Boş Ver! Gagala!

Boş Ver! Gagala!


Tufan Erhürman

Medyayı izlemeye ve anlamaya çalışıyorum gücüm yettiğince. İki ayrı ana yaklaşım tuhaf bir biçimde mezcedilmeye çalışılıyor sanki. Bir yanda dışarıdan gelenleri ve ülkeyi yönetenleri halktan ayıran ve ikinciyi bütün sorumluluklarından arındırıp yücelttikçe yücelten, bunu yapabilmek için durmadan bir “asr-ı saadet”e, Kıbrıslı Türklerin hep en iyi, en güzel, en ahlaklı oldukları muhayyel bir döneme referans veren popülist diyebileceğimiz bir yaklaşım var (popülizmin buradaki manası için  bkz. Tufan Erhürman, “Popülizm Aslında Nedir”, gaile, 25.10.2014). Öte yanda ise, “bu memlekette hiçbir şey olmaz”, “biz insan (adam) olmayız”, “Kıbrıs sorunu çözülmeden hiçbir şey düzelmez” (ki herhalde bizi ancak bizim dışımızdaki güçlerin müdahalesi düzeltir manasını da içerir) sloganları. İşin ilginç yanı bu iki yaklaşımın aynı bünyede buluşması.

Oysa popülizm, muhayyel halkın (aslında onun adına yeni elitlerin) iktidar talebidir aynı zamanda. Dünyadaki diğer örneklerinde, ülkeyi yönetmekte olan elitlerin karşısındaki yeni elitlerin iktidarı devralmak için kullandıkları bir stratejidir. Bu stratejide “halk (aslında yeni elitler) iktidara gelirse bu memlekette bir şeyler olur” iddiası içindir normalde. Ama bizde durum böyle değil sanki.

Bu iki çatışan yaklaşımın birleştirilmesi çabası kaçınılmaz olarak “boş ver” çağrısını yayıyor. Yönetici elit kötü, yozlaşmış, onlardan bir halt olmaz! Onların ve dışarıdan gelenlerin dışında kalanlardan oluşan muhayyel halk aslında iyilikler, güzellikler barındırıyor bünyesinde ama o da iktidarsız! Dahası iktidara gelmesi mümkün değil! Çünkü bu ülkede iktidar aslında başka ellerde ve en azından Kıbrıs sorunu çözülünceye kadar da hep böyle kalacak! Bu durumda ne kalıyor geriye? Bir “boşunalık” hissi.

Ama bu his, yazmayı ve konuşmayı bitirmiyor kuşkusuz. Yazdıklarının, konuştuklarının boşuna olduğunu düşünse de yazan ve konuşan, yazmaya, konuşmaya devam etmek, söylediklerinden dolayı takdir edilmek, neden her şeye boş vermemiz gerektiğini en iyi anlatan olmak istiyor. Bu biraz da Houellebecq’in aktardığı güvercinlerle ilgili bilgiyi hatırlatıyor bana: “Örneğin güvercinler aradıkları yemi bulamazlarsa, yiyecek hiçbir şey bulunmayan yeri sürekli olarak gagalar. Yalnızca boşu boşuna gagalamakla kalmaz, sürekli olarak kanatlarını da temizlerler, yoksunluk ya da çatışma durumlarında sık görülen böylesi gereksiz bir davranışa ‘telafi etkinliği’ denir” (Michel Houellebecq, Temel Parçacıklar, çev. Osman Senemoğlu, İstanbul, Can Yayınları, 2013, s. 173-174).

İktidar, ama illa ki çağrıştırdığı güçlü anlamla değil, küçücük de olsa bir şeyler yapabilme, bir şeyleri değiştirebilme kapasitesi anlamında iktidar yoksunluğu telafi etkinliklerine yöneltiyor bizi. Bütün vaktini onu bunu gagalamaya ve sürekli olarak kendi kanatlarını temizlemeye ayıranlarımız, en iyi gagalayan ve kanatları en temiz olan statüsünden bir iktidar devşirmeye çalışıyorlar.

Elbette buradan da bir iktidar devşirmek mümkün. Ama açık olan bir şey varsa, o da böyle bir iktidarın kamusal anlamda bir sonuç doğurmasının mümkün olmadığıdır. Bu durumda eğer kişisel değil de toplumsal bir şeylerse hakikaten hedeflenen, başka bir şey yapmak gerekiyor.

Bana göre çözüm, başta belirtilen ve birbiriyle çelişik duran iki yaklaşımın her ikisini de aynı anda reddetmekten geçiyor. Ne “halk”ı dışarıdan gelenlerden ve ülkeyi yönetenlerden kesin çizgilerle ayırarak onu her türlü sorumluluktan arındırmak ve katışıksız iyinin ve güzelin kaynağı olarak göstermek doğru, ne de onu bu denli iktidarsız olduğuna inandırmak için gün yirmi dört saat çaba sarf etmek. Kıbrıs Türk halkı da, diğer halklardan farksız biçimde, aklı tutulabilen, kirlenebilen, yozlaşabilen, kendi ülkesinde olan biten her türlü olumsuzlukta payı olan bir halk olduğu gibi, bunların tümünden arınmaya, iyiye, güzele yönelmeye, küçük küçük de olsa bir şeyler yapıp bir şeyleri dönüştürmeye muktedir olan bir halktır. Dolayısıyla çözüm, başka ülkelerde olduğu gibi, ancak hatalarla yüzleşerek, geçmişle hesaplaşarak ve yapılan yanlışları düzeltmek için bugünden, gücü yettiği oranda harekete geçip eyleyerek bulunabilir ancak.

Telafi etkinlikleri, bunları yapan bireylere bir tatmin sağlasa da, kamusal anlamda sonuç doğuran etkinlikler değildir. Gagaladığımız yerde yiyecek hiçbir şey olmadığını ve kanatlarımızın, onları durmadan temizlemeye çalışsak da aslında fena halde kirli olduklarını fark eder, birlikte bir şeyler yapabileceğimize inanır ve bir an önce harekete geçersek, sandığımızdan da daha iyiye gidebilir her şey. Ama bu, hiç risk almadan, üstelik çok büyük işler yapıyor gibi görünmenin yarattığı zahiri iktidar ve tatminden yararlanarak gagalamaya ve kanat temizlemeye devam etmek kadar kolay değildir elbette!

 

Dergiler Haberleri