Bayramın an ağır misafiri

“Bayramın en ağır misafiri; gelmeyecek olanların kalbimize bıraktığı o koca boşluktur.”

“Bayramın en ağır misafiri; gelmeyecek olanların kalbimize bıraktığı o koca boşluktur.”

Bayramların kendine has bir sesi vardır. Kapı zillerinin ardı ardına çaldığı, mutfaklardan yükselen tatlı kokularının sokaklara karıştığı, evlerin içinde çocuk kahkahalarının yankılandığı bir ses…

O ses ki bazen bir evin koridorlarından taşar, bazen bir mahallenin hafızasına yerleşir.

Ama bayramların bir de görünmeyen misafiri vardır. En ağır, en sessiz misafiri…

Gelmesi beklenmeyen, ama her bayram mutlaka gelen bir misafir: Yokluk…

Bayramın en ağır misafiri, artık gelmeyecek olanların kalbimizde bıraktığı o koca boşluktur.

Çünkü bayramlar yalnızca bir takvim günü değildir. Bayram; hoşgörüdür, barıştır, kucaklaşmadır. Hatırlanmaktır, hatır sormaktır. Uzun zamandır konuşulmayan bir dostu arayıp “merhaba” diyebilmektir. Bir sesin sıcaklığını duyabilmektir. “Buradayım” diyebilmektir. “Yanındayım” diyebilmektir…

Bayram dediğimiz şey bazen aynı sofrada yeniden toplanabilmektir. Evlerin dolup taşan sesidir. Arefe gününden başlayan o telaşlı hazırlıklardır. Çocukluğumuzun gece boyu başucumuzda duran yeni ayakkabıları ve kıyafetlerdir.Arefe gününden kokusu her yere yayılan  peksemet kokularıdır, tatlı tepsileridir, bayram sabahı kurulan kalabalık sofralardır.

Ve bir de kabristan yollarıdır bayramlar…

Arefe gününden itibaren kalpte başlayan o sızı. Annelerimizin, babalarımızın, nenelerimizin, dedelerimizin öğretileri…

Hele ki artık bu dünyada değillerse; sadece öğrettikleriyle yanımızdaysalar, hatıralarıyla ruhumuzdaysalar…

İşte o zaman bayram başka bir duyguya dönüşür.

Bir zamanlar sesle dolu olan odalar bir anda sessizleşir, koridorlar boş kalır, renkler solmaz belki ama yalnızca bir hatıra perdesinde asılı kalır.

Arasan da sesini duyamayacağın, gitsen de bulamayacağın insanlar vardır artık. Sarılamayacağın bir gülüş, omzuna başını koyamayacağın bir sıcaklık…

Bu boşluğun tarifi yoktur. Acısının ölçüsü yoktur.

Şiire dökülse eksik kalır, cümleye sığmaz.

Ama bayramların bize hatırlattığı bir gerçek vardır.

Bugün hayatta olanların değerini bilmek.

Anne babanın, nenenin, dedenin…

Evladın, eşin, dostun…

Yanı başındaki komşunun.

Bayramlar aslında bize şunu hatırlatır: Hayatı güzelleştiren günler değil, insanlardır. Bayramı da güzel kılan biziz, diğer günleri de.

Belki bugün kapınızı çalacak kimse yoktur. Ama siz bir kapı çalabilirsiniz.

Bir komşuya “merhaba” diyebilir, bir  kahveye davet edebilirsiniz. İnanın, bunlar zor şeyler değil.

Her şey bir merhaba ile başlar.

Sokaktan geçen bir çocuğa bir çikolata vermek…

Bir baş okşamak…

Kapınızın önündeki bir kediye bir kap su koymak…

Bir köpeğe bir parça mama bırakmak…

Bunlar küçük şeyler gibi görünür. Ama kalbe dokunan en büyük bayramlardır.

Bir çiçek alın mesela…

Bir gül, bir fesleğen, mevsimin muazzam çiçeği gece tüten mesela …

Dokunduğunuz anda size hayatın güzelliğini hatırlatan.

Çünkü yaşamak dediğimiz şey, hayata dokunmaktır.

Uzakta olan sevdiklerinizi arayın bugün mesela.

Belki yanınızda değiller ama o arama şunu söyler karşıya: “Bedenen uzaktasın ama biliyorsun  ki kalbimdesin, aklımdasın,yüreğimdesindir.”

Bugün bayramın ikinci günü…

Gelin bugün bir adım atalım. Bir kalbe dokunalım, bir gönlü hatırlayalım.

Çünkü bazen dünyayı değiştiren şey büyük adımlar değil, samimi bir  “merhaba”dır.

Aslında hayatın özü tam da burada saklı…

Büyük sözlerde değil, küçük ama yürekten gelen adımlarda. Bir kapıyı çalmakta, bir “merhaba” demekte, bir gönle dokunabilmekte.

Ve  hayatta olan sevdiklerimize sıkı sıkı sarılalım. Çünkü hayat, hangi yaşta olursak olalım, bizi ne zaman hangi yoklukla sınayacağını söylemez. Bayramın en ağır misafiri bazen yanı başımızdaki eksikliktir. O yokluk kapıyı çalmadan, sevdiklerimizin kıymetini bilelim.

Bugün bir Karpaz, bir Lefke, bir Girne vs…Belki bir saat, belki yarım saat. Uzak değildir o yollar… Hele ki sevdiklerimize çıkıyorsa; o yolun sonu aslında hiç yoktur, çünkü vardığınız yer bir mesafe değil, bir gönüldür.

Hayatımızdan çok şey götürmez ama gönlümüze çok şey kazandırır. Bir gönül alır, bir bağı güçlendirir, gözü yolda olanların kalbine umut olur. Onlara yalnız olmadıklarını hissettirir.

Ve bir de şu var… Paylaşımlarımız. Özel günlerde, bayramlarda, anneler gününde, babalar gününde paylaştığımız o güzel kareler… Elbette sevinç paylaşılmalı. Ama unutmadan… Herkesin hikâyesi aynı değil. Bir fotoğraf, bir başkasının kalbinde ince bir sızı bırakabilir. Belki de bu yüzden, sevinçlerimizi biraz daha incelikle, biraz daha empatiyle paylaşmak gerek.

Çünkü hayat, sadece yaşamak değil… Hissetmek, anlamak ve kimseyi incitmeden yol alabilmektir.

İşte o zaman… Her gün bayram olur.

Öte yandan…

Dünyanın bir başka köşesinde savaşlar sürüyor, masum insanlar sessizce yok oluyor. Ve biliyoruz ki savaşın kazananı yoktur, kaybedeni çoktur!

Belki de en gerçek bayram, birlikte olabildiğimiz günlerdi… Ama asıl bayram; savaşların sona erdiği gün, acıların dindiği gün, insanın insana yeniden güvenebildiği gün olacak.

Empati kurabildiğimiz gün bayramdır. Kimseyi kırmadan, “ben” değil “biz” diyebildiğimiz gün bayramdır. Ve insan olmanın o derin anlamını gerçekten doldurabildiğimiz gün…

İşte o gün, gerçek bayramdır!

Evet, bayramın bugün ikinci günü bugün ve hiçbir şey için geç değil. Ama gelin, sadece bayramlara sığdırmayalım sevgimizi. Özel günlerde hatırlamakla yetinmeyelim.

Yıl 365 gün öyle değil mi?

Bu kısacık ömürde sevdiklerimizle dolu dolu vakit geçirelim. Hem kendi ruhumuzu besleyelim hem de bir başkasının kalbine sevgi ekelim, büyütelim, filizlendirelim.

Çünkü sevgi paylaşıldıkça  çoğalır, zaman ayrıldıkça anlam kazanır.

İşte o zaman bayram sadece bir gün olmaz. Her gün bayram olur öyle değil mi?

Herkesin bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Sevgiyle…

Satırların yarenliğinde yeniden görüşünceye değin, sağlıkla ve hoşça kalın…

Yaşam Haberleri