Bayram Yeri’ne Giden Yol

Bayram Yeri’ne Giden Yol

Gürkan Gökaşan


Sıklıkla duymaya alıştığımız sorulardan biridir; “Nerede o eski bayramlar?” sorusu belli ama, cevabını henüz bulamadığımız bir alışkanlıktır bu soruyu cümle içerisinde kullanmak. Yaş ilerledikçe, bu soruyu cümle içinde kullanma katsayısı da artıyor haliyle… Eski bayramlar, eski alışkanlıklar ve eskiye ait ne varsa, çok mu geride kaldılar? Yoksa, zaman ilerledikçe bunların değerini anlamaya daha mı elverişli oluyor şu değişken ruh halimiz? Yaşım gereği sizi çok eskiye götüremem belki ama, bundan yaklaşık 20 yıl önceki bayramlar ile bugünkü bayramları karşılaştırabilirim izniniz olursa…

Bayramlamaya gidiyorum

Birkaç gün öncesinde alınan bayramlıkları, heyecan içerisinde giydikten sonra; aile büyüklerinin elleri öpülürdü sırayla. Bu günümüzde de pek değişmiş değil gerçi ama, sabah kahvaltısından sonra doğruca mahallenin büyüklerinin evleri ziyaret edilir, hayır dualar bonus gibi toplanıp bayram harçlığı ve şekerler eşliğinde tüm mahalle gezilirdi. Bayramlamaya beraber gittiğiniz kardeşiniz veya arkadaşınızla devamlı bir mâli karşılaştırma yapılır ve kim daha fazla bayram harçlığı topladı tartışılırdı. “Ayşaba bu defa para vermedi ama, iki dane şeker verdi.” Ve buna benzer diyaloglara alışkındık… Hatırlanmayı seviyordu büyüklerimiz, halen de öyle zaten. Insanın sevdiklerinin varlığını, birgün bile olsa hatırlaması inanılmaz bir duygudur.

Bugün, elini öpeceğimiz büyüklerimizin bir kısmı hayatta değil belki… Gideceğimiz kapıların ardında da belki hiç ses yoktur ha? Oturduğumuz yerden, elimizde telefonla hiçbir yere gitmeden herkese aynı bayram mesajını atabiliyoruz. Bu iyi birşey mi? 

Tel gadeyif mi? Ekmek gadeyifi mi?

Ziyarete gittiğiniz evde, size hayatın aslında iki yoldan ibaret olduğunun sinyallerini
veren sorulardan ilki sorulmaktadır. “Tel gadeyifmi, yoksa ekmek gadeyifimi yeycen?” bu soru aslında, ileride de hayatın iki yola ayrıldığının bir göstergesi gibiydi. En çok hangisini severdi ki insan? Yoksa her ikisini mi yemeliydik? Biraz ondan, biraz bundan…İkisi de tatlı değil mi? Ama gel gör ki; birini daha çok seviyor insan. Ikisini aynı oranda sevebilir mi? Bilmem, belki de sever…
Tatlıyı bile dışarıdan sipariş etmeye başladık. Zaman yetmiyor diyerek… Belki durum güncellemeleri ve selfie çekimlerini azaltarak bu zamanı yaratabilirdik. Ne dersiniz?

Bayram yerine gidelim?

Bayramın akşamına “Bayram Yeri”ni ziyaret etme, günün tatlı yorgunluğunu üzerinizden atmaktaydı. Sabah sabah uyanıp, kapı kapı gezmenin verdiği yorgunluğu şimdi; bayram harçlıklarını “çarpışan arabalar”da harcamak alırdı. Kaç defa ağzımızı yüzümüzü patlatmışızdır o arabalarda sağa sola çarparken… Pamuk şekerin yüzümüze yapışıp kaldığı, toz topraktan rengi değişen ayakkabılarımızın bizi hiç yormadığı günlerdi…
Bugün ise çoğu oyuncak aynı belki “Bayram Yeri”nde, ama değişen şey ruhumuz. Keşke çocuk kalsaydık da, hiç büyümeseydik diyor bazen insan…İyi bayramlar.

************************************************************


BU ARADA;
Kime ait olduğu bilinmeyen ama çok sevilen bir söz vardır:
Deliye, hergün bayram.

Dergiler Haberleri