“Onlar şimdi gökyüzünde sonsuz uçuştadırlar”

Uçak kazasında hayatını kaybeden öğretmen pilot Serkan Özcezarlı’nın eşi Aysan Özcezarlı, YENİDÜZEN’e konuştu, eşinin ölümündeki kazaya ilişkin kendisine "hiçbir açıklama yapılmadığını" söyledi, hayat arkadaşının ölümünün ardından yaşadıklarını anlattı…  

Fehime ALASYA

Geçitkale Havaalanı yakınlarında "eğitim uçuşu" yaparken düşerek 29 Ekim’de hayatını kaybeden öğretmen pilot Serkan Özcezarlı’nın eşi Aysan Özcezarlı, YENİDÜZEN’e konuştu.

Kazanın ardından basında çıkan ‘pilotaj hatası’ haberlerinin asılsız olduğunu anlatan Özcezarlı, hala kendilerine ulaştırılan resmi bir bilgi olmadığını kaydetti.

Eşi Serkan Özcezarlı’nın ölümünden hiçbir hükümet yetkilisi ve siyasinin kapısını çalmadığını belirten Özcezarlı, kızları ile birlikte hayatını normal seyrine sokmak zorunda olduğunu anlatarak, tek düşüncesinin onların eğitimini nasıl karşılayacağı olduğunu anlattı.

Aysan Özcezarlı, bir yandan eşinin anılarını yaşatmaya çalışırken, diğer yandan kızlarına nasıl iyi bir gelecek sağlayabileceğini düşünüyor.

Eşinin şehitlik mertebesine layık görülmediğini anlatan Özcezarlı,  bunu siyasilerin ve devlet makamlarının ilgisizliğine bağladı.

Kaza günü neler yaşandığını anlatan Özcezarlı, ilgisizlikten yakındı…

Kazada öğretmen pilotlar Serkan Özcezarlı ile Türkiye’den adaya gelen Hakan Çetinkaya hayatını kaybetmişti.


 


Uçak kazasında hayatını kaybeden öğretmen pilot Serkan Özcezarlı’nın eşi Aysan Özcezarlı, YENİDÜZEN’e konuştu:

“Tek ihtiyacımız olan çocukların okullarını idame ettireceğim maddi yardımı bulmak”

Kaza günü, ardından yaşananları, eşini, ailesiyle olan anılarını anlatan Aysan Özcezarlı, YENİDÜZEN’e konuştu…

Özcezarlı’nın konuşmasından öne çıkan bazı detaylar şöyle:

"Serkan, fakir bir ailenin en küçük çocuğuydu ama güneyden göç etmeden önce çok varlıklı bir aileydiler. İncirli ovalarında çalışarak hayatlarını kazandılar. Çok çalışkan ve muhteşem insanlardı. Çocuklarıma Allah babaları gibi bir eş, benimki gibi de harika bir kayınvalide (kaynana) nasip etsin diye dua ediyorum.”

“Allah seni benden önce almasın derdim ama şu an korktuklarımı yaşıyorum..."

“Serkan uçaklara çok meraklıydı ama ailesinin onu yurt dışına bunun eğitimi için gönderecek durumu yoktu. Hava Kurumu ile koordineli sürekli eğitime gidiyordu, ülkenin ilk küçük paraşütçüsüydü, üzerine ağırlık takıp uçaktan atlamış. Askerde de model uçakları uçuruyormuş. Bu yolda ilerledi.

Yaşım henüz 21'di. Açık öğretimde okula kaydolurken tanıştık. Form doldurmama yardımcı olmuştu. Orada tanıştık. Meğer o formlardan benimle ilgili birçok bilgi elde etmiş, yarın gelecek misin diye sordu. Üçüncü gün oldu, sohbetlerimiz ilerledi. Bana üç günlük aşkım diye şiir yazdı, ilk ve son şiiriydi, bir buçuk hafta sonra da evlenme teklifi etti.

“Benimle evlen, ben seni o kadar çok seveceğim ki, beni benden daha çok seveceksin” dedi. Anlam veremedim. Beni ailesiyle tanıştırdı. Aramızda büyük bir enerji vardı, sanki birbirimize yazılmıştık.

Çok saygılıydı, bana değer vermesi, beni sevmesi benim onunla çok özgür olacağımı hissettirdi. Öyle de oldu. Hiç hayatıma karışmadı, beni korudu, sevdi. Kolum kanadım oldu, onsuz hayat düşünemem derdim, Allah seni benden önce almasın derdim ama şu an korktuklarımı yaşıyorum..."

“Onu kaybetme korkusunu ta derinimde hissetmiştim”

“Ölmeden 5, 6 ay önce, yurt dışından uçak getirecekti, o zaman bana panik atak gelmişti. Zor hava şartlarında geliyorlardı. Mesajlaşma gruplarında ben de vardım, adım adım nerede olduklarını ne yaşadıklarını izliyordum. Yazışıyorlardı, ‘hava çok kötü şimdi kalkamayız, bekleyeceğiz’, ‘çok fırtına var, olmadı’ gibi yazışmaları okudukça kendimi kaybediyordum. Ona bir şey olacak endişesi ve korkusuna kapıldım. Panik atak yaşadığım bu dönemde 1 haftada 3 kilo verdim. Bir hafta onu kaybetme korkusuyla yandım kavruldum. Odamdan yatağımdan hiç çıkmamıştım. Bunu daha hiç bu olay olmadan yaşadım, onu kaybetme korkusunu ta derinimde hissetmiştim. Ama son olayda çok rahattım, bilemiyorum belki de daha önceden ben o ateşte yanıp kavrulmaya başlamıştım zaten, o yüzdendir… 

“Hem bize bakıp hem kendini eğitiyordu”

“Hep kendi çabalarıyla kendini geliştiriyordu. Hem bize bakıp hem kendini eğitiyordu.

 Son yolcu uçağına geçip öyle emekli olmak isterdi. Ama sonra otobüs sürer gibi sürüyorlar, orada da heyecan yok, olmasa da olur, derdi.

Çok hırslı ve çalışkandı. Hafta sonları bile sabahtan akşama uçuşa, eğitime giderdi, sırf federasyon para kazansın diye. Mesleğine çok hastaydı. Ülkesindeki gençlere havacılığı sevdirmek için canını yerdi.”

“Resmi hiçbir açıklama yapılmadı”

“Bana resmi hiçbir açıklama yapılmadı. Beni hiçbir devlet makamı, hiçbir yetkili karşısına alıp da sana şu açıklamayı yapalım deyip de kimse beni çağırmadı. Kimse bana sebep söylemedi, psikolojik desteğe ihtiyacınız var mı? Neye ihtiyacınız var? Çocuklarınla ne yapacaksın? diye kimse sormadı. Sadece federasyon başkanı ile konuştum, orda da neler anlattılar inanın anlamadım. İlle isyan mı etmem lazım? Kimse bana ihtiyacın var mı diye sormadı. Ne psikolojik destek ne açıklama, kimse bize resmi açıklama yapmadı. Hala bu konuyla ilgili boşluktayız. Kimseye ihtiyacımız yok, biz hayatımızı idame ettirebiliyoruz. Babaları ölünce bu çocuklar daha çok sanata sarıldı. Biz hayattan kopmadık ama biz bir köşede unuttular."

“Tek ihtiyacımız olan çocukların okullarını idame ettireceğim maddi yardımı bulmak”

“Tek ihtiyacımız olan çocukların okullarını idame ettireceğim maddi yardımı bulmaktır. Meral Akıncı ‘ben her şeyden önce bir anneyim, her zaman yanındayım’ dedi, ‘ne ihtiyacın varsa ben buradayım’ dedi ve yanımda olan tek kişi de o oldu.

Kendi ağzıyla bana bunu sundu, ben talep etmeden. Bir şeye ihtiyacın varsa beni ara demeyin, gel senin buna ihtiyacın var de. Ben isteyim beklemeyin.

İş adamlarından, devlet makamlarından, sivil havacılıktan, protokolden birilerinden sanatçılardan bir destek beklerdim. Kimse bir kişi bile tenezzül edip beni aramadı. Bu adam hayatıyla bu ülkeye imza attı. Bu adam ülkede tarih yazdı ve bunu kanıyla ödedi. Son olarak bu şehitlik makamını da ona layık görselerdi.”

“İlgilenseydiler o zaman Serkan'a bu makam verilirdi”

“Serkan, ilk Kıbrıs hava şehididir. Asker sivil kuruluş değil diye izin vermemiş. Devlet bunu layık görüp asker ile konuşacaktı. Askere gidip yıllardır bu şahıs ülkesine hizmet verdi, federasyon sayesinde ayaktaydı, federasyonun uçaklarının dörtte üçünü adaya kendi elleri ile getirdi. Federasyon veya devlet makamları biz onu şehit olarak görüyoruz deseydi, onu savunsaydı böyle olmazdı. Askeri kınamak da olmaz diye düşünüyorum. Bence yetkililer ilgilenmedi.

İlgilenseydiler o zaman Serkan'a bu makam verilirdi. Varsın şehitlik parası vermesinler ama o bunu hak ediyordu çünkü ülkesi için çok şey yaptı. Arama kurtarmalara da katılıp görev yapıyordu.”

“Biliyoruz ki çıkacak olan sonuç hiçbir zaman doğru olmayacak, sadece teori olarak kalacak”

“Pilotaj hatası haberi tamamen bir iddiaydı. Hala bugün oldu kimse bize resmi bir açıklama yapmadı. Kaza Kırım ekibi bize sözlü olarak da o dönem bu pilotlarda asla hata olamaz dediler. Herkes bunu dile getirdi. O kendini riske atacak hiçbir şeyi asla yapmazdı, eminim yapmadı. Kaza anı hava akımıyla ilgili hiç olmayacak bir şey oldu ve alçak oldukları için kurtarma şansı bulmadan yere çakıldılar.

Havada hata olmaz derdi. Hep bir kuralı vardı, havada ne yeme içme, ne üzüntü hiçbir şeye yer yoktu. Onun için emniyet çok önemliydi.

Evden her çıktığında bizi öperdi, vedalaşır gibi giderdi. Biliyoruz ki çıkacak olan sonuç hiçbir zaman doğru olmayacak, sadece teori olarak kalacak. Bu ilkti, o yüzden soruşturması da araştırması da çok uzadı, uzaması da normaldir.”  

Kaza günü neler yaşanmıştı?

“O gün sabah evdeydim. Kızlarımız güneyde eğitim alıyorlar. Konservatuar eğitimi alıyorlar. Küçük yaştan buna başladılar çünkü burada böyle bir eğitim yoktu. Çocukların amacı sanatçı olmaktı, araştırıp güneyde bir okul bulduk. Çok yüksek ücretliydi ama her şeye rağmen göze aldık.

O gün çocukları güneye okula götürüp eve geldim.

Kazadaki diğer pilot, Serkan’ın arkadaşı Hakan, Türkiye’den gelmişti ve çalışıyorlardı. Bir gece önceden de ben evde çalışıyordum, Serkan da hangarda çalışıyordu.

Onun çocukluk arkadaşıydı, kardeşten öteydiler, Serkan ‘Ona o kadar çok güveniyorum ki onunla ölüme giderim’ derdi. Öyle de oldu…”

“İlk haberi aldığımda ‘yok bir şey, eli ayağı kırıldı şimdi de onunla uğraşacağım’ diye kendimle konuştum”

“Hakan Türkiye’den kız arkadaşıyla gelmişti, İskele’de kalacaklardı, Serkan da onunlaydı, gece yola çıkma orada kal, sabah ben Geçitkale’ye gelirim orada görüşürüz demiştim.  

O sabah çocukları okula bırakıp eve döndüm, çamaşır serdim, Serkan’ı aradım, cevap vermedi, ‘tamam mısın?’ diye mesaj attım. Saat 12.27'de uçak düştü, ben saat 12.29'da ona mesaj attım. 20 dakika sonra telefonum çaldı. Uçuştan indi de beni yanına gideyim diye aradığını düşündüm, telefonu açtım. Arkadaşım, aile dostum başın sağ olsun dedi. Şoka girdim, nasıl yani dedim, ondan öğrenmiştim. Ona emin misin Serkan öldü mü diye sordum sonra da gel beni al, duşa giriyorum dedim. Duşa girdim, ‘yok bir şey, eli ayağı kırıldı şimdi de onunla uğraşacağım’ diye kendimle konuştum. En kötü ihtimal alana gidince onu yara bere içinde göreceğimi hayal ettim. Yolda giderken de çocukları düşünüyordum. Onları aradım,  bir şey belli etmedim, kapattım. Geçitkale’ye geldiğimde polisler, basın, herkes oradaydı. Orada canlı yayın yapıyorlardı. Meğer 15 dakika içinde sosyal medyadan yayılmış.  Kızım tam provadan çıktı, cebine başın sağ olsunlar mesajı gitti, ilk etapta nenesi öldü diye düşünmüş. Onları arayan aile dostlarımız çaktırmadan yanına gitmeye çalışmış, yanına okula gitmişler. Yanına gittiklerinde kızlarım bir şey olduğunu anlamışlar.”

“Son yemeğimizdi…”

“Pazar günü son ailece yemek yapmıştık. Son yemeğimizdi. Onu videoya da çektim, videoda ‘çek de ben ölünce izlersin dedi’ ben de ‘torunların için çekiyorum öyle konuşma’ dedim.

Öldükten sonra günlerce onu izledim. Her pazar mangal yakar eğlenirdik.”

“Biz hala olayı kabul edememişiz, insanlar bizi boğdu”

“Ben daha olayı kabul edememişim, bana güçlü ol, anne baba sensin, diyerek ayrı bir yük bindirenler, çocuklarıma da ‘güçlü ol annen üzülmesin’ diyorlardı. Biz hala olayı kabul edememişiz, insanlar bizi boğdu. Sosyal medyadan Serkan’ın eski kayıtlarını, anılarımızı paylaşıyorum, herkes üzülüyor, ben onlarla mutlu oluyorum. Serkan ölmedi. Onlar şimdi gökyüzünde sonsuz uçuştadırlar. Biz buna inandık, ne ilaç aldık ne de iğne. O hiç ölmeyecek, o hep bizler yaşayacak.”

“Uçağın enkazını görmek istedim. İzin vermediler ama basını içeri aldılar, canlı yayınlardan izledik”

“Biliyorum ki o huzur içinde. Basının paylaşımları ise çok acı vericiydi. Bize alana girişimize izin verilmedi.

Havaalanına girmek için ölüp bittim, içeri almadılar, onun öldüğüne inanmadım, görmek istiyordum. Uçağın enkazını görmek istedim. İzin vermediler ama basını içeri aldılar. Biz uçak enkazını canlı yayından izledik.

Kızlarımın bunu atlatabilmesi için görmesi ve bilmesi gerekti. Biz olayı duymadan herkes zaten basından öğrenmişti, bu çok yanlış ve çok büyük travma, çok büyük acı. Oradaki görevliler, herkes bu konuda çok duyarlı olmalı ama maalesef…”

“Uçak enkazını görmeleri onlara çok iyi gelecekti ama olmadı…”

“Yangın söndürememişler itfaiye gelene dek 20 dakika bu cesetler yandı, tanınmayacak vaziyete geldiler. Keşke itfaiyeciler biraz daha gecikseydiler de küllerini kürekle denize atardık. Ben de boşuna böğürmezdim. Diş Doktorumuza gidip çene filminden tanı koyduk. Bana hiçbir açıklama yapılmadı. En son Halil Sadrazam bana ‘Eşin görülecek durumda değil, sen onun yakışıklı halini hatırla’ dedi. Ama çocuklarım oradaki uçağı, uçağın enkazını görüp olayı daha iyi anlamak isterdi. Bunları çok iyi görseler, bilseler kafalarında da netleşecekti, izin vermediler. Kızlarım da 2 yaşından beridir babalarıyla uçuyordu. 17 yaşından beridir profesyonel eğitim aldılar, onlar teknik açıdan da binlerce soruyu aklında aradı. Bu açıdan uçak enkazını görmeleri onlara çok iyi gelecekti ama olmadı…”

“Kendi özel uçuş okulu olsun hayal ediyordu”

“Ben bir hafta sonra çocuklarımı okula yollayıp işe gittim. Serkan'ın kırkında kendim Yasin’ini okudum, tok insanları doyurmaktansa kimsesiz çocukları sevindirdim. Hayat devam etmek zorunda, edeceğiz de. O ölmedi bizimle yaşıyor.

Büyük bir hangar da yapmıştı, hala bahçemizde duruyor. Kendi özel uçuş okulu olsun hayal ediyordu.”


Neler yaşanmıştı?

Geçitkale Havaalanı yakınlarında "eğitim uçuşu" yapan "ultralight tipi" uçak 29 Ekim’de düşmüş, kazada öğretmen pilotlar Serkan Özcezarlı ile Türkiye’den adaya gelen Hakan Çetinkaya hayatını kaybetmişti.

Kazayla ilgili sır perdesinin Türkiye’den gelen Kaza Kırım Ekibi’nce aralanması bekleniyordu.

Kazanın ardından açıklanan bazı bilgilerde, uçağın İtalyan yapımı, icp ventura markasının ultralight tipi ve iki kişilik olduğu belirtilmiş, Hava Sporları Federasyonu bünyesinde yeni olduğu ve üç hafta önce tedarik edildiği de öğrenilmişti.

Kazanın "son yaklaşma" olarak bilinen, inişe anında gerçekleştiğine inanılırken, uçağın alev aldığı yönünde iddialar da dile getirilmişti. Yetkililerin paylaşımında uçağın kalkışını kuleye bildirildiği, iniş için ise hiçbir çağrıda bulunulmadığı kaydedilmişti.

Yaşanan olay tüm ülkeyi yasa boğmuş, Türkiye medyasında da geniş yer bulmuştu.

Yaşananların ardından Serkan Özcezarlı'nın erkek kardeşi Mehmet Özcezarlı, "Daha vücut ağırlığı yetmezken 12 yaşından beridir uçuyordu..." diyerek, kardeşinin uçuş tutkusunu YENİDÜZEN’e anlatmıştı.

‘Pilotaj hatası’ iddia edilmiş, ‘ön rapor bir aya kadar yayımlanması hedefleniyor’ denmişti

Kazadan geçen dokuz günün ardından 7 Kasım tarihinde Türkiye medyasından Haber Türk’e yansıyan iddialarda kazaya ilişkin “Pilotaj hatasının hemen hemen kesinlik kazandığı” ifade edilmişti.

Söz konusu haberde iki pilotun hayatını kaybettiği kazada ‘pilotaj hatası’ olduğu belirtilmiş, kazaya ilişkin bazı detayların büyük ölçüde netlik kazandığı yer almıştı.  Haberde, Türkiye’den adaya gelen ve kazayla ilgili incelme yapan Kaza/Kırım Ekibinin tespitleri paylaşılmıştı.

Haberde şu bilgilere yer verilmişti:

 “Ankara’da, uzman ekipler tüm bu belge, bilgi ve kazaya ilişkin diğer bulguların ışığında çalışma yürütüyor. Video kayıtlarının kaza sonrasında yanması nedeniyle zarar gördüğü, bu nedenle kazanın aydınlatılması için hiçbir katkı sunmadığı öğrenildi.

Buna karşılık teknik çalışmalar, kazaya giden süreci adım adım ortaya koydu. Buna göre, kazaya konu olan uçak, birçok kez indi-kalktı. Uçağın, bu iniş-kalkışlar sonrasında kazayla sonuçlanacak aşamaya geçtiği tespit edildi. Kaza öncesinde bir kez daha inen uçak, kalkışa geçti ancak yeterince güç kazanamadı. Uçak, düşmeye başladı. Uçak, yere çakıldı ve parçalandı. Kazaya ilişkin ön raporun bir aya kadar yayımlanması hedefleniyor”

 


Oldu olası yazmayı seviyor…

Kıbrıs Türk öykücülüğü ve mizah edebiyatında yer edinen Aysan Özcezarlı, aynı zamanda yazarlığı ile de biliniyor.

Aysan Özcezarlı’nın mizah öyküleri kitapları “Anana Selam Söyle!’ Namuz Sözü” 2005’te, “Şeytan Tükürüğü” 2007’de yayımlandı. Özcezarlı, Orkun Bozkurt’la ortak kaleme aldığı “Bana Bir Çiçek Koparsana” adlı mizah öyküleri kitabının 2010’da yayımlanmasının ardından yine Bozkurt’la ortak olarak “Tekerlek İzleri” adlı trajik-komedi tiyatro oyununu yazdı. Özcezarlı’nın Orkun Bozkurt ve Cem Aykut’la ortak oyunu “Kara Tahta” ise 2017’de hem sahnelendi hem de Türkçe 7. sınıf ders kitaplarında yer aldı.

“Aysanca Balyoz” adlı kitabını da YENİDÜZEN’e armağan eden Özcezarlı’nın röportajındaki satır aralarında, yakın gelecekte, yeni kitap yazma çalışması içerisine gireceği de anlaşıldı. 

 

İlgili Haberler

Özel Haber Haberleri