“Bu hükümet ölü doğmuştur”

Eski başbakanlardan Ferdi Sabit Soyer, hükümetin kuruluşunda yaşanan siyasi gelişmeleri YENİDÜZEN’e yorumladı

Ödül AŞIK ÜLKER

Eski başbakanlardan Ferdi Sabit Soyer, UBP-HP hükümetinin Türkiye ile imzalanacak protokolün detaylarını bildiğini ifade ederek, protokolde eşel mobili kaldırmak, maaş, ücret ve enflasyon politikası noktasında yaşanan kayıpları giderecek tedbirlerin kaldırılması gibi maddeler olduğunu iddia etti. Ferdi Sabit Soyer, UBP-HP hükümetinin ölü doğmuş bir hükümet olduğunu söyledi.

Soyer, Türkiye’deki bazı odakların politikasını eleştirerek, siyasi partiye, insana ya da konjonktüre göre değişen sevginin felaket anlamına geldiğini belirtti.

“Sevginin duruma göre artması ya da azalması iyi birşey değil. Bunu Türkiye’deki bazı odakların politikasını eleştirmek için söylüyorum, sevgi dengesindeki büyük makas ne kendilerine ne de Kıbrıs Türk toplumuna bir fayda getirir” diyen Soyer, “Bu sevgi, siyasi partiye, insana ya da konjonktüre göre farklılık gösteren bir sevgiye döndü. Böyle farklılık gösteren bir sevgi hayırlı bir sevgi olamaz. Evlatları arasında ayırım yapan bir baba ya da anne nasıl ki ne kendisine ne de evlatlarına mutluluk getirebilir, bu da ona göre benzer bir durumdur. Duruma, konjonktüre, insana göre değişen sevgi, bu sevginin azalması artması felakettir. Arttığında da felaketttir, azaldığında da felakettir” diye konuştu.

Soyer, dörtlü koalisyon hükümetinin bozulma, UBP-HP koalisyon hükümetinin kurulma sürecini, hükümet programını ve Türkiye ile ilişkileri Yenidüzen’e değerlendirdi.

“Eğer büyükelçiden para sözü almasaydın hükümeti kurmayacak mıydın? Bu rüşvet ilişkisidir. Ayıptır, sen Türkiye’yi böyle bir duruma getiremezsin. Türkiye yetkilileri de kendilerini böyle sevenlerden korksunlar. Böyle sevgi eksik olsun”

Bakanlar Kurulu listesini Cumhurbaşkanı’na sunmadan bir gün önce Başbakan Ersin Tatar’ın yaptığı elçilik ziyaretini de değerlendiren Soyer, şunları söyledi:

 “‘Kahve içmeye gittim de bunları konuşmadım’ deniyor.  Bunu düzeltirken kırdığı pot da çok mühim, ‘ben elçiliğe gittim, listeyi konuşmadım. Koalisyonu kurucağız, Türkiye’den bize ne yardım gelecek diye konuştuk’ diyor. Yani pazarlık mı ettin? Türkiye’yi bu pozisyona mı düşürdün? Eğer büyükelçiden para sözü almasaydın hükümeti kurmayacak mıydın? Bu rüşvet ilişkisidir. Ayıptır, sen Türkiye’yi böyle bir duruma getiremezsin. Türkiye yetkilileri de kendilerini böyle sevenlerden korksunlar. Böyle sevgi eksik olsun.”

   “CTP- UBP hükümeti neden ve nasıl bozulmuştu?”

  • Soru: Dörtlü koalisyon 15 ay sürebildi. Tecrübeli bir siyasetçi olarak bozulma şeklini nasıl değerlendiriyorsunuz?
  • Soyer: Dörtlü koalisyonun oluşma koşullarına baktığımızda, seçimlerde birinci parti UBP çıkmıştı. Ancak öyle bir siyasi konjonktür gelişmişti ki seçimde bütün partiler UBP ile hükümet kurmayacaklarını deklare etmişlerdi, aslında UBP izlediği siyasetle bu koşulları kendisi yaratmıştı. İnsanlar bugün “dörtlü koalisyon neden bozuldu” diye soruyor. Peki, CTP-UBP gibi tarihin gördüğü en riskli, en geniş tabanlı ve yapısal bir çok sorunu ciddiyetle ele alabilecek bir hükümet neden ve nasıl bozulmuştu? Bunu konuşmadan, şimdiki zemini değerlendiremezsiniz. 
    CTP-UBP hükümeti döneminde dönemin maliye bakanı maaşların belli bir miktarını ayın ortasına doğru ödeyebileceği açıklamasında bulunmuştu. Bu açıklama doğru muydu, yanlış mıydı, o ayrı bir tartışma konusu. UBP bunu gerekçe göstererek koalisyon hükümetini bozdu ve hemen DP ile bir hükümet oluşumuna gitti. Bunu doğuran faktör neydi? İçte ciddi bir takım yapısal dönüşümlere ihtiyaç olduğu hakikatti ve CTP- UBP koalisyonunun buna göre kurulduğu iddiası çok önemli bir iddiaydı. UBP ve bugüne kadar bu toplumda, bu düzenin içinde çeşitli şekillerde varlıklarını sürdüren pek çok toplum kesimi ve katman böyle bir yapısal değişim programına hazır değildi. İkincisi, o günün konjonktürüne baktığınızda Kıbrıs sorununda çok önemli bir trend vardı, en önemli noktası da görüşme sürecinin ilerleyebilmesine dönük bir pozisyondu. Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimiyle beraber gelişen konjonktür itibarıyla da sürece baktığınızda, gerek Türkiye’de gerekse Kuzey Kıbrıs’ta farklı eğilimlerin olduğu meydandaydı. CTP’nin büyük ortak olduğu bir koalisyon hükümetinde görüşme sürecinin bilinen temelde ilerlemesi son derece önemliydi. CTP, gerek DP, gerekse UBP ile kurduğu koalisyonlar döneminde hükümet programında “11 Şubat 2014 ortak belgesi temelinde görüşmelerin sürdürülmesi” ifadesini deklare ettirmişti ve iki parti de bunu kabul etmişti. UBP ve DP bu çerçevenin altına imza attıklarına göre görüşme sürecinin çok güçlü bir şekilde devamı gerekiyordu. Bundan duyulan rahatsızlık diğer bir ana unsurdu. Buradaki hükümet ve cumhurbaşkanlığı bütünlüğü içinde, toplumda bu teze muhalif olanların da altında imzası olan 11 Şubat 2014 ortak belgesi temelinde görüşmelerin ilerlemesinden rahatsızlık duyanlar o noktada düğmeye bastılar. Maaş ödenmesinde yaşanan sıkıntı nedeniyle hükümeti bozan UBP daha sonra dörtlü koalisyon döneminde “maaş ödemekten başka birşey yapmadınız” diye sözde eleştiri yaptı. O dönemde Maliye Bakanlığı’nın açıklaması ve diğer başka noktalar işin görünen kısmıydı. Sonuçta UBP-DP hükümeti kuruldu ve hemen protokol imzalanma noktası gündeme getirildi. İmzayı attılar ama protokoldeki hiç bir şeyi yerine getirmediler, aksine tersine işler yaptılar. Burada ilginç olan nokta şudur ki, Türkiye’den sadece belli bir miktar kaynak geldi. Tıpkı şimdi, yani 2018 yılında olduğu gibi, o dönemde de doğru dürüst kaynak gelmedi. Gerek güvenlik, gerekse diğer konulardaki bütün harcamaları da KKTC bütçesi karşıladı.

“Farklılık gösteren bir sevgi hayırlı bir sevgi olamaz”

Bu sevgi, siyasi partiye,  insana ya da konjonktüre göre farklılık gösteren bir sevgiye döndü. Böyle farklılık gösteren bir sevgi hayırlı bir sevgi olamaz. Evlatları arasında ayırım yapan bir baba ya da anne nasıl ki ne kendisine ne de evlatlarına mutluluk getirebilir, bu da ona göre benzer bir durumdur. Duruma, konjonktüre, insana göre değişen sevgi, bu sevginin azalması artması felakettir. Arttığında da felaketttir, azaldığında da felakettir. Nitekim bunu tarihimizde hep yaşadık. Zamanında, 250 milyon dolarlık bir çeyizle, 1996’da CTP-DP hükümeti yıkıldı ve yerine UBP- DP hükümeti kuruldu. O 250 milyon dolarlık çeyiz işi 1999’da Kıbrıs Türk toplumunun felaketine dönüştü, bankalar krizi, ekonomik çöküntü ve iflaslara kadar giden bir süreç oldu. Yani sevginin duruma göre artması ya da azalması iyi birşey değil. Bunu Türkiye’deki bazı odakların politikasını eleştirmek için söylüyorum, sevgi dengesindeki büyük makas ne kendilerine ne de Kıbrıs Türk toplumuna bir fayda getirir.
Dörtlü koalisyon kurulur kurulmaz büyük bir problemle karşılaştı, “devleti yücelteceğiz, devleti koruyacağız” gibi büyük laflar eden UBP 2017’de bütçeği meclisten çıkarmadı. 2018’de bütün uyarılara rağmen, ben ve diğer arkadaşlarımız kendilerine açık çek vermemize “bütçeyi meclise getirin, oyumuz hayır olacak nisap sorunu yaratmayacağız. Toplum 2018’e bütçesiz girmesin” dememize rağmen... Bunun acısını yaşamış bir siyasetçi olarak bunu istedik çünkü 2004-2005 yılını bütçesiz geçirdik, bunun ne gibi sıkıntılar yarattığını çok iyi biliyorum.  

 “2016 ve 2017’de enflasyon nispetinde bir artış olurken, 2018’de dörtlü koalisyonun hükümeti döneminde enflasyon bir önceki yılın üç katına çıkmış olmasına rağmen gelen kaynak 4 kat azaldı”

 

“Dörtlü koalisyon başarılı”

Hükümet 2017 bütçesi hazırlarken %6’lık enflasyon öngörmüştü, ben de bunun doğru bir öngörü olmadığını söylemiştim. Sonra %8 ve en sonunda da %10 enflasyon öngörüsüyle bütçe hazırlandı. Ardından bir felaket geldi, döviz krizi patladı ve yıl sonuna doğru dörtlü koalisyon toplam %30 enflasyonla karşı karşıya kaldı. 2017’de enflasyon %10 iken Türkiye’den gelen yardım 960 milyon TL idi, 2016’da enflasyon %5 iken Türkiye’den gelen yardım 820 milyon TL idi. 2018’de enflasyon %30 olmasına rağmen Türkiye’den gelen katkı 480 milyon TL oldu. Yani 2016 ve 2017’de enflasyon nispetinde bir artış olurken, 2018’de dörtlü koalisyonun hükümeti döneminde enflasyon bir önceki yılın üç katına çıkmış olmasına rağmen gelen kaynak 4 kat azaldı. Buradaki enflasyonun nedeni TL’dir, TL olduğu için Türkiye’den olumlu bir katkı beklerim çünkü %30 enflasyonun nedeni biz değiliz. Dörtlü koalisyon, yerel gelirlerde enflasyonun getirdiği yıkıntılara  rağmen, devlet gelirlerindeki kısmi gelişmeye bağlı olarak bir yılı başarılı bir şekilde geçirdi, üstelik güvenlik harcamalarını da kendi bütçesinden yaptı. Bu yüzden başbakanı ve dörtlü koalisyonu oluşturan bütün partileri ve aynı zamanda Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ı kutlarım. Bu durum Kıbrıs Türk toplumuna “2018’de yaşadığım benim için bir örnektir. Yerel kaynaklarımla yerel giderlerimi azaltarak, yerel gelirlerle yerel giderleri karşılayan bir performansa nasıl ulaşacabileceğim” diye düşündürmesi gerekirken, maalesef  bu, dörtlü koalisyonun bozulmasına doğru mazarete dönüştü. Örneğin Sayın Kudret Özersay, “bu hükümet maaş ödemekten başka birşey yapmadı” diyor, bu konjonktörde ne bekliyordu? Bunun gerçeği göz ardı edildi.
Muhalefet de acımasız davrandı, sürekli “zam zam” dediler. Halbuki enflasyon nedeniyle oluşan bu olguyu değerlendirmediler. Dörtlü koalisyonda toplumsal bir ortak payda varken, muhalefetin de katkısıyla daha geniş bir toplumsal anlayış, emek ve sermaye arasında  ciddi temelde zemin varken, böyle bir yola girmediler. Tamamen çıkarcı bir politik duruşla ilerlediler.

 “‘(Ersin Tatar elçiliğe) Kahve içmeye gittim de bunları (kabineyi) konuşmadım’ deniyor.  Bunu düzeltirken kırdığı pot da çok mühim, ‘ben elçiliğe gittim, listeyi konuşmadım. Koalisyonu kuracağız, Türkiye’den bize ne yardım gelecek diye konuştuk’ diyor. Yani pazarlık mı ettin? Türkiye’yi bu pozisyona mı düşürdün?”

“Boşboğaz dost, ketum düşmandan daha risklidir”

Verilen beyanatlar var, Sayın Tatar’ın veciz sözlerle dolu “Türkiye hükümeti yıkalım istedi ve bizim kurmamızı istedi” anlamında sözleri var. Erhan Arıklı’nın da bu anlama gelen açıklamaları var. Ben o dönemde bir tweet attım, “Allah insanı boşboğaz dosttan  korusun” dedim, boşboğaz dost, ketum düşmandan daha risklidir. Bunların hepsi boşboğaz, şimdi de bunu giderecek açıklamalar yapıyorlar. Bir de elçilik ziyareti var, Sayın Tatar Yenidüzen’e “bir adım atarken sağıma, soluma, önüme, arkama bakarım” dedi. Bu ne demek? Kabine listesini elçiliğe götürüyorsun? “Kahve içmeye gittim de bunları konuşmadım” deniyor.  Bunu düzeltirken kırdığı pot da çok mühim, “ben elçiliğe gittim, listeyi konuşmadım. Koalisyonu kurucağız, Türkiye’den bize ne yardım gelecek diye konuştuk” diyor. Yani pazarlık mı ettin? Türkiye’yi bu pozisyona mı düşürdün? Eğer büyükelçiden para sözü almasaydın hükümeti kurmayacak mıydın? Bu rüşvet ilişkisidir. Ayıptır, sen Türkiye’yi böyle bir duruma getiremezsin. Türkiye yetkilileri de kendilerini böyle sevenlerden korksunlar. Böyle sevgi eksik olsun.

 “Bazı talepler var, hükümet de biliyor. Hükümet yeni kurulduğu için bu protokolü biraz ötelemek istiyor ki çok didiklenmesin... Bunun içinde eşel mobili kaldırmak var”

 

“Protokolde kendinden ne isteneceğini biliyor”

  • Soru: Türkiye’den şimdi para geleceğini söylüyorlar. Başbakan Tatar da ekonomik protokolün 2020-2022’yi kapsayacağını söylüyor...
  • Soyer: Bu şartlatanlıktır. Gelecek olan para ana hatlarıyla 2018’de Türkiye’nin o dönemde taahhüt ettiği savunmaya dönük vermesi gereken ama şu ana kadar uygulanmayan destektir. 188 milyon TL...Tatar da protokol imzalandı deyip toplumda büyük bir umut ve beklenti içine girilmemesi için 2020’ye işaret ediyor. 2019 her yönden kaybedilmiş bir yıldır...
    Protokolde kendinden ne isteneceğini biliyor. Kendisi bunları kabul ederek gitti.Zamanında Sayın Cemil Çiçek’in getirdiği paket taslağını ben reddettiğimde, “bunu kabul edecek hükümet bulunur” dedi, ben de “buyur bul dedim” zaten Eroğlu ile görüşüyorlardı. Nitekim o mantıkla uygulanan paketlerin bize ne getirdiği ortada. Bazı talepler var, hükümet de biliyor. Hükümet yeni kurulduğu için bu protokolü biraz ötelemek istiyor ki çok didiklenmesin. Kadroları otursun ve topluma hakim olacak duruma gelsin, o zaman protokole girsin. Bunun içinde eşel mobili kaldırmak var. Maaş, ücret ve enflasyon politikası noktasında yaşanan kayıpları kısmen giderecek tedbirlerin kaldırılması var. Hükümet programda ekonomik bakımdan ne gibi bir felsefeye sahip olacaklarını yazmadı çünkü henüz ortada protokol yok. Bu tarzda softa şaşırtmasına girmesinler.

“Mağrur bir insan olan Kudret Bey, Tatar’ın ayarını yedi mi?”

  • Soru: UBP-HP koalisyon hükümeti güvenoyunu almadan birbirleriyle kavga etmeye başladı, Özgürgün-Özersay arasında atışmalar oldu. Bu tartışmalarla bu hükümet nereye kadar gider?
  • Soyer: Eğer sizin iradenizle oluşmuş bir yapı gelişmezse, yapay bir eklentinin tarafı olursanız, yapay birçok tartışmanın üretilmesine de katkı sağlarsınız. Sayın Tatar ortaya bir ayar attı, hala bunu çevirmeye çalışıyor. Ama ayar vermeye devam ediyor, Özersay’a da ayar verdi, “sen de UBPliler ve Özgürgün ile ilgili dikkatli konuş” dedi. Mağrur bir insan olan Kudret Bey, ki Serdar Bey ile ilgili mağruriyetini göklere çıkardı, bu ayarı yedi mi? Ben merak ederim. Ağzınızdan çıkan lafı önce kulağınızın duyması lazım. Dil gönülün sahilidir. Eğer gönlün çıfıt çarşısıysa, dilinden problemli laflar çıkar. Önce gönlünle barışık olman lazım. Bunlar gönüllerinde barışık değildirler. O yüzden dile, sahile vuran çirkin çirkin laflar ve çetrefil pozisyonlar olmaktadır. Dürüstlükten bahsettiler ama bundan bahsedenler şimdi ne yapıyor? UBP Lefkoşa İlçe Başkanı televizyonlara çıktı ve halkın gözünün içine baka baka “hükümet oluşumunda bölgeler arası denge yoktur, dolayısıyla şimdi müdürlük, müsteşarlık düzenlemelerinde bunun dengesi sağlanacaktır” dedi. Bu, partinin iç dengelerine göre devletin dizayn edileceğini açıklamaktır. Hani liyakat gibi büyük laflar? Dörtlü koalisyon döneminde Tufan bey ve Kudret bey’in çok titizlendikleri, “yeniden müşavir yaratmayalım diye düzenlemeler yapalım” şeklindeki siyasetlerde taraf olan HP’nin şimdi bunu hazmetmesi nasıl olacak? Ne alka seltzer ve eno içsen de bunu hazmedemezsin. Bu nasıl bir hazımsızlıktır.   

“Hullum bullum develer, hepsimiz kervan olduk gidiyoruz”

Şuna da dikkat çekmek isterim, tam güven oylaması aşamasında hangi odaklar Hüseyin Özgürgün’le ilgili dosyaların servis edilmesini sağladı? Hem devlet, hem partiler içinde? Bana göre bu çok manidardır. Bu hem UBP, hem HP, hem de devlet içindeki belli odakların yarattığı bir hadisedir. Bütün bu karmaşa, Kıbrıs Türk toplumunun kendisiyle, memleketiyle ilgili stratejik buluşma içine girmemesi için oyunlar oynayan ve devamlı bölünmüş, kısır bir kavga içinde, birbiriyle tokuşup, birbirini eriten bir toplum olarak kalmamızı sağlamak isteyen odakların marifetleridir. Kıbrıs Türk toplumunda bugün konuşulan “Özgürgün ne dedi, Özersay ne dedi”. Didişirken, toplumsal varlığımızın bu kadar ciddi tehdit altında bulunduğu bir aşamada, toplumda stratejik ortak akıl oluşamıyor.

 “Bu hükümet bana göre ölü doğmuştur, verimli doğmamıştır. “Hükümet programında bu yoktur ama olmayacağı anlamına gelmez” diyen bir hükümet kendi kendini ölü doğurtmuş bir hükümettir. Bir süre inleyip vizildeyip bir noktaya kadar gidebilecek, o noktaya gidene kadar da bize hayırlı işler bırakabileceğine inanmıyorum”

“Hükümet ölü doğmuştur”

  • Soru: Hükümetten beklentiniz nedir?
  • Soyer: Bu hükümet bana göre ölü doğmuştur, verimli doğmamıştır. “Hükümet programında bu yoktur ama olmayacağı anlamına gelmez” diyen bir hükümet kendi kendini ölü doğurtmuş bir hükümettir. Bir süre inleyip vizildeyip bir noktaya kadar gidebilecek, o noktaya gidene kadar da bize hayırlı işler bırakabileceğine inanmıyorum.

“Cepheleşme olgusundan kaçınmak gerekiyor”

  • Soru: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde UBP, Özersay’a destek verir mi?
  • Soyer: Hem UBPlilerin, hem HPlilerin, hem de bütün toplumun düşünmesi gereken laflar ediliyor bu günlerde. Sayın Tatar, Kudret Bey’e ayar verirken, “bu ayara gir, böyle konuş” derken, “bu işleri ayarla ki ikinci turda UBPliler sana oy versin. Ben başbakanlık yapmak isterim, kesinlikle aday olmayacağım” dedi. Sayın Eroğlu bombayı Tatar’ın ayağının içine ciriledi ve “parti başkanının aday olması gerekir” dedi. Dikkat ederseniz Tatar da “UBPliler” diyor “UBP” değil. Bu mesaj çok önemlidir.

 

 

 

Röportaj Haberleri