Başkent Sanat Merkezi’nin Uluslararası Konuğu: Sylvat Aziz

Alışılmış desenlerin yerini uçaklar, tanklar, ölü insanlar, silahlar ve bayraklar almış. Savaş görmüş, savaşın acısını yaşamış bir toplumun zihnine kazınmış her şey bu halı desenlerinde mevcut.

 

Derya Ulubatlı
derya.ulubatli1@gmail.com

 

EMAA Başkent Sanat Merkezi geçtiğimiz haftalarda uluslararası bir sanatçıyı misafir etti. Sanatçı ve araştırmacı Doç. Dr. Sylvat Aziz’in Ortadoğu ve Kıbrıs konulu ‘’StatingCollateral’’sergisi 23-30 Mayıs tarihleri arasında açıldı.

Pratt Enstitüsü ve Concordia Üniversitesi’nde Baskıresim ve Resim Sanatı üzerine yüksek lisans yapan ve GCU Lahor’da Karşılaştırmalı Edebiyat eğitimi alan Sylvat Aziz, Kanada, İngiltere, Pakistan ve son dönemde de Kıbrıs olmak üzere çeşitli ülkelerdeki sanat kurumlarıyla iletişim içerisinde olmuştur. Nisan-Haziran ayları arasında 3 aylık bir eğitim ve araştırma programıyla Girne Amerikan Üniversitesi’nde misafir öğretim görevlisi olarak çalışma ve araştırmalarına devam etmiş olan sanatçı, son 15 yıldır madde kültürü ve bu kültürün İslam’ın siyasal ve toplumsal alanlarında nasıl temsil edildiği üzerine çalışmalar yapmaktadır. Bu araştırmalarını resim ve baskıresim yoluyla pratiğe döken Aziz, sergideki eserlerinde nesiller boyu süregelmiş toplumlararası çatışmaları ve iç savaş ortamlarını inceleyerek, bunlara yönelik farklı çıkarımlarda bulunmuştur. Fiili olarak sözü edilen bölgelerde bulunup toplumun her kesiminin (o noktada mecburen bulunan askerlerle o noktadan mecburen kaçan yerli halk arasındaki ilişkiyi ve bu insanların, özellikle de çocukların) savaş karşısında verdikleri tepkileri yakından inceleme fırsatı bulan Aziz, bu ortamın kendisinde yarattığı etkileri görsele dökerek aslında bahsi geçen ortamlara hiç de uzak olmayan Kıbrıs seyircisine de bir tür ‘’yüzleşme’’nin kapısını aralıyor. Tam da bu yakınlık yüzünden, serginin bir kısmı Kıbrıs’taki bölünmüşlüğe ve bu bölünmüşlüğü yansıtmaya çalışan fotoğraflara ayrılmış.

Sanatçı sergi kapsamında 26 Mayıs tarihinde, sergideki işlerden ve yaptığı araştırmalardan bahsettiği bir de seminer düzenliyor. Böylece sergide gördüğümüz işler, sanatçının seminerde anlattıklarıyla daha da anlam kazanıyor. Serginin en ilgi çeken noktalarından biri farklı desenlerdeki halıların baskı yoluyla kağıda aktarılmasıyla oluşan işler. Uzaktan bakıldığında Ortadoğu’da sıkça görülebilecek oryantal desenli halılardan farksız görülen bu işlerin, yakınına gidildikçe detaylı incelenmesi gereken çok farklı öğeler barındırdığını görüyoruz. Alışılmış desenlerin yerini uçaklar, tanklar, ölü insanlar, silahlar ve bayraklar almış. Savaş görmüş, savaşın acısını yaşamış bir toplumun zihnine kazınmış her şey bu halı desenlerinde mevcut. Bir halının üzerinde ise tüm hatlarıyla anlatılmış 11 Eylül 2001 saldırısını görüyoruz. Bu halıların sırrı sanatçının anlattıklarıyla daha da anlamlanıyor. Ortadoğu’da savaşan askerlerin görevleri bittikten sonra hatıra olarak bu bölgeye özgü bir şeyi de yanlarında götürdüklerini dinliyoruz sanatçıdan. İşin trajikliği de bu noktada başlıyor. Geride bırakılan yıkıntıların, öldürülen insanların ve bir savaşın hatırasını beraberinde eve götürmek.. Peki bu halıların üzerindeki motifler neden değişmeye başlıyor? Neden çiçekler ve kıvrımlı çizgiler, silahlar ve tanklara karışıyor? Çünkü hatıralar değişiyor, yıllarca tek gerçeği savaş olmuş toplumlar bir yerden sonra geleneklerini, anılarını, değerlerini kaybetmeye başlıyorlar. Bellek, içinde bulunulan durumla da bağlantılı olarak farklı savaş imgeleriyle doluyor. Bunun sonucunda da bu bölgelerin üretimi bir yandan dramatik, bir yandan da ironik sayılabilecek bir hal alıyor. Gelenekle güncel birbirine giriyor, stilize çiçeklerin içinden uçaklar geçiyor. Sanatçının ele aldığı tek bir halı örneği bile kendi başına Ortadoğu’daki karmaşayı gözler önüne sermeye yetse de, sanatçı bazı halılara sonradan yaptığı birtakım müdahaleler ve eklemelerle, baskı yoluyla izleyicilere sunduğu örnekleri daha da çarpıcı hale getirmeyi başarıyor.

Sergideki tüm işler oldukça ilginç, ama benim için en etkileyici olanlar salonun bir duvarını boydan boya kaplayan, çocukların elinden çıkmış resimler. Bu işler, sanatçının bir dönem gönüllü olarak çalıştığı Kuzey Pakistan’daki bir mülteci kampında bulunan çocuklar tarafından yapılmış. Normal şartlarda rengarenk olan çocuk resimlerinin yerini siyahın ağırlıkta olduğu kompozisyonlar, bacası tüten evlerin yerini uçaklardan düşen bombalarla ateşe verilmiş evler ve mutlu insanların yerini kolu bacağı kopmuş şekilde yerde ölü yatanlarla, onların başında ağlayanlar alıyor. Kısacası burada da halılarda gördüğümüz gibi, savaşın hatırlarda bıraktığı farklı imgelerle dolu resimler var. Resimler ilk bakışta oldukça rahatsız edici. Bir çocuğun bunları çizmiş olabileceğine inanmak istemiyor, birçoğumuz yüzümüzü buruşturarak sadece göz ucuyla bakarak önünden geçiyoruz resimlerin. Fakat benim bu konudaki fikrim çok farklı. Bence tam aksine bakılmalı, yakından incelenmeli. Seminerde sanatçının anlattıkları doğrultusunda en büyüğünün 12 yaşında olduğunu öğrendiğimiz bu çocukların zihnine kazınmış, oradan da kağıda dökülmüş bu sahneler hakkında uzun uzun düşünülmeli. Bu noktada, serginin bu kısmının esas sanatçıları çocuklar olarak düşünülebilir. Çünkü sanatçının asıl yaptığı, farklı yaşanmışlıkları belki de minimum bir yorumla önümüze getirmek, kendi sanatını bu uğurda bir araç olarak kullanmaktır. Belki de bu serginin, tekniğin ve malzemenin ötesinde en güçlü yanı bu sorgulamayı sağlamak isteyişidir.

Sergiden elde ettiği geliri bir hayır kurumuna bağışlayan Aziz, önümüzdeki yıl Kıbrıs’ın kuzeyinde yeni işlerinden oluşacak bir sergi daha açmayı planlıyor.

 

Daha fazla görsel için: http://sylvataziz.weebly.com/

Dergiler Haberleri