Ülkemizde Solun Durumu… Ve SOLA YENİDEN BAKALIM

Ülkemizde Solun Durumu… Ve SOLA YENİDEN BAKALIM

 

Neriman Cahit

Marksizm küreselleşme, liberalizm, Globalizm v.b terimleri pek tartıştığımız yok… Çünkü, çok uzun süredir bizler toplum olarak müthiş bir “negatif dinamizm” içinde debeleniyoruz. Yok hayır, kimse itmedi bizi bu çukurun içine… ‘Rum ambargosunun’ sonucu da değil…
Biziz, bize en büyük sorunları yaratan…
Okumuyoruz, düşünmüyoruz, tartışmıyoruz… Böyle olunca da ‘diyalektik mantığımızı’ geliştirerek çözümler üretemiyoruz.
Ve çelişkileri göremiyor, hayatın mantığını yaratamıyoruz… Yaratamıyoruz çünkü hayatın tanziminde akıl kullanarak “önden projelendirme – planlama – müdahale” seçeneği ile hayatın doğal sürecinin kendiliğinden dengeleri kuracağı öngörüsünün… Hâlâ… Marksizm ve liberalizm arasındaki temel çelişkinin çatışması sonucu belirlenebileceği gerçeğini ya tümden unutmuş… Ya da hiç kaale almamış olmamızdandır…

SOL’A YENİDEN BAKALIM…

Bu noktada kesinlikle atlamamamız, hatta yeniden ve önemseyerek masaya yatırmamız gereken “SOL” olgusu… Hatta sol için değişen şartlar karşısında “Yeni bir parti modeli” üretmek ve denemek. Durmadan ve sadece eleştiri yapanlara uzun süredir dinlemeyen ve “Öneri Getir” diyen biri olarak bu konudaki kendi önerilerimi sunmak istiyorum:
• Yaşanan uzun süreç ve onca olay bize göstermiştir ki… Varoluşun iki temel güdüsünden biri olan “üretim” akıl ile maksimize edilmemiş… Diğer yandan da “dağıtım” kendiliğinden “optimal” noktaya ulaşamamıştır.
• Sovyetlerin çöküşü ise, üretimin zaafı… Küreselleşmenin genel kabul görmemesi de dağıtımın eksik öngörüsünden kaynaklanıyor.
Ancak, son 25-30 yıldır gerileyen ve kendine yeni bir çıkış yolu arayan akımın da sol (Marksizm) olduğu bir gerçek…

***
Peki ama neden ilerleyemiyor ve nerede tıkanıyor sol... Gelin bunu da irdeleyelim:
• Sol, kendi itici motorunun artık ve sadece işçi sınıfı (Proleterya) olduğunu kurgulamak yanında hatta daha da fazla… Kendisi için “akıl kullanarak müdahale etmek” olduğunun ayırdına varmalı…
Sanayi Devrimi sürecinde, hayatı “akılcı – müdahaleci” yaklaşım ile tanzim etmenin ateşleyici dinamiği “İşçi Sınıfı” idi; ama, küreselleşme sürecinde bu ateşleyici dinamik “Beyin emeğine” geçti.
• Bazı solcuların sandığı gibi ABD, dünyaya silah satmaktan daha çok… “Teknoloji” satmak istiyor… Çünkü, bu alan çok daha kârlı…
• Solun artık kesinlikle ayırdına vararak altını çizmesi gerekiyor ki: İnsanlar yokluk içinde eşitliği değil, REFAHI paylaşmak istiyor.
• Hayatın ana kaynağı ÜRETİMİN akıl ile planlanamayacağı ve müdahalenin sadece ters sonuçlar verdiğini tarihi deneyim bize defalarca göstermiştir.
• “Millete rağmen millet için “projelerinin neden başarılamayıp da geri teptiğini düşünmenin altını iki kez çizmek gerekiyor.
• Kendileri benimsemeseler dahi toplumun temel değerleri ile barışmadan akıl yürütmenin bir işe yaramadığı artık kesindir.

HALKLA BİRLİKTE YENİ ÇÖZÜMLER…

Gelin düşünce egzersizini sürdürerek… Sol için yeni bir “siyasi parti modeli” önerileri geliştirelim. Bu konuda benim önereceklerim ise şunlar:
• Partilerin siyaset yapmasındaki temel amaç… İç dinamikleri yaratmaya yönelik olumlu… Yani:
Partinin esas amacı ne olursa olsun… İktidara gelmek olmayıp… toplumda iç dinamik yaratmasına dayanan bir bakış açısı olmalı…
Bu konuda bizde hep şu düşünce hakim: “KKTC’nin iç dinamikleri yetmiyor… ancak dış dinamiklerle dönüşebiliyor. Bu, aslında ve özellikle de siyasetçilerimizin önemle – çok önemle –üzerinde durup, çareler / alternatifler üretimleri gereken bir olgu… Çünkü;
“İç dinamiği harekete geçiremiyorsanız… Sizin siyaset yapmanızın gerekçesi ortadan kalkıyor…”
• Diğer önemli bir konu da Partinin yapısıyla ilgili ve bugüne dek eksik olan önemli bir öğe: Partinin öğrenen bir kurum olması… Bunun sağlayacağı yarar: Kolektif bilişsel sorumluluk üzerine kurulu bir parti yapısı. (Bugüne dek bizde hiçbir partide neredeyse bu yok… Partiler kişisel çaba ve kişilere bağlı / dayalı…)
• Böyle bir parti şöyle çalışmalı:
Değişik bölgelerde, toplumun değişik kesimleriyle bir araya gelerek sürekli çözüm gerektiren… Sürekli bilgi de üretmek… O yeni BİLGİLER / ÇÖZÜMLER aracılığıyla… Toplumda yeni bir GÜVEN AĞI OLUŞTURMAK…
Ve bunun üzerinden siyaset yapmak…
Bunlar bugünkü “demokrasi ve iktidar anlayışımızla” taban tabana zıt ama… Sol, Kıbrıs Türk Halkı için, umut olmak istiyorsa… Toplumla birlikte yeni çözümler ve yeni bilgiler üreterek çıkış yolları yaratmalı…

BAŞARI BİRİKTİRMEK…

• Bir önemli konu da: İktidara gelmeyi beklemeden “başarı biriktirmek…”
Etkili olmanın yollarından biri de bu… Çünkü biriktirilen bu başarı partiye hem güven sağlıyor hem de topluma yabancılaşmayı önlüyor…
Daha da ötesi: İktidara büyük bir deneyim kazanarak hazırlanmasını sağlıyor.
Ve bir ek daha: Böyle güven ağlarına dayanarak çalışan bir partinin iktidara gelme ve geldiğinde başarılı olma şansı da “fırsatçı partilerden” daha yüksek olacaktır.

***
Sol’un en büyük sorunu, geçmişin paradigmalarına hapsolmuş olması…

VE MİLLİYETÇİLİK…

Bizdeki milliyetçilikle küreselleşme arasında yüksek bir gerilim var. Ve sol maalesef, sık sık eleştirdiği halde, yeni bir “Ulusçuluk” Önerisi yapamıyor. Halbuki, toplumun iç dinamiklerini harekete geçirerek işe başlamak… Küreselleşen dünyada ulusçuluğu yeniden tanımlamak için de ‘sol’ çok önemli bir çıkış noktası olabilir.
Günümüzde ulusçu olmak ne konuda olabilir… derseniz… Ben, saygı gören bir ülkenin yurttaşı olduğum zaman onu duyarım… Ama… Saygı duyulan bir ülkenin yurttaşı olmak için… Küresel dünyanın ‘düşünce ve sanat hayatına’ katkıda bulunmak gerek…
İç dinamik yaratmak böyle bir koşulu da ortaya koyuyor…

***
Bu konuda “bağımsızlık” da çok önemli.
Bugünün dünyasında bağımsızlık, ülke sınırları içine kapanarak değil… Dünyada yankılanacak projelerle sağlanabilir ancak…

DEĞİŞEN DÜNYADA

Bazıları, özellikle de Sovyetlerin çöküşünden sonra sol’un çok örselenmiş olduğunu düşünüyor ve dile getiriyorlar… Sol, esas olarak Marks’ın eserlerini referans gösteriri. Marks ekonominin… yani nesnel olarak insanın içinde bulunduğu koşulları… Kültüre, politikaya, ideolojiye, devlete göre hep önceler… Kültürel durumun illüzyon olduğunu söyler… Esas olarak bakılması gereken şeyin: “İnsanın üretim sahasındaki yeri, sınıfsal durumu olduğunu söyler.” Ama,
1980’lerden sonra birden durum değişiyor… Kendisine yeni muhafazakâr veya liberal diyen bir grup, ekonomik konulara el koyuyor. Thatcher, Reagan ve Özal bunu çok ustaca yapıyor. Solun durumu burada eğreti kalıyor. Ekonomizm bir maharet haline geldikçe, sol ekonomiye yabancılaşıyor. Ya da solun entelektüelleri ekonomiyi anlamakta zorluk çekiyorlar, bir ricat başlıyor ve elinde kalan yegâne şeyi, ‘moral konuları’ pekiştirme yoluna gidiyor sol… Etkin cinsiyet hatta dinsel konulara ilgi duyuyor ve sürekli kültürel marjinalizmler üzerinde kendisine yeni bir taban oluşturmaya çalışıyor…

***
Bunlar da esas olarak önemlidir ama… Bu coğrafyada yaşayan insanların içinde bulunduğu moral ve insanlık durumları üzerinden bunlar konuşulursa bir anlam taşır. İnsanın içine düştüğü çok sefil durumları gözardı edecek derecede değil…
Yoksa hayat, sadece kimlikler mücadelesi değildir. Soyut bir “Şu-bu düşmanlığı… Şu bu savunması” sadece havada kalıyor… İnsanımızın / ülkemizin insanlık durumlarını yeniden okumak, onlarla yeniden yüzleşmek ve yapılması gerekenleri hiç ertelemeden ele almak…
Sadece politikacılar değil… Toplumun tüm ve özellikle de sol kesimlerini bekleyen çok önemli bir görevdir bu…

---------------------------------------------------------------------

PARANTEZ
 

27 MART… DÜNYA TİYATRO GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN…

Bilen bilir… Tiyatro: “Sadece bir dil, bir beden ve ezber işi değildir…”
Böyle yapanlar da var ama: Tiyatro – yine de – çalışkan, dursuz duraksız “Tiyatro eylemcileri ve ona tüm yaşamını adayanların” – gerçekten de büyük özverileriyle ve eylemleriyle yürür ve gelişmesini sürdürür…
Tiyatro, hiçbir ihmal ve eksikliği kaldırmaz. Bu bağlamda – ta başlangıcından bugüne dek – tüm “Tiyatro Sanatımızı ve Onun Aktörlerini, bilimsel bir tarzda yazıya dökmüş olan, Tiyatromuzun yapıtaşlarından biri olan Yaşar Ersoy, Yazın Alanında + Belediye Tiyatrosunu +
Bu alanda – yüreği tiyatro için çarpanların sergiledikleri onca oyun + performansı... Yürekten kutluyor ve başarılarının devamını diliyorum…

***
“27 Mart Dünya Tiyatrolar Gününüz Kutlu Olsun…”

Dergiler Haberleri