Yüzleşmediklerimiz 2

... her toplumda olduğu gibi, Kıbrıs Rum toplumunda da ortak bir geçmiş algısı yoktur. Ayrıca, geçmişe bakış zaman içinde değişmektedir. Siyasi partilerin ve çeşitli hafıza kurumlarının geçmiş algısı arasında önemli farklılıklar vardır

 

 

Niyazi Kızılyürek

niyazi@ucy.ac.cy

 

 

Kıbrıs Rum Toplumunda Yüzleş(eme)me

Öncelikle şunu söylemeliyim ki, her toplumda olduğu gibi, Kıbrıs Rum toplumunda da ortak bir geçmiş algısı yoktur. Ayrıca, geçmişe bakış zaman içinde değişmektedir. Siyasi partilerin ve çeşitli hafıza kurumlarının geçmiş algısı arasında önemli farklılıklar vardır. Örneğin, aşağıda da göreceğimiz gibi, EOKA’nın 1955-1959 yılları arasında “hain” olarak damgaladığı ve öldürdüğü Kıbrıslı Rum solcular Kıbrıs Rum toplumunda hala tartışma konusudur. Benzer biçimde, 1960’lı yıllara bakış ve 1974 yılında Yunan Cuntası ile EOKA B’nin Makarios’a karşı düzenlediği darbe konularında ciddi görüş ayrılıkları vardır. O kadar ki, Temsilciler Meclisi’nin 2011 yılında hazırladığı ve yakın geçmişin irdelendiği “Kıbrıs Dosyası” oy birliği ile onaylanamadı. Muhafazakâr DİSİ partisi dosyanın içerdiği bulgu ve sonuçları reddetti. Fakat şurası bir gerçektir ki, söz konusu Kıbrıslı Türklerle ilgili geçmiş okumaları olunca, siyasal partiler, medya, eğitim kurumları ve Kıbrıs Rum hükümetleri arasındaki farklılıkların çizgileri inceliyor ve benzer bir hafıza kurgusu ve tarihsel anlatı öne çıkıyor. Bu, muktedirlerin kurguladığı Kıbrıs Rum “resmi tarih” anlatısıdır. Aşağıda, resmi tarih bağlamında Kıbrıs Rum toplumunun yüzleşemediği konulara bir göz atalım.

EOKA ve Silahlı Mücadeleye Bakış

1955-1959 yılları arasında EOKA’nın solcu Kıbrıslı Rumları ve Türkleri dışlayarak ve hatta giderek karşısına alarak sürdürdüğü silahlı mücadele bir destan olarak hatırlanmakta ve kutlanmaktadır. Oysa silahlı mücadele amacına (Enosis) ulaşmadığı gibi, hem Kıbrıs Rum toplumu içinde derin çatlakların oluşmasına, hem de etnik şiddetin baş göstermesine zemin oluşturdu. AKEL başından itibaren silahlı mücadelenin yanlış olduğunu söyleyen tek parti idi. Bu konudaki görüşü bugüne kadar değişmedi. 1974’ten sonra Sağ cenahta yer alan Glafkos Klerides gibi politikacılar, hatta EOKA’yı kuran Başpiskopos Makarios bile silahlı mücadelenin yanlışlığından söz ettiler. Örneğin Klerides, 1974 yılında adanın fiilen ikiye bölünmesinden hemen sonra 7 Kasım günü yaptığı bir konuşmada,“EOKA’nın 1955-1959 arasında verdiği mücadelenin Kıbrıs’ın milli davasına zarar verdiği kanıtlanmıştır” dedi ve şunları ilave etti: “O dönemde Kıbrıslı Türklerin ve İngilizlerin tepkileri küçümsenmişti.”[1] Ne var ki, 1993 yılında cumhurbaşkanı seçilince ilk icraatlarından biri “eğitim reformu” vasıtasıyla okullarda EOKA mücadelesinin ve savaşçılarının kahramanlığının bizzat EOKA üyeleri tarafından anlatılmasını sağlamak oldu. Başpiskopos Makarios’un yakın çalışma arkadaşlarından Nikos Krandidiotis, Makarios’un da sonradan EOKA’nın silahlı mücadele yöntemlerini yanlış bulduğunu ileri sürdü. Kranidiotis “geç-Makarios’un” bu konudaki düşüncelerini şu cümlelerle aktarıyordu: “Başpiskopos sonraları bana, Atina’da bazı çevrelerinin uzlaşmaz tutumu yüzünden, Kıbrıs halkının self-determinasyon talebini hayata geçirmek için benimsemek zorunda kaldığı taktik konusunda, çok defa konuştu. ‘Yanlıştı!’ diyordu, “kadın ve çocukları katletmek, İngiliz askerlerini öldürmek yanlıştı! En büyük yanlış, komünistleri katletmekti. Biz, Büyük Britanya’nın itirazlarından sonra konuyu uluslararası kamuoyuna taşıyıp, başka araçlarla kamuoyunun desteğini almalıydık, şiddet yoluyla değil. ”[2]

Ne var ki, Makarios yaşadığı sürece kamuoyu önünde EOKA konusunda tek bir eleştirel cümle sarf etmedi. Günümüzde hala EOKA’nın silahlı mücadeleye başladığı 1 Nisan günü milli bayram olarak kutlanmakta ve bir “kahramanlık destanı” olarak anılıp, anlatılmaktadır.

EOKA ve Öldürülen Solcular

Kıbrıs Rum toplumunda 1955-1959 döneminde öldürülen şahıslar en önemli yüzleşme konularından birini oluşturuyor. EOKA’nın 1955-59 yılları arasında önemli sayıda Kıbrıslı Rum’u katlettiğini bu çalışmada gördük. Öldürülenlerin hepsi “hain” olarak damgalanmıştı. Fakat öldürülen birçok kişinin “muhbir”, “işbirlikçi” veya “ajan” gibi sıfatları hak edecek faaliyetlerde bulunmadığı biliniyor. “Hain” diye katledilen solcular bunların başında geliyor. Bu konuda hem parti olarak AKEL, hem de öldürülenlerin yakınlarının 1995 yılında kurduğu bir dernek hak arayışlarını sürdürmeye devam ediyor. EOKA üyelerinin büyük çoğunluğunu bünyesinde barındıran DİSİ ise ilk defa 2005 yılında esneklik göstererek Temsilciler Meclisi’nde bir araştırma komisyonunun kurulmasını kabul etti. Ne var ki, fazla bir yol alınamadı. Dönemin Cumhurbaşkanı Tassos Papadopullos öldürülen solcuların itibarının iade edilmesi konusunda hiçbir şey yapılamayacağını söylüyordu ve “devrim ortamında mahkeme kurulamazdı, adalet dağıtılamazdı” diyerek bu suçları örtüyordu.[3] EOKA Savaşçıları Derneği ise hiç kimsenin ideolojik inançları yüzünden katledilmediğini ileri sürüyor ve bu görüşünde halen ısrar ediyor. Lefkonuk’ta ağaca bağlanıp katledilen solcu Savvas Menikos hakkında 17 Ağustos 1991’de yaptığı bir açıklamada EOKA’nın bölge komutanı Fotis Papafotis şöyle diyordu: “Teşkilata Savvas Menikos’u tutuklayıp Lefkonuk meydanına götürmelerini, halkı da meydana toplanmaya çağırmalarını emrettim. Anti-milli davranışları kınandıktan sonra Menikos’un köyüne gitmek üzere serbest bırakılmasını söyledim. Savaşçılar emri aynen uyguladılar. Fakat talihsiz Savvas Menikos halkın yuhalamalarına dayanamadı ve kalbi durarak öldü.”

Bu açıklama sadece bir şeyi gösteriyordu: eski EOKA savaşçılarının geçmişi sorgulama ve komünistlerin katledilmeleriyle yüzleşme konusunda halen hiçbir esneklik göstermediğini ve öldürülenlerin “solcu oldukları için değil, hain oldukları için öldürüldüklerinde” ısrar ettiğini. Çünkü, Menikos’un taşlanarak öldürüldüğü herkesin bildiği bir hakikattir.

Son dönemlerde eski Cumhurbaşkanı Dimtiris Hıristofyas’ın bu konuya el atmasıyla önemli bir gelişme yaşandı. Hristofyas 25 Haziran 2012 tarihinde konuyu Bakanlar Kuruluna götüreceğini ve 1955-59 arsında öldürülen solcuların itibarının iade edilmesi için karar üreteceğini açıkladı. AKEL Mağusa İlçe Örgütünün 25 Haziran 2012 tarihinde Larnaka’da örgütlediği etkinlikte konuşan Dimitris Hristofyas, “bunca yıldan sonra yakın Kıbrıs tarihinin bir yarasını iyileştirme zamanı nihayet geldi” diyordu. Hristofyas, öldürülen solcuların o dönemde hüküm süren “bölücü iklimin kurbanı olduklarını” ve “ideolojik ve politik tercihlerini hayatlarıyla ödediklerini” söyleyerek, aldığı kararın “sadece tarihe ve haksız yere öldürülenlere karşı yapılmış bir tercih olmadığını, her şeyden önce milli birlik ve uzlaşma yolunda bilinçli bir tercih olduğunu” vurguluyordu. Hristofyas, sağcı milliyetçilerin tepkisini yumuşatmak için dikkatli bir dil kullanıyordu ve hükümetinin “EOKA kahramanlarının onuruna çelenk koymaya devam edeceğini” vurguluyor ve “İngiliz işgaline karşı verdiği anti-kolonyalist mücadelede yaşamlarını feda eden Afksentiou’yu, Matsis’i, Pallikaridis’i, Karaolis’i ve diğerlerini kalbimizde bir sembol olarak taşımaya devam edeceğiz” diyordu.

Dimitris Hristofyas cumhurbaşkanlığı makamından ayrılmadan önce, 2012 yılının Aralık ayında toplanan Bakanlar Kurulu, EOKA’nın katlettiği 19 kişiye itibarını iade etme kararı aldı. Ne var ki, öldürülen solcuların itibarının iade edilmesi konusunda ortak görüş üretilemediği için, karar sadece Hristofyas hükümetinin bir kararı olarak kaldı.

1960’lı Yıllarda Siyasal Şiddet       

Kıbrıs Rum toplumunda 1960’lı yıllarda yoğun olarak siyasal şiddet eylemleri yaşandı. Bizzat İçişleri Bakanı Polikarpos Yorgacis’in emriyle Makarios karşıtı Kıbrıslı Rumlar öldürüldü. Ayrıca, bazı kişiler Yorgacis-Samson kavgasının kurbanı oldu. Bu cinayetlerin hiçbiri açığa çıkarılmadı. 1960’lı yılların ikinci yarısından itibaren önce Milli Cephe, daha sonra da EOKA B örgütünde şiddete başvuranlar da yargılanmadı. Çoğu tutuklandığı halde Makarios tarafından affedildi.

1974 Darbesi

1974 yılında Yunan Cuntası ile EOKA B’nin Başpiskopos Makarios’a karşı düzenlediği darbe yakın Kıbrıs Rum tarihinin en trajik sayfalarından birini oluşturuyor. Darbeden sonra adaya müdahale eden Türkiye ülkenin coğrafi ve demografik olarak bölünmesini sağladı ki, bu, Kıbrıs Rum toplumu açısında tam bir felaket oldu. Darbeyi yapanların büyük bir nefretle anılması ve Kıbrıs Rum siyasi yaşamında günümüze kadar “Makariosçular” ve “darbeciler” ayırımının canlı tutulmasına rağmen, gerçekte Kıbrıs Rum toplumunun “iç-hakikatleri” perdelenerek dikkatler “dış-düşmana” çevrildi ve bütün sorumluluk “yabancı güçler ile ezeli düşman Türklerin” omuzlarına yüklendi. Makarios, Türkiye’nin müdahalesinden sonra herkese “zeytin dalı” uzatarak darbecileri affetti. Fakat toplumun bölünmüşlüğü içten içe devam etti ve AKEL ve Makariosçu partiler darbecileri affetmedi.

Bugün halen, darbeye karşı çıkanların kurduğu “direniş dernekleri” darbecileri lanetlemeye devam ediyor. DİSİ ise daha farklı bir eğilim içindedir; darbecilerden bazılarını bünyesine katan parti, darbenin sorumluluğunu bütünüyle Yunan Cuntasının üzerine yıkıyor. DİSİ’nin kurucu başkanı Glafkos Klerides 1993 yılında cumhurbaşkanı seçildikten sonra, darbeye katıldıkları için mevkilerini kaybeden 62 kişiye “itibarlarını” iade ederek makamlarına geri dönmelerini sağladı. Benzer şekilde Nikos Anastasiadis de 2013 yılında cumhurbaşkanı seçildikten sonra, darbe esnasında Milli Muhafız Ordusunda görev yapan ve Makarios’u devirme operasyonunda ölen Kıbrıslı Rumların “itibarını” iade etti ve askeri törenlerle yeniden gömülmelerini sağladı. “Emir-komuta zinciri içinde darbeye katılmak zorunda bırakılan genç askerlerin hiçbir sorumluluğu yoktur” diyen DİSİ’yi, AKEL ve diğer partiler “darbecileri ödüllendirmekle” suçluyor.

Açıkçası, Kıbrıs Rum toplumunda darbe ile ilgili tartışmalar kısır bir “Makariosçu – Makarios karşıtı” çekişmesi içine hapsedilmiştir. Bu yüzden 15 Temmuz Darbesine giden süreçte yaşananlar, ortaya çıkan çözüm olanaklarının değerlendirilmemesi, Makarios’un maksimalist politikaları tartışılamıyor. En tuhafı, 14 Temmuz 1974’e kadar Kıbrıs’ta “asrı saadetin” hüküm sürdüğü ve her şeyin darbeyle bozulduğu konusunda hem sağ, hem sol, hem de merkez partilerin tam bir görüş birliği içinde olmasıdır. Oysa Kıbrıs’ta 15 Temmuz 1974’e kadar sadece Kıbrıslı Rumlar “parlak” bir dönem yaşıyordu. Kıbrıslı Türkler adanın %3’ünü oluşturan gettolara sıkıştırılmış, devlet iktidarından ve ekonomik olanaklardan yoksun bırakılmışlardı. Kısacası, 15 Temmuz 1974’e kadar olan dönemde Kıbrıslı Rumlar “asrı saadet” dönemi yaşıyordu, Kıbrıslı Türkler değil. Ne var ki, Kıbrıs Rum tarih yazıcılığında ve siyasal kültüründe 1960’lı yıllar bu açıdan irdelenip değerlendirilmiyor. Birkaç istisna hariç, “cennettin yitirilmesinin” bütün sorumluluğu Yunan Cuntası, EOKA B, “dış mihraklar” ve Türk tarafına yükleniyor. 

 

 

            …devam edecek…

 

[1]Agon Gazetesi,  8 Kasım 1974.

[2]Nikos Kranidiotis, DiskolaHronia: Kipros 1950-1960, EstiaYayınları, Atina, 1981,s.58-59.

[3]Lukas Kakullis, Adam Adamantos kai Tassos Papadopoulos: İgeteskeistoria, Lefkoşa, 2011,s.21.

İlgili Haberler

Dergiler Haberleri