Ana Tanrıça Kültü’nün Kıbrıs Folklorundaki İzleri (9)

Ana Tanrıça Kültü’nün Kıbrıs Folklorundaki İzleri (9)


Tuncer Bağışkan

SAÇ LÜLELERİNE İLİŞKİN İNANÇ VE UYGULAMALAR

Atina’da Artemis için yapılan “Arkteia Töreni”nde gençlerin kendilerini tanrıça Artemis’se adadıkları, adak olarak da genç kızlık süslerini, saçlarını ve oyuncaklarını tanrıçaya sundukları bilgileri Dr. Güler Çelgin’in “Artemis” adlı kitabında yer almaktadır.

Kıbrıs’ta Baflı Afrodit kültünden önce Kition şehrindeki Fenikeli Astarte Tapınağı’nın tanrıçası Astarte’ye ibadet edilirdi. Bu kültün Fenikeliler tarafından Kıbrıs’a getirildiği tahmin edilmektedir. Kition’daki bu tapınakta yapılan arkeolojik kazılarda üzerinde Fenike yazıtı olan bir tabak bulunmuştur. Bu yazıtta, muhtemelen Tamasuslu olan ML’nin (Moula) ailesiyle birlikte Kition Astarte tapınağına gittiği, kazınan saçlarının tabak içine konduğu, tanrıça Astarte’ye dua ettiği, Astarte’nin onun dualarını dinlediği, adak (kurban) olarak tabak içine konan saçlarının bir koyun ve bir kuzuyla birlikte Tanrıçaya kendi adına adak olarak verdiği, ayrıca ailesi adına da tanrıçaya bir lamba sunduğu yazılıdır. Tabak üzerinde sözü edilen bu şekildeki dini bir tören bin yıl sonra Lucian’ın anlatımında da yer almıştır. Lucian’a göre, Suriye’deki Hierapolisli (Bambyce) kız ve erkek çocukları evlenmeden önce tapınağa gidip saçlarını keserler, kesilen saçları tapınaktaki gümüş veya altın vazolara koyarlar ve üzerlerine adlarını yazarlar. Lucian ayrıca kendisi de genç bir erkek iken ayni şeyi yaptığını, kendi saçlarını tapınakta bulunan kâseye koyduğunu ve kâsenin üzerine adını kazıdığını da yazmıştır.  Kition akropolünde bulunan ve şu anda British Museum’da bulunan M.Ö IV. Yüzyıla ait bir mermer levhada da tapınakta dini (kutsal) berberlerin bulunduğu yazılıdır.

Mısır’da M.Ö III-II. Bin yıllarına tarihlenen bazı mezarlardaki heykel, rölyef ve resimlerde bazı insanlar kel olarak betimlenmişlerdir.  I. Sethos (M.Ö 1306 – 1290) ile oğlu II. Ramses’in (M.Ö 1290 – 1224) veziri olan Paser’in Teb’deki mezarındaki rölyefte dini törene katılan erkeğin, Amun eyaleti rahibi ve sır tutucusu Keynebu’nun Teb’deki mezarındaki resimdeki dans sahnesinde bulunan erkek müzisyenlerin, Menphis kaynaklı kabartmalı bloklarda yer alan savaşçıların, I. Merire’nin el-Amarna’daki mezarının resimlerde yer alan kör şarkıcı grubunda bulunan insanların, M.Ö II. Bin Orta Krallık dönemine tarihlenen sunu taşıyan bir erkeğin, Mısır tanrıçası Sa el-Hagar tapınağında bulunan Baş hekim Psammetik-Seneb’inin bazalt heykelinin (M.Ö XVIII. Yüzyıl) ve Mısır kaynaklı daha bir çok erkek heykelinin kel olduğu görülmektedir.

Kıbrıs folkloruyla ilgili bilgilere girmeden önce, yazımızdaki bilgileri hatırlayacak olursak; Ana Tanrıça’nın bir yarısının bolluk ve bereketi, diğer yarısının ise Hekate adıyla yeraltını temsil ettiğini söylemiştik.

Kıbrıs’ın yakın geçmişinde, ölen kızların anneleri, ya da ölen annelerin kızları, saçlarının bir lülesini keserek (ya da daha önce kesip sakladıkları saç örgülerini) ölen kişinin mezarına koyarlardı. Böylece köyde arka arkaya (ardı ardına) gerçekleşen ölümlerin son bulacağına, aileden başkalarının ölmeyeceğine ve ölülere kötü ruhların yanaşmayacağına inanılırdı.

Ölen kadınlar gömülmeden önce, saçları iki saç örgüsü biçiminde örülür ve göğüslerine doğru uzatılırdı. Gömülen kadınların, kendilerine soru sormaya gelen “Soru Melekleri”ne yanıt verebilmek için saç örgülerine tutunup doğrulacaklarına inanılırdı.

Kaleburnulu Emirzade Mehmet Karamalli’nin ölümünden önce Kaleburnu mezarlığında yapmış olduğu dört kişilik aile türbesine yazmış olduğu mısralarda, ölüm ile saç örgülerinden şu şekilde söz edilmektedir. “Geride kalanlar hıçkırır ağlar / Çünkü bu ayrılık acısı derin / Birçokları kara örgüler bağlar / Kederinden iner dibine yerin”.

Saç örgülerinin yanı sıra, Kıbrıs’ta saç ile hayvanların kıllarına ilişkin inanç ve uygulamalara da rastlanmaktadır.
1. Hayvanları göz-hasetten korumak için, geceleri  hiç kimse görmeden onları Hirsofu köyünün yanında bir girdap oluşturarak akan ve “Amadi” (Göz Suyu) adıyla bilinen suya götürürlerdi. Götürülen hayvanlardan kesilen bir tutam kıl suya atıldıktan sonra, yine hiç kimse görmeden köye geri dönülürdü.
2. Hastalanan hayvanların sağlığa kavuşmaları için hayvanlardan kesilen kıllar kilisenin dış kapısının koluna başlanırdı.
3. Hastalanan hayvanların sağlığa kavuşmaları için, Zaharga’daki kutsal sayılan İncir ağacına, keçilerin kuyruklarından, koyunlarınsa sırtlarından kesilen kıllar bağlanırdı.
4. Başları ağrıyanlar, Girne’deki Krysokava Kilisesi’nin önündeki incir ağacına başlarından kestikleri saç demetini bağlarlardı.
5. Hastalar, ya da bir dilekte bulunacak olanlar, Melatya’daki yıkık kilisenin yanındaki mersin ağacına başlarından kestikleri saç demetini bağlarlardı.
6. Saçlarının üstünden atlanan kişilerin hastalanacaklarına inanıldığından, tarandıktan sonra dökülen saçlar toplanır, evdeki bir duvar deliğine konur ve bu delik çamurla sıvanırdı.

OLACAKLARI RÜYADA GÖRME

Uykuya yatmak suretiyle olacaklar hakkında manevi güçlerden bilgi alma uygulamaları Hititliler tarafından bilinmekteydi. Bir tür rüya kehaneti diyebileceğimiz karar rüyaları vardır ki bunlar Hititliler tarafından “Temiz Uyku” olarak bilinmekteydi. Belli bir konuda tanrıdan yanıt almak için, dinsel yönden temizlenerek rüya görmek üzere uykuya yatılırdı. Hititlilerin “Dua Belgeleri” olarak bilinen yazılı belgelerde, tanrıların rüyalar aracılığı ile insanlara isteklerini bildireceği kayıtlıdır. Bu nedenle insanlar tanrıya yakararak ondan rüyasına girmesini ve hastalık, ya da sıkıntılarına neden olan günahının ne olduğunu söylemesini dilerlerdi. Hitit kralı II. Murşili veba salgınının nedenlerini bulmak için toplu istihareleri dahi denediği kaydedilmiştir.

M.Ö 2193 yılında Akad İmparatorluğu’nu yöneten hanedanın en ünlü üyesi olan Gudea, Lagaş’taki Ningirsu Tapınağı’nın yapılışını büyük kil silindirlere yazılmış iki uzun metinde anlatmaktadır. Metine göre, Gudea bu tapınağı yapmak için tanrı önce bir rüyada kendisine görünüp tapınağın yeniden yapılmasını istemiş; ona yapının planlarını göstermiş. Gudea da alanı arındırmış, çevresine ateşler yakmış, sonra da yazıtlara göre tapınağın yapımı için uzak ülkelerden ustalar ve malzemeler getirerek tapınağı yaptırmış.

Mısır’da da uyku yolu ile kehanet yapılmaktaydı. Romalılar bunu “İncubation” adıyla bilirlerdi. Bu kehanet yöntemi antik Yunan’da “Egkoimesis” (Doğal mantıka) adını alırken, bu uygulama İslam inançlarıyla Kıbrıs Türk folklorunda “İstiareye yatma” biçiminde sürmüştür. Ancak rüyaya tanrı girebileceği gibi, kutsal niteliği olan bir kişi de girebilmektedir. İslami inançlarda İstiare, bir işin hayırlı mı, yoksa kötü mü olacağı niyetiyle rüya görmek üzere uykuya yatmaya denmektedir. Peygamber Muhammet'in bile kimi işlerde iki rekât namaz kıldıktan sonra uykuya dalarak tanrının kendisine yol göstermesini beklediği söylenmektedir. Hatta Hz. Peygamber rüyaları : “Sadık rüyalar, peygamberliğin kırk altı parçasından bir parçasıdır” demiştir.

Eski Yunan’da uykuya yatıp düş görme yoluyla gelecekten haber alma ve hastalıktan kurtulma inancı çok yaygın bir falcılık yöntemiydi. Tanrısı ise Somnos (Hypnos), oğlu ise Morpheos’tur. Bu tanrılar düş görenlere tanıdıkları bir kimse biçiminde görünüp onlara olanları bildirirlermiş.

Ayrıca Yunanistan’daki Argolis Epidauros Asklepios Tapınağı, Hekimlik Tanrısı Asklepios’un düş bilicilik yeri olarak bilinirdi. Buraya gelen hastaların tapınakta uyumaları halinde düşlerinde sağlıklarına kavuşacaklarına inanılırdı. Ayrıca bu tapınakta bulunan düş bilicileri, hastaların sağlıklarına kavuşup kavuşmayacaklarını ve ne tür bir ilaçla sağlıklarına kavuşabileceklerini saptamak için Egkoimesis yöntemine başvururlardı. Yunanistan’da hastaları sağlıklarına kavuşturan kâhinler buna Sağlık Tanrısı Asklepios’tan öğrenirler ve bu sırlarının sadece babadan oğula geçtiğine inanırlardı.

Mitolojiye göre, Efes’teki Artemis Tapınağı’nın mimarı Metogenes, tapınağı yaparken, alınlığını nereye koyacağını bilemez duruma düşer. Ancak o gece rüyasına giren tanrıça Artemis, ona güçlüklerini nasıl aşabileceğini anlatır. Metogenes de onun anlatımına dayanarak tapınağın alınlığını yapmış olur.

Yakın geçmişimizde, Templos (Zeytinlik) köyünün iki buçuk mil uzaklığında, kızları evde kalmış Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum kadınların ziyaret ettikleri “Faneromeni” adlı bir adak yeri vardı. Annelerin burayı ziyaret edip Meryem Ana’ya yakarmaları, adakta bulunmaları halinde, Meryem Ana’nın adak sahibinin rüyasına girip kızının evleneceği gencin adını kulağına söyleyeceğine inanılırdı.

Apostolos Andreas Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların ayrı ayrı rüyalarına girerek buraya bir ibadet yeri yapılmasını istemiş. Ancak buraya ilkin Rumlar sahip çıkarak kiliseyi yapmışlar. Aynı şekilde Hala Sultan’ın da Kıbrıslı Türkler’in rüyalarına girerek buraya bir türbe ile cami yapmalarını istediği ve bu nedenle de oraya türbe ile caminin yapıldığı iddia edilmektedir.

SON

Dergiler Haberleri