“11 yılda ne çok ileri, ne de çok geri gittik”

Ekonomist Dr. Yenal Süreç, Prof. Dr. Hasan Amca ve Aytaç Çerkez ile birlikte, KTTO için hazırladıkları, “2018-2019 Rekabet Edebilirlik Raporu”nun detaylarını YENİDÜZEN’e anlattı

Ödül AŞIK ÜLKER

Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İşletme ve Ekonomi Fakültesi, Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Yenal Süreç, rekabet edebilirlikte geleceğe hazırlığın önemine vurgu yaparak, bu hazırlığı sadece hükümetlerin değil, bireyler ve işletmelerin de yapması gerektiğine dikkat çekti.

Dr. Süreç, “Bu bağlamda bir takım becerilerin bireyler tarafından kazanılması, işletmelerin doğru teknolojileri ve üretim modellerini kullanarak bunu üretime yansıtabilmesi ve yönetenlerin de hem dijital ortamda hizmet sunabilmesi, hem de yasalarının bunları da taşıyabilecek boyuta getirilmesi önemlidir” diye konuştu.

Dr. Süreç, Prof. Dr. Hasan Amca ve Aytaç Çerkez ile birlikte KTTO için hazırladıkları, “Endüstri 4.0 Işığında İşletmelerde Dijitalleşme” temalı “2018-2019 Rekabet Edebilirlik Raporu”nun detaylarını YENİDÜZEN’e anlattı ve değerlendirmelerde bulundu.  

Bu yıl 11’incisi hazırlanan raporda Kuzey Kıbrıs’ın yıllar içinde yatay bir seyir izlediğini kaydeden Dr. Süreç, “Ne çok ileri, ne de çok geri gittik. Ancak bazı alanlarda hemen hemen her yıl daha kötüye gittiğimiz söylenebilir.  Örneğin altyapının yetersizliği bu alanların başında gelmektedir. Sorunlu kabul edilen alanlar olarak değerlendirilen altyapı, işgücü piyasaları ve makroekonomik istikrar bölümlerinde gerileme devam ediyor” dedi.

Dr. Süreç, Kuzey Kıbrıs’taki rekabet ortamının çok sağlıklı olmadığını söyleyerek, Rekabet Yasası’nın AB normlarında olduğunu ancak Rekabet Kurulu’nun personel sayısının yetersiz olduğunu belirtti.

Kuzey Kıbrıs ekonomisinin küresel gelişmelerden çok, TL ve Türkiye ekonomisindeki gelişmelerden etkilendiğinin altını çizen Dr. Süreç, bunun nedeninin hem Kuzey Kıbrıs’ta TL kullanılıyor olması hem de mal ve hizmet ticaretinde Türkiye’nin en önemli partner olması olduğunu söyledi.

Dr. Süreç, “Yatırımların da çoğu zaman TC kaynaklı fonlarla finanse edildiği doğrudur. Burada belki de bir karar vermemiz lazım. Bu bağımlılığı azaltabilir miyiz? Bunu yapabilmek kolay bir şey değil ama ilelebet bir yere bağımlı olmak da doğru değil... Küçük ülkelerin kendi kendilerine yetebilme sorunu hep vardır ancak yerel kaynakları geliştirmek de önemli” diye konuştu.

“Bir buçuk puanlık bir ilerleme”

  • Soru: Rekabet edebilirlik raporu Dünya Ekonomik Forumu tarafından 40 yıldır hazırlanıyor. Kuzey Kıbrıs’ta da 11’inci kez hazırlandı. Rapor bu yıl neyi ortaya koydu?
  • Dr. Süreç: Dünya Ekonomik Forumu’unun uyguladığı metodolojiyi birebir burada uyguluyoruz. Önce onlar o yılın raporunu hazırlıyorlar, 140 ülke sıralanıyor, daha sonra KKTC kendi analizlerini yaptıktan sonra 140 ülkenin neresinde olduğumuza bakıyoruz ve standart olabilmek adına bir yıl öncesinin verilerini kullanıyoruz. Örneğin bu raporda 2017 istatistikleri kullanıldı. Ayrıca ülkemizin 12 başlıkta rekabet edebilirliğini etkileyen  faktörlerin analizini yapıyoruz. Her yıl standart rekabet edebilirlik analizi yanında bir de tema konusu işleniyor, bu yılki konu da “Endüstri 4.0 ışığında işletmelerde dijitalleşme” oldu. Bu yıl raporun bize verdiği mesaj rekabet edebilirliğimizin kısmen iyileşmiş olsa da geçmiş yıllara göre çok fazla ilerlemediği yönündedir. Geçmiş yıllarda rapor 7 üzerinden puanlanmaktaydı ve ülke puanımız 3.77 idi, bunu 100’lük tabana çevirdiğimizde 53.8 oluyor. Bu yıl ağırlıklı olarak metodoloji değişikliğiyle ülke puanımız 100 üzerinden 55.2 olarak hesaplandı. Bir buçuk puanlık bir ilerleme var ama içerik yenilendiğinden dolayı bunu geçmiş yıllarla kıyaslamak çok da doğru olmaz çünkü üzerine bastığımız zemin değişti.

Esneklik, atiklik ve yenilikçilik...

  • Soru: Geçen yıl 109’uncu sıradayken, bu yıl 89’uncu sıradayız. Bir buçuk puan ilerleme ile 20 basamaklık bir yukarıya gidiş olduğu görülüyor. Bunun anlamı nedir? Bu sadece metodolojinin etkisi midir?
  • Dr. Süreç: Ağırlıklı olarak metodolojinin etkisi olduğunu söyleyebilirim. Eski metodolojide yer alan bazı değişkenlerin günümüz koşullarında rekabet edebilirliğe etkisinin azaldığı ve yeni değişkenlerin bu bağlamda daha etkili olduğu kanaatiyle yeni bir yapı oluşturuldu. Yenilenen metodoloji “Geleceğe Hazırlık” konsepti çerçevesinde şekillendirildi ve esneklik, atiklik ve yenilikçilik gibi kavramlar öne çıkarılarak birçok yeni değişken hesaplamalara katıldı. Geçmiş yıllarda kullanılan birçok değişken de endeks hesaplamasından çıkarıldı. Geçmiş yıllarda toplam 114 farklı değişken kullanılırken bu yıl değişken sayısı 98’e düşürüldü. Geçmiş yıllarda 114 değişkenin üçte ikisi iş insanlarına yapılan anketlerden elde edilen yani algıya dayalı verilerdi. Ülkemizde algı genelde olumsuzdur, marazi bir modumuz var. Bu yıl ise 98 değişkenin 44 tanesi anket yoluyla elde edilen değişkenlerden oluşmuştur. Yani diğer bir deyişle bu yıl algının etkisinin azalması üst sıralara çıkmamızdaki nedenlerden biri oldu. Zaten geçmiş yıllardaki sıralamamız bana ve konuyla ilgili diğer arkadaşlara da çok gerçekçi gelmiyordu. Çünkü sıralamada etrafımızda Afrika’nın 500 ile1000 dolar arası geliri olan ülkeler vardı. Bu gerçekçi değildi. Günlük yaşantımıza ve hayat standardımıza bakınca o noktada da değiliz. Oysa şu anda bulunduğumuz sıralamada Bosna Hersek, Moldovya, Tacikistan gibi bize daha yakın olan ülkeler var.

 

 “11 yıl süresince yatay bir seyir izlediğimizi söyleyebilirim. Ne çok ileri, ne de çok geri gittik. Ancak bazı alanlarda hemen hemen her yıl daha kötüye gittiğimiz söylenebilir.  Örneğin altyapının yetersizliği bu alanların başında gelmektedir. Sorunlu kabul edilen alanlar olarak değerlendirilen altyapı, işgücü piyasaları ve makroekonomik istikrar bölümlerinde gerileme devam ediyor”

 

“Ne çok ileri, ne de çok geri”

  • Soru: Metodoloji değişmiş olsa da 11 yılda nereden nereye geldiğimizi değerlendirir misiniz? Raporda ortaya çıkan artılarımız ve eksilerimiz nelerdir?
  • Dr. Süreç: Metodoloji değişikliğinden dolayı geriye dönüp 11 yıl öncesine gitmek çok doğru olmaz ama bu yıllar süresince yatay bir seyir izlediğimizi söyleyebilirim. Ne çok ileri, ne de çok geri gittik. Ancak bazı alanlarda hemen hemen her yıl daha kötüye gittiğimiz söylenebilir.  Örneğin altyapının yetersizliği bu alanların başında gelmektedir. Sorunlu kabul edilen alanlar olarak değerlendirilen altyapı, işgücü piyasaları ve makroekonomik istikrar bölümlerinde gerileme devam ediyor. Ulaşım altyapısının kalitesi konusunda 140 ülkede 140’ıncı olduk. Algıya dayalı bir soruydu ve 100 üzerinden 16 puan çıktı. Bunu çıplak gözle de görebiliyoruz aslında, son bir yıl içinde yaşanan kazalar ve bunlara bağlı oluşan can ve mal kayıpları bu alandaki sorunları ve eksiklikleri yüzümüze çarptı. Sadece karayolları değil tabi limanlarımızda benzer şekilde günün koşullarına uygun yapıda değil maalesef. Havalimanında bir iyileştirme çalışması var belki ama genel anlamda ulaşım sıkıntılı. Dış dünyaya bağlanma açısından haberleşme altyapısı da önem arz etmektedir ki bu alan da sıkıntılı. Ulaşım ve haberleşme yanında kalifiye eleman bulma konusunda çok kötü puan aldık, 100 üzerinden 26 ile 139’uncu sıradayız.

“Hem mesleki eğitim hem de yüksek öğrenim gözden geçirilmeli”

Mesleki Eğitimin kalitesi konusunda da 138’inci olduk. Ara eleman sıkıntısı hep dile getiriliyor, ara elemanları da meslek liseleri ve meslek yüksek okulları yetiştiriyor ancak iş insanları buralardan çıkan elemanı çok beğenmiyor, tatminkar bulmuyor demek ki. Eğitim kalitesi ve eğitim verilen alanların ihtiyaca hizmet edip etmemesi konusunda hem mesleki eğitimin hem de yüksek öğrenimin gözden geçirilmesi gerekiyor. Üretim modelleri ve tüketim kültürü değişmekte, bu değişim yaşanırken işletmelerin ihtiyaç duyduğu eleman yapıları da değişiyor. Bazı meslekler kaybolmaya yüz tutarken geleceğin meslekleri diyebileceğimiz yeni meslekler ortaya çıkıyor. Rekabet edebilirliğin etkenlerinden biri de insan kaynağı yapısıdır. Biz hep yüksek üniversite mezunu oranımızla övünüyoruz ama bu iş sayıdan çok, doğru alanda ve kalitede mezununuz olup olmadığı yani nicelikle de ilgilidir. Sevindirici bir gelişme Eğitim Bakanlığı’nın burs yönetmeliğini değiştirme çalışmaları kapsamında sektör temsilcilerinin de katılımıyla başlattığı çalışmada ileri alanlar ve mesleki ihtiyaç alanları belirleniyor. Bu anlamda burs sistemiyle biraz daha gençleri doğru alanlara yönlendirmek mümkün olabilir. Yine bu kapsamda ülkemizdeki yüksek öğretim kurumlarının da sadece ülke gençliği değil ama dünyadaki yeni iş alanlarına cevap verebilecek mezunlar yetiştirebilecek düzenleme ve değişiklikleri hızla hayata geçirebilmesi dünya pazarlarına hizmet sunabilmeleri adına önem taşımaktadır.

  • Soru: Profesyonel yöneticilere güven ve piyasa hakimiyet kapsamı konularında da 135’inci sıradayız. 
  • Dr. Süreç: Ülkemizdeki işletmelerin çoğu genellikle aile işletmeleridir. Bu işletmeler profesyonel anlamda yönetici bulmaya çok cesaret edemiyorlar. Bir kısmı belki de istediği nitelikte yöneticide bulamıyordur. Son yıllarda birçok işletmede yeni nesil, üçüncü nesil yurtdışında Avrupa veya İngiltere’de eğitim alarak geri gelmeye başladı. Bu gençlerin iş yaşamında daha farklı bakabileceklerini ve kurumsallaşmaya gideceklerini düşünüyorum.
    Piyasa hakimiyet kapsamı piyasalardaki rekabet ortamıyla ilgilidir. Geçmiş yıllarda da bu alandaki puanımız düşüktü. Bunun sebebi, işletmelerin sektörlerindeki rekabeti bazen sorunlu veya zararlı bir şey olarak algılamasıdır.

 “Ülkemizdeki rekabet ortamının çok sağlıklı olduğunu söyleyemem... Rekabet Yasası AB normlarında hazırlanmış ve geniş yetkileri olan bir yasadır ancak kurulun personel sayısı yetersizdir. Kurul atanalı 7-8 yıl oldu ama teşkilat yapısı hala oluşturulamadı... Soruşturmalar yürütüldükçe, cezalar kesildikçe farkındalık oluşuyor. Başladığımız noktaya göre daha iyi durumdayız ama istenilen düzeyde değiliz”

 

“Ülkemizdeki rekabet ortamı çok sağlıklı değil”

  • Soru: Daha önce Rekabet Kurulu Başkanlığı da yaptınız. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz, durum nedir?
  • Dr. Süreç: Ülkemizdeki rekabet ortamının çok sağlıklı olduğunu söyleyemem. Pazarın küçük olması nedeniyle herhangi bir işletme kolayca piyasada hakim konuma gelebiliyor veya kolayca rakipleriyle temas kurabiliyor ki bunlar piyasada rekabeti tüketici aleyhine bozabilecek gelişmelerdir. Bir de denetimsizlikten kaynaklanan haksız rekabet uygulamaları var ki çoğu zaman onlar da sıkıntı yaratmaktadır. Rekabet Yasası AB normlarında hazırlanmış ve geniş yetkileri olan bir yasadır ancak kurulun personel sayısı yetersizdir. Kurul atanalı 7-8 yıl oldu ama teşkilat yapısı hala oluşturulamadı, sözleşmeli personelle işler yürütülmektedir. Soruşturmalar yürütüldükçe, cezalar kesildikçe farkındalık oluşuyor. Başladığımız noktaya göre daha iyi durumdayız ama istenilen düzeyde değiliz.

“Rekabet edebilirlikte geleceğe hazırlık önemli bir etken olarak öne çıkmaktadır. Bu hazırlık sadece hükümetler için değil, bireyler ve işletmeler için de geçerlidir. Bu bağlamda bir takım becerilerin bireyler tarafından kazanılması, işletmelerin doğru teknolojileri ve üretim modellerini kullanarak bunu üretime yansıtabilmesi ve yönetenlerin de hem dijital ortamda hizmet sunabilmesi, hem de yasalarının bunları da taşıyabilecek boyuta getirilmesi önemlidir”

 

“Dijitalleşmede hükümetlerin 10-15 yıllık bir vizyon belirlemesi lazım”

  • Soru: Raporda geleceğe hazırlık konusuna da çok vurgu yapıyorsunuz. Raporda da hükümetin geleceğe hazırlığı konusunda 134’üncü sırada çıktık. Sadece hükümet düzeyinde değil, bireysel, kurumsal anlamda da geleceğe hazırlık konusunda sıkıntılarımız var. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz?
  • Dr. Süreç: Rekabet edebilirlikte geleceğe hazırlık önemli bir etken olarak öne çıkmaktadır. Bu hazırlık sadece hükümetler için değil, bireyler ve işletmeler için de geçerlidir. Bu bağlamda bir takım becerilerin bireyler tarafından kazanılması, işletmelerin doğru teknolojileri ve üretim modellerini kullanarak bunu üretime yansıtabilmesi ve yönetenlerin de hem dijital ortamda hizmet sunabilmesi hem de yasalarının bunları da taşıyabilecek boyuta getirilmesi önemlidir. Rapor hazırlanırken yapılan anket ile 140 ülkedeki iş insanlarına “hükümetiniz geleceğe ne kadar hazır” şeklinde soruldu ve gelen cevaplarla oluşan puanlama ile sıralama oluştu. Bu algıya dayalı bir ölçümdü ve çıkan sonuç çok da yanlış değildi. Gerçekten çoğu zaman günübirlik kararlarla gidiyoruz, önümüzü göremiyoruz. Özellikle dijitalleşme konusunda hükümetlerin 10-15 yıllık bir vizyon belirlemesi ve bunun da siyasi farklılıklardan soyutlanarak devlet politikası haline getirilmesi lazım. Örneğin raporda bireysel teknoloji kullanımının çok yüksek olduğu görülürken, işletmeler ve hükümet düzeyinde yetersiz olduğu ortaya çıktı. Dijital dönüşümün bireysel düzeyde veya münferit bir işletme tarafından tek başına gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Bu dönüşümün taşıyıcısı sayılabilecek altyapının oluşması, ilgili konularda çerçeveyi oluşturacak yasal mevzuatın ve politikaların belirlenip uygulamaya konulması yanında ortaya çıkacak beşerî kaynak ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik eğitim sisteminde ve yöntemlerinde de yenilenmelerin yapılması kaçınılmaz.

“Hükümet geleceğe bakış konusunda vizyon sahibi”

  • Soru: Sadece dijitalleşme değil, genel anlamda geleceğe hazırlık konusunda eksiklerimiz var. Geçtiğimiz günlerde telekomünikasyonda yeniden yapılanma gündeme geldi, dijitalleşme konusu vurgulandı. Yaşanan mali sıkıntıları dikkate alınca yapılan açıklamaları ve ortaya konan hedefleri ne kadar gerçekçi buluyorsunuz?
  • Dr. Süreç: Hükümetin geleceğe bakış konusunda vizyon sahibi olduğunu düşünüyorum. Maddi konular tabi ki önemlidir ve son yıllarda birçok yatırım maddi yetersizlikler nedeniyle yapılamamaktadır yani altyapımız yenilenmiyor. Ama daha da kötüsü, yenilediğimizi sandıklarımızı da gerektiği gibi yapılmadığından birkaç senede eskisinden de kötü duruma geldiğini görüyoruz. O şekilde yapılacaksa da zaten yapılmasın, yapacaksak da denetleyelim ve kuralına uygun şekilde yapalım.

“Fiber optik altyapımız yetersiz”

Fiber optik altyapımızda ulaşım altyapımıza benzer şekilde yetersiz, kilometrekareye 282 metre hattımız varken Güney Kıbrıs’ta bu ağ kilometrekareye bin 187 metre yani neredeyse 4 katımız. En ücra köye kadar fiber optik altyapı götürülmüş, oysa biz hala sabit telefonlarımızı bile her yere götüremedik. İnsanlarımız 3G’ler ve kablosuz internetlerle bunu çözüyor, aslında bu kadar yüksek cep telefonu kullanımın bir nedeni de bu olabilir. Fiber optik hattın yaygınlaşması önemlidir ki oralardan daha farklı içerikler insanların tüketimine sunulabilsin, böylelikle iş yapma hızlanacak, çeşitlenecek ve bu dijital dönüşümü destekleyecek bir omurgadır.
4G için ortaya konan 2020 hedefi kaynak bulunacaksa ulaşılabilir bir hedeftir ama ben daha topyekûn bir dönüşüm olması gerektiği üstünde duruyorum. Az önce eğitimden, insan kaynaklarının yenilenmesinden bahsettik, altyapı bu dönüşümün sadece bir bacağıdır. Dolayısıyla altyapı yanında, insan kaynağı ve gerekli mevzuatın da hazır olması dijital dönüşüm için şart. Mevzuat yapma konusunda da hızlı olduğumuz söylenemez. Meclisimiz son dönemde biraz daha bu konularda hızlı çalışmaya çalışıyor ama sadece yasayı yapmakla olmuyor, onu uygulamak da gerekiyor. Örneğin son dönemlerde karşımıza çıkan siber suçlar konusunda da mevzuatı daha ileri taşımak, yargı sistemini de bu konuda eğitmek, bu anlamda da bir düzenleme yapmamız gerekiyor ki günümüz dünyasının en büyük tehditlerinden biriyle de mücadele edebilelim.

“Teknoparkların daha cazip hale getirilmesi lazım”

Hep eksiklerimizden bahsettik ama elektriğe erişim, terörizm gibi konularda da raporda birinci sırada yer aldık. Bunlar da önemli noktalardır. Raporda başarı öykülerine de yer verdik. Bunlar Kuzey Kıbrıs’ta son dönemde başarılı iki uygulama olan elektronik imza ve Elektrik Mühendisleri Odası vize işlem prosedürlerinin dijitalleşmesidir. Bu anlamda devletin altyapı hazırlamak yanında öncü olması da önemlidir. Teknoparklar teknoloji üretimi anlamında üzerinde durulması gereken noktalardır. Bu konuda da yasal zemin üzerinde çalışıldı. Teknoparkların daha cazip hale getirilmesi lazım. Gerekirse yurtdışında yaşayan ve Apple, Microsoft gibi dev bilişim şirketlerinde çalışan Kıbrıslı Türkleri de buralara çekebilmeliyiz. Bu kişilerin buralarda ekipler kurarak “knowhow”larını buraya aktarmaları önemli katkılar yapacaktır.

“Yatırımların da çoğu zaman TC kaynaklı fonlarla finanse edildiği doğrudur. Burada belki de bir karar vermemiz lazım. Bu bağımlılığı azaltabilir miyiz? Bunu yapabilmek kolay birşey değil ama ilelebet bir yere bağımlı olmak da doğru değil... Küçük ülkelerin kendi kendilerine yetebilme sorunu hep vardır ancak yerel kaynakları geliştirmek de önemli”

 

“İlelebet bir yere bağımlı olmak da doğru değil”

  • Soru: Ekonomik anlamda, özellikle yatırımlar için, Türkiye’ye bağımlı olma konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
  • Dr. Süreç: Kuzey Kıbrıs ekonomisi, küresel gelişmelerden çok TL ve Türkiye ekonomisindeki gelişmelerden daha çok etkileniyor. Bu durumun nedeni de hem Kuzey Kıbrıs’ta TL kullanımı hem de mal ve hizmet ticaretinde Türkiye’nin en önemli partner olmasıdır. Dolayısıyla ekonominin büyüme veya daralma trendleri küresel gelişmelerden daha çok Türkiye ekonomisinde veya TL gelişmelerden etkilenmektedir. Yatırımların da çoğu zaman TC kaynaklı fonlarla finanse edildiği doğrudur. Burada belki de bir karar vermemiz lazım. Bu bağımlılığı azaltabilir miyiz? Bunu yapabilmek kolay bir şey değil ama ilelebet bir yere bağımlı olmak da doğru değil. Yerel siyasette “bu parayı en kolay kim getirecekse o iktidar olsun” tartışması yaşıyoruz, böyle bir teslimiyetçilik olabilir mi? Küçük ülkelerin kendi kendilerine yetebilme sorunu hep vardır ancak yerel kaynakları geliştirmek de önemli. Hatta Türkiye’den gelen parayı etkin ve doğru alanlarda kullanabilirsek, yaratacağımız devinimle belki zamanla ihtiyacımız da azalacaktır. Türkiye’den kaynak aktarımı protokollerle oluyor ve bu protokollerde bazı koşullar konuluyor. Biz sanki de o koşullar karşı tarafı memnun etmek içinmiş gibi davranıyor ve üzerimize sorumluluk almak istemiyoruz. Oysa bu anlaşmalar iki taraflı olduğuna göre ve altına imza konulduğuna göre gereği de yapılmalıdır.

Hükümetin tutumu...

  • Soru: Raporla durumun fotoğrafı çekildi ve bazı öneriler ortaya kondu. Rapor geçmiş yıllarda ne kadar dikkate alındı ve şimdi beklentiniz nedir?
  • Dr. Süreç: Biz raporu KTTO için hazırladık, raporun sahibi odadır. Her yıl hazırlanan raporlar içerdikleri öneriler ve tavsiyelerle hükümetlere sunuluyor. Geçmiş dönemlerde sunulan bazı önerilerin dikkate alındığını gördük. Örneğin reel sektör danışma platformunun oluşumu bu önerilerle gündeme gelmişti. Bu platform hükümetlerin sendikalar yanında iş kesimleriyle de yakın temasta olması açısından önemlidir. Bu yıl da raporun ve içerdiği önerilerin hükümete sunulacağını tahmin ediyorum. Dijitalleşme konusunda ulusal bir strateji oluşturulması ve bunun bir devlet politikası haline getirilmesi önerilerimizin başında gelmektedir. Bu bağlamda da KTTO’nun raporun sunumu sonrasında çalışmaya başladığını görüyorum. Hükümetin de duruşundan ve hafta içerisinde Ulaştırma Bakanlığı’nın düzenlediği basın toplantısından bu konuda çalışmaların devam edeceği anlaşılmaktadır. Bu çalışmaların zaten çok kısa süreli olmasını beklemiyoruz bunlar stratejik bir yaklaşımla takvimlenerek uygulanması ve takibinin yapılması gerekecektir.

 

 

 

İlgili Haberler

Röportaj Haberleri