ŞEHERİMİZ, LEFKOŞAMIZ’A DAİR -3-

Dünyadaki şehirler şöyleymiş, oralarda ‘şu varmış, bu yapılıyormuş’ vb. şeyler beni pek çekmiyor doğrusu… Hele de “Prestij Binalar” adı altında, kocaman kocaman beton oteller, çarşılar, camiler de uymuyor bu şehrin dokusuna…

Neriman Cahit

Lefkoşa’ya baktığımda, ‘mahfoldu, bitti’ diyorum ama bir yandan da hala fark ediyorum ki, her şeye rağmen eğer üzerine düşülür ve bakımı yapılırsa, birçok güzellik ve değere sahip olduğu da ortaya çıkabilir yeniden… Konumu, topografyası ve tarihsel dokusu bu şehri özel kılıyor!

Bu yapıyı, top yekün korumak lazım aslında; ama tek tek yapıları korumak da küçümsenmeyecek bir katkı. Surlariçi örneğin… Ve kalanları ayakta tutma çabasının peşini bırakmamak lazım…

Dünyadaki şehirler şöyleymiş, oralarda ‘şu varmış, bu yapılıyormuş’ vb. şeyler beni pek çekmiyor doğrusu… Hele de “Prestij Binalar” adı altında, kocaman kocaman beton oteller, çarşılar, camiler de uymuyor bu şehrin dokusuna… Bana göre en önemli öğeler, bilinçli, yaşadığı şehri seven insanları + hijyen, temizlik ve altyapı…

Hepimizi ilgilendirmesi gereken “Lefkoşa’yı – Lefkoşa yapan şeyler.” (Bu gerçeklik diğer yerlerimiz için de geçerlidir.) Bir şehri özel kılan sadece o şehre has şeylerdir. Bunlar da sadece yapı boyutuyla sınırlı değildir: İnsan + çevre + tarih + mimari + görüntü + sanat… Bir arada düşünülmeli… En önemlisi de, o şeherde yaşayan herkesin, buna gönüllü katkı koyması!..

ÇÖP SORUNU…

Çöp, pis bir şey, çirkin bir şey. Bir şehirde, hele Lefkoşa gibi artık kendi kapasitesinin çok üstünde ve durmadan da gelen yığıntılar sonucunda… Çok fazla çöp üretiliyor. Çöp üretimi yaşamanın doğal bir sonucu; ama çöpün çirkin görüntüsünü yok edebilir, çoğu durumda – en azından – görünmemesini sağlayabiliriz. Özellikle de, binlerce yıllık güzelim duvarların, yaşayan, tarih köşelerinin her yanını çöplüğe çevirmemeye özen gösterebiliriz.

Bu konuda hala anlamakta güçlük çekiyorum: belediyeler, neden üniversitelerimizin tasarım, endüstriyel tasarım ve mimari bölümleriyle işbirliği yapmıyor! Üniversite ve öğrencileri, bu, GÜZELLEŞTİRME ÇABASINA katmak, inanın ki, çok önemli bir adım olacaktır…

KENTİN KİMLİĞİNE SAHİP ÇIKMAK…

Bence ve aslında da gerçek o ki;

“Yaşadıkları ve yönetimine talip oldukları yönetimine geldikleri, şehrin… tarihinin / kültürünün farkında olmayan, o kültürden yoksun gelir – geçer ve keyfi düzenlemelerle o şehri daha da çirkinleştiren… Var olan ‘kent kimliğine’ sahip çıkmadıkları gibi… Farkında olsun ya da olmasın, ‘kültürel değerlere ve sembollere özen göstermeyen’ zedeleyici kararlarıyla yerel politikacılar bu kentin en büyük çirkinlikleridir…

Lefkoşa’nın (ve diğer yerlerimizin) yönetimine bu politikacıları layık görmemeli, göreve getirmemeli…

Gerçekten de, estetikten, bilgi ve bilinçten yoksun politikacılar yüzünden ülkemizde birçok kültürel değer ve yapı yozlaşıp, yok olup gitti… Gidiyor… bir sürü efsane yıkıldı, çoğunun da özelliği kalmadı; ki bunların artık telafisi de mümkün değildir…

Yaşadıklarımız tam bir Vandalizm örneği…

Ya, her yanı saran çirkin reklam panoları...

Yapılan ve yapılması planlanan ister özel isterse resmi olsun, şehrimiz ve kimliğimize indirilen birer darbe… Yaa, dikilen heykeller, meydanlara ‘sanat eseri’ olarak konan ve çoğu sanatla ilgisi olmayan o çirkinlikler…

Yazık ki, ülkemizde “MEKÂN” yok olmuş!!!

Ama biz hala var sayıyor ve yok etmeye devam ediyoruz!

 

  •  

Ve, yazık ki, tüm bu çirkinlikleri kaldırıp, silip, yok edip, yerlerine kültür ve sanatın soluğunu taşıyan eserleri koyacak kimse de yok!

Oysa, yaşadığımız yerler, bize aidiyet duygusu verecek değerlerimiz…

Düşünüyorum ve yüreğim sıkışıyor: Bu kadar çok çirkinlik olmaksızın gelişip büyümez miydi yaşadığımız çevreler…

Onca kalıntı, onca pislik, onca naylon ilişkiler… Hiçbir standarda uymayan hayatlar ve yapılar… Artık yürünemeyen yollar, içinde huzurla yaşanıp, uyunamayan evler…

Daha ne diyeyim…

Ne denebilir ki!!!

“Suçun en büyüğü bizde… değil midir canım kardeşlerim!”

SEVGİYLE !!!

 

 

İlgili Haberler

Dergiler Haberleri