alanı olduğuna işaret ediyordu. Havaraya oyulmuş olan mezar odasının ön kısmında ‘dromos’ adıyla bilinen bir yol, gerisinde ise tünel şeklinde iki ayrı mezar odası vardı. Yedi metre uzunluğundaki ana mezar odasının duvarlarının kenarında ölülerin sırt üstü (dorsal) yatırıldıkları sekiler vardı. Tali olan ikinci bir mezar odası ise, ana mezar odasının girişinin sağ tarafındaydı. Öncelikle mezar odasındaki tabakalaşmayı belirlemek amacıyla oraya kazdığımız sondaj çukuru, mezarın üç ayrı zamanda açılıp ölü gömme amacıyla kullanıldığı ipuçlarını veriyordu. En alttaki tabakada saptanan Ptolemy Auletes (XIII. Ptolemaios) sikkesi, mezarın ilkin M.Ö 55 – 51 yılında gömü amacıyla kazılıp kullanıldığına işaret etmekteydi. İkinci gömü tabakasında M.Ö 27 – M.S 14 yılları arasına tarihlenen Augustus sikkesi bulunurken, en üstteki üçüncü gömü tabakasında ise M.S 76/77 yılında Antakya’da darp edilen İmparator Vespasian sikkesi bulunmuştur.
Ölüler zemindeki kırmızı renkli bir toprak tabakası üzerine yatırılmış durumdaydı. Bu mezarı kazanlar, aydınlanma ile havalandırmayı sağlamak amacıya mezarın üst başına bir tepe deliği açmışlar, mezara ölüyü koyduktan sonra da bu deliği bir plaka taşla kapatmışlardı. Mezar odasında 18 adet kafatası bulununmuş olmasına karşın cesetlere ait kemikler farklı yerlere dağılmış durumdaydı. Mezarda saptanan iki uçları da kıvrılmış olan demir çiviler, ölülerin ahşap bir sandukayla mezara konduklarına işaret ediyordu. Mezarın üç ayrı gömü tabakasında 53 adet eski eser bulunmuş ve bunlar 1990 yılının 5’inci grup eserleri şeklinde envantere kaydedilmişlerdir. Ele geçen pişmiş toprak amphora, testi, unguntarium (koku kabı),  Megara kasesi, skyphos, tabak, kulpsuz krater, emzikli testi ve kandiller vardı. Ayrıca buluntuların İdalion (Dali), Kyra (Mevlevi) ve Karpasha (Karpaşa) kazı buluntularıyla benzer olduğu ve bölge insanlarının Filistin, Antakya, Tarsus ve Atina ile ilişki içerisinde oldukları tespitinde de bulunulmuştur.

Dergiler Haberleri