Asılengelli

Asılengelli


            
Rıdvan Arifoğlu
rarifoglu@yahoo.com


             Herhalde insan Büyük Yalçın'la Küçük Yalçın'ı fazla kaçırınca bu hale geliyor. Soyunda Ermeni var, Rum var, bilmem ne var hikayelerini hep Yalçın Küçük'le Soner Yalçın anlatıyor sanıyorduk ama Kıbrıs'ta da Tahsin Ertuğruloğlu belli ki bu işlere soyundu. Özdil Nami'nin soyunda Rum (dede) varmış (hem de hain!). Yalçın'ların hangisi büyük hangisi küçük belli olmaz, birbirlerine dönüşebilirler. Onların "bunlar" dediği şeye halk arasında halk derler. Ertuğruloğlu'nun da halk dediği şeye halk arasında halk diyorlar ama biliyorum ki benim bulunduğum noktadan kendisine halkavuk deniyor. Terminolojiyi genişletelim. Türkler madem 300 sözcükle konuşuyor katkı yapalım.
            
             Bu arada, Can Yücel'in dediği gibi, Yalçın küçüktür ama mide bulandırır.
            
             Peki asıl engelli kimdir? sorarım size. Elbette "Bi-ziiiz!" Şarkıcının "pardon, duyamadım" der gibi seyirciye kulağını gösterip coşku verme çabasıyla bir kez daha soruyoruz: Asıl engelli kimmiş, kim? "Bi-ziiiz!" Demek engelli (asıl olan) bizmişiz. Engelliler neden buna karşı çıkmıyor acaba?

             "Kıbrıs Türk halkının haklarını savunmak faşistlikse, evet faşistim," deyivermiş beyefendi. Shakespeare oyunlarındaki bazı tipler gibi konuşmaya çalışıyor tahsildaroğlu. Mesela Macbeth'de Duncan'la subayın diyaloğu şöyleydi:

             Duncan - Bu durum (Norveç kralının saldırması), kumandanlarımız Macbeth'le Banquo'yu korkutmadı mı?
             Subay - Evet korkuttu. Serçelerin kartalları, tavşanların aslanları korkuttuğu kadar.

             Yani hiç (ama hiç) korkutmadı.

             Faşizm halkın haklarını savunmaksa ben halkın haklarını savunmayacağım beyim. Annem der, nenem de dermiş: "Hayır etmeyecek hacıyı devede yılan sokar." Şimdi çözüm sürecinde bu hacı olmayalım. Yılanlara karşı çok (hem de çok) dikkatli olalım (her zamankinden yaklaşık 20 kat!).

             Hacılar Bayramı da dediğimiz Kurban Bayramı'na şunun şurasında sekiz-dokuz ay kaldı. Aman bu adamlar yüzünden gene kurban olmayalım! Her iki mağnağda, her iki açıdan söylüyorum. Hacılar Bayramı dediklerinde benim aklıma hep otantik bir müzik eşliğinde rahvan bile gidemeyen develer gelirdi. Siyah-beyaz, ağır ağır giden, vücuda dalga veren develer… O zamanlar TRT'nin develeri hep siyah-beyazdı.

             Akıntıya karşı yürek tükenikliğine iyi gelen onca şey arasından bu adamlara cevap vermek de neyin nesi? Hiç hoş değil (açıkçası). O yüzden Asıl Engelliler Birliği asil üyelerinden biri olarak diyorum ki: Geçiniz.

             Roma askeri sorar, "Spartacus hanginiz? Hanginiz Spartacus gösterin!" Kölelerden biri ayağa kalkar ve "Spartacus benim!" der. İkincisi kalkar ve "Hayır! Spartacus benim hacı, ne haber!?" Üçüncüsü de öyle, dördüncüsü de… Sonunda, "Spartacus biziz!" denir hep bir ağızdan. Spartacus ele verilmez.

             -Asıl engelli kim? -Asılengelli benim! -Hayır yani, asıl olanı soruyorlar. -Dedim ya, asılengelli biziz.

             Throwaway (motor(siklet), Mobylette, yarım atlık bir at) bakanlıkların önündeki hipodrom kılıklı yola ulaşıp ışıklara doğru gidecekti, ama sola dönmemizi söyleyen ok, sağa dönüp 10 metre sonra hipodromdaki turun son noktasına ulaşmamızı engelliyor, yani sola dönüp hipodromda 100 metrelik bir mesafeyi (afedersiniz bir at gibi) dönmemiz lazım. Hipodrom gündüz çok yoğun. Park etmiş veya hareket halindeki araba da fazla yaya da, ama akşam ve hafta sonu orada in-cin at yarışı yapıyor. Benim bildiğim bu durumda mavi-beyaz okun altında beyaz üstüne siyah harfleri olan bir levhada "şu şu saatler, şu şu günler hariç" gibi şeyler yazılır. Bir at bu kadar da eşek yerine konmaz! At idi atlı karınca oldu (pır pır pır). Yürü dolap beygiri, yürü! (pata-pata-pat). Bir tur daha atmak istiyor at. Gumbaro, amigo, kompanyero. O dönmek istiyor, ben çekiyorum. O gitmek istemiyor ben benzini açıp ışıklara doğru dümeni kırıyorum. Az sonra biri gelip hipodromda, "Asıl engelli kim?" diye soracak. Bakanlıkların her penceresinden bir baş ile iki kol çıkacak: "Bi-ziiiz!" Halk, "Hayır yedirmeyiz, biziz, biz!" diyecek. Misal.

             Söyleyecek birşeyi olmayan bazı politikacıların yaptıkları kökenle ilgili bu ırkçı açıklamalar ne ilktir ne de son olacak. Ben bizimkilerle gavulya toplamaya gittim, geldim, bir şey değişmemiş. Geçenlerde bir tartışma izledim. Nihal Atsız ırkçı mıymış faşist miymiş… Efendim ırkçıymış ama faşist değilmiş, karıştırmamalıymışız. Gavulyaları yedikten sonra bir sesi kısıp diğer sesi açtım: Souad Massi'den Ya Kalbi ve Ghir Enta.                                     

              Yıllarca bize yalan üstüne yalan söyleyen bu insanların biraz oturup mümkün değilse bile susması, susmayacaksa da tatile çıkması özlenmektedir. Sanki hep bir saldırıya hazırlanırken hayatlarının boşa geçtiği düşüncesine kapıldıklarında öç alır gibi bu düşünceyi karşılarındakilere de bulaştırmaya çalışıyorlar. Ben düşüyorum ama seni de aşağıya çekiyorum, diyor kısaca. Yedik mi? Yemedik. Bu beyefendinin zihniyetine sahip olanların düşüncesine  ilişkin Benedict Anderson Hayali Cemaatler'de şunu söyledi: "Milliyetçilik tarihsel mukadderatın terimleriyle düşünür, oysa ırkçılık zamanın başlangıçlarından bu yana iğrenç bir çiftleşmeler dizisiyle aktarılan ebedi bulaşıklıklar rüyası görür: Tarih dışıdır." Gelip benim saatte 20 km ya giden ya gitmeyen güzelim Throwaway'imin canını sıktınız. Onu arkadan, yandan, önden taciz ettiniz. Sessiz atın tekmesi yahşi olur, demiş atalarımız. O yüzden sizi dış kulvardan tarih dışına yollamak için şöyle bir ayak sallıyorum.

Dergiler Haberleri