Bisiklet Notları

Bisiklet Notları


Mertkan HAMİT
mhamit@gmail.com

Birkaç gün önce arkadaşlarla yaptığımız yolda bisiklet sürmenin tehlikeli olduğuna dair tartışmamızı düşünüyordum. Tartışmanın genelinde Kıbrıs’taki yolların yeteri kadar güvenli olmadığı, bisiklet için yeteri kadar önem verilmediğine hemfikirdik. Hatta, var olan tehlikeli durumdan ötürü bisiklet sürenlerin gerektiği durumlarda yol yerine kaldırımı kullanması gerektiği üzerinde de konuşuyorduk. Sadece bir noktayı gözden kaçırıyorduk. Her ne kadar da Kıbrıs’ta son zamanlarda bisiklet profösyonel veya amatör bir hobi aracı olarak algılanıyor olsa da, bisiklet diğer motorlu taşıtlar gibi bir ulaşım aracıdır. Bu noktada bisikleti bir ulaşım aracı olarak kabul ettiğimiz zaman, başta ortaya konulan güvenlikle ilgili iddialar çelişkili bir noktaya gelir.

Herhangi bir düzenleme yapılmadığı durumlarda yollar araçlar, kaldırımlar ise yayalar için olduğundan bisikletin kaldırımdan gitmesi aslında bisikletçinin kendi güvenliği uğruna, yayalar ayrılmış alanının güvenliğini tehlikeye atması anlamına geliyor. Diğer bir taraftan bisiklet ile bir yerden başka bir yere gitmek isteyen birinin yoldan araç sürmesine olanak sağlanmamış olması, o kişinin yol hakkının ihlal edildiği anlamına da geldiğini söyleyebiliriz. Hal böyle olunca, bisikleti bilinmeyen yerleri görmek amacıyla organize olan gruplar halinde kullananlardan oluşan özel ilgi turizmindeki artış, bununla hem sağlık hem de spor yönüne vurgu yapılması da bisikletin bir tür hobi olduğuna yönelik imgeyi daha da güçlendiriyor. Yaratılan bu imge ise bisiklet ile ilgili konuşulması gereken birçok konunun üzerini örtüyor. Devletin, yerel yönetimlerin ve toplumun tartışması gereken ve iradedekilerin karar alması gereken birçok konu gibi bu da sessizleştiriliyor.

Mesela konuya yasal bağlamda yaklaşırsak bisiklet kullananların hak ve yükümlülükleri üzerine bir tanımlama olmamış olması bisikletin hukuki olarak tam olarak bir araç biçiminde algılanmadığını gösteriyor. Fasıl 335 ile düzenlenmiş olan Araçlar ve Trafik Düzenleme Yasası arabayı şu şekilde tanımlıyor: ‘bir veya birkaç hayvanla çekilen veya makine kuvvetiyle  hareket  eden  veya çekilen herhangi bir taşıma aracı.’ Bu durumda bir araç olarak bisikletin net bir biçimde tanımlanamamış olduğunu iddia etmek mümkün.
Toplumsal olarak da algıda bisikleti bir araç olarak görmeme konusunda son derece ciddi bir direnç gösteriyor. Mesela bir süre önce yerel bir gazete mülakatında Taçam Gökboru şehir içinde bisiklet kullanmanın “Sizi hiçe sayan sürücülerle tartışmak” anlamına geldiğini belirtmişti.  Diğer taraftan konuyla taraf olacak herhangi bir kurum var mı diye araştırınca aklıma ilk akla gelen KKTC Bisiklet Federasyonu oldu fakat bu federasyonun misyonunun ‘bisiklet sporu ve müsabakaları’ ile sınırlı olması çok faydalı olmayacağını gösteriyor. Bu noktada, kurumsal olarak haftasonundan haftasonuna turistik bisiklet gezisi yapanlar ile lisanslı sporcu olarak bisiklete binenlerin dışında kalan ve bisikleti ulaşım aracı olarak kullananların tamamının toplumsal ve yasal açıdan neredeyse tamamen görünmez olduğunu iddia edebilriz.

Burada ulaşım aracı olarak bisiklete binenlerin görünmez olmasını iddia ediyor olmamın birincil nedeni devlet nezdinde herhangi bir yasal düzenlemeye tabii olmamalarından ötürüdür. Bisiklet kullanımının en yüksek ülkeler olan Almanya, Hollanda ve Danimarka’da bunun sağlanmasındaki düzenlemerin tartışıldığı bir makalede bazı düzenlemeler son derece dikkat çekicidir. Bu uygulamaların arasında: 1) Yaşlı ve çocuk bisiketçileri koruyacak yasal düzenlemelerin gerekliliği 2) Motorlu taşıtlarla oluşacak olan kazaların tümünde neredeyse motorlu araç kullananların suçlu sayılması 3) Bisiklet sürenlerin haklarının mahkeme ve polis nezdinde sıkı bir biçimde uygulanması 4) Trafikte bisikletlere öncelik sağlanması 5) Dar sokaklarda sürüş önceliğinin bisikletçilerde olması gibi uygulamalar da yer alıyor.   Toplumsal olarak da yukarıda adı geçen ülkelerdeki gibi bir duyarlılığın henüz gelişmemiş olmasından ötürü de bunu arttırmaya yönelik çalışmaların da yapılması son derece gereklidir.

Fakat burada bisiklet sürerken kaldırımda değil de yolda bisiklet sürmeyi istemek, görünür olmak için yapılan bir hak talebi olarak da anlaşılmalıdır. Üstelik burada ‘yolların’ talep edilmesine arzu tabandan tavana doğru oluşturulacak bir hiyerarşide iktidar tarafından dışlanmışları oluşturduğunu da söyleyebiliriz. KKTC şartlarında bunun aynı zamanda sınıfsal bir karaktere olduğunu da iddia edebiliriz.

Bunu kısaca değinelim. Toplu taşıma yoksunu bir yerde yaşadığımızdan ötürü, neredeyse yaşı yeten herkesin özel araç sahibi olduğu bir gerçek. Geriye kalan az sayıdaki insanın, Kuzey Kıbrıs’ta bisikleti hala daha ulaşım aracı olarak kullanıyor olmaları kişisel tercihlerin yanında ekonomik bir boyut da içerebilir. Özellikle kendi aracına sahip olamayanların bir yerden bir yere kolaylıkla seyahat edebilmeleri için bisiklet son derece önemli bir yere sahiptir. Özel araca sahip olamayıp bisiklet kullanmak durumunda kalanların ciddi bir bölümü kısa dönemli olarak Kıbrıs’ta yaşayanlardan, işçilerden, göçmenlerden ya da öğrencilerden oluşur.

Bu noktada kısa dönemli olarak burada ikamet edenler, göçmenler, işçiler veya öğrencilerin ciddi bir bölümünün devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olmadığını iddia edebiliriz. Bu noktada devletin öznelerini algılama biçiminin vatandaşlık bağı üzerinden olduğunu ortaya koyarsak, sağlanacak olan hizmetlerin geri dönüşünün de düşük olacağına dair bir algının oluşması kaçınılmazdır. Bu noktada insan odaklı olmak yerine vatandaş odaklı devlet aklı son derece basit bir konu olan bisikleti ulaşım aracı olarak tanımlayıp önlemler alma konsunda da isteksizliğin oluşmasına dair bizlere bazı ipuçları verebilir.

Oysa ki, yaşadığımız dönemde insan hakları sorumluluklarına sahip olan iktidarların geleneksel devlet aklından uzaklaşarak vatandaşlık bağının ötesinde, insanı merkeze alan bir noktadan hareketle uygulamalar geliştirmesi son derece önemlidir. Bu noktada özellikle sol, sosyalist ve demokratik değerleri benimseyen yerel irade veya merkezi hükümetlerin de bu konuda kararlı davranarak, öneriler geliştirmesini talep etmek yerindedir.

Üstelik olayın devlet ve hukuk boyutu bir tarafa, bisiklet kullanan kişilerin kendilerini ve araçlarını sigortalamasından, araçlarının bakımına kadar ekonomik olarak yeni bir alanın oluşmasına yönelik de pozitif bir etkiye sahip olabilir. Bisiklet süren insanların bir biçimde güvenle seyahet edebilmelerine yönelik önlemlerin alınması ve sayılarının arttırılması çevre dostu bir yaşamın da motive edildiğini gösterebilir. Sanırım bu da sol hükümetlerin sorumlulukları ile paralel bir konudur. Bu noktada anayasa, devrim, işgal ve sosyalizm gibi büyük ve sonsuza kadar devam edecek olan tartışmalara girmeden, hayata ve kente yönelik güleryüzlü politikalar üretmek herşeye rağmen hala daha mümkün.

-----

Bu yazı daha önce sosyal medya üzerinden paylaştığım Tanımlanamamış Giden Obje: Bisiklet yazısının genişletilmiş versiyonudur.
  Kıbrıs Gazetesi. (2011, 06 26). Bisiklet Yolları Yapılsın. Retrieved 09 25, 2013, from http://www.kibrisgazetesi.com/popup.php/cat/2/news/119728/PageName/Ic_Haberler

  Pucher, John and Buehler, Ralph (2008) 'Making Cycling Irresistible: Lessons from The Netherlands, Denmark and Germany', Transport Reviews, 28:4, 495 — 528

Dergiler Haberleri