Akıncı'dan Guterres'e mektup: Devreye gir

Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıncı, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’i kapsamlı çözüme yönelik sürecin açıklığa kavuşmasını sağlayacak beşli bir gayriresmi toplantının gerçekleşmesi için şahsen devreye girmeye çağırdı.

Kıbrıslı Türk lider Mustafa Akıncı, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’i kapsamlı çözüme yönelik sürecin açıklığa kavuşmasını sağlayacak beşli bir gayriresmi toplantının gerçekleşmesi için şahsen devreye girmeye çağırdı.

 Akıncı BM Genel Sekreteri Guterres’e gönderdiği mektupta, Kıbrıs Türk tarafının BM’nin yürüttüğü sürece yaptığı olumlu katkıları hatırlatarak, Kıbrıslı Rum liderin açıklamalarıyla oluşan bulanıklığın bir an önce giderilmesi için tüm tarafların gayriresmi bir toplantıda bir araya gelmesinin önemini vurguladı.

“ARTAN GERİLİM, KAPSAMLI ÇÖZÜMÜ İVEDİ HALE GETİRDİ”

Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre, BM Genel Sekreteri Guterres’e 10 Temmuz’da gönderdiği mektubunda bölgede artan gerilimin, Kıbrıs’ta kapsamlı çözüme ulaşılmasını daha da ivedi hale getirdiğini belirten Akıncı, “Bu kritik aşamada, önümüzdeki tek yol, bu amaç için samimi olarak çalışmaktır” dedi.

Akıncı, Kıbrıs Rum liderliğinin çözümün zeminine dair farklı yer ve zamanlarda farklı muhataplarına farklı mesajlar vermesinden dolayı, Kıbrıs Rum tarafında kapsamlı çözüm yönünde gerçek bir niyet olup olmadığına ilişkin bir karışıklığın ortaya çıktığını ifade etti.

Kıbrıslı Türkler lider  Akıncı, siyasi eşitliğe dayalı iki kesimli, iki toplumlu federasyon hedefine ulaşılmasına ilişkin tüm tarafların aynı fikirde olup olmadığına açıklık getirilmesi gerektiğini vurguladı.

 Akıncı mektubunda Genel Sekreter’e, bu amaçla tüm müdahil tarafların aynı hedefe sahip olup olmadığını kesin bir şekilde teyit etmek için BM himayesinde beşli bir gayriresmi toplantı gerçekleştirilmesi çağrısı yaptı.

ORTAK ZEMİN VARSA TAKVİMLİ BİR MÜZAKERE SÜRECİ

Akıncı, beşli toplantının başarılı olması için ihtiyaç duyulması halinde, daha önce Kıbrıs’taki müzakerelerde olduğu gibi, AB’nin uzmanlığından faydalanmak üzere gerektiğinde çağrılabileceğini söyledi. Akıncı, bu toplantıda ortak bir hedef için zemin olduğunun teyit edilmesi durumunda, Genel Sekreter Antonio Guterres’in öncülüğünde net takvimli, çözüm odaklı bir müzakere sürecinin ortaya konmasını istedi.

Akıncı, 2017 yılında Crans-Montana’da gerçekleştirilen konferansın ardından, değerlendirme yapma dönemi ve yapılan temasların olumlu sonuç vereceği beklentisiyle, Kıbrıs sorunu hakkında Genel Sekreter Guterres’e bugüne kadar yazmaktan özellikle imtina ettiğini ifade etti.

Mustafa Akıncı, BM Danışmanı Jane Holl Lute tarafından sürdürülmekte olan temasların çıkmaza girdiği ve Doğu Akdeniz’de tansiyonun yükseldiği bu aşamada, mevcut durumla ilgili görüş ve endişelerini Genel Sekreter Guterres ile paylaşma ihtiyacı hissettiğini belirtti.

Akıncı, Kıbrıs Türk tarafının, Guterres’in 16 Nisan 2019 tarihli İyi Niyet Misyonu raporunda da yer aldığı şekilde, Geçici Danışman Jane Holl Lute ile, öngörülebilir bir gelecekte çözüme ulaşmaya yönelik anlamlı, sonuç odaklı müzakerelere bir başlangıç noktası teşkil edecek görev tanımlarını oluşturmak için yapıcı bir şekilde çalışmakta olduğunun Genel Sekreter tarafından da bilindiğini ifade etti.

MEVCUT UZLAŞILARA VE ÇERÇEVEYE BAĞLILIK

Kıbrıslı Türk lider  mektupta, görev tanımlarını hazırlamaya yönelik çalışmalarda, tarafların, ilgili dipnotlarıyla birlikte geçmiş yakınlaşmalara, 11 Şubat 2014 Ortak Açıklamasına ve herhangi bir sulandırma ve çarpıtma olmaksızın Genel Sekreter’in 30 Haziran 2017 tarihinde Crans-Montana’da ortaya koyduğu altı maddelik çerçeveye bağlı olduğunun açıkça belirtilmesini önerdiğini anımsattı.

Akıncı, “Diğer bir deyişle, önermekte olduğum, BM himayelerinde sürdürülen müzakereler boyunca iki tarafın ortaklaşa vardıkları uzlaşılara bağlılıklarının yeniden teyit edilmesidir” dedi.

 “RUM TARAFININ YENİ ÖNERİ DİYE ORTAYA ATTIKLARI, ASLINDA BİRER GERİ ADIM”

Genel Sekreter Guterres’in de raporunda, tarafların geçmiş yakınlaşmalara bağlılıklarının ve Crans-Montana’daki Konferansın gerçekleşmesini sağlayan ilerlemeleri koruma arzusunun görev tanımlarına dahil edilmesi gerektiğine yönelik çağrıda bulunduğunu anımsatan  Akıncı mektubunda, Kıbrıs Rum tarafının süreci ilerletme iddiasıyla sunduğu önerilerin, daha önce kendileriyle birlikte varılan uzlaşılardan, Ortak Açıklamadan, özellikle yönetim ve güç paylaşımındaki geçmiş mutabakatlardan ve Guterres’in ortaya koyduğu altı maddelik çerçeveden geri adım olduğu gerçeğinin çok açık bir tezahürü olduğunu da ifade etti.

“STATÜKODAN EN FAZLA KIBRISLI TÜRKLER ZARAR GÖRÜYOR”

 Akıncı, Genel Sekreter’e gönderdiği mektupta, statükonun, Kıbrıs Rum tarafına, Kıbrıslı Türklerin hakları pahasına tek taraflı faaliyetlerini devam ettirmesi ve kapsamlı çözüme ulaşmak için uzlaşılan zeminden daha da uzaklaşması için bir konfor alanı sağladığını belirterek, belirsizlik içerisinde bırakılarak statükodan zarar görenin Kıbrıs Türk halkı olmaya devam ettiğini vurguladı. Kıbrıslı Türk lider, Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün mevcut görev yönergesinin statükonun devamı için bir araç olmaması gerektiği görüşünü de mektupta ifade etti.

KALICI ÇÖZÜME BAĞLILIK

 Akıncı, bütün yaşanan olumsuzluklara rağmen, ilerleme sağlanabilmesi için tüm tarafları bir araya getirme ve de iki toplumu birbirine yakınlaştırmak için güven artırıcı önlemlere yönelik çabalarıyla, kalıcı bir çözüme olan bağlılığını devam ettirdiğini vurguladı. Akıncı, iki toplumun yararına ve bu adada yaşayan insanların günlük yaşamlarına olumlu etki yapacak diğer güven artırıcı önlemlere de hazır olduğunu yineledi.

 LUTE’UN SONUÇ ALMASININ ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL

Akıncı, Genel Sekreter’in taraflara değerlendirmelerde bulunmaları çağrısını yaptığı dönemde de arzulanan sonucun alınamadığına işaret etti. Akıncı, bu süreçte Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs’ta çözüm yönünde on yıllardır sürdürülen müzakerelerin yerleşmiş temel parametrelerinden biri olan siyasi eşitlik ilkesine daha da fazla karşı durur hale geldiğini ve bunun Lute’un çalışmalarının olumlu sonuçlanmasının önündeki en büyük engeli oluşturduğunu ifade etti.

SİYASİ EŞİTLİK KONUSUNDAKİ GERİ ADIMLAR

Akıncı, mektupta, Kıbrıs Türk tarafının, müzakerelerde uzlaşılanlardan geriye kalan bağımsız kurulların dışındaki ve sayıca eşit temsiliyetin olmadığı kolektif kurullarda en az bir olumlu oy ilkesinin kabulünü beklerken, 7 Kıbrıslı Rum ve 4 Kıbrıslı Türk üyeden oluşacak Bakanlar Kurulu’nda her bir kurucu devletten en az bir olumlu oy aranmasına onay veren ve bunu Crans-Montana’daki Konferans’ın açılış konuşmasında vurgulayan Kıbrıslı Rum liderin, bundan geri adım atarak, Bakanlar Kurulu’nda dahi bir olumlu oy aranmasını sadece Kıbrıs Türk toplumunun hayati çıkarlarının etkilenmesi şartına indirgeyerek açıkça sorgulamakta olduğunu vurguladı.

Akıncı, “Yerleşmiş BM ilkesi olan siyasi eşitlik, ‘tüm federal hükümet organlarında ve yönetimde tam sayısal eşitlik anlamına gelmemekle birlikte federal hükümetin tüm organlarında ve karar alma mekanizmalarında iki toplumun etkin katılımı; federal hükümetin toplumlardan birine karşı karar almasını önleyecek koruyucu önlemlerin alınması ve iki federe Devletin güç ve yetkilerinin aynı  olması ve eşit olmaları’ şeklindedir” dedi. Kıbrıslı Türk lider mektubunda, konuyla doğrudan ilgili BM Genel Sekreteri’nin S/21183 rumuz ve 8 Mart 1990 tarihli Kıbrıs raporu ile bunun onaylandığı 716 (1991) ve 750 (1992) sayılı BM Güvenlik Konseyi kararlarını hatırlattı.

“SİYASİ EŞİTLİK BM KARARLARINDA DA YER ALIYOR”

BM kararlarında yer alan iki toplumun siyasi eşitliğinin sadece ‘hayati çıkarlar’ çerçevesinde yorumlanamayacağını vurgulayan  Akıncı, bunun ötesinde 26 Şubat 2019 tarihinde Anastasiadis ile gerçekleşen gayrı resmi görüşmede, hidrokarbon/doğal kaynaklar ve federal bütçe konularının ikisinin de Kıbrıslı Türklerin hayati çıkarlarını ilgilendiren meseleler olarak görmediği cevabını aldığını ifade etti.

“EŞİT İKİ KURUCU DEVLETİN VARLIĞI ESASTIR”

Akıncı mektubunda konuyla ilgili şöyle dedi:

“Karar almak için Kıbrıslı Türk üyelerin bir olumlu oyu bile gerekli görülmemektedir. Diğer bir deyişle, hidrokarbon/doğal kaynaklar ve federal bütçe gibi böylesine önemli konularda, tek bir Kıbrıslı Türk üyenin bile onay vermediği bir kararın Kıbrıslı Rum üyelerin basit çoğunluğuyla alınabilmesinin yeterli olduğu düşünülmektedir. Bu konuyu üsteleyerek, tam olarak hangi konuların Kıbrıslı Türklerin ‘hayati çıkarları’ çerçevesinde görüldüğünü iyice netleştirmek üzere Kıbrıs Rum tarafına çağrıda bulunup ‘hayati çıkarlar’ dahilinde gördükleri konuların bir listesini sunmalarını istedim. Maalesef Kıbrıs Rum tarafı bu konudaki görüşlerini netleştirmekten kaçındı. Kıbrıs Türk tarafı olarak, herhangi bir güç paylaşımı düzenlemesinde, ortak hükümete bırakılan yetkilerin, ilkesel olarak, onu oluşturan iki toplum veya iki kurucu devletin hak ve çıkarları ile doğrudan alakalı olduğu yönündeki pozisyonumuzu korumaktayız.”

“DESENTRALİZASYON SİYASİ EŞİTLİĞİMİZİ YOK SAYMAK İÇİN KULLANILAMAZ”

Akıncı, federal hükümete daha az yetki bırakılmasını öngören desentralize yapı önerisinin, müzakere masasında Kıbrıs Türk tarafınca her zaman zaten benimsenmiş bir yaklaşım olduğunu, ancak bunun Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini göz ardı etmek için kullanılamayacağını vurguladı.

“DÖNÜŞÜMLÜ BAŞBAKANLIK ÖNERİSİNİN YENİDEN GÜNDEME GETİRİLMESİ, DÖNÜŞÜMLÜ BAŞKANLIKTAN KURTULMA ÇABASIDIR”

Mustafa Akıncı, şöyle devam etti:

“Bu nedenle, desentralize olsun veya olmasın, başta 716 (1991) ve 750 (1992) sayılı kararlar olmak üzere, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarında tanımlandığı gibi siyasi eşitliğe dayalı, iki kesimli, iki toplumlu bir federasyonda, Kıbrıslı Türklerin etkin katılımı sağlanmalıdır. Siz Ekselanslarının ortaya koyduğu çerçevede de yer aldığı gibi, dönüşümlü başkanlık da bu yerleşik parametrenin diğer bir temel tezahürüdür. Kıbrıs Rum Lideri şimdi ise, altı maddelik çerçevenizin hilafına, kalıcı bir Kıbrıslı Rum Başkan ve Kıbrıslı Türk bir Başkan Yardımcısı ile dönüşümlü bir Başbakan ve Başbakan Yardımcısının olacağı parlamenter bir sistem önermektedir. Bu önerinin son tur müzakerelerin ilk dönemlerinde tartışılarak, her iki tarafça da reddedildiğinin hatırlanmasını önemsiyorum. Bundan dolayı, çıkmazın aşılmasına yönelik yeni bir fikir iddiasıyla bu önerinin tekrardan ortaya konmasının, Kıbrıs Rum liderliğinin dönüşümlü başkanlıktan kurtulma çabası olduğu apaçık ortadadır.”

"HİDROKARBON VE ÇIKMAZ, DOĞU AKDENİZ’DE GERİLİMİ ARTIRIYOR"

 Akıncı, hidrokarbon konusundaki gelişmelerin, Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm bulma çabalarındaki mevcut çıkmazla birleştiğinde Doğu Akdeniz’deki gerilimin giderek artmakta olduğunu dile getirdi.

Akıncı, bunu 2011 yılından itibaren öngörerek, bölgedeki barış ve istikrara zarar veren tek yanlı hareketler yerine, adanın ortak sahipleri olarak iki taraf arasında işbirliği sağlamak ve ortak zenginlik konusunda birlikte hareket etmek için önerilerde bulunduklarını hatırlattı. “Yaptığımız öneriler halen geçerliliğini korumaktadır” diyen Kıbrıslı Türk lider, Kıbrıs Rum tarafının bu çağrıları görmezden gelip tek yanlı faaliyetlerine devam ettiğini, buna meşru hak ve çıkarlarını muhafaza edebilmek için karşılık vermek zorunda kalan Türk tarafını ise tüm platformlarda suçladığını ifade etti.

 

 

 

Haberler Haberleri