Ol(a)mayan Zaman ve An

Çağımızda geçmiş ve gelecek zamanda ciddi bir daralma söz konusu iken, şimdiki zamanda (yaşanılan an) önemli bir genişleme hakim.

Hakan Karahasan
hakan.karahasan@gmail.com

Var olup ol(a)madığı konusunda çelişkili düşüncelere sahip olduğumuz ilginç bir kavram zaman. Bazı fizikçilere göre varlığından şüphe duyabileceğimiz bir mefhum. Öte yandan, Einstein’in “genel görelilik kuramı” ile düşünecek olursak, objektif gerçekliğin subjektif olarak hissedildiği ve tam da bundan ötürü, ne kadar objektif olsa da (bir kavram olarak), yaşandığı an itibarıyla öznel olan bir olgudan söz ediyoruz.

Fikret Kızılok, “Zaman Zaman” adlı şarkısının başında,

“Bir gün olsun unutunca
Dışımda kalıyorsun
Oysa seni düşününce
Içime sığmıyorsun”

derken söylediği gibi, içimize sığmayan bir kavram: Çünkü zaman bizim dışımızda, bizden bağımsız olarak var olmaktayken, varlığını ancak kendi bedenimiz ve zihnimiz ile algılayabilen varlıklar olduğumuzdan, dünyaya geldiğimiz andan itibaren bir paradoks içinde buluyoruz kendimizi. Bir yandan bizden bağımsız olarak halihazırda olan (a priori) bir kavramdan, bahsedebilirken, öte yandan, bizden bağımsız olarak var olan bu olguyu ancak bedenimiz ve zihnimiz ile idrak edebiliyor oluşumuz, bizleri tezat gibi görülen bir durum ile karşı karşıya bırakıyor. Böylece, başlangıç anından itibaren hem içimizde hem de dışımızda olan bir fenomenden bahsetmenin yükü yaşamımızın sonuna kadar bizleri hiç bırakmıyor.

Değişik dönemlerde zaman algısı ve akışı konusunda farklı görüşler hep olmuştur, bugün de bunun devam ettiğini söylemek mümkün. Ancak, soruya cevap verebilmek adına, zamanın olup olmadığını tartışmaktan çok, “günümüz dünyasında insan-zaman ilişkisi ve bunun varoluşsal boyutları/etkileri üzerine,” dilimin döndüğünce, kısaca bir şeyler söylemeye çalışacağım.

21. yüzyılda zaman kavramı Aristoteles’in Poetika’sında tragedyayı açıklarken ortaya koyduğu başlangıç-gelişme-sonuç (lineer zaman) biçiminden farklı bir şekilde yaşanıyor. Geçmiş ve gelecek zamanda ciddi bir daralma söz konusu iken, şimdiki zamanda (yaşanılan an) önemli bir genişleme hakim. Buna göre, birçoğumuzun geçmiş ve gelecek ile olan ilişkisinden çok, şimdiki zamanın yaşanması önemli. Bugün ütopyalardan çok distopyalar var, çünkü ütopya demek (kelime anlamı olarak değil, bilindiği üzere, kelime anlamı olarak ütopya ‘olmayan yer’ sözcüğünden geliyor) uzun vadeli bir gelecek tahayyülü etmek demek. Bugünün dünyası ise, özellikle elektronik araçların yaygınlaşmasıyla, anın yaşanmasına vurgu yaparken, zaman algımızı da önemli ölçüde dönüştürdü. Aydınlanmadan bu yana baskın olan lineer bir zaman algısı yok artık. Paralel zamanlar ve bu paralel zamanların başı-ortası-sonu dediğimiz durum da an içinde gerçekleşiyor. Örneğin, sosyal medya paylaşımı yapan bir kişi için, paylaşımı yaptığı an en önemli an olarak düşünülebilir. Paylaşımı yaptıktan bir dakika sonra, paylaşım eskidiğinden ve “geçer akçe” beğeni almak, takip edilmek olduğundan, bu durumu kaybetmemek adına bir paylaşım daha yapma düşüncesine kapılıyor. Böylece, anın genişlemesi bir yandan şimdiki zamanı olmadığı kadar önemli kılarken, diğer yandan şimdiki zamanın da içini boşaltıyor. İçi boşalan şimdiki zaman, şimdiki zaman olmaktan çıkarken, kendini hep yenilemek zorunda kalıyor.

Bu durum varoluşşal açıdan çok önemli, çünkü geçmiş ile bağı son derece zayıf, gelecek tahayyülü pek olmayan, an içine sıkışan varlıklar olarak kültürel ve politik konularda önemli sorunlarla boğuşmaktayız. Bugün daha çok sağ popülizm diye adlandırılan, ancak kanımca bildiğimiz faşizmin “yeniden” yükselişi diyebileceğimiz mevcut durum önemli bir örnek olarak verilebilir. Geçmiş ile bağı zayıflayan bireylerin geleceği inşa etme düşünceleri azaldıkça, faşizm bulmuş olduğu boşluğu an ile dolduruyor. Mesaj(lar) bombardıman(lar)ı ile düşünecek vaktimiz kalmadığından, anı yaşamaya odaklanmaktan geçmişin bugüne etkileri üzerine düşün(e)mezken, bugünü anla(ya)madan geleceği kurmayı hayal edemediğimiz bir çağda, zaman kavramı üzerine düşünmenin elzem olduğu kanısındayım. Bugünün dijital kapitalist dünyasında unutulmaya yüz tutsa da, Marx’ın şu sözünü hatırlamak fayda sağlayabilir: “İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar, ama onu serbestçe kendi seçtikleri parçaları bir araya getirerek değil, dolaysızca önlerinde buldukları, geçmişten devreden verili koşullarda yaparlar. Tüm göçüp gitmiş kuşakların oluşturduğu gelenek, yaşayanların beyinlerine bir kâbus gibi çöker” (Marx, s. 30).


Kaynakça

Fikrek Kızılok. “Zaman Zaman.” https://www.youtube.com/watch?v=7CVfzEFbynQ.

Karl Marx. Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’i. (Çev. Tanıl Bora). İstanbul: İletişim Yayınları, 2010.

Dergiler Haberleri