3. Uluslararası Feminist Forum’dan Feminist Hâller ve Tartışmalar - II

3. Uluslararası Feminist Forum’dan Feminist Hâller ve Tartışmalar - II

Feminist Atölye (FEMA)
info@feministatolye.org

 

III. oturum

“LGBT ve feminist direniş pratiklerinde bölgesel farklılıklar” başlığı altında, Mısır (Nada Zatouna), Makedonya (Jovana Ananievska) ve Türkiye – Kaos GL (Yıldız Tar)’den konuşmacılar sunumlarını gerçekleştirdiler.
Jovana Ananievska Makedonya’daki sorunları, belli konular üzerinden sınıflandırarak aktardı. Bunlar şu şekilde belirtilebilir: İktidar kimseye danışmadan – kadın sağlığını gerekçe göstererek- kürtaj hakkını ortada kaldırdı, kilise kadınların özgürleşmesini boşanma sayısındaki artışa neden olarak aktarıyor, ders kitaplarında cinsiyetçilik hâkim, milliyetçilikte bir artış var ve bu da kadınları ötekileştiriyor. LGBT alanında kadın – erkek eşcinseller arasında birtakım sıkıntılar yaşadığını aktardı. Buna göre genel itibariyle, faaliyet gösteren LGBT örgütlerde erkek eşcinsellerin, lezbiyen kadınların görünürlüğünü ötelediği belirtildi. Bu sebeple lezbiyenler ayrı örgütlenme ihtiyacı duydular.

Mısır’daki Nazra Feminist Çalışmaları’ndan Nada Zatouna, öncelikle örgütün faaliyetlerine değindi. Kadına yönelik erkek şiddetini önleme, kadınların siyasete etkin katılımını sağlama ve insan haklarını savunmaya ilişkin çalışma gruplarının varlığından bahsetti. Örgüt olarak yürüttükleri faaliyetlerde ataerkil, kapitalist ve otoriter yönetimlere karşı durduklarını belirtti. Bu bağlamda çeşitli atölye - eğitim çalışmaları yaptıklarını da aktardı. “Feminist Okul” diye tabir edilen eğitim atölyelerinde karma (kadın-erkek) gruplarla çalışma yürüttüklerini söyledi. Bahsi geçen gruplarda toplumsal cinsiyet eşitliği - cinsellik eğitimi yanında, toplum içerisindeki tabuların yıkılmasına dair tartışmalar yürütüldüğünden bahsetti. Cinselliğin önemli bir çalışma alanı olduğuna dikkat çekerken, cinsel yönelim ve LGBT konularında ana akım yaklaşımların dışına çıkmayı önemsediklerini belirtti. Ayrıca LGBT alanında yürüttükleri çalışmalarda, muhafazakâr Mısır iktidarının engellemeleriyle karşılaşmamak adına, gizli bir şekilde mücadele yürütmeyi stratejik bir adım olarak gördüklerinin altını çizdi.

Konuşması esnasında Tahrir Meydanı’nda yaşanan protestolar süresince ortaya çıkan cinsel şiddet vakalarına değindi. Kadınların meydanda maruz kaldığı taciz – tecavüz görüntülerine dair video gösterimi yaptı. Ocak 2013’te 101 cinsel şiddet vakasının kaydedilebildiğini aktardı. Buna ek olarak toplu tecavüzlerin yaşandığını belirtti. Bu noktada cinsel şiddeti önlemek için feminist örgütler tarafından “önleme grupları” oluşturulduğunu anlattı. Bunlar meydanlarda yaşanabilecek olaylara karşı, eylemcilerin arasında bulunan kişilerden oluşturuldu. Haziran 2013’te feminist örgütler ortak bir açıklama yapıp, kadınların yaşadığı mağduriyetlere yönelik eleştirilerini dile getirdiklerini belirtti. İktidarda bulunan güçlerin, yaşananların % 100 sorumlusu olarak kadınları işaret ettiğini söyledi. Son olarak Kadınlar için Ulusal Konsey’in feminist mücadeleyi besleyen ve destekleyen bir yerden çalışma yürütmediğini ekledi.

Kaos GL muhabiri Yıldız Tar oturumun son konuşmacısıydı. Barışın mesele haline getirildiği bir ortamda, sömürgeciliğin de tartışılması gerektiğini belirtti. Son bir araştırmayı hatırlatarak, Irak Savaşı’nın ardından toplu tecavüzlerin artışa geçtiğinden bahsetti. Bu veriler üzerinden, militarizm ve cinsel şiddet ikiliğinin paralel işleyen hususlar olduğuna değindi. Bunun en baştaki sebepleri arasında insanlar üzerinde kurulacak baskı mekanizmalarında cinsel şiddetin etkisi gösterildi.

16/Mart/2014 Pazar

Forum’un ikinci gününde yer alan ilk oturumunda, “Heteroseksizm ve patriarkanın taşlı yollarında feminist aradalıklar: Hindistan (Roshmi Goswami), Gürcistan (Mariam Gagoshashvili) ve Kanada (Rachel- Alouki Labbè) örnekleri üzerinden mücadele biçimleri” başlığı altında Acil Eylem Fonu’nun farklı ülkelerden gelen yönetim kurulu üyeleri tarafından sunumlar yapıldı.
Roshmi Goswami Güney Asya’daki örgütlenme deneyimlerinden bahsetti. O bölgede feminist örgütlerdeki aktivistlerin aynı zamanda sol örgütler içerisinde de çalışma yürüttüğünü belirtti. Bu noktada karma sol örgütler içerisinde birçok sıkıntı ile karşı karşıya kaldıklarını ekledi. Bölgenin uzun yıllardır süren çatışmaların hâkim olduğu bir yer olduğu, “kadın barış aktivizminin” ulusal eylem planları ve BM’ye göre daha etkin çalışma yürüttüğüne değindi. Ayrıca kadınların, barış masasında olmanın yanında masada nasıl ve ne için yer almaları gerektiği üzerinden hedeflerini de ortaya koyduklarını aktardı.

Barış inşasını gerçekleştirirken, devlet ve neo-liberal politikaların ataerkil iktidarını sorguladıklarına işaret etti. Çünkü barışın ulus-devletlerin sınırlarının belirlenmesi ve korunmasından ziyade, daha geniş bir anlama sahip olduğuna inanılıyor. Kadınlar, çatışma sonrası dönüştürme süresince barış çalışmalarını yürütürken, toplumsal cinsiyet eşitliğini de görmezden gelmemektedir. Bahsi geçen süreçlerde Hindistan’daki dağlık bölgelerde yaşayan yerli halkların sorunlarının dikkate alınmamasının, büyük bir üzüntü ile karşılandığından bahsetti. Bu tip grupların varlığının, ana akım barış görüşmeleri içerisinde yer almamasını eleştirdi. Feministlerin yerli – azınlık halkların haklarının barış görüşmeleri sürecinin bir parçası olması gerektiğini dile getirdiğini aktardı.

Bölgede yaşanan sorunların temel nedenleri arasında: - militarizm seviyesinin gittikçe artması (mesela kurumların – karar alma mekanizmalarının başına eski askerlerin getirilmesi), - dini / muhafazakâr kesimin egemenliğinin yerleşmesi, -cezasızlığın baş göstermesi ve - demokratik alanların azalması gösterildi.

Yerli halklar, azınlıklar ve seks işçileri gibi grupların kendi mağduriyetlerini daha geniş bir perspektif içerisinden görebilmesi gerektiğini vurguladı. Sorunların bütün ile bağlantı kurulmadan izole bir şekilde değerlendirilmesinin, dayanışma zeminini azalttığını söyledi. Bu sebeple iktidarla mücadele etme şansının kalmadığını belirtti.

Rachel Alouki Labbè Kanada’daki yerli hakların mücadelelerinden bahsetti. Bu noktada BM’nin Yerli Halkların Korunmasına Dair Sözlemesi’ne vurgu yaptı. Kanada’da ülkeye sonradan gelen Avrupalıların, yerli halkı yok saydığına işaret etti. Mesela yerli halkın 1954 yılında oy kullanma hakkını elde edebildiğini belirtti. Özellikle Katolik Kilisesi’nin yerli halkı kültür ve dil konusunda asimilasyona tabi tuttuğunu dile getirdi.
(Devam edecek…)

Dergiler Haberleri