Murat OBENLER
Bu yıl 6’ncı kez Lefkoşa’nın güneyinde düzenlenen Queer Wave Festivali’nin açılışı 12 Eylül Cuma gecesi NİMAC’ta yapıldı.
X.ypno’nun müzikal-görsel performansıyla başlayan gecede Festival Direktörü Dieogo Armando Aparicio bir konuşma yaparken, Urska Djukic’in yönettiği, Slovenya’nın Oscar adayı da olan ve Berlinale’nin FİPRESCİ ödüllü filmi “Little Trouble Girls” açılış filmi olarak gösterildi.
Gece, Yakovlev’in hareketli setleriyle sona erdi. Festival kapsamında Pierre Mohamed-Petit’in küratörlüğünde Loukia Hadjiyianni tarafından “We Wandered Through The Fog and Into A Clearing” adlı sergi de yer alacak.
“Kelimeler sansürlendi, Kıbrıslılık kavramı reddedildi, yayınlar geri çekildi ve modası geçmiş, sanrısal, milliyetçi yalanların normlarına uymayı reddeden sanatsal ifadeler utanmazca saldırıya uğradı”
Festival Direktörü Dieogo Armando Aparicio, salonu dolduran tüm katılımcılara teşekkür ederek konuşmasına şöyle başladı:
“X.ypno’nun etkileyici performansı, yaratıcı bir şekilde bir araya gelen olağanüstü yeteneklerin kendimiz için yarattığımız ve şekillendirdiğimiz alanlara yeni bir hayat ve belki de radikal bir umut aşılamasının bir sonucudur. Bu dünyadaki ışık ve karanlık arasındaki bitmek bilmeyen çekişme, başlangıcından bu yana bu edisyonun tam kalbinde yer alıyordu: Çevremizdeki dünya sürekli parçalanırken umutsuzlukla nasıl başa çıkabiliriz? Geleceğe nasıl bakabiliriz? En yakıcı mesele Filistin soykırımı: Neredeyse iki yıldır ve onlarca yıldır hepimiz için çevrim içi olarak tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor. Amerika’da belirli bir politikacının yeniden seçilmesi: Gücü dâhilindeki kuir ve göçmen yaşamına dair her türlü izi ve desteği silmeye çalışan bir adam. Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nde trans hakları bir kez daha tartışmaya açıldı. Haklar ortadan kaldırıldı. Bedensel özerklik heba edildi. On yıllardır süren eşitlik için siyasi talepler ve mücadeleler kırılganlaştırıldı ve bir ipliğe bağlandı. Çok da uzak olmayan bir zaman diliminde Kıbrıs’ta, etrafımızda hem gerçek hem de mecazi anlamda ateşler çaktı: Kelimeler sansürlendi, Kıbrıslılık kavramı reddedildi, yayınlar geri çekildi ve modası geçmiş, sanrısal, milliyetçi yalanların normlarına uymayı reddeden sanatsal ifadeler utanmazca saldırıya uğradı. Hem gerçek hem mecazi anlamda yangınlar yalnızca kuir topluluklar için değil, yalnızca Kıbrıs için değil, tüm dünya için kültürü görünmez, hatta hissedilmez kılıyor, özgürlükleri kazanılmaz kılıyor ama mücadele de her yerde, her zeminde (sokakta, salonda, sanatta vb.) devam edecek.”
“Angelo Badalamenti’nin yazdığı The Fireman karanlık içindeki ışık ve sesimiz oldu”
Festivalin son bir yıl içindeki süreciyle ilgili de bilgi veren Aparicio, “Mayıs ayında Queer Wave’in kamu fonlarının geçen yıla göre yalnızca %60’a düştüğü haberi geldiğinde, bu yıl bundan vazgeçmeye ne kadar yakın olduğumu itiraf etmekten hiç utanmıyorum. Zamanlar hiç bu kadar karanlık olmamıştı. Ama arkadaşların festivale ilgisi ve dayanışması bir ışık yaktı. Angelo Badalamenti’nin David Lynch’in Twin Peaks: The Return - Part 8 filmi için yazdığı olağanüstü müzik parçası olan The Fireman bu ışığın sesi oldu ve bu motivasyonla festivale yoğunlaşarak, birlikte çalışarak bugüne geldik.” dedi.
“Her birimizin içindeki ışık, zulüm yerine nezaket; kısa vadeli kapitalist kazanç yerine kolektif ilgi; öz yıkım yerine empatiye değer veren ortak bir insanlığı seçersek daha parlak bir şekilde parlıyor”
Lynch, Gordon Cole rolünde bir zamanlar “Kalplerinizi onarın ya da ölün!” diye haykırmıştı. Bu replik, özellikle trans topluluğunu desteklemek için empati, kabul ve önyargıya karşı harekete geçme çağrısıydı ve başkalarının insanlığını görmezden gelmenin veya inkâr etmenin bir tür manevi ya da ahlaki ölüm olduğu fikrini vurguluyordu. Bu ahlaki ölüm, günümüz dünyasında giderek yaklaşıyor gibi görünüyor. Ancak her birimizin içindeki ışık, zulüm yerine nezaket; kısa vadeli kapitalist kazanç yerine kolektif ilgi; öz yıkım yerine empatiye değer veren ortak bir insanlığı seçtiğimizde daha parlak bir şekilde parlıyor.
“Bu yılki programda 50’den fazla filmin Kıbrıs prömiyeri var”
Bu yılki programda 50’den fazla filmin Kıbrıs prömiyeri var. Bazıları daha yumuşak, bazıları daha yüksek sesle konuşuyor. Bazıları ise sinema arşivlerinin derinliklerinden çıkarılıp yeni izleyicilerle buluşmayı bekliyor. Bu yıl Queer Wave yine filmlerden çok daha fazlası: Bağlantı kurmamız ve içimizde ve aramızda gelecekteki olasılıkların kilidini açmamız için bir fırsat. Uluslararası alandan ve Kıbrıs’tan aramıza katılan tüm sinemacılara, fotoğraf sanatçılarına, sektörün profesyonellerine ve tüm festival ekibine (Queer Wave Cyprus ailesine) gönülden teşekkürler.