1. YAZARLAR

  2. Cenk Mutluyakalı

  3. Bir "KKTC" Olamamışlar (!)
Cenk Mutluyakalı

Cenk Mutluyakalı

Bir "KKTC" Olamamışlar (!)

A+A-

"Maraş Kıbrıs sorunun minimize bir hali.. 'Açıldı' demeyle açılamaz, 'BM’ye devrediyoruz' diyerek devredilemez. Üstelik Maraş oturuma açık olmasa da Kıbrıs Türklerinin elindedir. Biz elimizdeki toprağı verip üzerine bir de Gazimağusa Limanını AB’ye devrederek hem topraktan hem limandan olacağız. Peki karşılığında ne alacağız? Kocaman bir HİÇ! Akıl işi mi bu öneriye 'tamamdır, hemen kabul edelim' demek!.." (www.bagimsiz.com/nikosun-marasi-ve-bizim-cozumcu-aydinlar)

Bunlar gazeteci Aytuğ Türkkan’ın görüşleri... Bağımsız’da yazdı.

Doğrusu bu öneriye – ki ilk değil – sıcak yaklaştım hep...
Masada olsam kabul ederdim.
Ama değilim ya!
En azından "görüşülmeli" derim.
Hele de Ercan Havaalanı'nın da Birleşmiş Milletler gözetiminde dünyaya açılması işi içerisine girerse...
Müzakere edelim, kaçmayalım.

Ha şunun da farkındayım.
Maraş ya da Mağusa ve Ercan limanları gibi "kritik" konularda Kıbrıslı Türkler olarak bir başımıza "karar verici" değiliz.
Aç desek, açılmaz...
Türkiye de "he" demeden...
İkna etmek gerekir mutlaka...
Ya da ortaklaşmak...
İşin gerçeği bu...
Sevsek de sevmesek de...

***
Aytuğ’dan çok başka düşünüyorum elbette...

Çünkü bu anlayış, uluslararası ortak yönetimi ve dünyayla bütünleşmeyi, sanki bir "mal-mülk yitimi" gibi görüyor.

Hatırlayalım; bizzat Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bile bir 20 Temmuz Kıbrıs ziyaretindeki Maraş açılımında, bölgenin Taşınmaz Mal Komisyonu aracılığıyla yasal sahiplerine iade edileceğini açıkça ilan etmemiş miydi? Yani uluslararası hukuk ve mülkiyet gerçeği zaten kaçınılmaz bir parametre olarak karşımızda duruyor.

Şimdi düşünün: Elimizde elli yıldır çürümeye terk edilmiş, siyasi ve ekonomik yükten başka bir şey üretmeyen kapalı bir Maraş var. Bir de dünyaya kapalı kaldığı için potansiyelini kullanamayan Gazimağusa Limanı...

Sevgili Aytuğ, "Karşılığında kocaman bir HİÇ alacağız" derken, mevcut durumun bizi dünyadan koparan ve içeriye hapseden ağır maliyetini tamamen görmezden geliyor.

Oysa bir limanın veya bölgenin uluslararası standartlarda, Avrupa Birliği ya da Birleşmiş Milletler gözetiminde ve ortak yönetim iradesiyle işletilmesi, o toprağın tapusunu başkasına devretmek anlamına gelmez.

Eğer öyle olsaydı; bugün Fransa’nın, Almanya’nın ya da İtalya’nın devasa limanları AB ortak mevzuatına ve denetim mekanizmalarına tabi diye bu ülkelerin limanlarını kaybettiklerini söylememiz gerekirdi. Aksine, uluslararası kurallara ve ortak yönetime dahil olarak küresel değerlerini artırırlar.

Düşünsenize, koskoca Avrupa ülkeleri dünyayla bütünleşeceğiz, ortak yönetimi paylaşacağız diye ellerinde ne var ne yok yitirmişler de haberleri yok!
Bir "KKTC" olamamışlar, yazık (!)

***
Mağusa Limanı'na dünyanın büyük gemileri gelse...
Cruise turizmi başlasa örneğin...
Ercan'a doğrudan uçuşlar başlasa hele...

Maraş'ta hayata dönüşün adımları atılsa yeniden...
Bunların hayali bile harika değil mi?

Geleceğe dair böylesi bir vizyon ve canlılık mı, yoksa bizi yokluğa hapseden "statüko" mu?

Kısacası şu soruyu sormak gerek:
Yıllardır kapalı tutarak hiçbir getiri elde edemediğimiz bir bölge ile limanımızı ve Ercan’ı uluslararası muhataplık, ortak yönetim iradesi ve doğrudan dünya ticaretine erişim karşılığında işlevsel hale getirmek "kaybetmek" midir, yoksa atıl duran potansiyelimizi kazanca dönüştürmek mi?

 

Bu yazı toplam 193 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar