Özlem Gürkut: Sağlık Hakkı Kâğıt Üzerinde Kalınca

İyi sağlık sistemleri kahramanlara ihtiyaç duymaz. İyi sağlık sistemleri; güçlü kurumlara, bilimsel planlamaya, yeterli insan gücüne, etkin denetime ve sürdürülebilir politikalara ihtiyaç duyar.

Dr. Özlem Gürkut*
ozlem@gurkut.com

Sağlık Hakkı Kâğıt Üzerinde Kalınca: Kıbrıs’ın Kuzeyinde Hasta Olmak

Kıbrıs’ın kuzeyinde sağlık hakkı Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Devlet, bireyin beden ve ruh sağlığını korumak, sağlık hizmetlerini planlamak ve herkesin bu hizmetlere ulaşmasını sağlamakla yükümlüdür. Hukuki açıdan bakıldığında bu hak tartışmasızdır. Halbuki sağlık hakkı yalnızca Anayasa’da yazılı olmasıyla değil, insanların ihtiyaç duyduklarında sağlık hizmetine gerçekten ulaşabilmeleriyle anlam kazanır.

Kıbrıs’ın kuzeyinde hasta olmak, gerçekten bir hak öznesi olmak mıdır; yoksa sistemin insafına bırakılmış bir vakaya dönüşmek midir?”

Bugün Kıbrıs’ın kuzeyinde temel sorun, sağlık hakkının tanımlanmamış olması değil; bu hakkın kullanılmasının önündeki yapısal engellerdir. Çünkü bir hak, fiilen kullanılabildiği ölçüde gerçektir. Devlet hastanesinin koridorunda saatlerce sıra bekleyen, aylar sonrasına verilen poliklinik randevusunu beklerken hastalığı ilerleyen, istediği tetkike ulaşamayan ya da reçete edilen ilacı hastane eczanesinde bulamayan insanlar ile özel sağlık hizmetlerine ancak ekonomik gücü ölçüsünde ulaşabilen insanlar aynı ülkede yaşamaktadır.

Sağlık hizmetine erişimde yaşanan güçlükler zaman içinde fiilen farklı yurttaşlık deneyimleri yaratmaktadır. Bir tarafta sağlık hizmetini anayasal bir hak olarak gören anlayış, diğer tarafta ise ekonomik koşulların belirlediği bir sağlık piyasası bulunmaktadır. Sonuçta hasta, kimi zaman sistemin koruduğu bir yurttaş değil; sistemin sınırları içinde kendi başına çözüm üretmeye çalışan bir birey hâline gelmektedir.

Sağlık hizmeti piyasanın insafına bırakılabilecek sıradan bir hizmet değildir. Çünkü sağlık hakkı yalnızca yaşam kalitesini değil, yaşam hakkının kendisini de doğrudan ilgilendirir. Bu nedenle sağlık sistemlerini değerlendirirken yalnızca kaç hastane yapıldığına, kaç cihaz alındığına ya da kaç sağlık çalışanı bulunduğuna bakmak yeterli değildir. Asıl soru şudur:

Bir insan hastalandığında ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetine zamanında, güvenli, nitelikli ve ekonomik olarak ulaşabiliyor mu?

Bu soruya verilecek yanıt, sağlık sisteminin gerçek başarısını belirler.

Sağlık Hakkının Önündeki Görünmez Engeller

Sağlık hakkının hayata geçebilmesi için beş temel erişim alanının birlikte işlemesi gerekir.

1. Coğrafi erişim

Sağlık kuruluşuna fiziksel olarak ulaşabilmek, hastane kampüsleri içinde yönünü bulabilmek ve sağlık hizmetinin bulunduğu yere erişebilmek gerekir. Büyük ve çok binalı sağlık kampüslerinde yeterli yönlendirme levhalarının bulunmaması, özellikle yaşlılar, engelliler ve ilk kez başvuran hastalar açısından ciddi bir güçlük oluşturmaktadır.

2. Ekonomik erişim

Sağlık hakkı yalnızca hastaneye girebilmek değildir. Muayene, tetkik, ilaç ve tedavi giderlerini karşılayabilmek de sağlık hakkının ayrılmaz bir parçasıdır. Kamu sağlık kuruluşlarında sosyal güvencesi olmayan kişiler “tam ücretli” hasta statüsünde değerlendirilmekte ve sağlık hizmeti için ödeme yapmak zorunda kalmaktadır. Özel sağlık sektöründe ise sağlık hizmetine erişim büyük ölçüde bireyin ekonomik gücü ile sınırlanmaktadır.

3. Zamansal erişim

Sağlık hizmetine ihtiyaç duyulan zamanda ulaşabilmek, sağlık hakkının en temel unsurlarından biridir. Bugün kamu sağlık sisteminde birçok poliklinikte haftalar, hatta aylar sonrasına randevu verilebilmektedir. Muayene olunabilse bile istenen ultrason, tomografi veya diğer görüntüleme tetkikleri için yeni bekleme listeleri başlamaktadır. Bazı laboratuvar tetkikleri kit eksikliği nedeniyle gecikebilmekte, yazılan ilaçlar ise zaman zaman hastane eczanelerinde bulunamamaktadır.

Sağlık hizmetine erişimde yaşanan gecikme yalnızca beklemek anlamına gelmez; birçok hasta açısından hastalığın ilerlemesi, yaşam kalitesinin bozulması ve bazen de geri dönüşü olmayan sonuçlar anlamına gelir.

4. İletişimsel erişim

Sağlık hizmeti her şeyden önce güçlü bir iletişim gerektirir. Bugün devlet sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların önemli bir bölümü farklı ülkelerden gelen kişilerden oluşmaktadır. Bunların önemli bir kısmı Türkçe bilmemekte, bir kısmı ise ortak bir iletişim dili olarak İngilizceyi de kullanamamaktadır.

Hastanelerde profesyonel tercüman desteği bulunmamakta, yönlendirme levhaları yeterince çok dilli hazırlanmamaktadır. Dil engeli yalnızca hastanın hastalığını anlatmasını güçleştirmez; tanının doğru konulmasını, tedavinin anlaşılmasını ve hasta güvenliğini de doğrudan etkiler.

5. İdari (bürokratik) erişim

Hayır. Sorun randevu bulamamakla başlamıyor.

Sisteme nasıl girileceğini anlamak bile başlı başına bir mücadele! Bugün kamu polikliniklerine başvurunun temel yolu e-Devlet sistemi üzerinden randevu almaktır. Bunun için önce kaymakamlıklardan şahsen başvurarak e-Devlet şifresi edinmek gerekmektedir. Bu süreç özellikle yaşlılar, engelliler ve yabancı uyruklu kişiler açısından başlı başına bir bürokratik engel oluşturabilmektedir.

Alternatif olarak Sağlık Bakanlığı’nın 1101 çağrı merkezi üzerinden telefonla randevu alınabilmektedir. Bu hizmet yalnızca mesai saatlerinde verilmekte, birçok hasta çağrı merkezine ulaşmakta güçlük yaşadığını ifade etmektedir. Yabancı uyruklu bireyler, yaşlılar ve dijital teknolojileri kullanamayan kişiler için sistemin nasıl işleyeceğini anlatan yeterli ve anlaşılır bilgilendirme de bulunmamaktadır. Sağlık sistemine erişim, yalnızca dijital becerisi olan kişilerin başarabileceği bir süreç olmamalıdır.

Sağlık Hizmetine Ulaşmak Neden Bu Kadar Zor?

Bugün yaşanan sorunların tek bir nedeni yoktur. Plansız nüfus artışı, genel sağlık sigortasının bulunmaması, koruyucu sağlık hizmetlerinin yeterince geliştirilememesi, sağlık bütçesinin yetersizliği, insan gücü planlamasındaki eksiklikler ve giderek derinleşen ekonomik sorunlar birbirini besleyen bir yapı oluşturmuştur. Sağlık hakkının önündeki engeller yalnızca hastane duvarları değildir; görünmeyen bürokrasi, yoksulluk, zaman kaybı, iletişim güçlüğü, güvencesizlik ve plansızlık da sağlık hakkını fiilen sınırlar.

Bu sorunların en önemli nedenlerinden biri de sağlık hizmetlerinin planlanmasını güçleştiren nüfus belirsizliğidir. KKTC Anayasası vatandaşların sağlık hakkını güvence altına almaktadır. Ülkede genel sağlık sigortasının bulunmaması, fiilen yaşayan nüfusun tam olarak bilinmemesi ve plansız nüfus artışı sağlık hizmetlerinin planlanmasını giderek zorlaştırmaktadır.

Üniversite öğrencileri, askerler, yabancı işçiler, turist vizesiyle gelip uzun süre ülkede kalanlar, kayıt dışı çalışanlar ve sosyal güvencesi bulunmayan farklı gruplar sağlık hizmetlerinden yararlanmaktadır. Bu nüfusun büyüklüğü ve demografik özellikleri konusunda sağlıklı ve bütüncül verilere sahip olunmaması, sağlık yatırımlarından insan gücü planlamasına kadar birçok alanı doğrudan etkilemektedir.

Yoksulluk ve Koruyucu Sağlık Hizmetleri

Sağlık sistemini etkileyen önemli değişkenlerden biri de giderek derinleşen yoksulluktur. Satın alma gücündeki azalma, özel sağlık hizmetlerine erişimi her geçen gün daha fazla güçleştirirken, kamu sağlık kurumlarına olan başvuruları da belirgin biçimde artırmaktadır. Sorun yalnızca başvuru sayısının artması değildir. Daha önemli olan, toplumun sağlıklı kalmasını sağlayacak koruyucu sağlık hizmetlerinin yeterince planlanmamış ve yaygınlaştırılamamış olmasıdır.

Koruyucu sağlık hizmetleri güçlü olan toplumlarda insanlar daha az hastalanır; kronik hastalıklar daha erken dönemde saptanır, kanser taramaları yaygınlaşır, risk faktörleri kontrol altına alınır ve hastanelere olan ihtiyaç azalır. Koruyucu sağlık hizmetleri yalnızca sağlık bütçesini koruyan değil, toplumun yaşam kalitesini yükselten en önemli sağlık yatırımlarından biridir.

Buna karşın koruyucu sağlık hizmetlerinin yetersiz kaldığı toplumlarda hastalar sağlık sistemiyle daha geç dönemde karşılaşmaktadır. Hastalık ilerledikten sonra başlanan tedavi ise hem daha maliyetli olmakta hem de başarı şansı azalmaktadır. Sonuç olarak kamu hastaneleri, aslında önlenebilir veya erken dönemde kontrol altına alınabilecek birçok sağlık sorununun yükünü taşımak zorunda kalmaktadır.

Acil Servisler Artık Sistemin Ana Giriş Kapısıdır

Modern sağlık sistemlerinde acil servisler; yaşamı tehdit eden, acil müdahale gerektiren hastalara hizmet vermek amacıyla planlanmıştır. Bugün ise Kıbrıs’ın kuzeyinde acil servisler büyük ölçüde bu işlevinden uzaklaşmıştır. Acil servis, sisteme diğer kapılardan giriş yapılamadığında kullanılan ana giriş kapısına dönüşmüş durumdadır. Poliklinik randevusu bulamayan, tetkik sürecini hızlandırmaya çalışan ya da başka bir sağlık kuruluşuna ulaşamayan birçok hasta çözümü acil servise başvurmakta bulmaktadır.

Bunun doğal sonucu olarak acil servisler gerçek acil hastalar kadar yeşil alan hastalarıyla da dolup taşmaktadır. Bu durum yalnızca acil servislerin iş yükünü artırmamakta; gerçekten acil müdahaleye ihtiyaç duyan hastaların değerlendirilmesini de güçleştirmektedir. Acil servislerde yaşanan yoğunluk, acil servislerin sorunu değil; sağlık sisteminin diğer basamaklarında yaşanan erişim güçlüklerinin bir sonucudur.

Sağlık Planlaması Yalnızca Nüfus Saymak Değildir

Sağlık hizmetlerinin planlanması; yalnızca yeni hastaneler yapmak ya da daha fazla sağlık çalışanı istihdam etmek anlamına gelmez. Planlama; yetişmiş insan gücünün, fiziksel altyapının, teknolojik donanımın ve mali kaynakların ülkenin gerçek sağlık ihtiyaçlarına göre belirlenmesi ve uzun vadeli olarak geliştirilmesidir. Sağlık alanındaki bilimsel ve teknolojik gelişmeler planlamayı etkileyen önemli unsurlardır. Sağlık hizmeti ihtiyacını belirleyen en temel unsur hizmet sunulacak toplumun özellikleridir. Başka bir ifadeyle sağlık hizmetlerinde planlama talebe göre yapılmalıdır. Bu talep ise yalnızca ülkedeki vatandaş sayısından ibaret değildir.

KKTC İstatistik Kurumu’nun 2024 yıl sonu nüfus projeksiyonuna göre ülkenin resmî nüfusu 489.308 kişidir. Ancak sağlık hizmetlerinin planlanması yalnızca toplam nüfusun bilinmesiyle yapılamaz. Aynı derecede önemli olan; bu nüfusun yaş dağılımı, cinsiyet yapısı, çocuk, gebe, yaşlı ve engelli nüfus oranları ile ülkede fiilen yaşayan geçici veya kayıt dışı nüfusun sağlık hizmetlerine olan etkisinin de güvenilir biçimde ortaya konulmasıdır.

Kıbrıs Türk toplumunda doğurganlığın azalması ve yaşlı nüfus oranının giderek artması, sağlık hizmeti ihtiyacının niteliğini değiştirmektedir. Buna karşılık ülkede bulunan askerler, yükseköğrenim öğrencileri, yabancı işçiler, turist olarak gelip uzun süre ülkede kalanlar ve kayıt dışı yaşayan kişilerin sayısı ile demografik özellikleri konusunda sağlık planlamasına temel oluşturacak güvenilir ve bütüncül veriler sınırlıdır.

Yirmili yaşlardaki öğrencilerin sağlık gereksinimleri ile seksen yaşındaki bir bireyin sağlık gereksinimleri aynı değildir. Üniversite öğrencilerinin, çalışma çağındaki işçilerin, çocukların ve yaşlı nüfusun ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetleri de birbirinden tamamen farklıdır. Güvenilir nüfus verileri olmaksızın gerçekçi bir sağlık planlaması yapmak mümkün değildir.

Planlama Yalnızca Demografi Değildir

Sağlık planlamasında bilinmesi gereken yalnızca nüfus değildir.

  • Toplumda insanlar en çok hangi hastalıklardan yaşamını yitiriyor?
  • Hangi hastalıkların görülme sıklığı artıyor?
  • Ölümlerin ne kadarı önlenebilir nedenlere bağlı?
  • Hangi kronik hastalıklar sağlık sistemine en fazla yük oluşturuyor?
  • Hangi yaş grubunda hangi sağlık hizmetlerine daha fazla ihtiyaç duyuluyor?

Gelişmiş sağlık sistemleri bu soruların yanıtlarını düzenli olarak analiz eder ve sağlık politikalarını elde edilen bilimsel verilere göre oluşturur. Koruyucu sağlık hizmetleri, tarama programları, insan gücü planlaması, hastane yatırımları ve sağlık bütçesi; varsayımlara göre değil, epidemiyolojik verilere göre şekillendirilir.

Göç hareketleri de bu planlamanın önemli bir parçasıdır. Farklı coğrafyalardan gelen insanların artmasıyla birlikte geçmişte bu bölgede seyrek görülen bazı enfeksiyon hastalıkları, kalıtsal hastalıklar ve farklı epidemiyolojik özellikler taşıyan sağlık sorunlarıyla daha sık karşılaşılabilmektedir. Sağlık sisteminin yalnızca daha fazla sağlık çalışanına değil; değişen hastalık yükünü sürekli izleyen, kayıt altına alan ve buna göre planlama yapabilen güçlü bir sağlık bilgi sistemine de ihtiyacı vardır.

İnsan Gücü Planlaması: Sağlık Sistemi Fedakârlık Üzerine Kurulamaz

Sağlık hizmeti ekip işidir. Nitelikli sağlık hizmeti; iç hastalıkları uzmanından genel cerraha, anestezi uzmanından radyoloğa, patologdan mikrobiyoloğa, hemşireden teknisyene, laboranttan fizyoterapiste kadar birçok farklı disiplinin birlikte ve eş zamanlı çalışmasını gerektirir. Bu nedenle sağlık sisteminde eksik olan tek bir uzmanlık alanı ya da tek bir sağlık meslek grubu, yalnızca kendi hizmetini değil, bütün sağlık hizmeti zincirini olumsuz etkiler.

Diğer yandan personel eksikliği, rehabilitasyon ve yaşlı bakım hizmetlerindeki yetersizlikler de sistem üzerinde ciddi baskı oluşturmaktadır. Bugün bazı uzmanlık alanlarında yalnızca bir hekim görev yapmakta, bazı alanlarda ise uzman hekim hiç bulunmamaktadır. Bu durum yalnızca o branştaki hastaların daha uzun süre beklemesine yol açmaz. Tanı ve tedavi süreçleri gecikir, diğer branşların iş yükü artar, multidisipliner değerlendirme gerektiren hastalarda karar süreçleri aksar ve sağlık hizmetinin niteliği kaçınılmaz olarak zarar görür.

2026 yılı itibarıyla kamu sağlık hizmetlerinde halk sağlığı, erişkin yoğun bakım, erişkin gastroenteroloji, erişkin endokrinoloji, geriatri ve tıbbi genetik uzmanı bulunmamaktadır. Aynı şekilde çocuk nefroloji, romatoloji, göğüs hastalıkları uzmanları da yoktur. Nefroloji, romatoloji, erişkin alerji ve immünoloji ile çocuk yoğun bakım, çocuk enfeksiyon hastalıkları, çocuk gastroenteroloji ve çocuk hematolojisi alanlarında ise yalnızca birer uzman görev yapmaktadır. Erişkin hematoloji ile çocuk onkolojisi hizmetleri ise emekli olduktan sonra Sağlık Bakanlığı ile yapılan hizmet alım sözleşmeleri kapsamında çalışmayı sürdüren uzmanlar tarafından yürütülmektedir.

Bu tablo yalnızca bazı branşlarda uzman sayısının az olduğunu göstermemektedir. Aynı zamanda sağlık sisteminin ne kadar kırılgan hâlde olduğunu da ortaya koymaktadır. Çünkü bu branşlardan herhangi birinde görev yapan tek hekimin hastalanması, izin kullanması, emekli olması ya da görevinden ayrılması durumunda ilgili uzmanlık alanındaki kamu sağlık hizmeti fiilen durma noktasına gelebilmektedir.

Sağlık hizmeti zincir şeklinde çalışan bir sistemdir. Örneğin erişkin endokrinoloji uzmanının bulunmaması yalnızca endokrinoloji hastalarını etkilemez. İç hastalıkları, genel cerrahi, kadın hastalıkları ve doğum, göz, kardiyoloji, nefroloji, yoğun bakım ve acil servislerin işleyişi de bundan doğrudan etkilenir. Benzer şekilde gastroenteroloji, geriatri, nefroloji ya da hematoloji gibi yan dallardaki eksiklikler yalnızca ilgili branşın sorunu değildir. Sağlık sisteminin tamamını etkileyen yapısal eksikliklerdir.

Bu tabloya rağmen mevcut mevzuat, branşında tek olan hekime ayın otuz günü, yılın üç yüz altmış beş günü icap nöbeti (on-call hizmeti) tutmasını öngörmektedir. Başka bir ifadeyle bu hekimlerin günün her saatinde ulaşılabilir olması, hastane tarafından çağrıldıklarında ise en geç bir saat içinde görev yerine ulaşmaları beklenmektedir. Bu yaklaşım, sağlık hizmetindeki insan gücü eksikliğini yeni kadrolarla gidermek yerine mevcut personelin sürekli fedakârlığı üzerinden telafi etmeye çalışmaktadır. Oysa özveri, sağlık çalışanlarının bir erdemi olabilir; sağlık sisteminin temel işletme modeli olamaz.

Sağlık çalışanlarının fedakârlığını olağanüstü durumlarda başvurulacak bir istisna olmaktan çıkarıp sistemin sürekliliğini sağlayan temel unsura dönüştüren anlayış kabul edilebilir değildir. Sürekli ulaşılabilir olmayı zorunlu kılan, dinlenme hakkını fiilen ortadan kaldıran ve insan gücü planlamasındaki eksiklikleri bireysel fedakârlıkla kapatmaya çalışan bir sistem sürdürülebilir değildir. Dahası bunun bedelini yalnızca sağlık çalışanları ödemez. Uzun süreli tükenmişlik, kronik yorgunluk, dikkat azalması ve karar verme yükünün artması; mesleki hata riskini yükselten, hasta güvenliğini tehdit eden ve sağlık hizmetinin kalitesini olumsuz etkileyen koşullar yaratır.

Bu nedenle sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının iyileştirilmesi yalnızca bir çalışan hakkı meselesi değil, aynı zamanda bir hasta güvenliği meselesidir. Hiçbir modern sağlık sistemi, insan gücü planlamasını sağlık çalışanlarının sınırsız fedakârlığı üzerine kuramaz. Sağlık hizmetinin sürdürülebilirliği; yeterli sayıda, doğru branş dağılımına sahip, dinlenme hakkı korunmuş ve mesleğini güvenli koşullarda icra edebilen sağlık çalışanlarıyla mümkündür. Sorun fedakâr hekimlerin ve sağlık çalışanlarının varlığı değil; sağlık sisteminin fedakârlığı insan gücü planlamasının yerine koymuş olmasıdır.

Kişilere Bağlı Sağlık Sistemi

Kuzey Kıbrıs’ta çoğu zaman hastayı iyileştiren, hayatta tutan şey güçlü ve iyi planlanmış bir sağlık sistemi değil; hangi hekime, hangi hemşireye, hangi teknisyene ya da hangi sağlık çalışanına denk geldiğidir. Bu durum yalnızca kamu sağlık sistemi için geçerli değildir. Özel sağlık sektöründe de kalite standartları, hizmet süreçleri ve denetim mekanizmaları açısından benzer farklılıklar görülebilmektedir.

Bir sağlık hizmetinin niteliği kişilere göre değişmemelidir. Bir sağlık sistemi; bireysel fedakârlıklardan, kişisel deneyimlerden veya olağanüstü gayretlerden bağımsız olarak her hastaya benzer kalite standartlarında hizmet sunabilmelidir.

İyi sağlık sistemleri kahramanlara ihtiyaç duymaz. İyi sağlık sistemleri; güçlü kurumlara, bilimsel planlamaya, yeterli insan gücüne, etkin denetime ve sürdürülebilir politikalara ihtiyaç duyar. Sağlık çalışanlarının özverisi elbette bu sistemin en değerli unsurlarından biridir. Hiçbir ülke sağlık sistemini sürekli fedakârlık üzerine inşa edemez. Fedakârlık planlamanın yerine geçtiği anda hem sağlık çalışanı hem de hasta kaybetmeye başlar.

Sağlık Sistemi Ne Söylüyor? Veriler Ne Gösteriyor?

Sağlık sistemleri yalnızca yaşanan sorunlarla değil, güvenilir verilerle değerlendirilmelidir. Çünkü sağlık politikaları ancak doğru veriler üzerine inşa edildiğinde toplumun gerçek ihtiyaçlarına cevap verebilir.

Yazının hazırlandığı tarihte ulaşılabilen güncel kurumsal verilere göre Kuzey Kıbrıs’ta sağlık insan gücü ve altyapısı aşağıdaki gibidir:

  • Resmî nüfus (2024): 489.308
  • Toplam hekim sayısı (2025): 986
  • Kamuda çalışan hekim: 459
  • Toplam diş hekimi sayısı (2025): 447
  • Kamuda çalışan diş hekimi: 109
  • Toplam hastane yatağı (kamu + özel): yaklaşık 1.200

Bu veriler OECD ülkeleri için açıklanan ortalama göstergeler ile karşılaştırıldığında şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır:

 Tablo 1. KKTC ve OECD sağlık göstergelerinin karşılaştırılması

Bu karşılaştırma, Kıbrıs’ın kuzeyinin sağlık insan gücü ve hastane altyapısı bakımından OECD ülkelerinin ortalamasının gerisinde olduğunu göstermektedir. Bu tablo tek başına yeterli değildir. Çünkü sağlık sistemlerinin başarısını yalnızca kişi başına düşen hekim veya yatak sayısı belirlemez.

Asıl belirleyici olan; sağlık çalışanlarının doğru branşlarda istihdam edilmesi, kamu ve özel sektör arasındaki dengenin doğru kurulması, hizmetlerin ülke geneline dengeli dağıtılması ve bütün bunların toplumun gerçek sağlık ihtiyaçlarına göre planlanmasıdır. Nitekim 2025 yılı itibarıyla kamuda hiç bulunmayan veya yalnızca tek uzman tarafından yürütülen kritik uzmanlık alanları, sağlık sisteminin nicelikten çok planlama açısından güçlendirilmeye ihtiyaç duyduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ne Yapılmalıdır?

Sağlık hakkının gerçek anlamda yaşama geçirilebilmesi için sağlık politikalarının günübirlik ihtiyaçlara göre değil, bilimsel veriler ışığında ve uzun vadeli bir bakış açısıyla oluşturulması gerekmektedir.

Öncelikle nüfus ve sağlık verileri bilimsel yöntemlerle düzenli olarak kayıt altına alınmalı, güncellenmeli ve sağlık politika belirleyicileri tarafından etkin biçimde kullanılmalıdır. Sağlık hizmetlerinin planlanması yalnızca toplam nüfus dikkate alınarak yapılamaz. Yaş dağılımı, çocuk ve yaşlı nüfus oranları, gebelik sıklığı, kronik hastalık yükü, göç hareketleri ve toplumun epidemiyolojik özellikleri de planlamanın ayrılmaz parçaları olmalıdır. Toplumda en sık görülen hastalıklar, ölüm nedenleri, önlenebilir ölüm oranları ve hastalık yükü düzenli olarak analiz edilmeli; koruyucu sağlık hizmetleri bu veriler doğrultusunda şekillendirilmelidir.

Temel sağlık hizmetleri başta olmak üzere Sağlık Bakanlığı’nın teşkilat yapısı ve insan gücü planlaması, ülkede fiilen yaşayan nüfusun gerçek ihtiyaçlarına göre yeniden değerlendirilmelidir. Genel sağlık sigortasının bulunmadığı mevcut yapıda, sağlık güvencesi olmayan nüfusun büyüklüğü de ayrıca ele alınmalıdır. Anayasa vatandaşların sağlık hakkını kâğıt üstünde de olsa güvence altına almaktadır. Bunun yanında ülkeye girişte uygulanacak etkin turist sağlık sigortaları, öğrenciler için kâğıt üzerinde kalmayan gerçek sağlık güvenceleri ve çalışma yaşamındaki yabancı işçilerin sağlık güvencelerini sağlayacak sürdürülebilir modeller geliştirilmelidir.

Turist vizesiyle ülkeye gelip fiilen burada yaşayanlar ile zaman içerisinde kayıt dışı duruma düşen kişiler de sağlık planlamasının tamamen dışında bırakılmamalıdır. Çünkü bu insanlar da hastalandıklarında sağlık sistemine başvurmaktadır.

Kamu sağlık hizmetleri güçlendirilirken özel sağlık sektörü de göz ardı edilmemelidir. Özel sağlık kuruluşlarında kalite yönetimi, akreditasyon, denetim ve hasta güvenliği mekanizmaları güçlendirilmeli; sağlık hizmetlerinde asgari standartlar bütün sektör için geçerli olmalıdır.

Genel bütçeden sağlığa ayrılan pay çağdaş ülkeler düzeyine çıkarılmalı; sağlık bütçesi öncelikle kamu sağlık hizmetlerini geliştirecek, insan gücü eksikliklerini giderecek ve koruyucu sağlık hizmetlerini güçlendirecek biçimde kullanılmalıdır.

Toplumun sağlık düzeyini yükseltmek ve hastane ile acil servisler üzerindeki yükü azaltmak amacıyla;

  • Sağlık okuryazarlığını artıracak çalışmaların,
  • Koruyucu sağlık hizmetlerinin,
  • Kanser ve kronik hastalık taramalarının,
  • Rehabilitasyon hizmetlerinin,
  • Yaşlı bakım hizmetlerinin,
  • Evde bakım hizmetlerinin

ivedilikle geliştirilmesi ve uzun vadeli ulusal planlarla yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Sonuç

Sağlık hakkı yalnızca Anayasa’da yer alan bir hüküm değildir. İnsanların hastalandıklarında zamanında, güvenli, nitelikli ve ulaşılabilir sağlık hizmeti alabilmeleridir. Bugün Kıbrıs’ın kuzeyinde sağlık hakkının önündeki en büyük engeller yalnızca hastane binalarının yetersizliği değildir. Görünmeyen bürokrasi, plansız nüfus artışı, güvenilir veri eksikliği, insan gücü planlamasındaki yetersizlikler, ekonomik güçlükler, koruyucu sağlık hizmetlerinin zayıflığı ve sağlık çalışanlarının olağanüstü fedakârlığı üzerine kurulmuş sürdürülemez yapı da sağlık hakkını fiilen sınırlandırmaktadır.

Sağlık çalışanlarının özverisi bu sistemin ayakta kalmasını sağlayan en önemli güçlerden biridir. Hiçbir çağdaş sağlık sistemi, insan gücü planlamasını sağlık çalışanlarının sınırsız fedakârlığı üzerine kuramaz. Sorun fedakâr hekimlerin ve sağlık çalışanlarının varlığı değil; sağlık sisteminin fedakârlığı insan gücü planlamasının yerine koymuş olmasıdır. Ve belki de bugün geldiğimiz noktayı en iyi anlatan cümle şudur: Kuzey Kıbrıs’ta çoğu zaman hastayı iyileştiren, hayatta tutan şey sistem değil; hangi hekime, hangi hemşireye, hangi teknisyene ya da hangi sağlık çalışanına denk geldiğidir.

Güçlü sağlık sistemleri kişilere bağlı değildir. Güçlü sağlık sistemleri; bilimsel verilerle planlanan, yeterli insan gücüyle desteklenen, sürdürülebilir finansmana sahip, denetlenen ve her hastaya aynı kaliteyi sunabilen kurumsal yapılardır. Sağlık hakkı, iyi niyetle değil; iyi planlanmış, sürdürülebilir ve bilimsel verilere dayanan sağlık politikalarıyla korunabilir.

Kaynakça

  • KKTC Sağlık Bakanlığı. Sağlık İstatistikleri Yıllığı 2022.
  • KKTC İstatistik Kurumu. 2024 Nüfus Projeksiyonları.
  • Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği. 2025 Hekim ve Diş Hekimi İstatistikleri.
  • OECD. Health at a Glance ve OECD Health Statistics (hekim, diş hekimi ve hastane yatağı göstergeleri).

*Kıbrıs Türk Hekimler Sendikası (TIP-İŞ) Başkanı

Dergiler Haberleri